Viewing 1 to 7 of 7 items
Tag Archives: Tasar

AFİŞE 4 – 18 haziran 2010 Açılış: 04 Haziran 2010, Cuma Saat: 17.00 – 20.00 Yer: Yüksel Sabancı Sanat Merkezi

AFİŞE 4 – 18 haziran 2010  Açılış: 04 Haziran 2010, Cuma Saat: 17.00 – 20.00  Yer: Yüksel Sabancı Sanat Merkezi

Afişe sergisi, günümüzde üniversitelerin halen özgür ve yaratıcı fikirlerin tartışıldığı mekanlar olduğuna inanan Y.T.Ü. Sanat ve Tasarım Fakültesi’nden yolu geçmiş bir grup sanatçının, fikir alışverişleri, toplantılar, yazışmalar ve okumalar sonucu gerçekleştirdiği bir etkinliktir.
 
Sergi sadece mevcut durumu tespit ve “afişe” etmek üz…

Comments Off

Merge Layers, Çağla Cabaoğlu Art Gallery, İstanbul

GÖRÜN // SERGİ // İSTANBUL // Tasarımcı Timuçin Unan ilk sergisi “Merge Layers”ı 29 Mart 2010 tarihinde Çağla Cabaoğlu Art Gallery’de açıyor. Unan sergisinde, bir tasarımın ortaya çıkış anını, kendisini de işin içine katarak “çok katmanlı” bir seyir halinde izleyiciye sunuyor. Tasarımcının tasarım hallerini sıradışı bir şekilde izleyiciye sunduğu 16 çalışmadan oluşan sergi 29 Nisan [...]

Comments Off

Pilvi Takala "Hakiki Pamuk Prenses" @ Antijen Tasarım

08, 09 – 18, 09 2009MASA’nın Eylül ayında Pilvi Takala ile Antijen Tasarım dükkanında konumlanacak. Sanatçı, Disneyland Paris’de yaptığı eylemin video kayıtlarını Masa’da gösterecek.Pilvi Takala, çalışmalarında sıklıkla yar…

Comments Off

Bilimsel “İş” Yönetimi.

Kamil Şenol

Santral İstanbul’da, 21 Mart–16 Ağustos 2009 tarihleri arasında, “Haritasız: Medya Sanatlarında Kullanıcı Çerçeveleri” sergisi yer alacak. Sergi tarihinin uzun bir zaman aralığına yayılması , sergi üzerinden bazı meseleleri tartışmak için bir fırsat yaratıyor.

ZKM işbirliği ile gerçekleştirilen serginin metinlerinden hareket edersek, “Haritasız” izleyicileri birer katılımcı ve yaratıcı olmaya davet ediyor. Eserlerin ön planda olan etkileşim nitelikleri sayesinde, izleyici ile sanat yapıtı arasındaki ilişkinin kökten değişimi hedefleniyor. Daha iddialı laflar ile izleyici “dokunabildiği”, “kullanabildiği’ işler sayesinde sanatçı olabilecek, en azından olabileceği fikrini tecrübe edecek. Teknolojiye dayalı bu tür etkileşimli(interaktif) işler ile hedeflenen, eser ile izleyici arasındaki hiyerarşinin ortadan kalkması, dolayısıyla daha “demokratik” bir ilişkinin hayata geçirilmesidir.

Yeni medya sanatlarının , yukarıda anılan işlevleri ne kadar yerine getireceği tartışmasına, sanata bir üretim meselesi olarak yaklaşıp, üretim sürecindeki bilginin ne kadar merkezileşmeden uzak ve demokratik olduğu sorusuna cevap aramak, olası farklı yaklaşımlardan biri olabilir…

Üretim sürecindeki bilginin niteliğine ilişkin her tespit, kapitalist üretim tarzındaki Taylorizm (ya da öteki adıyla “Bilimsel İş Yönetimi”) uygulamalarına değinmek zorundadır.Baştan şunu belirtmek gerekiyor, Taylorizm 20.yüzyılın başlangıcından bu güne kadar sermayenin emek üzerinde gerçek boyunduruğunu sağlamlaştırmasının en önemli payandası olmuştur. Bu uygulamaların sonuçları şöyle özetlenebilir: “Üretim bilgisinin işçiden alınması ve vasıfsızlaştırma. Taylorizm, bir üretim dalının bilgisine sahip olan zanaat işçisinin sonu olmuş, kapitalizm 20.yüzyıl boyunca işçileri adım adım vasıfsızlaştırmış, basit emeğin her üretim alanında emeğin temel biçimi haline gelmesi sağlanmıştır. Tasarım ve uygulamanın birbirinden ayrılması. Kapitalist emek süreci giderek artan bir kutuplaşmaya tabi hale gelmiş, planlamaya, hesaplamaya, kayıt tutmaya ilişkin bütün tasarım faaliyeti bir kutupta yoğunlaşırken, fabrika ve işyeri tabanındaki işçi giderek işin tasarım ve planlamasından bütünüyle koparak sadece başkalarınca planlanmış olan bir üretim sürecinin uygulayıcısı haline gelmiştir. İşçinin bilimden kopuşu. Üretim sürecinin bütünün bilgisini yitiren ve üretimdeki yeri en basit işlemleri biteviye tekrarlamak haline gelen işçi, üretimin geliştirilmesi bakımından her türlü kapasitesini yitirmiş, bilim dünyasından kopmuştur. Oysa Taylorizmin uygulanışına kadar yeni buluşların ve teknolojik gelişmelerin çoğu işçilerin ürünü olarak ortaya çıkmıştı.”[1]

20.yüzyılda kapitalizmin adım adım tüm alanlara sirayet etmesi, bir başka deyişle daha önce metalaştırılmamış alanlara olağanüstü yayılması ile, Taylorizmin ilkeleri ve yöntemleri sadece üretim alanında değil, tüm sektörlerde kullanılmıştır. Bugünün bürosunun, postanesinin, telefon şirketinin,bankasının,sigorta şirketinin,süpermarketinin bu yöntemleri uygulama bakımından birçok fabrikadan aşağı kalan yanı yoktur. Kültür endüstrisi de bu süreçten muaf değildir.

Sergiye dönersek, serginin oyun dürtüsünü harekete geçirip, izleyiciyi içine aldığı ve eğlendirdiği tartışma götürmez. İşler izleyicinin süreçlere katılımı ve müdahalesi sonucu gerçekleşmekte, ayrıca bu katılım süreçleri bir çok işte belgelenmekte. Ama izleyicinin işlerin teknolojik yapısının arkasındaki bilgi süreçlerine nüfuz etmesi söz konusu değil. Zaten böyle bir şey de hedeflenmiyor. “Katılım” fikri her ne kadar süreçlere “demokratik” bir özellik katıyor gibi görünse de, bu yüzeyde olduğu için, tam tersine Taylorist yöntem ve uygulamalardaki makinenin uzantısı işçi gibi burada işin uzantısı olan izleyiciden bahsedebiliriz ancak. Bu anlamıyla izleyici araçsallaşır.

Kapitalist işbölümünün dayattığı “meslek” seçme ve çalışma sürelerinin gereksiz uzunluğu[2]
nedeniyle, resim yapmanın ya da müzik besteleme veya icra etmenin kendisini tecrübe etmek yerine, dışarıdaki birinin “düzenleme” ve “tasarımı”nın dolayımdan geçmek ne kadar özgürleştirici ve demokratik olduğu soru işaretidir. Gijs van Oenen, bu durumu, “risk toplumu” bağlamında yaşamın tümüne yayarak şöyle ifade ediyor: “Özgürlükçü yurttaşlık yapısının gerektirdiği sorumlulukların altında ezilen insanlar, bir kısım sorumluluklarını, dışarıdaki kurumların düzenleme ve tasarım hizmetlerinden yararlanarak karşılama eğilimindeler. Politik ve yasal müdahalelerin yanı sıra toplumsal normları aştığımız her an, fiziksel ya da elektronik olarak bizi yönlendiren veya kısıtlayan yeni tip çevresel tasarımlar aracılığıyla gözetim ve denetime maruz kalıyoruz.” Teknoloji ağırlıklı tasarımlar ve uygulama düzenekleri başlangıçta etkileşimi (interaktivite) amaçlıyor gibi görünse de neticede ulaştığı nokta “interpasivite” oluyor.

Yazının başında belirttiğimiz gibi, serginin geniş bir zaman aralığına yayılması, tartışmak için epey bir zaman yaratıyor. Biz bu yazı da durumun sadece negatif yanlarını ele aldık.Tüm dünya tarihsel açıdan önemli bir aşamadan geçiyor. Yaşanan krizin, bir resesyon mu yoksa depresyon mu olduğu tespit edilmeye çalışılıyor.Belki bir sonraki yazıda ,dünya üzerindeki olası radikal değişimleri de gündemine alan, “yeni medya” sanatlarının, teknolojik altyapısı ve bilgi süreçlerinin de “kullanıcıya” açılmasının getirebileceği özgürleştirici ve demokratik potansiyellerinden bahsedebiliriz.

[1] Yalın üretim ve esneklik:Taylorizmin en yüksek aşaması.Sungur Savran, Devrimci Marksizm Dergisi ,sayı:3, 2007
[2] Günümüzde sekiz saat çalışma süresi üretim araçlarının gelmiş olduğu gelişkinlik düzeyi itibarıyla çok uzundur, o yüzden “sistem bir miktar işsizlik yaratmak zorunda” yalanına başvuruluyor. Türkiye’de işsizlik oranı %15,5(Ocak 2009, genç işsiz oranı %27,9) Amerika’da %7,6(Ocak 2009, genç işsiz oranı %20,8) , bir çok Avrupa ülkesinde de çift haneli sayılardır. Sırf işsizlik oranı üzerinden yapılacak basit bir hesaplama ile, fiili olarak çalışma süresinin radikal bir şekilde düşürülebileceği gösterilebilir.

Comments Off

Charles Waldheim:
 Planlama, Ekoloji ve Peyzajın Ortaya Çıkışı

“Disiplinlerötesi” Konferans Dizisi – 7

7 Şubat, Cumartesi, 14:00

Garaj Istanbul

Tomtom Mahallesi, Yeni Çarşı Caddesi,

Kaymakam Reşat Bey Sokağı, No:11a Galatasaray


Konferans İngilizce’dir, simultane çeviri vardır.

Garanti Galeri ve Platform Garanti’nin ortaklaşa düzenlediği “Disiplinlerötesi” konferans dizisi Charles Waldheim ile devam ediyor. Garaj Istanbul işbirliğiyle 7 Şubat Cumartesi günü saat 14.00’te gerçekleştirilecek konferansın başlığı Planlama, Ekoloji ve Peyzajın Ortaya Çıkışı.

Konferans tasarım disiplinlerinin 60’lı ve 70’li yılların kültür politikaları ışığında yaşadığı yabancılaşmanın kısa bir tarihsel anlatımıyla başlayacak. Peyzaj mimarlığı ve kentsel planlama disiplinlerinin, tasarım ve mimarlık okullarında maruz kaldığı yabancılaşma ve ayrışma da tartışılacak. Peyzaj mimarlığının yakın zamanda Harvard, Penn ve Toronto Üniversitesi gibi başı çeken mimarlık okullarında tasarım aracı olarak yeni bir statü kazanmasıyla planlama programları ile tasarım ve mimarlık okulları arasındaki yakınlaşma tamı tamına çakışır. Dahası bu simetrik yeniden ilişkilenme basit bir tesadüften değil yapılı çevrenin kendi içinde ve onu tanımlayan disiplinlerde meydana gelen değişimlerden türer. Bu okuma, peyzaj mimarlığı ile planlanma uygulamalarının kaygıları ve soruları arasında anlık bir temas vadediyor. Bu temasta karşılıklı paylaşılan tarihsel merakın nesnelerine yönelik yenilenmiş sorumluluklardan faydalanma umudu var.

Waldheim, konferansta 19. ve 20. yüzyıllarda şehir ve bölge planlama uygulamalarının bir konusu olarak bölge kavramının oluşmasında peyzajın rolünü tanımlayan bir dizi tarihsel olay anlatacak. Geddes, Mumford, MacKaye ve en çok da McHarg’ın önerdiği bölgesel bilgilere dayanan planlama projeleri neslini konu alan güncel çalışmalar mevcut. Bu geleneğe bir alternatif olarak Ludwig Hilberseimer’ın proje ve metinleri sunulacak. Bu alternatifte iktisadi okumalar, endüstriyel desantralizayona yönelik ekolojik bir yaklaşımı destekler. 60’lar ve 70’li yılların başında McHarg prensiplerinin kabulü ile peyzaj mimarlığının nasıl bölgesel ve kentsel planlama aracına dönüştüğü; aynı zamanda McHarg projesinin güncel metropolün sorunlarını tanımlamaktaki gözle görülür başarısızlıkları aktarılacak.

Konferansın ikinci yarısında Waldheim, yakın zamanda peyzajın bir kentsel tasarım aracı olarak yeniden ortaya çıkışını ve bu değişimin disipline yönelik sorumluluklar ve profesyonel kentsel planlama örnekleri üzerindeki etkilerini sorgulayacak. Burada tasarımın bir aracı olarak peyzaja yeniden duyulan ilgi ve kültürel bir biçim olarak peyzajın rolü aktarılacak. Bunun yanı sıra peyzaj tasarımındaki bu yenilenmede ekolojinin rolü tanımlanacak ve güncel kentsel gelişmelerin bir öznesi olan peyzaj ekolojisinin maruz kaldığı çeşitli iddialar gündeme getirilecek. Konuşma Kuzey Amerika’da peyzajı ve ekolojik süreçleri tasarım sürecinin temeline yerleştiren ve ister istemez ekolojik nesnelerden, bulundukları yerlerden ve temsil ettikleri katılımcılardan beslenen birçok projenin incelenmesi ile sona erecek.

Konferans, birer kentsel tasarım aracı olarak peyzaj ve ekolojinin güncel anlamlarından beslenen yeni planlama uygulamalarına yönelik bir potansiyel modeller eskizi ile son bulacak. Planlama ve peyzaj tasarımının kesiştiği noktada işler üreten güncel tasarımcıların çalışmalarını aktarılacak; kentsel gelişme ve tasarımın güncel kavramlarının habercisi niteliğindeki çeşitli konumları ele alınacak.

Charles Waldheim, FAAR, Toronto Üniversitesi John H. Daniels Mimarlık, Peyzaj ve Tasarım Fakültesi, Peyzaj Mimarlığı Programı Yöneticisidir. Waldheim’ın çalışmaları peyzaj ve çağdaş şehircilik arasındaki ilişkileri inceler. Waldheim peyzajın günümüz kentinde kentsel düzeninin bir aracı olarak yeniden ortaya çıkışını tanımlamak için “peyzaj şehirciliği” (landscape urbanism) terimini icat etti. Mimar olan Waldheim, tasarım ve şehircilik alanında çok-disiplinli bir danışmanlık grubu Urban Agency’nin yöneticisidir. Waldheim ve Urban Agency, çağdaş şehircilik ve peyzajın kesişiminde yer alan çeşitli projelerde kamusal ajanslar, özel müşteriler, profesyonel tasarımcılar ve çok-disiplinli ekipler ile bir araya gelir.

Comments Off