Posts Tagged: trkiye


31
Mar 10

Sazak’ın Dikenleri

Geçen yaz Karaburun, Sazak köyünde yaptığım “Sazak’ın Dikenleri” isimli 14 saat süren performansımın aynı isimli 42 dakika süren belgeseli 21. Ankara Uluslararası Film Festivali kapsamında düzenlenen “Video: Bellekmekan” başlıklı sergide ilk kez gösterildi. Sergi yoğun ilgi nedeniyle bir hafta uzatıldı ve geçtiğimiz pazar günü sona erdi. 7 Ağustos 2009 tarihinde yaptığım performansa, dostum, İsrail doğumlu İsveçli sanatçı, politik aktivist, kompozitör Dror Feiler müziğiyle katılmıştı.

“Sazak, Türkiye’nin Ege kıyılarında İzmir şehrinin Karaburun ilçesinde yeralan 1922 yılında diğerleriyle birlikte zorla boşaltılan bir Rum dağ köyü.

Zamanında bağlarında lezzetli şaraplar ve pekmezler üretmek için rizaki üzümleri yetiştiren bu köyün ve çevre köylerin Rum sakinleri, aslında en az geride kalanlar kadar bu toprakların sahibi olsalar da, İzmir’i işgal eden Yunan ordusuyla bir sayıldılar, Karaburun koylarından denize dökülüp, öldürülüp, sürüldüler; arkalarından köyleri talan edildi.

O günden bu yana, yani tam 87 yıldır, yeraldığı sarp yamaçta, güçlü rüzgarlara, Midilli ve Sakız adalarına yüzü dönük, hala ayakta kalan taş evleri ve eşsiz siluetiyle ıssız, yalnız ve korumasız bekler Sazak.

2009 yılının Ağustos ayında 50 kadar Yunanistan vatandaşı Patras yakınlarından Türkiye’nin İzmir ilinin Karaburun ilçesine geldiler. Onlar 2. düzenlenen Karaburun Yarımadası Türk-Yunan Dostluk Günleri kapsamında, tam 87 yıl sonra dedelerinin terketmek zorunda kaldığı toprakları ziyaret edecek olan torunlardı.

6 Ağustos akşamı, yöre sakinleriyle ilk buluşma yemeğine katılmak üzere Küçükbahçe köyüne giderken, otobüsleri durdu ve yola indiler. Basan akşam karanlığında, uzaktaki Sazak köyüne ya da onların deyişiyle Sazaki’ye baktılar.

İkinci buluşma yemeği ertesi gün Sarpıncık köyünde yapılacaktı.

Bense, o son yemekle aynı gün yani 7 Ağustos’ta Sazak köyünde bir sanat performansı gerçekleştirerek onlara “merhaba” demek istiyordum. Günler öncesinden kasabanın duvarlarına astığım ve çevre köylere dağıttığım performans duyurum şöyleydi:

Sazak’ın dikenleri

Yedi Ağustos 2009′da, gündoğumundan günbatımına kadar,
Sazak köyünü, onun ağır boşluğunuyürek dağlayan bir örtü gibi kaplayan
devedikenlerinden temizlemeye çalışacağım.
Bu performansım katılıma açıktır.

Hakan Akçura

Sazak’ı boylu boyunca kaplayan dikenlerden temizlemeye kalkmak, bu simgesel temizlik, benim için, köyü 87 yıldır acılı geçmişiyle birlikte terkedildiği yalnızlıktan, sahipsizlikten, korumasızlıktan kurtarmaya çalışmanın, onu her geçen gün daha da gelişeceğine inandığım Türk-Yunan dostluğunun simgelerinden biri haline getirmenin yolunu açmaya kalkışmaktı.

Dikenlerini temizleyeceğim her evden, o evin orada artık olmayan sahiplerinden kendimce izin istedim.

Evet performansım katılıma açıktı. Çağrımı sadece Karaburun ve çevresine yaygınlaştırmamış, aynı zamanda ilk buluşma yemeğinin Türkiyeli ve Yunanlı tüm konuklarına da duyurmuştum. Performansa ekibim dışında sadece iki kişi geldi. Küçükbahçe yazlıkçılarından Bergamalı emekli bir felsefe öğretmeni ile kızı. Sularını ve meyvelerini paylaştılar benimle.

Onlara teşekkür ediyorum.

Hakan Akçura”


26
Mar 10

‘’Istanbul-Pontivy, bir şehirde kesişen bakışlar ‘’- Fotoğraf Sergisi

Sergi açılışı 26 Mart 2010 Cuma, saat 18.30

Sainte Pulchérie Lisesi L2 sınıf öğrencileri ve Pontivy Jeanne d’Arc Lisesi’ndeki Fransız arkadaşları tarafından gerçekleştirilen sergi.

Fotoğraf sanatçısı, yönetmen Timurtaş Onan’ın motive eden enerjisiyle öğrenciler, Fransa ve Türkiye’yi gezdiler, birbirleriyle tanıştılar, birbirlerinin yaşadıkları yerleri ve kültürlerini tanıdılar. Pontivy ve İstanbul sokaklarında fotoğraf çekimi yaparlarken, aynı zamanda kendi bakış açılarını yansıtan çalışmalar da yapmış oldular. Bu sergi, “Fransa’da Türkiye Mevsimi” etkinlikleri çerçevesinde sunulmakta olup, Jeanne d’Arc ve Sainte Pulchérie Lisesi öğrencilerinin 6 ay süren ortak çalışmalarının bir ürünüdür.

Od’A – Ouvroir d’Art (Ziyaret Saatleri Pazartesi – Cumartesi 9.00 – 18.00 arası, Çarşamba günü hariç)
Sainte Pulchérie Fransız Lisesi
Çukurluçeşme sok. no 7 Küçükparmakkapı
BEYOĞLU
34433 ISTANBUL
TURQUIE


22
Jan 10

SERPİL ODABAŞI- KATİLİ MÜBAH SERGİSİ

“… anladım ki “azınlık” olan herkes, hayatın ve dünyanın neresinde olursa olsun, neresinde durursa dursun nihayetinde “azınlıktır” ve en küçük bir ayrıntıda sıradan bir kıvrımda veya alalade bir diyalogda bunu bir “yazgı” gibi taşımak zorunda oldugunu bazen yüreği sızlayarak bazen sarsılarak bazen de öleyazarak kavrar” (Baki Koşar “Kilidi Sırlı Anahtar”)

SiyahPembeÜçgen İzmir Derneği’nin bu yıl ikincisini düzenlediği “ Baki Koşar Nefret Suçlarıyla Mücadele Haftası” Etkinliklerinde, Ressam (Güncel Sanatçı) Serpil Odabaşı’nın “Kat(i)li Mübah” sergisi de yer alıyor. Goethe İnstitut – Alman Kültür Merkezi-deki sergi, “Transfobi, Homofobi, Nefret Cinayetleri ve Toplumsal Cinsiyetçilik” başlıklarında enstalasyon ve illüstratif işlerden oluşuyor.

Çalışmalarıyla günümüz aktivist sanatçıları arasında öne çıkan isimlerden biri olan Serpil Odabaşı, fırçasıyla bir kez daha sistemin kuşatması altındaki bireylere, sosyal yapıların kıskaca aldığı hayatlara değiyor. Sanatçı , güçlü ironik biçemiyle; “mutlu yuvalar”ın temellerinden, “kat(i)li mübah” sayılanların unutturulmak istenen suretlerine uzanan geniş bir yelpazede, günümüz Türkiye’sinin sosyal ilişkilerini eleştirel bir mercekten geçiriyor.

SiyahPembeÜçgen İzmir Derneği, Politik illüstratif anlatım işlerinden oluşan bu sergiye İzmir’de yaşayan herkesi davet ediyor.

Serpil Odabaşı Hakkında;
1975’te Diyarbakır’da doğan Serpil Odabaşı, Gazi Üniversitesi M.Eğitim Fakültesi Resim Bölümü çıkışlı. Üç yıl Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nda çalışan Odabaşı, bu sürecin öncesi ve sonrasından beri hak ihlalleriyle ilgilenen biri. Savaş , otorite ve seksizm karşıtı, mizahla ilgili bir isim olan sanatçının ironik bakış açısı resimlerine de yansıyor. Resim öğretmenliği, karma-kişisel sergiler derken çeşitli organizasyon, kolektif, dergi ve fanzinlere özel çalışmalarda da destek sağlayan sanatçı Ankara’da, Atina’da, İstanbul Hafriyat’ta ve Diyarbakır Keçiburcu galeride kişisel sergiler açtı. Çeşitli karma sergilere katıldı. (Uluslararası Aktivist Sanatçılar Birliği üyesidir)
Tarih:06-20 SUBAT 2010
Adres:GOETHE INSTITUT IZMIR SERGI SALONU


14
Jan 10

Bıyık Kedide de Vardır” ile Canan Şenol 21 Ocak’ta x-ist’te

BIYIK KEDİDE DE VARDIR

Biopolitik kavramlar üzerine çalışmalarıyla tanıdığımız Canan Şenol, 21 Ocak – 13 Şubat 2010 tarihleri arasında x-ist’te sergilenecek “Bıyık Kedide de Vardır” başlıklı sergisinde yer alan yapıtlarında, geçmiş ile bugün arasında bağlantı kuruyor.
“Haberleri duyuranlar, eserleri nakledenler ve zamanın olaylarını anlatanlar bildirirler ki” diye başlarmış eski doğu masalları. Bundan dolayı eskiden, masal anlatanlara “râvi” denirmiş. Biopolitik kavramlar üzerine çalışmalarıyla tanıdığımız Canan Şenol, “Bıyık Kedide de Vardır” başlıklı sergisinde yer alan, geçmiş ile bugün arasında bağlantı kurduğu “Vakvak Ağacı”nda yine “ravi” olarak karşımıza çıkıyor. “Vakvak Ağacı”, sanatçının, 11. Uluslararası İstanbul Bienali’nde sergilenen ilk video-masalı “İbretnuma” gibi yakın Türkiye tarihine ait görsellerden oluşan bir video-animasyon.
Sanatçı, “Masal denince, her ne kadar gerçek dışı bir dünya tanımı aklımıza gelse de, aslında bir çeşit bellek aktarımı ve sözlü tarihe işaret eder masallar bana göre. Ve her masalda bir gerçek payı mutlaka vardır.” diyor.
İslam Mitolojisi’ne göre cehennemde bulunan, meyveleri insan kafası olan efsanevi bir ağaçtan adını alan “Vakvak Ağacı” aynı zamanda tarihsel bir olaya ismini vermiş bulunmakta. 1656 yılında Sultanahmet’te bulunan çınar ağacına o kadar çok adam asılmış ki bu ağaca “şecerei vakvak”, insanların bu ağaca asılmasıyla oluşan olaya da “vaka-i vakvakiye” denmiş. Şenol, Osmanlı İmparatorluğu döneminde gerçekleşen yeniçeri isyanından yola çıkıp yakın Türkiye tarihindeki askeri darbeler ile bağlantı kurduğu videosunda, anlatım olarak dokümanter bir yaklaşımı da kullanıyor.
“Bıyık Kedide de Vardır” sergisinde yer alan yapıtlar, bir yanı ile geçmiş ve bugün arasında bağlantı kurarken bir diğer yanı ile ise geçmiş ve bugün arasında karşılaştırma yapmak üzere kurgulanmış. Bu yapıtlardan bir diğeri de sanatçının, Halife Sultan’ın şeyh olma hikayesinden esinlenerek gerçekleştirdiği “Hünsa”; diğer bir deyişle “taşaklı kadın”. Güçlü kadınların ancak erilleştirilerek bir yerlere gelebilmesine örnek bu hikaye aracılığıyla yapıt, “normalleştirilme, meşrulaştırma” süreçlerinin, iktidar alanları tarafından nasıl ele alındığını inceliyor.
Sergide ayrıca sanatçının, ScopeBasel 2009’da sergilenen “Kusursuz Güzellik” adlı 7 yapıttan oluşan serisi ve “İbretnuma” videosundan karelerin yer aldığı minyatür çalışmaları da görülebilecek.

CANAN ŞENOL, 1970
1998 yılında Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi, Resim Bölümü’nde eğitimini tamamlayan Şenol, çeşitli rezidans programlarına katıldı. “Hicap” (Performans, Platform Sanat Merkezi, İstanbul, 2007), “Bahname” (Masa Projesi, İstanbul, 2007), “Perde Arkası” (Festival De Rode, Amsterdam, 2006), “Nihayet İçimdesin” (İstanbul, 2000) gibi sergileriyle İstanbul, Almanya ve Hollanda’da oldukça ilgi gördü. Ayrıca Contemporary İstanbul 08, Contemporary İstanbul 09, IFCA 13th International Festival of Computer Arts (Maribor), 9. Uluslararası İstanbul Bienali Misafirperverlik Alanı, ScopeBasel ArtShow 2009 ve 11. Uluslararası İstanbul Bienali’nde yapıtları sergilendi. Sotheby’s 2009, Türk Çağdaş Sanatı Müzayedesi’nde yer aldı.


7
Jan 10

ECE KALABAK “sigh”

11 Ocak – 31 Ocak , Flamm

Ece Kalabak, “sigh” adını verdiği, 14 tuvalden oluşan sergisiyle Ocak ayında Flamm’da.

İç geçiriş kavramının öznelliğinden yola çıkarak tasarlanan “sigh”, Ece Kalabak’ın basitliği can alıcı renklerle karmaşık olarak kurguladığı soyutlamaları ile portre yaklaşımlarını da içine alan afallatıcı realist tavırlarının bir araya geldiği bir seçki sunuyor.

Resim, illüstrasyon ve animasyon alanlarındaki çalışmalarıyla tanınan 28 yaşındaki sanatçı, Mimar Sinan Üniversitesi Resim Bölümü mezunu. Bugüne kadar Mtaär ve Club Academia’da gerçekleştirdiği kişisel sergileriyle izleyiciyle buluşan Kalabak’ın işleri, ayrıca İstanbul, Berlin ve Frankfurt’ta düzenlenen çeşitli karma sergilerde de yer aldı. “Love Styles” isimli kısa animasyonla Resfest Türkiye ve Kurye Video Festivallerinde yer alan sanatçı, Break MTV için hazırladığı “Little Dreams” isimli animasyonla da tanınıyor.

İllüstrasyon alanında yürüttüğü çalışmaları, Türkiye’deki Bant ile Altyazı dergilerinin yanı sıra Barselona merkezli, çağdaş sanat ve tasarım anlamında ‘trendsetter’ konumunda duran Rojo Dergisinde yayımlandı. 2005 yılında Art Interview dergisinin düzenlediği uluslararası yarışmada ‘kişisel portre’siyle dereceye giren Ece Kalabak’ın bu çalışması da “sigh” kapsamında izlenebiliyor.

Ekin Sanaç (Bant Dergisi)


7
Jan 10

“RÜYA GİBİ… AMA SENİN DÜŞLEDİĞİN DEĞİL!”

“RÜYA GİBİ... AMA SENİN DÜŞLEDİĞİN DEĞİL!”

Türkiye’nin Önde Gelen 11 Kadın Sanatçısı,Akbank ve DEİK/Türk –Amerikan İş Konseyi’nin Sponsorluğunda12 Şubat – 16 Mayıs Tarihlerinde National Museum of Women in the Arts’ta… Washington D.C’deki National Museum of Women in the Arts müzesi  12 Şubat – 16 Mayıs 2010 tarihlerinde Akbank ve DEİK/Türk –Amerikan İş Konseyi’ninsponsor olduğu “Rü...

6
Jan 10

KENDİNE AİT BİR ODA+AJANDA 2009

Outlet, 12 Ocak’ta açılışı yapılacak yeni yılın ilk sergisinde Türkiye’den 8 kadın sanatçıyı konuk ediyor. İstanbul, İzmir ve Ankara’da yaşayan genç sanatçılar arasındaki ortak tema ve ayrışmaların görünür olması hedefleniyor. Outlet; farklı malzemeler kullanarak ürettikleri yeni yapıtlarıyla “gündelik hayatın sıradanlığına” odaklanan 8 sanatçının “Kendine Ait Bir Oda” adlı sergisine ev sahipliği yapıyor. Necla Rüzgar (Ankara), Gökçe Erhan (İstanbul), İrem Tok (İstanbul), Gülcan Şenyuvalı (İzmir), Başak Özkutlu(İzmir) ve Outlet Proje Alanı’nda Atıl Kunst (İstanbul)’un çalışmaları izleyiciyle buluşuyor. İlk kuşak feminist hareketin başucu kitabını kendine temel alan sergi, Virginia Woolf’un izinden gidiyor. Woolf’un “Neden Shakespeare gibi bir deha çıkaramadınız?” sorusuna verdiği “Para kazanın, kendinize ait ayrı bir oda ve boş zaman yaratın.” cevabını düstur ediniyor. Toplumsal cinsiyet rollerinin dayattığı yaşam içinde, sanatçıların yarattığı “kendine ait oda”ları izleyiciye açıyor. “Kendine Ait Bir Oda” 12 Ocak 2010’dan 20 Şubat 2010’a dek Salı’dan Cumartesi’ye 10.00-18.30 saatleri arasında Outlet//İhraç Fazlası Sanat ‘ta görülebilir.

4
Jan 10

Cemal Gürsel Soyel’ in Türkiye’ de ki ilk sergisi Ocak ayında Pi Artworks’ de

Viyana ekolünden Cemal Gürsel Soyel’ in Türkiye’ de ki ilk sergisi Ocak ayında Pi Artworks’ de!
Cemal Gürsel Soyel Chapeau! isimli sergisiyle 12 Ocak- 20 Şubat 2010 tarihleri arasında Pi Artworks Galeri 1 ve 2’de yer alacak.
1961 Kıbrıs doğumlu ve ressamlık kökeni Viyana’dan gelen sanatçının 1986 yılından beri Viyana’da yaşamaktadır. 1986 yılında Neşet Günal ve Neşe Erdok atölyesinden mezun olan sanatçı, Türkiye’de açacağı ilk kişisel sergisinde, kullandığı gri tonlar ve geniş fırça darbeleri ile kendi imgelerini, mekanlarını oluşturuyor, izleyiciye renk-yüzey ilişkisini sorgulatıyor.
Soyel insanların şehirlerde bilinçsizce bıraktıkları izlerle ilgileniyor. Şehrin her tarafına yapıştırılan rengarenk, pırıl pırıl posterlerin dönüşümünü resmediyor. Çağdaş iletişimin aracı olarak kullandığımız imgeleri, pastel ritimlerlerdeki peyzajlar, beyaz-gri lekeler olarak izleyiciye sunuyor. Gürsel bu spontan kolektif şehir mirasını görselleştirerek plastik bir değer yaratmayı hedefliyor.

‘’stüdyosunun yalnızlığı içinde bireysel formlarla kendi gerçekliğini ifade etmek için oldukça geleneksel yollara başvurmaktadır: yağlı boya, boya fırçası, tuval ya da kağıt, yansıma ve derin düşünce.’’ Mascha Dabić Vienna, 2009

Son kişisel sergisini 2008 yılında Avusturya’nın Insburg şehrinde Galerie dieMonopol’de açan sanatçının diğer kişisel sergileri arasında; 2004 yılında Burgenland – Austellung im Moorhof’ta, 2002 yılında Viyana- Austellung im Atelier’de ve 1994 Kıbrıs’ta HP Galeri’de açtığı sergiler yer almaktadır.
Chapeau! Pi Artworks Galeri1 ve Galeri 2’ de Pazar günü hariç her gün 10:30 – 19:30 saatleri arasında izlenebilir. (0212/293.71.03)


4
Jan 10

Orijinal Mesaj

Güncel sanat günün en ağırlıklı konularıyla birebir uğraşıyor. İçinde siyasi gündemin farklı söylemleri, toplumsal gelişmelerin en can alıcı olanları var.

Kimlikle, göçle, kentleşmeyle ilgilenen ve bu sorunların karşısında duran sanatçılar yabancılaşma gibi klişe olmuş ezberleri yeni zeminlerde ele alıyorlar. Sanattan politikaya uzayıveren bu çizgide sanatsal kimlikleri ile konuşuyorlar...

Plastik sanatlarda bu eğilim, 1980’li ve 90’lı yıllarda belirginleşip çok kültürlülüğün önemsenmesine ve toplumlardaki eşitsizliklere ve ötekileştirmelere değin sınıf, kültür, etnik köken, cinsiyet gibi birçok farklılığa dikkat çekmiştir. Bu dil yenidir ve 19. yüzyıldan tanıdığımız ‘toplumcu gerçekçilik’ akımının ötesine yerleşir. ‘Kimlik odaklı’ bu yeni sanat anlayışıyla ‘durumlar’ sorgulanmakta ve öncelikle toplumsal ayrımcılığın üzerine gidilmektedir.

Güncel sanatçının kendisini ifade ediş biçimi de epey farklıdır. Çağdaş teknolojinin kullanılması ve türlü türlü anlatım dilleri çalışma olanaklarını arttırmıştır. Seviyoruz ya da yadırgıyoruz ama sunumları ilgiyle izliyoruz. Bienallerde kitlelere ulaştırılan sanatla buluşuyoruz. Sanatçıların videolar, yerleştirmeler ya da karışık tekniklerle üretmiş oldukları işlerindeki ayrıntıları bu sefer de sanatçı özgünlüğü içinde görmenin keyfini paylaşıyoruz.

Şener Özmen ve Cengiz Tekin “Orijinal Mesaj” isimli kolektif sergilerini çağdaş anlatımın olanaklarından yararlanarak hazırlamışlar. “Manzara”, “Bravo”, “Umut”, “Bir gün Bir T ve Bir K” isimli videolarda toplumsal yaşamın içinden çıkarılan olguları okumak mümkün. Görüntüler belleklerde yer edinecek özellikliler. Türkiye’den, Diyarbakır’dan, açılımlardan; can acıtan gerçeklerden ama esnek olabilirlikten hatta şiirsel olanlardan yana bir tavır bu. Kalıcılık tadında, simgesel ve özgün.

“Günümüz Türkiye’sinde her gün uğraştığımız kavram kargaşaları mı?” dediniz; “Toplumsal, siyasal ya da bireysel travmalar mı ya da kimlik politikaları mı?” Videoların ayrıntılarında bu değerler çıkmazında olunduğu kolayca hissediliyor. Bugün “iz bırakan” nedir? sorusunu yanıtlayan serilerdeki fotoğraflar da videolar gibiler. Gerçeğin zaman zaman ironik karşıtlığı, zaman zaman kara mizaha varan yolculuğundaki bu fotoğraflarda da olayların olumlu ya da hoşa gidebilecek zengin kültürel bağları içindeyiz.

“Orijinal Mesaj” sanatın hayal gücüne ve yaratıma gereksinim duyduğu zemininde duruyor. Yaşanan toplumsal karmaşadan beslenip hatta ölümden bile geçip dinden ya da mahremden söz açabilen bir içeriğe karşın sanatsal yaklaşımın estetiğini izletebiliyor.

Outlet/ İhraç Fazlası Sanat Ş. Özmen ve C. Tekin’in sergisiyle yaşadığımız sosyal daralmayı, ayrımcılığı bazı denemeler ve görüntülerle zamana, öncelikle geçmiş ve gelecek bağlamındaki göndermelerle buluşmak için iyi bir ortam sunuyor. Sergi 9 Ocak 2010’a kadar açık olacak, iyi seyirler.

@umranbulut.net


2
Jan 10

191/205




1985 yılının Ocak ayında, Türkiye Radyo Televizyon Kurumu Genel Müdürlüğü Türkçenin yapı ve işleyişine ters düştüğü ve standart Türkçe düzeyine ulaşamadıkları gerekçesiyle 205 sözcüğün TV ve Radyo programlarında kullanılmasını yasakladı. İçinde ‘Anı, Anımsamak, Bellek, Deneysel, Devinim, Devrim, Doğa, Düşlemek, Kuram, Olanak, Öykü, Özgürlük, Örneğin, Söyleşi, Tüm, Yaşam’ gibi kelimelerin de yer aldığı bu genelge bir süre yürürlükte kaldıktan sonra kaldırıldı.

Dönemin TRT Genel Müdürü Tunca Toskay, 30 Ocak 1985 tarihli Hürriyet Gazetesi’ne verdiği bir röportajında bu yasağın gerekçesini şöyle açıklıyordu:

Soru: TRT yayınlarında bazı kelimlerin yayınını yasaklarken amacınız neydi?

Cevap: Amacımız dil konusunda bölünmeyi önlemekti.

Soru: Niçin kullanılan kelimelerde tercihler yaptınız?

Cevap: Dilde bir Türkçeleşme hareketi var. Bir kısım aydınlarımız halkın dili ve aydınların dili diye iki ayrı sınıf yarattılar. Bunun çaresi sadeleştirmektir. Bizim yaptığımız anayasanın kullandığı dili ölçü almaktır. İleri ve geri gitmeden dilin dengede kalmasını sağlıyoruz.

191/205, yasaklanan bu kelimelerin TRT arşivleri ve gazetelerden bulunabilen 191 tanesinin cümle içinde kullanılmasıyla oluştu.

191/205
7.16 dak.
100 adet 12'' LP üzerine baski
Daha fazla bilgi icin: baris@galerinon.com

In January 1985, the General Directorate of the Turkish Radio and Television Corporation (TRT) banned the use of 205 words on TV and radio broadcasts on the grounds that they do not comply with the general structure and operation of the Turkish language and that they are beneath the level of standard Turkish. The order banned words such as “memory, remember, recollection, experimental, motion, revolution, nature, dream, theory, possibility, history, freedom, example, conversation, whole, life,” but it was ultimately repealed.

Then-TRT General Director Tunca Toskay explained the motives behind the order in an interview with Hürriyet Newspaper on January 30, 1985:

Question: What is your purpose in banning the use of certain words on TRT broadcasts?

Answer: Our aim is to prevent lingual division.

Question: How did you decide on the words?

Answer: There is a movement towards becoming more Turkish in the language. Some intellectuals in our country created two classes: the language of the people and the language of intellectuals. The solution to this is to purify. What we do is to take the language used in the constitution as reference. We wanted to find a balance in the language without moving forward or backward.

191/205 consists of 191 of these banned words found in TRT archives and newspapers.

191/205
7.16 min.
100 editions printed on 12'' LP

For more information please email to: baris@galerinon.com