Posts Tagged: trkiye


22
Jan 10

SERPİL ODABAŞI- KATİLİ MÜBAH SERGİSİ

“… anladım ki “azınlık” olan herkes, hayatın ve dünyanın neresinde olursa olsun, neresinde durursa dursun nihayetinde “azınlıktır” ve en küçük bir ayrıntıda sıradan bir kıvrımda veya alalade bir diyalogda bunu bir “yazgı” gibi taşımak zorunda oldugunu bazen yüreği sızlayarak bazen sarsılarak bazen de öleyazarak kavrar” (Baki Koşar “Kilidi Sırlı Anahtar”)

SiyahPembeÜçgen İzmir Derneği’nin bu yıl ikincisini düzenlediği “ Baki Koşar Nefret Suçlarıyla Mücadele Haftası” Etkinliklerinde, Ressam (Güncel Sanatçı) Serpil Odabaşı’nın “Kat(i)li Mübah” sergisi de yer alıyor. Goethe İnstitut – Alman Kültür Merkezi-deki sergi, “Transfobi, Homofobi, Nefret Cinayetleri ve Toplumsal Cinsiyetçilik” başlıklarında enstalasyon ve illüstratif işlerden oluşuyor.

Çalışmalarıyla günümüz aktivist sanatçıları arasında öne çıkan isimlerden biri olan Serpil Odabaşı, fırçasıyla bir kez daha sistemin kuşatması altındaki bireylere, sosyal yapıların kıskaca aldığı hayatlara değiyor. Sanatçı , güçlü ironik biçemiyle; “mutlu yuvalar”ın temellerinden, “kat(i)li mübah” sayılanların unutturulmak istenen suretlerine uzanan geniş bir yelpazede, günümüz Türkiye’sinin sosyal ilişkilerini eleştirel bir mercekten geçiriyor.

SiyahPembeÜçgen İzmir Derneği, Politik illüstratif anlatım işlerinden oluşan bu sergiye İzmir’de yaşayan herkesi davet ediyor.

Serpil Odabaşı Hakkında;
1975’te Diyarbakır’da doğan Serpil Odabaşı, Gazi Üniversitesi M.Eğitim Fakültesi Resim Bölümü çıkışlı. Üç yıl Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nda çalışan Odabaşı, bu sürecin öncesi ve sonrasından beri hak ihlalleriyle ilgilenen biri. Savaş , otorite ve seksizm karşıtı, mizahla ilgili bir isim olan sanatçının ironik bakış açısı resimlerine de yansıyor. Resim öğretmenliği, karma-kişisel sergiler derken çeşitli organizasyon, kolektif, dergi ve fanzinlere özel çalışmalarda da destek sağlayan sanatçı Ankara’da, Atina’da, İstanbul Hafriyat’ta ve Diyarbakır Keçiburcu galeride kişisel sergiler açtı. Çeşitli karma sergilere katıldı. (Uluslararası Aktivist Sanatçılar Birliği üyesidir)
Tarih:06-20 SUBAT 2010
Adres:GOETHE INSTITUT IZMIR SERGI SALONU


14
Jan 10

Bıyık Kedide de Vardır” ile Canan Şenol 21 Ocak’ta x-ist’te

BIYIK KEDİDE DE VARDIR

Biopolitik kavramlar üzerine çalışmalarıyla tanıdığımız Canan Şenol, 21 Ocak – 13 Şubat 2010 tarihleri arasında x-ist’te sergilenecek “Bıyık Kedide de Vardır” başlıklı sergisinde yer alan yapıtlarında, geçmiş ile bugün arasında bağlantı kuruyor.
“Haberleri duyuranlar, eserleri nakledenler ve zamanın olaylarını anlatanlar bildirirler ki” diye başlarmış eski doğu masalları. Bundan dolayı eskiden, masal anlatanlara “râvi” denirmiş. Biopolitik kavramlar üzerine çalışmalarıyla tanıdığımız Canan Şenol, “Bıyık Kedide de Vardır” başlıklı sergisinde yer alan, geçmiş ile bugün arasında bağlantı kurduğu “Vakvak Ağacı”nda yine “ravi” olarak karşımıza çıkıyor. “Vakvak Ağacı”, sanatçının, 11. Uluslararası İstanbul Bienali’nde sergilenen ilk video-masalı “İbretnuma” gibi yakın Türkiye tarihine ait görsellerden oluşan bir video-animasyon.
Sanatçı, “Masal denince, her ne kadar gerçek dışı bir dünya tanımı aklımıza gelse de, aslında bir çeşit bellek aktarımı ve sözlü tarihe işaret eder masallar bana göre. Ve her masalda bir gerçek payı mutlaka vardır.” diyor.
İslam Mitolojisi’ne göre cehennemde bulunan, meyveleri insan kafası olan efsanevi bir ağaçtan adını alan “Vakvak Ağacı” aynı zamanda tarihsel bir olaya ismini vermiş bulunmakta. 1656 yılında Sultanahmet’te bulunan çınar ağacına o kadar çok adam asılmış ki bu ağaca “şecerei vakvak”, insanların bu ağaca asılmasıyla oluşan olaya da “vaka-i vakvakiye” denmiş. Şenol, Osmanlı İmparatorluğu döneminde gerçekleşen yeniçeri isyanından yola çıkıp yakın Türkiye tarihindeki askeri darbeler ile bağlantı kurduğu videosunda, anlatım olarak dokümanter bir yaklaşımı da kullanıyor.
“Bıyık Kedide de Vardır” sergisinde yer alan yapıtlar, bir yanı ile geçmiş ve bugün arasında bağlantı kurarken bir diğer yanı ile ise geçmiş ve bugün arasında karşılaştırma yapmak üzere kurgulanmış. Bu yapıtlardan bir diğeri de sanatçının, Halife Sultan’ın şeyh olma hikayesinden esinlenerek gerçekleştirdiği “Hünsa”; diğer bir deyişle “taşaklı kadın”. Güçlü kadınların ancak erilleştirilerek bir yerlere gelebilmesine örnek bu hikaye aracılığıyla yapıt, “normalleştirilme, meşrulaştırma” süreçlerinin, iktidar alanları tarafından nasıl ele alındığını inceliyor.
Sergide ayrıca sanatçının, ScopeBasel 2009’da sergilenen “Kusursuz Güzellik” adlı 7 yapıttan oluşan serisi ve “İbretnuma” videosundan karelerin yer aldığı minyatür çalışmaları da görülebilecek.

CANAN ŞENOL, 1970
1998 yılında Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi, Resim Bölümü’nde eğitimini tamamlayan Şenol, çeşitli rezidans programlarına katıldı. “Hicap” (Performans, Platform Sanat Merkezi, İstanbul, 2007), “Bahname” (Masa Projesi, İstanbul, 2007), “Perde Arkası” (Festival De Rode, Amsterdam, 2006), “Nihayet İçimdesin” (İstanbul, 2000) gibi sergileriyle İstanbul, Almanya ve Hollanda’da oldukça ilgi gördü. Ayrıca Contemporary İstanbul 08, Contemporary İstanbul 09, IFCA 13th International Festival of Computer Arts (Maribor), 9. Uluslararası İstanbul Bienali Misafirperverlik Alanı, ScopeBasel ArtShow 2009 ve 11. Uluslararası İstanbul Bienali’nde yapıtları sergilendi. Sotheby’s 2009, Türk Çağdaş Sanatı Müzayedesi’nde yer aldı.


7
Jan 10

ECE KALABAK “sigh”

11 Ocak – 31 Ocak , Flamm

Ece Kalabak, “sigh” adını verdiği, 14 tuvalden oluşan sergisiyle Ocak ayında Flamm’da.

İç geçiriş kavramının öznelliğinden yola çıkarak tasarlanan “sigh”, Ece Kalabak’ın basitliği can alıcı renklerle karmaşık olarak kurguladığı soyutlamaları ile portre yaklaşımlarını da içine alan afallatıcı realist tavırlarının bir araya geldiği bir seçki sunuyor.

Resim, illüstrasyon ve animasyon alanlarındaki çalışmalarıyla tanınan 28 yaşındaki sanatçı, Mimar Sinan Üniversitesi Resim Bölümü mezunu. Bugüne kadar Mtaär ve Club Academia’da gerçekleştirdiği kişisel sergileriyle izleyiciyle buluşan Kalabak’ın işleri, ayrıca İstanbul, Berlin ve Frankfurt’ta düzenlenen çeşitli karma sergilerde de yer aldı. “Love Styles” isimli kısa animasyonla Resfest Türkiye ve Kurye Video Festivallerinde yer alan sanatçı, Break MTV için hazırladığı “Little Dreams” isimli animasyonla da tanınıyor.

İllüstrasyon alanında yürüttüğü çalışmaları, Türkiye’deki Bant ile Altyazı dergilerinin yanı sıra Barselona merkezli, çağdaş sanat ve tasarım anlamında ‘trendsetter’ konumunda duran Rojo Dergisinde yayımlandı. 2005 yılında Art Interview dergisinin düzenlediği uluslararası yarışmada ‘kişisel portre’siyle dereceye giren Ece Kalabak’ın bu çalışması da “sigh” kapsamında izlenebiliyor.

Ekin Sanaç (Bant Dergisi)


7
Jan 10

“RÜYA GİBİ… AMA SENİN DÜŞLEDİĞİN DEĞİL!”

“RÜYA GİBİ... AMA SENİN DÜŞLEDİĞİN DEĞİL!”

Türkiye’nin Önde Gelen 11 Kadın Sanatçısı,Akbank ve DEİK/Türk –Amerikan İş Konseyi’nin Sponsorluğunda12 Şubat – 16 Mayıs Tarihlerinde National Museum of Women in the Arts’ta… Washington D.C’deki National Museum of Women in the Arts müzesi  12 Şubat – 16 Mayıs 2010 tarihlerinde Akbank ve DEİK/Türk –Amerikan İş Konseyi’ninsponsor olduğu “Rü...

6
Jan 10

KENDİNE AİT BİR ODA+AJANDA 2009

Outlet, 12 Ocak’ta açılışı yapılacak yeni yılın ilk sergisinde Türkiye’den 8 kadın sanatçıyı konuk ediyor. İstanbul, İzmir ve Ankara’da yaşayan genç sanatçılar arasındaki ortak tema ve ayrışmaların görünür olması hedefleniyor. Outlet; farklı malzemeler kullanarak ürettikleri yeni yapıtlarıyla “gündelik hayatın sıradanlığına” odaklanan 8 sanatçının “Kendine Ait Bir Oda” adlı sergisine ev sahipliği yapıyor. Necla Rüzgar (Ankara), Gökçe Erhan (İstanbul), İrem Tok (İstanbul), Gülcan Şenyuvalı (İzmir), Başak Özkutlu(İzmir) ve Outlet Proje Alanı’nda Atıl Kunst (İstanbul)’un çalışmaları izleyiciyle buluşuyor. İlk kuşak feminist hareketin başucu kitabını kendine temel alan sergi, Virginia Woolf’un izinden gidiyor. Woolf’un “Neden Shakespeare gibi bir deha çıkaramadınız?” sorusuna verdiği “Para kazanın, kendinize ait ayrı bir oda ve boş zaman yaratın.” cevabını düstur ediniyor. Toplumsal cinsiyet rollerinin dayattığı yaşam içinde, sanatçıların yarattığı “kendine ait oda”ları izleyiciye açıyor. “Kendine Ait Bir Oda” 12 Ocak 2010’dan 20 Şubat 2010’a dek Salı’dan Cumartesi’ye 10.00-18.30 saatleri arasında Outlet//İhraç Fazlası Sanat ‘ta görülebilir.

4
Jan 10

Cemal Gürsel Soyel’ in Türkiye’ de ki ilk sergisi Ocak ayında Pi Artworks’ de

Viyana ekolünden Cemal Gürsel Soyel’ in Türkiye’ de ki ilk sergisi Ocak ayında Pi Artworks’ de!
Cemal Gürsel Soyel Chapeau! isimli sergisiyle 12 Ocak- 20 Şubat 2010 tarihleri arasında Pi Artworks Galeri 1 ve 2’de yer alacak.
1961 Kıbrıs doğumlu ve ressamlık kökeni Viyana’dan gelen sanatçının 1986 yılından beri Viyana’da yaşamaktadır. 1986 yılında Neşet Günal ve Neşe Erdok atölyesinden mezun olan sanatçı, Türkiye’de açacağı ilk kişisel sergisinde, kullandığı gri tonlar ve geniş fırça darbeleri ile kendi imgelerini, mekanlarını oluşturuyor, izleyiciye renk-yüzey ilişkisini sorgulatıyor.
Soyel insanların şehirlerde bilinçsizce bıraktıkları izlerle ilgileniyor. Şehrin her tarafına yapıştırılan rengarenk, pırıl pırıl posterlerin dönüşümünü resmediyor. Çağdaş iletişimin aracı olarak kullandığımız imgeleri, pastel ritimlerlerdeki peyzajlar, beyaz-gri lekeler olarak izleyiciye sunuyor. Gürsel bu spontan kolektif şehir mirasını görselleştirerek plastik bir değer yaratmayı hedefliyor.

‘’stüdyosunun yalnızlığı içinde bireysel formlarla kendi gerçekliğini ifade etmek için oldukça geleneksel yollara başvurmaktadır: yağlı boya, boya fırçası, tuval ya da kağıt, yansıma ve derin düşünce.’’ Mascha Dabić Vienna, 2009

Son kişisel sergisini 2008 yılında Avusturya’nın Insburg şehrinde Galerie dieMonopol’de açan sanatçının diğer kişisel sergileri arasında; 2004 yılında Burgenland – Austellung im Moorhof’ta, 2002 yılında Viyana- Austellung im Atelier’de ve 1994 Kıbrıs’ta HP Galeri’de açtığı sergiler yer almaktadır.
Chapeau! Pi Artworks Galeri1 ve Galeri 2’ de Pazar günü hariç her gün 10:30 – 19:30 saatleri arasında izlenebilir. (0212/293.71.03)


4
Jan 10

Orijinal Mesaj

Güncel sanat günün en ağırlıklı konularıyla birebir uğraşıyor. İçinde siyasi gündemin farklı söylemleri, toplumsal gelişmelerin en can alıcı olanları var.

Kimlikle, göçle, kentleşmeyle ilgilenen ve bu sorunların karşısında duran sanatçılar yabancılaşma gibi klişe olmuş ezberleri yeni zeminlerde ele alıyorlar. Sanattan politikaya uzayıveren bu çizgide sanatsal kimlikleri ile konuşuyorlar...

Plastik sanatlarda bu eğilim, 1980’li ve 90’lı yıllarda belirginleşip çok kültürlülüğün önemsenmesine ve toplumlardaki eşitsizliklere ve ötekileştirmelere değin sınıf, kültür, etnik köken, cinsiyet gibi birçok farklılığa dikkat çekmiştir. Bu dil yenidir ve 19. yüzyıldan tanıdığımız ‘toplumcu gerçekçilik’ akımının ötesine yerleşir. ‘Kimlik odaklı’ bu yeni sanat anlayışıyla ‘durumlar’ sorgulanmakta ve öncelikle toplumsal ayrımcılığın üzerine gidilmektedir.

Güncel sanatçının kendisini ifade ediş biçimi de epey farklıdır. Çağdaş teknolojinin kullanılması ve türlü türlü anlatım dilleri çalışma olanaklarını arttırmıştır. Seviyoruz ya da yadırgıyoruz ama sunumları ilgiyle izliyoruz. Bienallerde kitlelere ulaştırılan sanatla buluşuyoruz. Sanatçıların videolar, yerleştirmeler ya da karışık tekniklerle üretmiş oldukları işlerindeki ayrıntıları bu sefer de sanatçı özgünlüğü içinde görmenin keyfini paylaşıyoruz.

Şener Özmen ve Cengiz Tekin “Orijinal Mesaj” isimli kolektif sergilerini çağdaş anlatımın olanaklarından yararlanarak hazırlamışlar. “Manzara”, “Bravo”, “Umut”, “Bir gün Bir T ve Bir K” isimli videolarda toplumsal yaşamın içinden çıkarılan olguları okumak mümkün. Görüntüler belleklerde yer edinecek özellikliler. Türkiye’den, Diyarbakır’dan, açılımlardan; can acıtan gerçeklerden ama esnek olabilirlikten hatta şiirsel olanlardan yana bir tavır bu. Kalıcılık tadında, simgesel ve özgün.

“Günümüz Türkiye’sinde her gün uğraştığımız kavram kargaşaları mı?” dediniz; “Toplumsal, siyasal ya da bireysel travmalar mı ya da kimlik politikaları mı?” Videoların ayrıntılarında bu değerler çıkmazında olunduğu kolayca hissediliyor. Bugün “iz bırakan” nedir? sorusunu yanıtlayan serilerdeki fotoğraflar da videolar gibiler. Gerçeğin zaman zaman ironik karşıtlığı, zaman zaman kara mizaha varan yolculuğundaki bu fotoğraflarda da olayların olumlu ya da hoşa gidebilecek zengin kültürel bağları içindeyiz.

“Orijinal Mesaj” sanatın hayal gücüne ve yaratıma gereksinim duyduğu zemininde duruyor. Yaşanan toplumsal karmaşadan beslenip hatta ölümden bile geçip dinden ya da mahremden söz açabilen bir içeriğe karşın sanatsal yaklaşımın estetiğini izletebiliyor.

Outlet/ İhraç Fazlası Sanat Ş. Özmen ve C. Tekin’in sergisiyle yaşadığımız sosyal daralmayı, ayrımcılığı bazı denemeler ve görüntülerle zamana, öncelikle geçmiş ve gelecek bağlamındaki göndermelerle buluşmak için iyi bir ortam sunuyor. Sergi 9 Ocak 2010’a kadar açık olacak, iyi seyirler.

@umranbulut.net


2
Jan 10

191/205




1985 yılının Ocak ayında, Türkiye Radyo Televizyon Kurumu Genel Müdürlüğü Türkçenin yapı ve işleyişine ters düştüğü ve standart Türkçe düzeyine ulaşamadıkları gerekçesiyle 205 sözcüğün TV ve Radyo programlarında kullanılmasını yasakladı. İçinde ‘Anı, Anımsamak, Bellek, Deneysel, Devinim, Devrim, Doğa, Düşlemek, Kuram, Olanak, Öykü, Özgürlük, Örneğin, Söyleşi, Tüm, Yaşam’ gibi kelimelerin de yer aldığı bu genelge bir süre yürürlükte kaldıktan sonra kaldırıldı.

Dönemin TRT Genel Müdürü Tunca Toskay, 30 Ocak 1985 tarihli Hürriyet Gazetesi’ne verdiği bir röportajında bu yasağın gerekçesini şöyle açıklıyordu:

Soru: TRT yayınlarında bazı kelimlerin yayınını yasaklarken amacınız neydi?

Cevap: Amacımız dil konusunda bölünmeyi önlemekti.

Soru: Niçin kullanılan kelimelerde tercihler yaptınız?

Cevap: Dilde bir Türkçeleşme hareketi var. Bir kısım aydınlarımız halkın dili ve aydınların dili diye iki ayrı sınıf yarattılar. Bunun çaresi sadeleştirmektir. Bizim yaptığımız anayasanın kullandığı dili ölçü almaktır. İleri ve geri gitmeden dilin dengede kalmasını sağlıyoruz.

191/205, yasaklanan bu kelimelerin TRT arşivleri ve gazetelerden bulunabilen 191 tanesinin cümle içinde kullanılmasıyla oluştu.

191/205
7.16 dak.
100 adet 12'' LP üzerine baski
Daha fazla bilgi icin: baris@galerinon.com

In January 1985, the General Directorate of the Turkish Radio and Television Corporation (TRT) banned the use of 205 words on TV and radio broadcasts on the grounds that they do not comply with the general structure and operation of the Turkish language and that they are beneath the level of standard Turkish. The order banned words such as “memory, remember, recollection, experimental, motion, revolution, nature, dream, theory, possibility, history, freedom, example, conversation, whole, life,” but it was ultimately repealed.

Then-TRT General Director Tunca Toskay explained the motives behind the order in an interview with Hürriyet Newspaper on January 30, 1985:

Question: What is your purpose in banning the use of certain words on TRT broadcasts?

Answer: Our aim is to prevent lingual division.

Question: How did you decide on the words?

Answer: There is a movement towards becoming more Turkish in the language. Some intellectuals in our country created two classes: the language of the people and the language of intellectuals. The solution to this is to purify. What we do is to take the language used in the constitution as reference. We wanted to find a balance in the language without moving forward or backward.

191/205 consists of 191 of these banned words found in TRT archives and newspapers.

191/205
7.16 min.
100 editions printed on 12'' LP

For more information please email to: baris@galerinon.com

31
Dec 09

Türk sanatı dünyaya açıldı

Plastik sanatlar alanında Türkiye 2009′u biraz tartışma, sayısız sergi ve çokça umut vaat eden gelişmelerle geçirdi. Ekonomik krizin etkileriyle yeni sanat piyasalarına yönelen ilgi Türkiye’de 2009′un başlarında Sotheby’s müzayede evinin ofis açmasına ve Londra’da Türk çağdaş sanatçılarının eserlerinden oluşan bir müzayedenin düzenlenmesine neden oldu. Bu gelişme Türkiye’de de etkilerini gösterdi. Sanat eserlerinin bir yatırım aracı olduğu anlayışı da kabul görmeye başladı. Hal böyle olunca müzayedeler ilgi odağı oldu.

Fakat bütün bunlar, plastik sanatlar alanında ‘değer’ kavramının bir adım öne çıkmasını sağladı. Ve böylesi bir atmosferde 11. İstanbul Bienali’nin yarattığı tartışma oldukça manidardı. Hırvat küratör topluluğunun, ‘İnsan Neyle Yaşar?’ olarak belirlediği tema ve temaya uygun içerik sanat ve sermaye ilişkisinin sorgulanmasına yol açtı.

Bununla birlikte Sabancı Müzesi, 9 Eylül- 1 Kasım tarihleri arasında Alman çağdaş sanatının öncüsü Joseph Beuys ile öğrencilerinin eserlerinden oluşan ‘Joseph Beuys ve Öğrencileri’ sergisine ev sahipliği yaptı.

40 yıldır Paris’ta yaşayan Yüksel Arslan’ın yurtiçi ve yurtdışındaki koleksiyonlarından derlenen, 500′ün üstünde yapıtının bulunduğu retrospektif sergisi santralistanbul’da ziyarete açıldı. Sergi 21 Mart’a kadar görülebilir.

Türkiye ayrıca 2009′da Marc Chagall, Sarkis, Michael Craig-Martin gibi usta isimleri de ağırladı. Chagall’ın eserleri Pera Müzesi’nde sergilenirken, Sarkis ‘Site’ sergisi ile İstanbul Modern’de, Craig-Martin ise ‘İstanbul İstanbul’ sergisi ile Galerist’deydi.


29
Dec 09

Masallar Gerçek Olabilir, Sizin de Başınıza Gelebilir / Haluk Akakçe / Galerist (Tophane) / 26 Aralık -30 Ocak

Galerist, çalışmalarını New York’ta sürdüren sanatçı Haluk Akakçe’nin (d.1970, Ankara) İstanbul şehrinden topladığı mobil bilet bayileri ve bunların üzerine sıkıştırılmış milli piyango biletlerini kullanarak oluşturduğu ‘Masallar Gerçek Olabilir, Sizin de Başınıza Gelebilir.’ isimli enstelasyonu ile ‘Talih Kuşu’ başlıklı son resmini 26 Aralık – 30 Ocak tarihleri arasında Galerist / Tophane’de sergilemeye hazırlanıyor.

Yarattığı kendine has görsel lisan aracılığıyla izleyicilerini yeni dünyalara sürükleyen sanatçı, ilk kez ‘Masallar Gerçek Olabilir, Sizin de Başınıza Gelebilir’ isimli işiyle dış dünyadan bir objeyi iç dünyasına dahil ediyor. Kolektif hafızada yer edinmiş olan milli piyango bilet tekerlekleri, çoğu kez resimlerinde şans, beklenti, sürpriz, olasılık gibi kavramları sorgulayan Akakçe tarafından öznelleştiriliyor, kabuk değiştiriyor ve resimle kamuflaj ediliyor.

‘Masallar Gerçek Olabilir, Sizin de Başınıza Gelebilir’ yerleştirmesine, ‘Talih Kuşu’ isimli son resmi eşlik ediyor. Formların iç içe geçtiği kompozisyonlarıyla resim ve videolarında her zaman sürpriz unsurunu barındıran Akakçe’nin bu resmi, insanoğlunda varolan beklenti ve umut duygularını eserin içine taşıyor.

‘Türkiye’nin En Şanslı Adamı’

Resmin üzerine yerleştirilen rakamlar serisi, “Türkiye’nin en şanslı adamı” olarak adlandırılan, ‘Kaybetme Kabiliyeti’ belgeselinin kahramanı, üç kez büyük ikramiye sahibi ve sayısız kez milli piyango talihlisi olan ‘Mustafa Amca’nın (Savgan) seçtiği yılbaşı milli piyango biletinin sayıları. Tesadüfler sonucu Mustafa Amca ile hayatı kesişen Akakçe, sanat eserlerine sahip olmanın bir keşif sürecine dönüştüğü ve hatta bir yatırım aracı olarak nitelendirildiği günümüz dünyasında ‘talihli’ olma ve ‘büyük ikramiyeyi vurma’ olgularını gerçek ve kavramsal anlamlarıyla sorguluyor. Resmin sahibi, aynı zamanda bu özel bilete de sahip olacak.

Sergi, Akakçe’nin 2007 yılında Creative Time için yapmış olduğu ve Las Vegas’ta 1 mil uzunluğunda, dünyanın en büyük LED ekranında gösterime sunulan “Sky is the Limit” isimli video projeksiyon eserinin bir nevi devam niteliğini taşıyor. Las Vegas’ta, beklentiler üzerine yaratılan dünyanın, soyut formlarla tasvir edildiği bu video projeksiyonunun ardından, ‘Masallar Gerçek Olabilir, Sizin de Başınıza Gelebilir.’ ile Akakçe, aynı kavramları bu defa bu kültür ve mekana ait araç ve işaretleri özgün resim diliyle birleştirerek betimliyor.

Akakçe; eser, sanatçı ve koleksiyoner üçgenindeki yatırım ve beklenti kavramları üzerinde düşündürüyor. Çağdaş sanatın giderek değerlendiği bir piyasada eserlerin değerleri ve kalıcılıkları ile ilgili sorular soruyor. ‘Talih Kuşu’nda yer alan Mustafa Amca’nın bileti kazanmazsa resim değerini kaybeder mi? Bilet kazanırsa resim de kazanmış olur mu?

Sanatçı Hakkında:

Haluk Akakçe, Bilkent Üniversitesi’ndeki iç mimarlık eğitiminin ardından Londra’daki Royal College of Art ve Chicago’daki the School of the Art Institute of Chicago’dan lisansüstü derecesi aldı. Akakçe, aralarında Whitney Museum of American Art (New York), Museum für Gegenwartskunst (Basel), Tate Britain (Londra), Kunstwerke (Berlin) ve PS-1 Contemporary Art Center (New York)’ın da bulunduğu önemli sanat kurumlarında sergiler açmıştır.

Haluk Akakçe, Şubat 2010’da Londra’da yer alan Alison Jacques Gallery’de ve 2010 sonbaharında Viyana’nın önde gelen çağdaş sanat galerisi Christina König Galerie’de yer alacak kişisel sergileri için hazırlanıyor.

http://www.galerist.com.tr/

Firuzağa Mahallesi, Yeni Çarşı Cad. Strongilo Apt. No:23/1, Beyoğlu, İstanbul