Endam Acar, Selda Asal, Volkan Aslan, Fatma Çiftçi, Zeren Göktan, Deniz Gül, Gözde İlkin, Ceren Oykut, Gökçe Süvari ve Sophia Tabatadze, Nisan 2009’da Türkiye’nin doğu sınırları Gürcistan, Ermenistan, Azerbaycan ve İran’a gittiler; …
Açık Atölye Günü / Platform Garanti-Garanti Galeri / 07 Kasım
Platform Garanti’nin İstanbul Misafirleri Programı (İMP) kapsamında İstanbul’da yaşayan ve çalışan sanatçılar, atölyelerini ve üzerinde çalıştıkları projelerini sanatseverlere açıyorlar.
Bu yıl ikinci kez yapılan “Açık Atölye Günü”, 07 Kasım Cumartesi gerçekleştiriliyor. Etkinlikte, Jesper Alvaer, Atılkunst, Kalle Brolin, Soren Thilo Funder, İnci Furni, Witte van Hulzen ve Sander Breure, Sofia van der Linden, Francesco Mattuzzi, Barbara Musil [...]
OUTLET@HARPER’S BAZAAR
Sebnem Kırmacı
1-Outlet’i hiç bilmeyen birine anlatsanız nasıl anlatır- nasıl tanımlarsınız?
Outlet//İhraç Fazlası Sanat 2008 yılı Ekim’inde kurulmuş bir sanat mekanı. Sanat mekanı diyorum çünkü Outlet, hem galeri gibi çalışıyor hem de non-profit bir kısmı var. Temel meselesi; İstanbul’un sanat tartışmalarına yeni bir soluk getirmek, merkez-çevre ayrımı yapmadan sanatçılara ulaşmak ve daha önemlisi bugüne dek uluslararası bienallerde isimlerine rastladığımız Türkiyeli sanatçıların yerel sanat ortamında farklı bir dolaşıma girmelerini de sağlamak. 90’lardan bu yana, dolaşımı, yurtdışından yurtiçine doğru olan sanatsal akışın yönünü bozmak, dahası, merkez-merkezdışı tartışmalarını kulak ardı edip, risk almak üzerine çalışan bir sistem inşa etmek. En başta, sıradan bir galeri olmanın ötesine geçip, galeri nedir, nasıl çalışır, sanatçılarıyla nasıl ilişki kurar, nasıl sergiler yapar vs’yi yeniden tanımlama ihtiyacı duyduk. Yeni bir tarife ihtiyacımız vardı, çünkü varolan yapı potansiyel olasılıkları karşılamıyordu. Genç, sanata yeni başlamış ama cesur ve üretken insanların desteklenmeye ihtiyaçları vardı. Ama bunun da ötesinde, 90’lar ile 2000’leri birbirine bağlayacak güçlü ve inandırıcı bir çağrı kendini iyiden iyiye hissettirmeye başlamıştı. Outlet, bu ihtiyacın duyulur olduğu bir zamanda temellerini atmaya başladı. Ve geçtiğimiz yılın Ekim ayında da ilk sergimizle birlikte açılışını yaptı.
Bir yanda, kısıtlı galeri sistemi içinde çalışan ve bu sistem dışında görünür olmayan bir azınlık, öte tarafta, galerilerden uzak duran ama dünyanın dört bir yanında sergilere davet alan sanatçılar var. Biz, hem üretimi Türkiye dışında da kabul gören, hem de ulusal düzlemde tanınması gereken, Türkiye sanat tarihini yazan sanatçılarla çalışmak, onlara Türkiye’de de hak ettikleri değeri vermek amacını güdüyoruz. Bu anlamda, herkes için geç kalmış bir çabayı da gün yüzüne çıkarttığımızı düşünüyorum.
2-Outlet’in kuruluş hikayesini anlatırmısınız? Nereden ve nasıl (hangi fikirlerle) yola çıktınız?
Outlet; biraz cesaret biraz da zorunlulukla atılmış bir adım. Ben 2004 yılından beri sanat yazarlığı yapıyordum ve art-ist güncel sanat dergisinin editoryal ekibinde yer almaktaydım. Radikal, Birgün, Sanat Dünyamız, Sabah gibi pek çok gazete ve dergide yazılarım yayınlanmaktaydı. Tüm bu yayınlar birer okul gibiydi ve çokça sanat insanıyla yüzyüze tanışmama vesile oldu. Ve zaman geçtikçe bir mekan gereksiniminden bahseder olduk. Doğrusu Outlet, bu ihtiyacın bir karşılığı gibidir. Bugün böyle bir mekanı var etmenin en temel gerekliliklerinden biri, müzayedeler ve yeni aile müzeleri arasında sıkışmaya başlayan sanat alanına bir nebze olsun nefes aldırabilmektir. Ne müzelerde yerini alacak kadar yaşlı ne de oturmuş galerilerin listesine girecek kadar genç olmayan çok sayıda insan için Outlet, üretimleri paylaşmaya imkan sağlayan bir mekan olarak çalışmaya başladı.
En başından beri Outlet, taze ve oldukça yenilikçi bir dil kurmaya çalıştı. Sanatçı seçimi de mekan seçimi de, isim seçimi de böyle bir yeniliğin ilk işaretlerindendir. Mekan seçimini ele alalım: Tophane semti, sanat haritasında bulmacanın eksik parçasıydı. Fındıklı-Beyoğlu hattı, yani İstanbul Modern’i İstiklal Caddesi’ne bağlayan cadde sanatsal açıdan geçtiğimiz yıla dek dikkat çekmemişti. Bir yanda Hafriyat ve Depo öte yanda İstanbul Modern, tepede ise İstiklal Caddesi’ni düşündüğünüz bir üçgenin tam ortasında Tophane yer alıyor. Bu açıdan buranın keşfi bir zorunluluktu. Ancak tabi ki, bu alana gelişimiz çok kolay olmadı. Outlet, önceden bir esnaf lokantasıydı ve içini tamamen yıkıp yeniden yapmamız gerekti. Aylar süren bir hazırlık sürecinden sonra ise karşımıza “mahalle” ve “mahalleli” olguları çıktı. Bugüne dek, pek çok sanat mekanının yerleştiği semtlerde hiç çıkmayan sorunlarla yüzleştik. Hoş, bu yüzleşmeler yeni keşifleri, arkadaşlıkları sağladı ama başta ne yaptığımızı anlamakta, kabullenmekte çokça zorluk çeken mahalleliyle ciddi bir kan uyuşmazlığımız oldu. Neyse ki şimdi durum çok daha parlak. Çevredeki elektrikçi, tesisatçı, emlakçı hepsi, sayıları giderek artan galerilerle çalışmaktan memnun. Sonuçta biz Tophane’ye akan sanat mekanlarının öncülerinden olduk. Ve sonuçta savaşa en önde girenler gibi, en çok mücadeleyi biz verdik.
3-Kurulduğu günden bugüne; zaman içinde Outlet nasıl yol aldı, nasıl gelişti, ne yöne doğru gitti? Şu anki duruşu nedir?
Outlet, çok heyecanla yola çıktı ve doğrusu heyecanımızı kaybetmemeyi önemsiyoruz. Geçtiğimiz bir yıl içinde, genç-yaşlı, ünlü-ünsüz, Türkiye’den ya da yurtdışından, merkezden ya da periferiden pek çok sanatçıyla çalıştık. Bu sanatçıların arasında Allora&Calzadilla, Adrian Paci gibi isimler de oldu, Anadolu’nun çeşitli yerlerinde yaşayan ve ilk sergilerini yaptığımız genç sanatçılar da… Sonuçta, 36 sanatçının katılımıyla hazırladığımız 5 grup sergisi, 4 proje alanı sergisi ile bir seneyi kapattık. Bir galeri için fazlasıyla yüklü bir programdı diyebilirim.
Sergiler programının dışında yayınlar yapmayı da çok önemsiyoruz. Geçtiğimiz sezon ‘Dersimiz Güncel Sanat’ isimli bir yayın çıkardık. Bu yayın, 2008 yılında Mimar Sinan Üniversitesinde verdiğim Sanat Sosyolojisi dersleri paralelinde düzenlediğim güncel sanat konuşmalarını içermektedir. 2008 yılına ait taze tartışmalardır hepsi. İsminden dolayı bu kitap, alana bir giriş niteliğinde görünmekte. Hem bu alanın uzmanları hem de konuya hiç aşina olmayan meraklılar yaz boyunca kitabı okudular. Eylül’de farklı disiplinlerden gelen insanlardan gelen yorumlar çokça kişinin bu kitabı yazın okuduğunu gösteriyor. Kitabın farklı alanlardan kişilere ulaşması tam da hedeflediğimiz, arzu ettiğimiz bir şey.
Eylül sergimizle birlikte iki yeni kitap çıkardık. Biri sergimizin bir parçası olarak tasarladığımız ve Ahmet İnsel’den Burak Arıkan’a farklı alanlardan 4 yazarın metinlerini ve sergi katılımcısı sanatçıların yapıtlarını içeren ‘Darbe’ kitabı, diğeri ise geçtiğimiz yıl yaptığımız tüm etkinlikleri kapsayan ‘Outlet Almanak’ı. Bu Almanak’ları her yıl çıkarmayı hedefliyoruz. Zira sanat alanı da toplumumuz gibi belleksiz. Yayınlar, belleği taze tuttuğu gibi, dönüp kendinize bir bakmaya ve geleceğe doğru adımlar atmaya da faydalı oluyor diye düşünüyorum.
Tüm yaz boyunca Almanak’ı hazırlamakla meşgul olduk ve dolayısıyla tekrar tekrar neler yaptığımıza baktık. Ve bu yıl için de kararlar aldık. Bu yılki en muhim kararımız, kişisel ve/ya 2 kişilik sergiler yapmak. Geçtiğimiz yıl genel bir çerçeve sunduk sanatsal yaklaşımımıza ilişkin, bu yıl ise sanatçılara, yapıtlarına, her bir sanatçının yaklaşımına daha derinleşerek bakmayı mümkün kılmak istiyoruz. Sanatçıların farklı dönemlerden yaptıkları işleri de, sadece Outlet için hazırladıkları projeleri de bu yılki programa dahil ettik. Sonuçta duruşumuz, sanata bakışımızda bir farklılık yok. Sadece; sergilere odaklanan bir yaklaşımdan sanatçılara ve çalışmalarına odaklanan bir yaklaşıma daha ağırlık vereceğiz.
4-En başından itibaren yer verdiğiniz etkinliklerden yola çıkarak örnekler vererek Oulet’in haritasını-konumunu anlatsanız? Dönüm noktalarını?
Outlet’le ilgili en hoş yorumu sanat yazarı Mahmut Koyuncu yapmıştı aslında. Koyuncu, ilk sergimizden sonuncuya dek, sergi isimlerini yanyana getirmiş ve ortaya çıkan cümleyi yorumlamıştı. “NORMAL OLMAYI REDDEDİYORUM derhal ACİL ÇIKIŞ arıyorum, YARATICI bir YIKIM’la KİŞİLİK KRİZİ’ne tutuldum ama TELAŞA MAHAL YOK … vamos bien*…” Bu isimsel manifestoyu, 68’den anarşizan esintiler taşıyan ve üzerine kişiselliği dayatan bir rahatsızlık, harekete geçme çağrısı olarak yorumlamıştı, çok da haksız sayılmaz.
Biz, klasik bir galeri değiliz ama bir sanatçı insiyatifi de değiliz. Ama bugüne kadar rahatsızlığını duyduğu şeyleri/sıkıntıları dile getirmekten korkmayan bir galeriyiz. Dünyanın önde gelen sanat aktörlerinden Hans Ulrich Obrist, René Block, Hou Hanru, WHW, Katrin Rhomberg yanısıra Tate Modern, Center Pompidou vb merkezlerin yöneticileri, küratörleri ve tabi onlarca koleksiyonerler Outlet’i ziyaret etti. Türkiye’den ve Avrupa’dan pek çok sanat okulu öğrencisi Outlet’in yıl boyu yaptığı sergileri ziyaret etti. Bilgi, İstanbul, Kadir Has, Kültür, Marmara, Mimar Sinan, Yeditepe Üniversitesi sanat ve tasarım öğrencileri Outlet’le ilgili projeler hazırlayıp yıl boyunca sunumlar yaptılar.
Outlet sergilerinde yer alan sanatçılar; Nilbar Güreş, Nevin Aladağ ve Erkan Özgen 11.Uluslararası İstanbul Bienali’ne davet aldılar. Çok yakın zamanda, Berlin’de yer alan ve Rene Block’un yönettiği Tanas’ta, Outlet’in sanatçılarının pek çoğunun yer alacağı bir sergi olacak. Sanatçılarımızın yapıtlarından oluşan bir seçki, Center Pompidou’da sergilenecek. Önümüzdeki ay sanatçılarımız Fikret Atay ve Servet Koçyiğit Strasbourg Art Fair’de yer alacaklar. Ayrıca sanatçımız Fikret Atay bu yılki Liyon ve Alexandria Bienallerine davet aldı. Dolayısıyla pek çok farklı alanda kendimizi sınamayı önemsiyoruz.
5- Outlet 11. Bienale eş zamanlı olarak nasıl bir katkıda bulunmayı hedefledi?
Outlet’in bienal sergisi aslında hiç istemeden bienali tamamlayan bir sergi oldu. Hiç istemeden diyorum çünkü bizim bienale katkıda bulunmak ya da bienalin bu yılki kavramlarından yola çıkarak bir sergi hazırlamak gibi hedeflerimiz yoktu. Geçtiğimiz yıl açılış sergimizin nasıl olacağı belliydi. Dolayısıyla kurgulanmış bir paralellikten değil ancak tesadüften bahsedebiliyorum. Bienal bir biçimde, Türkiye’nin yakın coğrafyasına, Kafkaslara, Balkanlara ve Ortadoğu’ya ve tüm bu coğrafyalardaki tarihsel, politik, sosyolojik ve tabi ki sanatsal dönüşümlere odaklanıyor. Outlet’teki bienal sergisi ise, Türkiye’yi merkeze alarak darbe meselesini, sanatçıların gözünden-yorumundan ve bugünden değerlendiriyordu. Bienal’de Türkiye’ye ilişkin sorunlara fazla yer verilmemiş olması bir biçimde bizim sergimizi tamamlayıcı kıldı. 1980 darbesi ve sonrasında yaşananları uluslararası izleyiciye ve dolayısıyla geniş kapsamlı bir tartışmaya açmış olduk. Asıl amacımız, bugün rahatsızlığını duyduğumuz pek çok sorunun geçmişin çözülmemiş düğümlerinden kaynaklandığını genç izleyiciye fark ettirmekti.
6- İstanbul’un çağdaş sanat kurum, insiyatif yada benzeri oluşumlardan hangilerini beğeniyor, destekliyorsunuz? Hangilerinin şehrin kültürel hayatında önemli bir yeri olduğunu düşünüyorsunuz?
İstanbul çok hızlı değişen bir yer. Her gün yeni şeyler oluyor. Mekanlar açılıyor, kapanıyor, geçici sergiler, kişiler görünür olup kayboluyor. Aralarında oldukça iyi amaçlarla hareket eden de var, sadece günü kurtarmaya çalışan da. 2010 Avrupa Kültür Başkenti meselesini düşünün mesela. İstanbul için gayet kalıcı, önemli bir alt yapı çalışması yapılabilecekken, Ramazan festivali, Avrupa meydanlarında halay showları gibi olabilecek en gereksiz etkinliklere paralar dökülerek, kamunun hakkı olan para harcandı. Dolayısıyla şehrin kültür hayatının çehresini değiştirebilecek önemli bir değişimden mahrum kalındı. Ya da yılan hikayesine dönen AKM’yi düşün. Tüm bu tuhaflıkları desteklemek mümkün değil tabi. İstanbul’da hareketlenmekte olan bir sanat ortamı var. Ve bu ortamın en önemli mimarlarının başında Platform geliyor. Daha kimse bu meselelerle ilgilenmez, yatırım yapmazken Platform hem residency, hem sanatçı konuşmaları hem kütüphanesiyle bir boşluğu doldurdu. Yeni inisiyatiflerden BAS, PİST bana çok sağlam adımlarla hareket ediyor görünüyor. Yüksek kalitede işler çıkarıyorlar. Hafriyat zaman zaman son derece etkide bulunabilen işler çıkarıyor. Biz bu saydığım mekanlardan hiçbiri gibi çalışmıyoruz ama hepsinin yaptıklarını ilgiyle takip ediyoruz.
İpek Duben: Bir Seçki 1994-2009 /// AkSanat Beyoğlu /// 18 Kasım – 2 Ocak
İlk kişisel sergisini 1979 yılında Istanbul’da açan İpek Duben’in İpek Duben: Bir Seçki 1994-2009 adlı sergisi son onbeş yıllık üretiminin sanatçı kitapları ve yerleştirmeler üzerine yoğunlaşan bölümünü kapsıyor.
1991-2001 yıllarında New York’ta yaşayan sanatçı bu dönemde başladığı ve izleyen yıllarda yoğunlaşarak sürdürdüğü sanatçı kitapları ve yerleştirmelerinde kimlik, cinsiyet, göç, kültürel önyargılar gibi konuları eleştirel bir perspektifle [...]
Welcome Little İstanbul
Türkçe bir soru: Pardon Siz Kimsiniz, Avusturya Graz’da bir okula yayın yapan radyoya, İstanbul’dan gönderdiğim iki ses kaydıyla giderek büyüyen, tepki alan, tepki veren bir proje olarak gelişmekte. Ses kayıtları Almanca, Türkçe arasında…
Gazeteyi Elle Cizen Catlak: Serkan Ozkaya


Postmodern sanat, sanat yapitinin ‘biricikliginin’ sorgulanmasina iyi bir zemin hazirlar: Sanatci bir yapiti kendine mal eder, gostergeyi parcalara ayirir, elestirel bir montajla yeniden yazar. Bu ‘mal etme’ durumuna temelluk sanati da denebilir. Ozellikle 1970 sonlari ve 1980 baslarinda bir cok sanatci bu stratejiyi kullanmistir. Ornegin Sherry Levine modern ustalarin eserlerini kendine mal ettigi bir dizi calisma olusturmustur ya da Barbara Kruger, yine bu yontemle cinsel kaliplarla mucadelesinde sanat dunyasi ve populer kulturde ayni sekilde isleyen erkeklik ve kadinlik soylenini sorgulamistir.
HUR HABER
Murat ERDİN merdiner@gmail.comBayram ve Ergenekon 21 Eylül 2009 Pazartesi 09:09 Türkiye’nin bitmek tükenmek bilmeyen gündeminden bayramda sıyrılmakisteyenlere bir önerim olacak: İstanbul Bienali’ni geziniz.Size yeni ufukla…
Ahmet Öğüt “203 Mehmet YILDIZ” @ Pandora Kitabevi
Öğüt, çalışmasını, Türkiye Futbol Federasyonu’nda 203 tane Mehmet Yıldız isimli futbolcunun kayıtlı olduğu bilgisine dayandırıyor. Sanatçı bu bilgiden yola çıkarak 203 tane Mehmet Yıldız’dan oluşan hayali bir takım kuruyor. Masa sergisinde Ögüt, bu takımın kadrosunun temsili bir çizimi ile “Yıldızlar Topluluğu” ve “Yıldızlar Karması” adını verdiği iki kurgusal takımın yaptıkları maçın ses kaydını sergileyecek.
Öğüt’ün bu çalışması, kültürel toplumsal kimliklerin dışında, başka türlü bir ilişki üzerinden, aynılık ve farklılık tartışmasına katılıyor. Farklı toplumlarda sıklıkla rastlanan isimler, soyisimler ve eğilimler ortak bir toplumsal tahayyülün göstergesi olabilir mi sorusu Öğüt’ün çalışmasını izlerken aklımızda dolaşıyor.
Ahmet Ögüt , 1981 yılında Diyarbakır’da doğdu. Bugüne kadar katıldığı sergiler arasında 53. Venedik Bienali Türkiye Pavyonu, The Generational / New Museum, 7. SITE Santa Fe Bienali, 5. Berlin Bienali, 9. İstanbul Bienali, Be[com]ing Dutch / Van Abbemuseum, Stalking with Stories/Apexart ve Centre d’Art Santa Mònica, Küntlerhaus Bremen ve Kunsthalle Basel’de gerçekleştirdiği kişisel sergiler sayılabilir.
Ahmet Ögüt, Amsterdam’da yaşıyor ve çalışıyor.
STK Ağ Haritalama Atölyesi, Paris
Bu haftasonu Paris’de Fransa’dan ve Türkiye’den 30 Sivil Toplum Kuruluşu (STK) ile Ağ Haritalama Atölyesi yapıyoruz. İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin düzenlediği Sivil Toplum Atölyeleri serisinin ilki Mayıs 2009′da İstanbul’da yapılmıştı. Bu çalışmada ağlı yapıların analizi üzerine bir ders verilmişti ve STKlardan gelen…
Exhibition Calendar 2010 / Sergi Takvimi 2010
Osthaus Museum Hagen, Germany Osthaus Müzesi, Hagen, Almanya Date: 09.05.2010 – 25.07.2010 Museum Moderner Kunst, Goslar, Germany Modern Sanatlar Müzesi, Goslar, Almanya Date: 08.08.2010 – 19.09.2010 Modern Hungarian Gallery, Pécs,…
LiST 10: Bienal Özel / LiST 10: Biennial Special
İstanbul’un Sanat Listesi: LiST, 11. Uluslararası İstanbul Bienal’i süresince İstanbul’da gerçekleşecek güncel sanat etkinliklerini yenilenen harita ve içeriğiyle en kapsamlı şekilde duyurmaya devam ediyor. Bienal Özel sayısıyla tirajını 60.000‘e çıkartan LiST, İstanbul ve Türkiye genelinde ücretsiz dağıtılıyor.
LiST 10‘u ayrıca pdf olarak da indirebilirsiniz.
http://www.istanbulartlist.net/
During the 11th International Istanbul Biennial, LiST: Istanbul’s Art Listing continues to list the contemporary art events of the city with its newly designed map and updated content. The Biennial Special issue of LiST has a circulation of 60.000 and its on free distribution in/around Istanbul and Turkey.
You can also download LiST 10‘s pdf version from the link below.
http://www.istanbulartlist.net/
“Benim Kentim” Konuk Sanatçı Programı
Türkiye’nin İstanbul dışında diğer kentlerinin ve farkı kültürel yapılarının Avrupa’da tanıtımına olanak sağlamayı ve karşılıklı kültür alışverişini desteklemeyi hedefleyen ”Benim Kentim” projesi, British Council’ın Avrupa Komisyonu Kültürel Köprüler programı kapsamında gerçekleştirilmektedir.
Türkiye ile Avrupa arasındaki kültürel bağları ilerletmeyi planlayan proje kapsamında Avrupa’dan beş saygın ve tecrübeli sanatçı, Türkiye’ye, ülkenin 21. yüzyıldaki kültürel zenginliğini ve çeşitliliğini tecrübe etmek üzere davet edilecek.
Aynı zamanda buna paralel olarak Türkiye’den beş sanatçı da Avrupa’nın ileri gelen kültür kurumlarında konuk sanatçı programlarına katılarak yeni işlerini sergileme olanağı bulacaktır. Berlin, Dortmund, Helsinki, Londra, Varşova ve Viyana’da gerçekleşecek olan programların son başvuru tarihi 21 Ağustos 2009′dur.
Programlara seçilen sanatçılar Eylül ayında gerçekleştirilecek olan 11. İstanbul Bienali sırasında açıklanacaktır.
‘Benim Kentim”, Avrupa Komisyonu tarafından desteklenmektedir ve Anadolu Kültür, Platform Garanti Güncel Sanat Merkezi ile işbirliği içinde British Council tarafından yürütülmektedir.
Başvuru formlarını buradan indirebilir ya da platform@garanti.com.tr adresinden isteyebilirsiniz.
My City
European Residencies [MCER]
MCER, is a one-off programme to be realized between 2010 and 2011 for enabling visual artists from Turkey to develop their work in six prominent host institutions across Europe through residencies.
It forms part of My City, a new cultural initiative funded through the European Commission’s Cultural Bridges Programme, designed and run by the British Council in Turkey. The programme’s aim is to establish partnerships between artists and institutions in Turkey and Europe.
The My City programme has two strands: MCER and a programme of activities in Turkey around the theme of art in public space, including seminars, conferences and new commissions. Starting in 2009, five artists from Europe will be invited to Turkey to develop a unique work of public art for a specific city in Turkey. The selected cities are Canakkale, Istanbul, Konya, Mardin and Trabzon. Each of these cities has a unique story to tell and this project will give the artists the opportunity to take part in residencies and show their work at some of Europe’s leading cultural venues. The names of all participants will be announced during the International Istanbul Biennale in September.
My City has been conceived by the British Council together with Anadolu Kultur and Platform Garanti Contemporary Art Center. The project is funded by the European Commission and the British Council.
Goal
The project goal is to enable visual artists to develop and reflect upon their work in a different European environment and culture. The residency also generates opportunities for making or extending contacts and for exploring and/or developing a new context as well as producing new work.
Who Can Apply?
My City European Residencies [MCER] grants are intended for visual artists. However, artists who are part of a collective or a multi-disciplinary team are also welcome to apply to the MCER.
In addition to work-related criteria, there are a number of conditions applicants must satisfy in order to qualify for a grant. All applicants must be resident in Turkey, and if they are not nationals of Turkey, they must have a valid residence permit. A good command of English and other relevant languages of the place of residence are required.
For precise details of the conditions, applicants are referred to the explanation accompanying the application form. If you require more information please contact: platform@garanti.com.tr.
Selection Process
MCER Applications will be reviewed by a committee of six professionals, including but not limited to curators, who have the experience in international residencies. There will be one representative each from Platform Garanti and the British Council.
The committee will prepare a short-list of three candidates for each institution for which the application was made. The final selection will be made by the European host institutions in consultation with the committee.
Host Institutions
Centre for Contemporary Art, Ujazdowski Castle, Warsaw
, Poland is the premier interdisciplinary contemporary art centre in Poland and one of the most vibrant art centres in Central and Eastern Europe. The CCA has been supporting, documenting and presenting art since 1989. The audience consists of professionals, artists, students but also people unacquainted with art on an everyday basis.
The a-i-r programme, created in 2002 in the frame of the CCA international activity, is an extension and a complement of the ongoing dialogue between artists from around the world. The small scale of the a-i-r laboratory has allowed for an individual approach to each visiting artist by working in close dialogue with a curator. The CCA is interested in both site-specific projects and further work on projects initiated before arrival. The institution encourages an exchange between artists from different cultures and the local milieu. Publications (artist books, posters, catalogues) created during the residency stays at a-i-r laboratory are of great importance.
Presentations of the visiting artists’ works are incorporated into the CCA’s programme of events in the form of lectures, screenings, discussions, exhibitions and performances. Artists are encouraged to work in public space.
Workrooms are designed both for artists using traditional techniques and for those employing new media. There is a bedroom, a kitchen, a studio and a film workshop equipped with a camera, microports, lighting and editing computers at the disposal of the residents. Furthermore, a-i-r laboratory residents can benefit from the CCA’s technical background, library, reading room and videotheque.
Gasworks: Exhibitions, International Residencies & Studios, London
, UK
Founded in 1994, Gasworks is an art organization located in a three-story Victorian building in South London, between Vauxhall and Oval underground stations. It houses 12 artists’ studios – of which nine are rented by London based artists and three are dedicated to residencies – and offers a programme of exhibitions and events, artists’ residencies, international fellowships and educational projects.
Gasworks focuses on visual arts practice in its broadest sense, working discursively with UK-based and international artists to facilitate the development of their work. Gasworks’ programme is committed to providing a responsive context and to disseminating critical practices to a wider audience. Gasworks is part of the Triangle Arts Trust, an international network of artists and organisations.
As part of the My City programme, one Turkish or Turkey-based artist will be selected for a residency and a solo exhibition at Gasworks in Spring 2010. The residency will take place between 1 April and 30 June 2010, offering the selected artist a studio at Gasworks, accommodation and living expenses. The exhibition will open at the end of the residency, on 25 June 2010 and remain open for seven weeks, until 15 August 2010.
The artist will receive pastoral and curatorial support from both the residencies coordinator and exhibitions curator throughout the period of residency at Gasworks. The exhibition will be the result of a dialogue between the artist and the two curators and is expected to start prior to the residency period.
DAAD, German Academic Exchange Service, Berlin
Dates 3 months in the first half of 2010
The Berliner Künstlerprogramm was found in 1963 by the Ford Foundation as an artist-in-residence programme. In 1965 it was taken over by Deutscher Akademischer Austauschdienst/German Academic Exchange Service (DAAD). As part of the My City programme, the Berliner Künstlerprogramm is offering a three month residency in Berlin in the first half of 2010.
The aim of this programme is to promote an exchange of experience among artists and to foster their involvement with current cultural issues in other countries. Through numerous internal meetings and projects which are carried out in the DAAD Gallery or in cooperation with other cultural institutions, the Berliner Künstlerprogramm aims to establish contacts with local artists and personalities involved in Germany’s cultural life.
With their expertise, the visual arts team of the Künstlerprogramm will support the selected guest artist to realize a project developed during his/her stay in Berlin (for example a new piece, an exhibition, a public work, a publication etc.). In Berlin, the guest artist will have the opportunity to continue his/her work undisturbed and to participate actively in the city’s cultural life.
Visual artists who live and work in Turkey are encouraged to apply. They should be at the beginning of their career or not yet be widely internationally known. The invitation is issued in conjunction with a grant that allows for an adequate standard of living. It also includes a furnished apartment and a production budget. Artists who accept the invitation take up permanent residence in Berlin for the duration of the Berliner Künstlerprogramm grant.
Academy of Fine Arts, Vienna
, Austria
The Academy of Fine Arts Vienna has been a leading European training centre for artists for more than 300 years. The Academy offers a renowned team of professors in the arts and cultural studies department, including Pawel Althamer, Sabeth Buchmann, Martin Beck, Monica Bonvicini, Diedrich Diederichsen, Harun Farocki, Marina Grizinic, Matthias Herrmann, Tom Holert, Dorit Margreiter, Marion van Osten, Daniel Richter, Constanze Ruhm, Amelie von Wulffen, Heimo Zobernig and others. Theory and practice are regarded as necessary for the transdisciplinarity that is a common agenda in the arts and theoretical research. Disciplines such as painting, photography, sculpture, video, digital media, sound, film, conceptual art, performance, art in public space, gender studies, postcolonial studies, philosophy and aesthetic theory, art history are, among others, to be found at the Academy.
As part of the My City programme, this residency provides accommodation in the heart of Vienna, next to the Museumquartier (MQ) and the Academy. The apartment (89m²) has two bedrooms, bathroom and kitchen. The resident will have access to the labs and studios, ranging from drawing, printing and painting to photography, sound, video, digital media, performance and as well as the libraries. The Academy is interested in applicants with a strong international track record.
FRAME, Finnish Fund for Art Exchange, Helsinki
FRAME Finnish Fund for Art Exchange provides services and acts as an expert body in international exchanges relating to the visual arts. FRAME, established in 1992, works within the Finnish Fine Arts Academy Foundation and is primarily funded by the Finnish Ministry of Culture.
FRAME currently collaborates with HIAP (Helsinki International Artist-in-residence Programme) for artists’ residencies. HIAP offers a residency on Suomenlinna island from for a period still to be negotiated from Spring 2010 onwards.
Hartware MedienKunstVerein (HMKV) Dortmund & Kuenstlerhaus Dortmund, Germany
As part of the MyCity programme, one Turkish or Turkey-based artist will be selected for a residency at Kuenstlerhaus Dortmund in spring 2010. The residency will take place between 1 April and 30 June 2010, offering the selected artist a studio at Kuenstlerhaus Dortmund, accommodation and living expenses. The residency takes place in the context of the European Capital of Culture RUHR.2010.
Hartware MedienKunstVerein and Kuenstlerhaus Dortmund are inviting visual artists exploring the artistic, creative and critical potentials of digital and electronic media to apply for the residency. However, media art is not understood as a technical genre. Rather, it is the topical and conceptual discussion of our contemporary world based increasingly on media and technological structures that makes for the contemporaneity of media art.
Hartware MedienKunstVerein (HMKV)
Founded in 1996 in Dortmund, Hartware MedienKunstVerein (HMKV) serves as a platform for the production, presentation, mediation and contextualisation of contemporary and experimental media art. Since 1996 HMKV has realized over 70 exhibitions, film and video programs, workshops, lectures, symposia, performance programs and conferences at various venues in Dortmund (currently in the PHOENIX Halle, a spectacular 1895 factory hall measuring 2.200 square meters belonging to the giant former steel production plant of hoenix-West) as well as in other cities in Germany and abroad. Among the 40 exhibitions of the last thirteen years there were seminal projects such as „Reservate der Sehnsucht“ (1998), games. Computer games by artists“ (2003), „History Will Repeat Itself“ (2007/2008) and „Anna Kournikova … Art in the Age of Intellectual Property“ (2008). Through its strong commitment to the field of media art over the past decade HMKV has developed into a unique institution in Germany. HMKV’s exhibitions are characterised by their broad definition of media art and by positioning media art in the context of contemporary art. HMKV’s activities have received international recognition. In 2007 and 2008 HMKV has been nominated for the ADKV-ART COLOGNE Award for Art Associations. HMKV hosts since 2000 the grant program of the State of North Rhine Westphalia (NRW) for media artists (f) from NRW. Since 2006 HMKV functions as the branch office of Medienwerk NRW which will host the International Symposium on Electronic Arts (ISEA) RUHR 2010.
Künstlerhaus Dortmund
Since 1983 the artists’ organization Künstlerhaus Dortmund has been a non-profit space for contemporary and experimental arts. It is a place for all kinds of contemporary visual arts: Painting, sculpture, graphic as well as photography, film, video, installation and new
media. This spectrum can be found in the working fields of the members as well as in the group exhibitions, organized by the members exclusively for artists who are not members of the Künstlerhaus. By focusing on contemporary and experimental art, especially young, not
yet established artists are supported. In this way, the Künstlerhaus enriches the cultural scene of the city of Dortmund – consisting of museums and galleries with their economic interests, featuring mainly solo exhibitions – in a unique way. The Künstlerhaus creates free space for arts, offers optimal working conditions for artists from Germany and abroad and attempts to reach the interested public through direct and personal mediation. The Künstlerhaus frequently serves as a workstation for international guests to realize new and site-specific work. The interdisciplinary orientation of the Künstlerhaus Dortmund creates a constantly growing network of contacts to various national and international cultural institutions. Since 1993, the association “MeX” for experimental music is a continuous guest in the basement for intermedia and experimental sound projects. In addition, the Künstlerhaus cultivates the contact to the Hartware MedienKunstVerein, also located in Dortmund.
9. ANKARA SANAT BULUŞMASI
06 Nisan 2009 Pazartesi akşamı Ankara’da 9.Ankara Sanat Buluşması ANKART-2009 Çankaya Belediye Başkanı Sayın Bülent Tanık tarafından açıldı.
Açılış öncesi kendi alanında Türkiye’nin en prestijli ödülü konumuna gelen ÇAĞSAV Onur Ödülleri bu sene;
ÇAĞSAV Onur Ödülü Heykelciği 2009 (Kişisel) Resim sanatının yaygınlaşması ve uygulamalarının zenginleştirilmesi yönündeki çabaları,
bir eğitmen olarak verdiği özverili [...]
2007 ‘ Yan sokakta bekliyoruz’, ‘Waiting for you around the corner’, Taking Action, The Hall, Istanbul
Taking Action, The Hall
“İyimserlik Yetmez, Harekete Geç”
Taking Action Project/Harekete Geç
“Kurye Organizasyon” İşbirliğiyle 1 Kasım’da
The Hall’da…
Her türlü yaratıcı disiplinle eğlenceyi bir araya getiren Magnet İstanbul, bir genç sanatçılar topluluğu olan Kurye Organizasyon işbirliğiyle 1 Kasım’da The Hall’da Taking Action (Harekete Geçmek) adıyla disiplinlerarası bir sergi/performans ve müziğin bir araya geldiği bir etkinlik düzenliyor.
Magnet İstanbul ve Kurye organizasyonu, 10. Uluslararası İstanbul Bieaneli’nin teması olan “İyimserlik” kavramına gönderme yaparak, “İyimserlik yetmez, Harekete geç” başlığıyla video-art başta olmak üzere, her türlü enstalasyon, performans sanatçısına kapılarını açıyor. 1 Kasım 2007, Perşembe günü düzenlenecek etkinlikte pek çok genç sanatçının işlerinin yanı sıra Savaş Çağman, Sesperisi, ctrl_alt_del, Garbagesupernova ve Tonguç Gökalp, Curator Sound System, Paristanbul, Hazavuzu, Vahshikhan-kan, Kupka, Proudpilot, Alper Maral ve Karınca Kabilesi, Bahadır Dilbaz + Deniz K. [Karga, Açık Radyo] gibi sanatçılar ve gruplar canlı performanslarıyla destek verecekler.
Kurye’ye Bağlı Video Sanatçıları
PortageR.P (Italya), Ofek Wertman (Israil), Werther Germondari (İtalya), Mauro Arrighi (Italya), Gruppo Sinestetico (Italya), Herve Constant (Fransa), Kevin Murphy (Almanya), Hazavuzu “Mert Öztekin” (Türkiye), Laura Gibellini (İspanya), Jose Alejandro Lopez Perez (İspanya), Swamn (Almanya), KinkiTexas (Almanya), Myritza Castillo (Porto Rico)
Ve Atıl Altaş Videoları Özel gösterimi
Sergiye Farklı Disiplinlerden Katılacak Sanatçı ve Topluluklar
•Seçkin Uysal-Fotoğraf Yerleştirme •Meltem Yakın-Kolaj Yerleştirme (Resim ve Fotoğraf) •Atıl Kunst-Yerleştirme ve Video •Irmak Altıner-Fotoğraf ve Yerleştirme •KinkiTexas-Resim ve İllustrasyon •Hande Şekerciler-Heykel
Canlı Video- Sound Art Performansları
Savaş Çağman, Sesperisi, ctrl_alt_del (gösterim), Garbagesupernova ve Tonguç Gökalp, Curator Sound System
Konserler ve Djler
Paristanbul, Hazavuzu, Vahshikhan-kan, Kupka, Proudpilot, Alper Maral ve Karınca Kabilesi, Bahadır Dilbaz + Deniz K. [Karga, Açık Radyo,Buggy Boy
Koordinasyon: Irmak Arkman
Prodüksiyon Amiri: Can Çanak
Tasarım: Onur Erdem
Kurye Manifestosu
Ne paralel ol, ne karşı: Harekete Geç
Savaş ve aşırı kapitalizm üzerine kurulu, günümüz küresel dünya düzenine karşı sadece iyi niyetli ütopyacılıkla savaşmak mümkün mü? Burada nasıl bir iyimserlikten bahsediyoruz? Bize göre, asıl ihtiyaç duyulan aktif bir iyimserliktir –ya da belki hareket halinde bir iyimserlik.“İmkansız değil, üstelik gerekli: Küresel savaşçağında iyimserlik” başlığıyla düzenlenen 10. Uluslararası İstanbul Bienali sayesinde içinde bulunduğumuz aylarda, mekanların ve kentin küresel, siyasi ve iktisadi bir çerçeve içinde ortaya çıkan eylemler/hareketler tarafından nasıl şekillendirildiği ya da bu etkinlikleri nasıl şekillendirdiği tartışılırken Kurye Uluslararası Video Organizasyonu dünyanın dört bir yanından video sanatçılarına “harekete geçin”çağrısında bulundu. Bizim için önemli olan aktivist olmak, radikal ve nedene bağlı olmadan her hangi bir çağrıya cevap vermek hatta o çağrıyı kendiliğinden yaratmak. Bu noktada şehir içinde canlı bir mekanı şekillendirmek ve bunu yaparken küresel çağın nimetlerinden yararlanıp network kurmak. Çünkü bizler çağdaş sanat ortamında ancak bu şekilde var olabiliriz. Türkiye’deki bağımsız ve farklı disiplinlerden sanat oluşumlarını, toplulukları, sanatçıları, müzisyenleri, performans sanatçılarınıve müzik gruplarınıda “harekete geçirmek” istedik. Şehir içinde en canlı ve radikal mekan haline gelen The Hall ve Kurye, bienalin sonuna doğru, bienali takip etmiş, üreten ve tüketen kitleye kendi tarzını oluşturmuş bir sanat/paylaşım ortamı sunuyor. Onları küresel kapitalizm, savaş ve bunların günlük hayatlarımızı ve çevremizi etken olarak nasıl şekillendirdiği hakkında yorum yapan ve hatta mevcut sisteme karşı durmak için olası yollar bulup bize iyimser olmak için neden veren işler yapmaya ve izlemeye davet ediyor.
http://www.kuryevideo.org/
13.03.09 Bettina Lockemann
Please scroll down for the English text
Bettina Lockemann
Ülkeleri Keşfetmek / Exploring Territories
Sanatçı Konuşması / Artist Talk
13.03.09 Cuma / Friday
18:30 / 6.30 pm
http://www.archivalien.de/
PiST///
Dolapdere Caddesi
Pangaltı Dere Sokak
No 8 A/B/C
Pangaltı 34375
İstanbul TR
pist@pist.org.tr
Kavramsal-belgesel fotoğraf işleri üreten Alman sanatçı Bettina Lockemann Kunststifung NRW (Northrine-Westphalia Sanat Vakfı) tarafindan desteklenen son projesini gerçekleştirmek için bugünlerde Türkiye’de çalışıyor. Bu çalışmasını İstanbul’un kentsel yapılanması, Avrupa ile Asya arasında konumlandığı coğrafi sınır ve Türkiye’nin geleceğini bir Avrupa ülkesi olarak şekillendiren Atatürk’un Ankara’yı başkent olarak seçmesi üzerine oluşturuyor. Lockemann Avrupa’nın yanı başında yer alan Türkiye’yi ne tam Avrupalı ne de tam zıttı olarak gören anlayışın bağlantı ve ayrılıklarını oluşturan bir söylemi bir araya toparlamayı amaçlıyor. Bunu gerçekleştirirken bireylerin Avrupalı kimliğine de sorular yöneltiyor.
Lockemann 13 Mart 2009 Cuma günü saat 18:30′da PiST’te hem Türkiye’de gerçekleştirmekte olduğu son projesi üzerine hem de 2006-2008 süresince Japonya’daki Avrupa etkisi ve Brüksel’deki Avrupa Parlementosu içerisinde gerçekleştirdiği iki yeni projesi üzerine de konuşacak. 13 Mart Cuma günü sizi de PiST’e bekliyoruz!
——————————————————————-
German artist Bettina Lockemann is working in the field of conceptual documentary photography. Currently she is working on a project in Turkey funded by the Kunststiftung NRW (Art Foundation Northrhine-Westphalia). Her work in Turkey is conceived in the urban settings of Istanbul, situated at the geographical border between Europe and Asia and Ankara, being the capital chosen by Atatürk who was working on Turkey’s future as a European country. Lockemann is searching for threads of connection and disjunction within the discourse of Turkey being situated at the European frontier neither being fully European nor the contrary Other, therefore also posing questions towards European identities themselves. In her latest works she is exploring cultural and institutional territories in search of Europe and its Other.
On March 13th, 2009 Lockemann will give an artist talk on not only about her recent project in Turkey but also about two other projects she has realized in 2006-2008 one about the European influences in Japan and the other on her approach to the interior of the European Parliament in Brussels. We look forward to see you at PiST on March 13th!
ÇAĞSAV 2009 ONUR ÖDÜLLERİ
ÇAĞSAV 2009 Onur Ödülleri’nin Ressam Lütfü Günay ile IMOGA’ya verilmesi kararlaştırıldı…
Ödül Töreni ve ANKART-2009, 6 Nisan’da Ankara’da…
Çağdaş Sanatlar Vakfı Yönetim Kurulu, ÇAĞSAV Onur Ödülleri’nin 2009 yılında Ressam-Eğitimci Lütfü Günay ile IMOGA’ya (İstanbul Grafik Sanatlar Müzesi) verilmesini kararlaştırdı. Vakıf yöneticileri ödül sahiplerini bizzat ziyaret ederek kendilerini bilgilendirdiler. ÇAĞSAV Başkanı Şefik Kahramankaptan, [...]
“İstanbul Next Wave” (Radikal Gazetesi)
DİLAY YALÇIN
BERLİN – Avrupa’da düzenlenen en büyük Türk sanatı sergisi ‘İstanbul Next Wave’, Berlin’de üç mekanda açılışını yaptı. Akademie der Künste’nin Tiergarten’daki binasında kurulan ‘Eleştirel Sanattan Kesitler’ sergisi Altan Gürman, Bedri Baykam, Halil Altındere, Şükran Moral, İrfan Önürmen ve Balkan Naci İslimyeli’nin kariyerlerinin başından beri yaptıkları eleştirel işlerden örneklere yer veriyor. Şükran Moral’ın ‘Çaresizler’ videosu, Bedri Baykam’ın ‘Demokrasinin Kutusu’, Altan Gürman’ın montaj ve kompozisyonları ile Balkan Naci İslimyeli’nin ‘Tuhaflıklar Ülkesi’ serisi sergilenen işler arasında yer alıyor.
12 Kasım’da açılan ‘İstanbul Next Wave’in en ilgi gören işlerinden biri de Tiergarten’daki sergi binasının önünde yer alıyor. Halil Altındere polislerle üçüncü çalışması olan ‘The Monument of Direct Democracy’ işi için bir Alman polis arabasını ters çevirmiş. Altındere’nin daha önce de İstanbul Bienali ve Open Source Amsterdam’a önerdiği fakat bürokrasi yüzünden kabul edilmediğini söylediği işi için Berlin eyaleti başbakanı Klaus Wowereit araya girmiş.
‘Kendi korkularınızla yüzleşin!’
Altındere basın toplantısı sırasında yurtdışında sergilerde yer almak için “Belli bir dil bekleniyor ve bu dil oryantalist bakış açısını gerektiriyor” dedi. Sanatçı burada sergilenen işi için “Bu işi iki düşünceyle yaptım. Hem bu beklentiler karşısında gardınızı almanız gerekiyor. Bir yandan da Batılılar’ı kendi korkularıyla yüzleştirmek gerekiyor” diye konuştu. Almanya’da sanat dünyasında şu sıralar en çok konuşulan sergilerden olan ‘İstanbul Next Wave’in ‘Eleştirel Sanattan Kesitler’ adlı bu ayağı, 17 Ocak’a kadar görülebilecek.
Kadınlardan, kadına dair
Beral Madra’nın küratörlüğünde hazırlanan ‘Ayaklarımın Altında Cenneti Değil, Dünyayı İstiyorum’ sergisi, Türkiye’nin 17 tanınmış kadın çağdaş sanatçıyı bir araya getiriyor: Yeşim Ağaoğlu, Gülçin Aksoy, Nancy Atakan, Atılkunst (Gülçin Aksoy, Yasemin Nur Toksoy, Gözde İlkin), Nazan Azeri, İpek Duben, Nezaket Ekici, Gül Ilgaz, Gözde İlkin, Cemile Kaptan, Şükran Moral, Neriman Polat, Necla Rüzgar, Gülay Semercioğlu, Nalan Yırtmaç. Serginin mekanı ise Berlin’in en merkezi yerlerinden Paris Meydanı’ndaki Akademie der Künste’nin sergi alanları.
Sergi salonunun girişinde Gül Ilgaz’ın ‘Mücadele (Athena) adlı fotoğraf çalışması karşılıyor izleyiciyi. Ilgaz’ın Athena tapınağındaki bir kabartmadan bir kadın fotoğrafı montajladığı çalışması, aynı zamanda ‘İstanbul Next Wave’ etkinliğinin genel afişinde ve katalog kapağında kullanılmış. Akademie der Künste’nin kafe bölümündeki duvarlarda ise Atılkunst sanatçı grubunun ‘Hatasız kunst olmaz’ gibi komik afişleri dikkat çekiyor. Almanya’da tanınan performans sanatçısı Nezaket Ekici ise iki yıl önce Ayasofya Müzesi’nde yapmak isteyip izin alamadığı, geçen nisan ayında Almanya’da bir müzede tavandan başaşağı sarkarak gerçekleştirdiği performansının videosuyla sergiye katılıyor. Aynı zamanda şair olan Yeşim Ağaoğlu’nun üzerinde şiirler yazılı buruşturulup atılmış kağıtlardan oluşan yerleştirmesi, Şükran Moral’ın ‘Galatasaray Hamamı’ videosu ile Gülçin Aksoy’un ‘Burma Bilezik’ yerleştirmesi sergide izleyicinin ilgisini çeken işlerden.
————————————————————————————–
15/11/2009 01:28
İstanbul ve Berlin belediyeleri arasındaki ‘kardeş şehir‘ ilişkilerinin 20. yılı vesilesiyle Berlin’de düzenlenen ve üç sergiyi kapsayan ‘İstanbul Next Wave’, şimdiye kadar şahit olduğumuz en manalı ‘kardeş şehir’ etkinliği. Sergiler vesilesiyle Türkiyeli sanatçılar Berlin’e çıkarma yaptı
ERKAN AKTUĞ
BERLİN – Hikayeden ‘kardeş şehir’ etkinlikleri çok görmüştük, demek ki manalısı da oluyormuş. İstanbul ve Berlin belediyeleri arasındaki ‘kardeş şehir’ ilişkilerinin 20. yılı vesilesiyle Berlin’de düzenlenen ve üç sergiyi kapsayan ‘İstanbul Next Wave’, şimdiye kadar şahit olduklarımızın en manalısı. Bu işe para koyan İstanbul ve Berlin belediyelerine, önayak olan kişi ve kurumlara şapka çıkartıyoruz buradan.
‘İstanbul Next Wave’, resmen Türkiye sanatının Berlin’deki gövde gösterisi. Zira hem sergiler iyi hem de sergilerin açıldıkları mekanlar Berlin’in tam kalbinde yer alıyor. Bugüne kadar Türkiye’yle ilgili yurtdışında açılan en büyük koleksiyon sergisi ‘İstanbul Modern-Berlin’e Berlin’in en havalı uluslararası sergi mekanı Martin Gropius-Bau ev sahipliği yapıyor. Türkiyeli kadın sanatçıların gövde gösterisi yaptığı Beral Madra küratörlüğündeki ‘Ayaklarımın Altında Cenneti Değil Dünyayı İstiyorum’ sergisinin açıldığı Akademie der Künste’nin (Sanat Akademisi) Pariser Platz’daki (Paris Meydanı) şahane binası, Berlin’in simgelerinden ünlü Brandenburg kapısının hemen dibinde konumlanan, özellikle gençlerin uğrak yeri capcanlı bir mekan. Politik işlerin yer aldığı ‘Eleştirel Sanattan Altı Kesit’ sergisi de Berlin’in bir başka simgesi ünlü Zafer Anıtı (Siegessaule) yakınındaki Akademie der Künste’nin sanat okulu Hanseatenweg’de açıldı.
Teklif onlardan
Berlin’in bu çapta bir Türkiye sanatı çıkarmasına kucak açmasındaki en önemli etken, teklifin Almanya’nın kültür-sanatına yön veren Akademie der Künste’den (Sanat Akademisi) gelmesi. 1783’te kurulan ve köklü bir geçmişe sahip Akademie der Künste’nin böyle bir kararı almasında ise kurumda yaşanan değişim etkili olmuş. 250 bini Berlin’de olmak üzere üç milyondan fazla Türkiye kökenlinin yaşadığı Almanya’daki Türkiye gerçeğini sonunda kabullenen kurum, oradaki Türklere ulaşmak için çeşitli faaliyetler yapmaya karar vermiş. ‘Açılım’ için de Berlin-İstanbul ‘kardeş şehir’ ilişkisinin 20. yılı hedef alınmış ve çalışmalar Almanya’da yaşayan Çetin Güzelhan koordinasyonunda iki yıl öncesinde başlatılmış. İstanbul Modern’in şef küratörü Levent Çalıkoğlu’nun ‘açılım’ konusundaki yorumu şöyle: “Almanların karar alması zordur. Kararı alana kadar çok düşünürler. Ama karar alındıktan sonra gerisi kolaydır, en iyisini yapmak için çalışırlar. Bu kez, bizi merkeze aldılar.”
Üstelik sergilerin, dünyanın ilgisinin Berlin’de olduğu bir döneme denk getirilmesi de ayrıca önemli. Her üç sergi de Berlin’de yapılan MTV Avrupa Müzik Ödülleri töreni, U2’nun Berlin Duvarı’nda verdiği konser ve dünyadan 32 devlet başkanının katıldığı Berlin Duvarı’nın yıkılışının 20. yılındaki görkemli kutlamaların hemen akabinde açıldı. Açılış vesilesiyle Türkiyeli sanatçılar Berlin’e çıkartma yaptı. Bedri Baykam’dan Balkan Naci İslimyeli’ye, Handan Börüteçene’den Halil Altındere’ye, Nazan Azeri’den Gül Ilgaz’a herkes Berlin’deydi.
Berlin, son yıllarda Avrupa’da sanatın yeni çekim merkezlerinden biri. Duvarın yıkılışının ardından eski görkemli binalar hızla yenilenirken bir yandan da yıldız mimarların elinden çıkma ‘havalı’ modern binalar yükseliyor. Şehirdeki şantiye hali, önceki yıllara göre azalsa da devam ediyor.
………
BURADA GÖRDÜĞÜMÜZ İNSANLARDAN BEKLENEN BİZİM BORÇLARIMIZI ÖDEMELERİDİR
Bu afiş Berlin duvarının yıkılışının 20. yıl kutlamalarının yapıldığı alana bakıyordu. 32 devlet başkanı ve binlerce insanın olduğu alana… Türkiye’nin de yüzleşmesi gereken katliamlar, utanç duvarları var. Ve ödemesi gereken borçları…
Hazır gündeme gelmişken DERSİM’le başlayabilir bu yüzleşmeye. Yeni bir kuşağı daha “devrim zayiatı” yapmadan…
(ATIL KUNST’un bu haftaki çıkartması)
http://gundemfazlasi.blogspot.com/2009/11/subject-matter-of-todays-class-is.html
SEYİT RIZA
O dönemdeki yasaların 75 yaşını geçkin kişilerin idamına izin vermemesinden ötürü yaşı küçültülen Rıza, oğlu Resik Hüseyin, Şehanlı Kürt Aşiret reisi Seyd Hüsen, Yusufan Kürt Aşiret reisi Kamer’in oğlu Fındık, Demanan Kürt Aşiret reisi Cebrail’in oğlu Hasan, Kureyşan Kürt Aşiret reisi Ulkiye’nin oğlu Hasan ve Mirza Ali’nin oğlu Ali ile birlikte idam edilmiştir.
“Seyit Rizayi Meydana cikardik. Hava soguktu ve etrafta kimseler yoktu. Ama Seyit Riza Meydan insan doluymus gibi, sessizlige ve bosluga hitabetti.
-Evladi Kervelayme, Be gunayime, Ayvo, Zulumo, Cinayeto. (Evlad-i Kerbelayiz, gunahsiziz, ayiptir, zulumdur, cinayettir.) dedi. Benim tuylerim diken diken oldu.
Bu yaşlı adam rap – rap yürüdü. Çingeneyi itti. İpi boynuna geçirdi. Sandalyeye ayağıyla tekme vurdu. İnfazi yapti.” (İhsan Sabri Çağlayangil’in Anıları)
24.12.2008: Kitap Tanıtımı ve Sergi/Book Launch and Exhibition
“White Sugar Cube Book“
Didem Özbek’in Frieze Sanat Fuarı 2008 için gerçekleştirdiği “White Sugar Cube Book / Beyaz Küp Şeker Kitabı”, 24 Aralık 2008, Çarşamba, saat 17’de PiST/// Disiplinlerarası Proje Alanı’nda İstanbul sanat izleyicisiyle buluşacak.
Dünyanın en saygın sanat fuarlarından olan Frieze Art Fair, her yıl Ekim ayında Londra’da gerçekleşiyor. Bu yıl ki fuar dünyanın çeşitli yerlerinden birçok sanat kurumunun yanı sıra Türkiye’den PiST’e de ev sahipliği yaptı.
PiST, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı ve Canan Pak’ın desteğiyle hazırlanan standında, İstanbul, Pangaltı’da sürdürülen çalışmaların ilham kaynağı olan mahalle ölçeğindeki iletişim biçimini fuar ölçeğine taşımak için, bu ağın merkezi öğesi olan “çay ocağı”nı İstanbul’dan Londra’ya taşıdı. Yalnızca temsili değil, işlevsel olarak da Londra’ya giden çay ocağı PiST’in Frieze standına kurularak fuar mekanı içinde PiST’in görünürlüğünü arttırmayı ve PiST etrafında şekillenecek bir network oluşturmayı hedefliyordu. Standda Caner Aslan, Osman Bozkurt, Köken Ergun, Yang Ah Ham, Sefer Memişoğlu ve Fahrettin Örenli’nin işlerinin yanı sıra Didem Özbek’in Frieze için özel hazırladığı “White Sugar Cube Book” isimli sanatçı kitabı da sergilendi.
“White Sugar Cube Book” Frieze Sanat Fuarı’nda yer alan seçkin sanatçı ve galeriler hakkında bilgi veren yıllık kitabı “Frieze Art Fair Year Book 2008”in editöryel desteğiyle gerçekleştirilen ve yalnızca 240 adet basılmış bir sanatçı kitabı. Kitabın sayfaları, alışık olduğumuz kitap formatının dışına çıkarak, beyaz küp şekerlere sarılı kağıtlara bütün olarak basılmış ve her bir küp şeker, kitabın bir sayfası haline gelmiştir. Fuar süresince, binlerce ziyaretçi aşırı bir görsel yüklenmeye maruz kalırken, sanatçının şeker küpleri çalışmasının üzerinde yer alan cümleler fuarın içeriğine dair ipuçları vererek herkes için bir yönelim aracı haline gelmiştir. Kitap sayfalarını oluşturan ve Türk çayının ayrılmaz parçası olan “beyaz küp” şekerler, fuarın bilgilendirme aracı olmasının yanı sıra, sanatın sergilendiği mekan olarak “beyaz küp” kavramının da bir metaforunu oluşturmaktadır.
24 Aralık’ta PiST’te tanıtılacak olan “White Sugar Cube Book”a aynı zamanda İstanbul’dan Londra’ya seyahat eden “Çay Ocağı” enstelasyonu da eşlik edecek. Kitabın tanıtımıyla birlikte PiST’te çalışmaya başlayacak olan çay ocağı 24 Ocak 2009’a kadar ilgilenenler tarafından ziyaret edilebilecek. Çaylar müesseseden olacak.
Kitap Tanıtımı:
White Sugar Cube Book
24 Aralık 2008, Çarşamba
17:00 – 20:00
Sergi / Exhibition:
Çay Ocağı ve White Sugar Cube Book
24 Aralık 2008 – 24 Ocak 2009
PiST’in açık olduğu günler / PiST will be open:
Çarşamba ve Cumartesi günleri 14:00 – 18:00 arası.
Every Wednesday and Saturday 14:00 – 18:00
Muhtelif 04, 2008 Gerald Lidstone söyleşisi
Adnan Yıldız / Gerald Lidstone ile söyleşi Kim kimin için üretiyor? Muhtelif adına Adnan Yıldız, Goldsmiths’den finansman uzmanı ve strateji planlamacısı Gerald Lidstone ile Türkiye’nin geleceğine dair olası senary…














