
B.C: 15 Korkutan Adam hakkında konuşmak istemen ilginç. Belki en doğrudan işim bu olduğu içindir…15 Korkutan Asyalı Adam ilk olarak 2005 yılında bir sanatçı kitabı olarak sergilendi. El yapımı ve 15 kopyadan oluşan bir edisyondu. Sonrasından Gent, Belçika’daki bir sergi için 750 tane ofset baskı yaptırdım. 10.İstanbul Bienali’nde Antrep…
Fotoğrafın Materyalliği Üzerine Bir Sergi
Surface Tension, fotoğrafın materyal özelliklerine dikkat çeken bir sergi. Fotoğrafın dünyaya açılan bir pencere olarak görülmesi ya da anlaşılmasını sorunlaştıran sergi, fotoğrafı bir obje olarak görerek tartışmaya açıyor.
Soğuk Element
Günümüz insanlığının, varolma nedenini borçlu olduğu sanayileşme süreci artık yerini “teknoloji ve enformasyon dönemi”ne, uzantısı olarak da “enformasyon toplumuna” devretmektedir. Sanayileşme sürecinde; ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasal alanda yaşanan değişim ve dönüşüm, olağanüstü bir ivedilik ile oldukça etkili bir biçimde enformasyon toplumunda yaşanmaktadır. Sanayi sürecinin zayıflayan etkisi, vasıfsızlaşan makine, araç-gereç, yapı gibi enstrümanları birer işlevsiz Full Article…
BBC Serhat Köksal’ı keşfetti
BBC’nin efsanevi sunucusu John Peel, şehrin yeraltı müzik sahnesini keşfetmek için geldiği İstanbul’da doğrudan Serhat Köksal (nam-ı diğer 2/5 BZ)’ı fark etti. Yani, banal Türk melodramlarıyla aksiyon filmlerinin, türkülerle ise derinden gelen elektronik casio melodilerinin iç içe geçtiği görsel/işitsel kolajlar gerçekleştiren İstanbullu bir sanatçıyı. Köksal’dan çok etkilenen Peel, Londra’daki radyo programında 2/5 BZ’nin parçalarını düzenli Full Article…
AÇIK ŞEHİR: ÇANAKKALE
Küratör: Hakan Kırdar Sanatçılar: Funda Alkan, Tuncay Murat Atal, Müge Bilgin, Yeşim Denizhan, Mehmet Dere, Ersan Deveci, Sema Kayaönü, Dilay Koçoğulları, Emre Meydan, Nur Muşkara, Fırat Neziroğlu, Arzu Oto, Teslime Başak Özkutlu, Candan Öztürk, Sinem Pehlivan, Esra Sultan Şahin, Gülcan Şenyuvalı, Yaprak Yürek “Açık Şehir: Çanakkale” sergisi, başlığını daha çok askeri alanda kullanılan ‘açık şehir’ Full Article…
Allah Korkusu
10 Kasım, 2007 – 2 Aralık, 2007
HAFRİYAT KARAKÖY’DE
ALLAH KORKUSU AFİŞLERİ SERGİSİ
Allah Korkusu Afiş Sergisi, 10 Kasım tarihinde Hafriyat Karaköy‘de açılıyor. Sergi, insanlık tarihi boyunca her türlü iktidar odağını, bu odakların çeşitli iletişim yöntemleriyle ürettiği, beslediği, itaatin en önemli araçlarından biri olarak hizaya girmemizi sağlayan korku duygusunu ele alan afişleri bir araya getiriyor.
Sergiye katılan çok sayıda grafiker, tasarımcı, ressam, çizer ve yazar Allah Korkusuna: Bireysel olarak vicdanın sesi, Kul’un yaradandan korkusu anlamında Allah korkusu, toplumsal olarak hızla muhafazakarlaşan ve daha milliyetçi bir köşeye sıkışan uluslarda Allah korkusu, küçülen dünya ve global ekonomi içinde Allah korkusu ve Allah korkusuna direnme mekanizmaları gibi farklı boyutlardan yaklaşıyor.
Münferit
18 Ocak, 2008 – 9 Şubat, 2008
Münferit Bir Etkinlik
İnsan unutkan ama aynı zamanda hatırlama yetisi olan bir varlık. Neyi unutup neyi anımsadığı onun içinde yaşadığı zaman ve bağlamla doğrudan alâkalı. Yani bir anlamıyla bellek tamamıyla ideolojik/siyasal bir yatırım alanı. Geçmişinizden bugüne neleri taşımak isteyeceğinize bağlı bir olgu. Bellek acı’nın belleğidir daima. Acı’nın kuyusudur. İnsan’ın unutamadığı şeyler, olaylar, acı eşiğine nelerin yer ettiğine bağlı. Başkasının acısına bakma ve ona ortak olma çabası ise günlük yaşamımızda vereceğimiz kararlar ve tercihlerle şekilleniyor. Neleri hafızamızda tutmamız gerektiği sorusuyla en acı biçimiyle Hrant Dink’in katledilmesinin ertesinde karşı karşıya kaldık. Yüz binleri ayağa kaldıran bu cinayet -belleğimizden deneyimle- münferit bir cinayet değildi. Onyıllarla ifade edilebilecek bir soykütüğe sahipti. Münferit nitelemesi üzerine şekillenen devasa bir tarih vardı ardımızda bıraktığımız.
Geçmiş ama hangi geçmiş? Bellek ama hangi bellek? Kolektif bellek, kolektifliği tarif etmekle meydana gelen bir şey. Her toplumsal grup veya sınıf kendini bir geçmişe ve kökene dayandırdığına göre her kesim kendi acı’sının saklı olduğu geçmişi akılda tutar ve sürekli güncelleştirir. Yani kolektif bellek dediğimiz şey kendinizi dahil ettiğiniz bağlama ilişkin bir şeydir; çarpıtılmaya müsait bir alana dönüştürülebilir. İktidara endeksli medyalar tarafından üretilen görsel-işitsel imgelem bombardımanı altında kolektif bellek askıya alınabilir ne de olsa. Dolayısıyla yarına sorunsuzca uyanmak adına unutma’nın ustası ve de mahkumu olarak günümüz insanı bellek konusunda sorunludur. Anımsar ama emin olamaz: veya öyle anımsamıştır.
Hrant’ı yitirdiğimiz tarihe atfen 19 Ocak Kolektifi adı altında şekillenen oluşum geçmişin, sesi kısılmış geçmişin, taleplerini kendi duyarlılığı içinde hissedip, günü karartan ve geleceği umutsuzlaştıran sıkıntı evrenine karşı karartılmış bir tarihin içinden sanatın, siyasal alan, bellek ve tarih ile kesişme olasılıklarını genişletip, oluşturulmuş yapay ayrımları da geçersizleştirme gayretiyle çalıştı aylar boyunca. Gruba dahil olan insanlar, sanatçılar, yazarlar ortak belleklerini sorgulanabilir, hesap sorulabilir bir sürece sokmaya karar verdiler. Çalışma aşağı yukarı 25-30 yıllık bir geçmiş üzerinde şekillendi. Ve acıların ortak kaynağı belliydi neredeyse. İnsanlar bu ülkenin dört bir yanında değişik kaynaklardan gelen ama aynı mantık üzerine şekillenen şiddetin hedefi olmaktalar.Ölümler, öldürmeler ya da kaybettirmeler zinciri “münferit” olaylar adı altında toplumu şiddet ile denetim altında tutmanın yolu olarak kullanılıyor. 19 Ocak olarak biriken enerji şimdi’nin, bugün’ün günün yeteri kadar karartıldığına (delil karartma gayretleri unutulmasın), sürekli münferit sıfatına havale edilen gerçekliğin tartışmaya açılması gerektiğine inanmakta.
Cinayet”ten yol alarak Türkiye’de son 27 yıllık geçmişinden yani 12 Eylül askeri darbesinden bu yana, devletin yetkili ağızlarının manipülasyon amaçlı olarak sıkça başvurdukları klişe bir ifade münferit. Tek tük rastlanan olay/durum gibi bir sözlük anlamına sahip olan sözcük yaşanan yaralıyıcı olayları bireysel sapkınlıklar şeklinde açıklar, siyasal cinayet tarihinin üzerini örter, tepkileri hafifletmeye çalışır ve yapısal açıklamaların kapısını kapatır. Münferit olarak paketlenen olayların soykütüğünü bütün saçaklarıyla ortaya çıkarmak elbette ciddiyet ve emek isteyen bir başka çalışmada ele alınabilir. Gerçekleştirdiğimiz alçakgönüllü ölçeğe sahip etkinliğin amacı ise katilleri halen aramızda yaşayan ve neredeyse tamamını fail-i meçhul olarak değerlendirebileceğimiz cinayetleri hatırda tutmak ve Hrant Dink’in yaşamını sonlandırmaya yönelik bu saldırının öncellerini bugüne taşımak, bu cinayetin hiç de tesadüfi veya münferit olmadığını bütün çıplaklığıyla ortaya koymak.. Katilleri bulunamayan bulunsa bile gerisindeki uzantılara ulaşılmayan ve hep meçhule terkedilen cinayetleri hazırlayan siyasal akıl ve korkuya dur diyebilmek. Bunları bugünden geriye doğru kapkara bir bellek üzerine beyaz puntolarla aydınlatmak ve birbiriyle akraba konumdaki şiddet makinalarından çıkıp bir ağ oluşturduğunu gösterebilmek. Yayılarak büyüyen nefret söylemi ve linç kültürü, faşizan saldırıların meşrulaştırılmış dayanakları olarak gündelik hayatı işgal etmekte. ‘Doğal ve demokratik’ tepkiler olarak görülüp kimilerince takdir gören yapılaşma, Hrant Dink ve sonrasında gerçekleşen nefret cinayetleriyle sokak faşizminin de yolunu açıyor. Bu söylem bugünlerde sınır-ötelerine taşmakta ve savaş tamtamları hergün daha patırtılı biçimde etrafı kaplamakta. Öyleyse bu söylemin gelişmesi süreci zamanla çözülür deyip beklemek yerine, vicdan sahibi her kişinin üstlenebileceği bir sorumluluk olacağı düşüncesiyle bugün’e yönelmek gerekiyor ve bu şekilde akan zamanı durdurmak gerekiyor bir yerde. Çünkü yeterince nefret kin ve düşmanlık ortalığı sarmış bulunuyor.
İktidarın ana ve kutsal gövdesine giremeyen ve sürekli dışlaştırılan kesimler, Kürtler, Ermeniler, Rumlar, Yahudiler, travestiler, geyler, lezbiyenler, işsizler, göçmenler, mülteciler, Afrikalılar veya herhangi sıradan bir insanın maruz kaldığı şiddet; aynı şekilde mikro iktidar mekanizmaları olarak değişik siyasal örgütlenmelerin şiddetine maruz kalıp meçhule bırakılan bütün cinayetler bu etkinlik çerçevesinde eşit bir mesafeyle ele alındı. Nereden gelirse gelsin sivil yaşama yöneltilmiş şiddete tepki göstermeyi önemli buluyoruz. Önemli olan bu nereden geldiği önemli olmayan şiddete her koşulda dur! diyebilmek ve tepki gösterebilmektir.
Bir yıldan bu yana düzenli olarak bir araya gelen 19 Ocak Kolektifi’ni oluşturan güncel sanatçılar ve yazarlar bu etkinlik ile geçmişte üzeri örtülen bu cinayetlere dair kayıtları titizlikle araştırarak kendi kişisel bellekleriyle yüzleştiler. Etkinliğin taşlaşmış bir anı sergisi olmasından kaçınıldı. Anma edimi bir tavır, bir eylem olarak tasavvur edildi. Bugün Türkiye’nin dışa dönük vitrinini süslemesi amacıyla ıslah edilmekte olan bir kültürel alan olarak güncel sanatın güncel olana, toplumsal olana radikal müdahalesinin mümkün olabileceğini bir kez daha dile getirmek istiyoruz.
19 Ocak Kolektifi
Tatbikat
14 Ocak, 2009 – 29 Ocak, 2009
TATBİKAT
Tatbikat, 15 gün boyunca kullandığı sergi mekanını bir deney alanı olarak konumlayarak, kendi-kendini üreten ve sunan bir sergileme yöntemi izlemiştir. Bu süreç içerisinde birlikte olmaya dair anlaşmış yedi katılımcının yaşantılardan ve anılarından yola çıkılarak yeniden canlandırmalar kaydedilmiş ve video olarak kurgulanmışlardır. Bu süreci bir yol olarak tanımlarsak katılımcıların paylaşım zemini oluşturmaya yetecek kadar ortak keşişme noktaları vardır. Katılımcıların bireysel deneyimleri ve biribirleriyle karşılıklı etkileşimle yarattıkları alan, gelip geçici de olsa, tüm katılımcılara ait bir mekandır. Süreç katılımcı sanatçılarının herbirine kendi hikayesini anlatma imkanını vererek başlamıştır. Tüm bu kişisel hikayelerin anımsandıkları şekilde tekrar canlandırılabilmeleri için mekan düzenlenmiştir. Zihinde yer etmiş bireysel olayların mekanları ve kişileri kurgulanmış ve canlandırılmıştır. Bu yeniden canlandırmalar sırasında katılımcı sanatçılar ötekinin anıları ve deneyimleri ile kendi geçmişlerini ve bakış açılarını bağlantılandırmışlardır. Böylece kişisel deneyimler karşılıklı kavrayışlarla birbirine bağlantılı deneyimlere dönüşmüşlerdir. Kaydedilen bu canlandırmaların videoları kurgulanmış çekim mekanının içinde ekranlarda tüm süreç boyunca gösterilmişlerdir. Tatbikat içine kapanan değil dışa açılan bir laboratuvar ortamı olarak kurgulanmıştır. Bu süreçte mekan izleyicilere ve gelecek eklenmelere açık tutulmuştur. Aynı zamanda geçmiş kişisel anılardan güncel anlara doğru hareketle yeni canlandırmalar ve kayıtları deney alanında devam etmiştir. Her çekimin videosu ekranlarla ve projeksiyon ile mekana eklemlenmiştir. 15 günün sonunda deney mekanına girişten itibaren oluşan tüm katmanlar bir arada mekan ve video düzenlemesi olarak sunulmuştur. Deneyimlerin birarada yeni bir deneyime dönüşmesi ve böylece zaman içinde katman katman mekanı yaratması, 15 gün için yaşayan kendine has ve tekrarlanamayan bir defaya mahsus bir deneydir. Hareket içinde olan bu deneysellik yedi kişinin bu süreçteki bireysel ve ortak enerjilerinin ve etkileşimlerinin toplamından oluşmuştur. Tatbikat başka bir mekan ve zamanda kendini tekrar oluşturacaktır.
Yves Klein
Yves Klein’in 1960′larda gerceklestirdigi bir dizi aktivite, performans sanatinin erken ornekleri arasinda nitelendirilir. ‘Uluslararasi Yves Klein Mavisi’ olarak nitelendirdigi boyaya bulanmis ciplak bedenleri kendi bestesi olan ‘ Madonna Senfoni’de tuvaller uzerinde dans ettirir. Onlari yuvarlayarak resim yaptirir. Bedenleri tuvale bastirarak yaptigi bu resimler ‘antropometrik’ resimler olarak tanimlanir.
Ağıt Ritüeli Olarak Şiilerin Muharrem Törenleri
Acı Tekrar Yaşanmalı, Teşebbühi Bile Olsa;Kan Tekrar Dökülmeli, Temsili Bile Olsa.Ağıt Ritüeli Olarak Şiilerin Muharrem Törenleri**2007 yılında doktora okuma dersleri sırasında hazırlanmış ama bitirlişmemiş bir makale“Ağıt, sos…
Hayat performansı / Hayattan Performans
2007 yılında doktora hocalarımdan hasibe kalkan tiyatro geçmişim ve sonra nerelere geldiğim hakkında bir yazı yamamı istemişti, ödev olarak. aşağıdaki yazı bu gelişimi anlatır.tam bir son vermemişim. daha iyi… devamı gelecek demekt…
Super Kahramanlar Et Sevmezler

“Avrupa’da Ortacag’da en cok dini kitaplar, ikinci olarak da hayvan albumleri ragbet goruyordu. Bunlar hayvan hikayeleri uzerine hazirlanmis ve zoolojik bilgilerle mitleri, efsaneleri bir araya getiren gosterisli kataloglardi. Her bir yaratigin dogal tarihine ve illustrasyonuna genellikle ahlaki bir ders eslik ediyordu. Acayip, egzotik ve canavarimsi yaratiklara buyuk onem veriliyordu.
Sarkis: Sokak Diliyle Konuşan Sergi
SoylesiSon elli yildan parçalar ilk defa bu sergide bir araya gelerek bir bütünü oluşturmaya yöneliyor. Nasil bir deneyim oldu bu sizin için? Tüm bu yerleştirmeler icraya giriyor ve bunlar tekrar başka bir vücutta birleşiyor. Hiç böyle…
Lapses’in Yapım Süreci
Katalog MetniIlk olarak 53. Venedik Bienali, Turkiye Pavyonu, Istanbul Kultur ve Sanat Vakfi, 2009′da yayinlanmistir. / First published in: 53rd La Biennale di Venezia, Pavilion of Turkey, Istanbul Fundation for Culture and Arts, 2009Lapses’in y…
PLUVERSUM 2009-10-21 17:47:00
BASIN AÇIKLAMASI21 EKİM TARİHLİ HABER TÜRK GAZETESİNDE ÇIKAN “ISTANBUL 2010 YAĞMASI” BAŞLIKLI HABER KASITLI, SAYGISIZ, ASILSIZ VE SALDIRGANDIR.2008′den bu yana Istanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Görsel Sanatlar Yönetmeni olarak görev y…
My Name Is Casper!
Karşı Sanat Çalışmaları ve Tarihi Sümerbank Binası’nda Tarihi Sergi açılıyor!
My Name Is Casper!
İki yüze yakın katılımcısıyla, 2 Ekim 2009 tarihinde Karşı Sanat Çalışmaları’nda ve 3 Ekim 2009 tarihinde Tarihi Sümerbank Binası’nda sizleri bekliyor.
Sergi açılışları
2 Ekim Cuma 18.00 Karşı Sanat Çalışmaları
3 Ekim Cumartesi 17.00 Sümerbank Binası
Karşı Sanat Çalışmaları: 2 Ekim-24 Ekim 11.00-19.00 (pazar hariç)
Tarihi Sümerbank Binası: 3 Ekim-24 Ekim 11.00-19.00 (pazar ve pazartesi hariç)
daralan/sanatçılar
Hatıra Akyüz
Sesil Beatris Kalaycıyan
Evrim Kavcar
Her şey yolunda…
daralan
Hayat denen hengamenin başrol oyuncusu olduğunu düşünen insan, mevcut veya karşıt tüm hareketlerin toplamının oluşturduğu bütün olan sistemin yaratıcısı, uygulayıcısı, satıcısı tüketicisi ve bekçisidir. Bu devamlılığı (bir şekilde) sağlamak adına yarattığı soyut ve somut kavram, kural, gelenek, ahlak, ideoloji, inanç, eğitim, aile vb. birbirinden farklı yöntem ve araçların toplamının oluşturduğu yapı, kestirmeden gidecek olursak hayatın ta kendisidir.
Devamlılığı sağlamak adına uygulanan yöntemin içeriği değişse de sistem, mevcut işleyişi (işleyiş biçimini) varlığı veya varoluluşunun bilinirliliği ile tehdit eden – tehdit etme potansiyelini barındıran veya sistem tarafından böyle olduğu düşünülen karşıt, muhalif, alternatif unsurları yok etmeyi bir savunma biçimi olarak uygulamış fakat hiçbir zaman (şuana kadar) tam olarak başarılı olamamıştır.
Günümüzde gelinen noktada egemen sistem; tehdit olarak gördüğü unsurlarla mücadelede başka yeni yöntemler keşfediyor! Din, ahlak, eğitim, aile gibi organları kullanarak karşı hareketlerin içeriğini-anlamını-temsil ettiklerini elden geçiriyor, olası etkisini engelliyor ve etki alanını daraltıyor olmasına rağmen bir yandan da bu karşıtlıkları; kültür, müzik, reklam, moda… endüstrisinin çekici ürünleri olarak daha geniş bir alana yayıyor ve genişleyen dar alanlar yaratıyor.
Cinsel özgürlük mü istiyorsun? Haberleşme kurumuna abone olarak ayda 29.90’a bilgisayar başında “sınırsız” cinsel devrimini yaşayabilirsin. Fakat sokağa çıkarken cinsel kimliğini evde bırak!
Çevre kirliliğini mi engellemek istiyorsun? Büyük fabrikaları, nükleer santralleri boş ver, diğer plastik kredi kartlarına oranla doğada daha hızlı yok olan çevre dostu kredi kartını kullanarak bunu yapabilirsin ya da banyoda biraz daha az kalarak su rezervlerini koruyabilirsin!
Okula, aileye, çalışmaya mı karşısın! Alışveriş merkezlerindeki, tepkini dillendiren tişörtler, “punk” stili kıyafet ve aksesuarlarla dolu mağazalar, şehir dışında kurulan, on binlerle birlikte tepkini bağırabileceğin asilik kasabaları ne güne duruyor? Kredi kartına taksit, erken rezervasyonda indirim bile var…
Merve Ünsal: Mezarlık
Her uygarlık, bünyesinde ‘ters’ olarak tanımlanabilecek bölgeler bulundurur ki bu bölgeler, bütün gerçek mekanların aynı yerde temsil edilmesi ve aynı anda tersine çevrilmesidir.
"Benim Kentim" Konuk Sanatçı Programı
Benim Kentim Programına konuk sanatçı olarak seçilen Türkiyeli sanatçılar ve sanatçıların çalışmalara katılacağı kurumların adı ve bulundukları kentler 11 Eylül 2009, Cuma, günü açıklandı. o Caner As…
Havlubayrak
28 Ağustos 2009, Cuma // 18:30
Eski Platform Garanti Binası
İstiklal Cad. No: 136, Beyoğlu

Havlubayrak kamusal alanda gerçekleştirilen geçici bir müdahaledir. 60 metre uzunluğundaki beyaz havlu kumaş, eski Platform binasının ön cephesinde yer alan bayrak direklerine asıldı. Üçüncü kattaki direklerden bırakılan beyaz bayrak, birinci kat penceresinden içeri girip, odaları ve koridoru geçerek tuvaletteki havluluğa asılıyor ve el havlusu olarak kullanılabiliyor.
Havlubayrak halihazırda yenileme çalışmaları devam eden ve İstanbul’un en kalabalık caddesi olan (haftasonları yaklaşık altı milyon kişinin bu caddeden geçtiği söyleniyor) yayalara açık İstiklal Caddesi’ndeki Platform binasının cephesinde sergilenecek. Caddenin bitip tükenmeyen gürültüsü, neon ışıkları, her türlü görsel ve işitsel bunaltıcı karmaşası arasında, Havlubayrak sessiz ve neredeyse fark edilmeyen, sadece binanın güvenlik görevlisinin erişebileceği ve bu bayrağı havlu olarak kullanabileceği bir iş.
İspanya doğumlu Berlin’de yaşayan ve çalışan Jasmina Llobet ve Luis Fernández Pons, 2002 yılından beri enstalasyon, heykel ve kamusal alanda sanat üretimlerini birlikte yürüten bir sanatçı kolektifi. Şu anda Platform Garanti GSM’de misafir sanatçı olarak bulunuyorlar.
Havlubayrak Can Xalant, Mataró ve Platform Garanti GSM’nin katkılarıyla gerçekleştirilmiştir.
Fulya Çetin "Plastik Bebek" @ Urban Cafe
13. 08 – 30.08.2009Fulya Çetin’in 2007 yılından bu yana üretiminin temel meselesini bedenin, özellikle de kadın bedeninin metalaşma/tüketilme biçimi oluşturuyor. Güzellik yarışmaları, kozmetik ve estetik sanayi, reklam ve porno endüstr…




































