BIYIK KEDİDE DE VARDIR Biopolitik kavramlar üzerine çalışmalarıyla tanıdığımız Canan Şenol, 21 Ocak – 13 Şubat 2010 tarihleri arasında x-ist’te sergilenecek “Bıyık Kedide de Vardır” başlıklı sergisinde yer alan yapıtlarında, geçmiş ile bugün arasında bağlantı kuruyor. “Haberleri duyuranlar, eserleri nakledenler ve zamanın olaylarını anlatanlar bildirirler ki” diye başlarmış eski doğu masalları. Bundan dolayı eskiden, masal Full Article…
Ali Kazma’dan ‘engellemeler’
Videolarından oluşan ‘Engellemeler’ sergisinde sanatçı Ali Kazma, “kaosla düzen, yaşamla ölüm arasındaki gergin dengeyi” irdeliyor ÇAĞDAŞ sanat sahnesinin bilindik isimlerinden, video işleriyle tanınan Ali Kazma’nın ‘Engellemeler/Obstructions‘ başlıklı kişisel sergisi, İstanbul’daki Yapı Kredi Kazım Taşkent Sanat Galerisi’nde sürüyor. Küratörlüğünü Emre Baykal’ın yaptığı sergide, sanatçının 2005 yılından bu yana yaptığı çalışmalardan oluşan bir video seçkisi sanatseverlerle buluşuyor. Full Article…
Ekososyalist Bir Manifesto Joel Kovel & Michael Löwy
Bu ekososyalist manifesto fikri, 2001 yılının Eylül ayında Paris yakınlarındaki Vincennes’de ekoloji ve sosyalizm üzerine yapılan bir seminerde Joel Kovel ve Michael Löwy tarafından ortaya atıldı. Hepimiz Gramsci paradoksunun kronik bir …
Trafik Yasası
2918 NOLU TRAFİK YASASI* Herhangi bir trafik kazası sonrasında, bir hastaneye (özel veya devlet) gittiğinizde veya getirildiğinizde, size veya yakınlarınıza (2918 no’lu yasayı bilmediğiniz zannedilerek:* ‘Yapilacak mudahele ve tedavi ucretle…
rüzgar imgesinin şiddeti – rafet arslan
http://pangorselkultur.wordpress.com/2009/10/20/ruzgar-imgesinin-siddeti-rafet-arslan/
Resim sanatı çoktandır bir çöl iklimine mahkum kalmış gibi. Eskinin tekrarı ya da yurtdışında popüler olanın izleği ve benzeri yaratıcılık eksiklikleri bir yana, ‘güncel sanat’ dünyasında eskimiş-gözden düşmüş bir ifade tarzı olarak görülmenin moral bozukluğu hissediliyor. Değişen merkez tarafından tutucu-demode olarak listelenip, hor görülen bunun karşısında küsüp tavan arasına saklanan bir resim. Eskimişliğini sanki kabul etmiş, tozlanmaktan rahatsız olmayan, iddiasızlaşmış, muhafazakarlaşmış bir resim. Şiddetini, yıkıcılığı, yabancılaştırma gücünü yitirmiş, güçten düşmüş bir resim.
Çizdiğim bu olumsuz tablo içinde durmayan imgesinin keskinliği ve deneyciliği körelmemiş yaratıcılar da var. Dünya gezegeni üzerinde hala birçok ressam hiçbir komplekse kapılmadan, yaratıcı ve şiddet gücünden bir şey kaybetmemiş bir resim üretebiliyor. Bu ressamlardan ülkemizde ilk akla düşeni kuşkusuz Necla Rüzgar.
Rüzgar’ın imgesini sadece görülen üzerinden okumaya kalkarsak, kuşkusuz derinlerinde yatan anlamları ıskalayacağız. Çünkü Rüzgar öncelikle tekinsizin ressamıdır, simgesel düzende ifade edilemeyen, bilinçdışının karanlık çatı katlarında gizil kalmış durumlar ile uğraşır. Bilincin ya da dilin oto-sansürüne takılan, bastırılan söylemleri açığa çıkarmaya çabasındadır. Post-modern dünyada tüketim çılgınlığı ve gündeliğin pornografileşmesinin sonucunda gerçeklik terörü dediğimiz yeni bir baskı aşamasına adım atmış durumdayız. Böyle bir zamanda salt görülen gerçekliği resmetmek, dayatılan bir illüzyonu resmetmekten öteye gidemeyecektir. Bu yüzden Rüzgar görülmek istenmeyen, dile gelmeyen, ağza alınmayan, bilinci bastıran mekanizmaları deşmeye uğraşır.
Ev kadınlarının toplaştığı bir ‘gün’ de, anüsüne geçirdiği halkalar ile performans yapan kadını izleyen sıradan insanların verdiği tekinsizliktir bu. Ve okumak için sadece yerel kültürel-ahlaki kodları kullanma kolaycılığına kaçarsak, Lacancı anlamda Gerçek’i ıskalayacağımız, bir tekinsizlik. Bu noktada Rüzgar imgesini, David Lynch filmleri ya da G.J. Ballard’ın öyküleri ile beraber ele almak gerekecektir. Çünkü bu imge gündelik hayatın içine sızmış, sıradan insanlarının sapkınlıklarının, hastalıkların resmini çizer. Bu resmi çizerken de derinden kopup gelen şiddeti aktarmaktan, radikal olmaktan, yasak alanı ihlal etmekten korkmaz.
Ama bu uğraşında popülist, güncel olana hapis, sansasyonel bir tavır takınmaz. Sanatçı olduğu kadar, öğretmen, akademisyendir, öne çıkmadan, gölgelerin içinde kalmayı tercih ederek sanatını icra eder. Kadın, Hozat doğumlu vb güncel kimlik sunumlarından ve bunların sözde sanatsal ifadelerinden kaçınır. İdrak gücü gelişkin bir yaratıcı olarak, kadının içindeki kara deliğe bakmaktan, onunla da radikal bir biçimde yüzleşmekten, sorgulamaktan kaçınmaz. Aksine kurban, töre vb toplumsal- ahlaki baskı araçlarının köklerindeki arketipleri deşer, insan var oluşunun düşkünlüğünü kabul etmekten kaçmaz. Bloody Mary de dudaktan öpüşen başörtülü kadınlar ya da köpek başlı sevişen çiftler de bilinen görüntüleri normal denilen kalıpların dışında olasılıklar içinde sınar. Ve bu denemelerde en uç kıyılara temas eder.
Rüzgar imgesinin şiddetine dair ilk akla gelecek örneklerden biri de ‘aklın uykusu’ resmidir. Benzer dönem çalışmalarındaki gibi bu yapıtta da insan oluş ve hayvan oluş durumları iç içe geçmiştir. Aynı anda saldırgan ve bekçi olan köpek ya da kurban ayininin en temel figürü koyun kafaları, postakileri giyinilen birer melez kimliğe dönüşür. Gündelik gösterinin illüzyonuna dönüşmüş politik kodlar ötesinde iktidar kavramının karanlık dehlizlerine inen Rüzgar imgesi, tek tek her bireyin içindeki iktidarı ifşa eder. Kurbanlık sembolü koyun bedeni iktidarı (ve de psikanalitik dilde baba’nın adını) temsil eden yarı insan mutant canlının üzerindedir. Gördüğümüz yadırgatıcı bir uslupla çizilmiş Anadolu feodal geleneklerinden fırlamış bir ritüeldir. Baba’nın (şeyhin, ağanın, faşist şefin ya da başka bir iktidar figürünün) ayağının yıkanması olarak resmedilir. İki oğlu/marabası/maaşlı kölesi şefin ayaklarını yıkarken, baş örtülü kadın elinde havlu hazır beklemektedir. Kadının tüm bedeni tesettürlüyken, fetiş nesnesi ayakları ise çıplaktır. Bu dönem resimlerinde benzer iktidar-baba figürüne sarılmış, şefkat ya da arzu üreten tebaalar ‘bizden olan 1-2’ resimlerin de işlenmiştir.
‘Kararda söz hakkı’ adlı eserinde ise güçlükle düşürüp kırmamak için bir yumurtayı dışarı sarkmış diliyle taşıyan bir kadın resmedilir. Kadının dilinde taşıdığı toplumsal-ahlaki ödevin sonucu konuşamamak, suskunluğa mahkum olmaktır. Ya da otoritenin demokrasicilik oyunun neticesi insanlara bir yumurtayı kırmama özgürlüğü sunmaktır, bedeli söz hakkını yitirmek olsa da. Fazla özgürlük talep edilirse, bakın ‘kutsal’ yumurta (din yumurtası, ahlak yumurtası ya da en büyük yumurta devlet yumurtası) kırılıp, yok olacaktır. Kişilerin görevi; konuşan, hak talep eden, dövüşen özneler olmak değil; özgürlüğe fit olarak kutsal yumurtaların kırılmamasını sağlamaktır. Bu seriye ait resimler görsellik olarak bana Magritte’i anımsatırken, düşünsel anlamda anti-otoriter tavrından ödün vermezler.
Rüzgar imgesinin bu topraklardaki köklerini de bulmak zor değil. İblislerin dünyasına sızmış üstat Mehmet Siyah Kalem’den, Yüksel Arslan’a bağlanan bir geleneğe kuşkusuz yerleştirilebilir. Bu tespitten de yola çıkıp Rüzgar’ın kendi imgesinin ağırlığını koyduğu bir çeşit Sürrealist resmin yaratıcısı olduğunu söyleyebiliriz. Panic Hareketi diye anılan, başını R. Topor, F. Arrabal ve A. Jodorowsky’nin çektiği Sürrealist akıma yabancı olmayanlara oldukça tanıdık gelecektir Rüzgar imgesi. Sadece bu ruh ortak ortaklığını idrak edenler için değil, hayatın karanlık yüzüne bakmaya cüret eden her gören göze çok şey anlatıyor Necla Rüzgar’ın resmi.
Agustos/Eylül 2009
“Kırmızı İplik” Konuşma ve Sohbetler dizisi-3
11. İstanbul Bienali
Brian Holmes ve Claire Pentecost
Kıtaların Kayması: Algı Politikaları
17 Şubat Salı, 18.30
Garanti Galeri ve Platform GrantiGüncel Sanat Merkezi / 5. Kat
Garanti Han 115A, İstiklal Caddesi
1970′lerden bu yana ilk kez bir ekonomik kriz, küresel kalkınma modelinde muhtemel değişiklikler gündeme getirecek ölçüde jeopolitik güç dengelerini altüst ediyor. Bu potansiyel dönüşüme sanatçılar nasıl katılabilir? Farklı yaşam biçimleri ve yeni yarınlar düşlerken, ortaya çıkabilecek en kötü sonuçlar konusunda bizi nasıl uyarabilirler?
İstanbul’da -ya da New York’ta, Delhi’de veya Şanghay’da- fotoğraf makinenizle, gözlerinizi dört açarak dolaşın: Şehrin ulusötesi ağların bir parçası olarak nasıl işlediğiyle ilgili muazzam bir bilgiyle karşılaşır, ancak ulusal veya bölgesel ekonomi, siyasi partilerin oluşumuna yön veren kültürel koşullar veya zihin yapıları ve davranış biçimlerindeki uzun vadeli değişimlerle ilgili hemen hiçbir bilgi edinemezsiniz. Günümüz toplumunun dolaşım örüntüleri yapısal bir körlüğü besliyor. Son dönemde tanık olduğumuz sosyal bilimleri sanatsal pratiklerle bir araya getirme çabaları her düzeyde (küresel, kıtasal, ulusal, bölgesel, kişisel) değişim algısı için esas niteliğinde. Ancak her tahlil, karşımıza kendi bakış açısı, çıkarları ve önyargılarıyla yüklü olarak çıkıyor. Bizi ilgilendiren ise, toplumsal olaylara katılabilen, hatta onları üretebilen ve bunu yaparken de eylemlerinin biçimi, süreci, anlamı ve amaçlarıyla ilgili eleştirel sorular oluşturan deneysel gruplar. Bu gruplar, fikirleri deneyim ve kamusal tartışmalarla sınama yoluyla gözlerini açabilir ve daha geniş bir çerçevede paylaşılabilecek vizyonları ortaya koyabilirler.
Brian Holmes ve Claire Pentecost, geçtiğimiz dört yıl boyunca New York’taki 16 Beaver Grubu ile işbirliği içinde düzenledikleri jeopolitik değişimin gündelik hayata etkilerine odaklanan “Kıtaların Kayması” başlıklı otonom seminerde sanatçıları, toplumsal kuramcıları ve aktivistleri bir araya getirdiler. Bu kapsamdaki en son seminer Hırvatistan’ın Zagreb kentinde, WHW / What, How and for Whom (Ne, Nasıl ve Kimin için) küratör kolektifi ile işbirliği halinde düzenlendi.
Ayrıntılı bilgi:
Brian Holmes Yazıları
ve
Public Amateur
Konferans dili İngilizcedir.
Altın Günü
ALTIN GÜNÜ
5533, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kapsamında bir dizi etkinliğe ev sahipliği yapmaktadır.Yaklaşık dört gün sürecek bu etkinlik dizisi çerçevesinde sunumlar, video gösterimleri ve performansların yanı sıra bir tartışma platformu yaratılması hedeflenmektedir. Etkinlikler 4-7 Mart 2008 tarihleri arasında gerçekleşecektir.
Maria Sezer :“Başka Çadır” yerleştirme
Gunnur Özsoy : ‘hamile’ video gösterim
Ciğdem Kaya : ‘white to red’ video gösterim
Ece Tunak : “Ben?” video gösterim
Gülşah Karanlık : “yol” video gösterim
Dilay Koçoğulları : “Çuval” video gösterim
Aliye Arslan : ‘portreler ‘ slayt gösterimi
Saliha Yılmaz : ‘kadın ve erkek’ slayt gösterimi
Yapılacak sunumların programı aşağıdadır:
4 Mart 2008 Salı 16:00 : Amargi’den Hasbiye Günaçtı ve Dilara Kızıldağ
“Cinsellik ve kadın Bedeni” (söyleşi)
5 Mart 2008 Çarşamba 16:00 : Canan Şenol sunumu
7 Mart 2008 Cuma 16:00 : Işın Önol “Çağdaş Sanatta Kadın” sunumu
“GOLDEN DAYS”
5533. will host a series of events to celebrate 8th of March World Women’s
Day. An event lasting four days will include a series of presentations, video
shows, and performance aiming to create a platform for discussion. The event takes
place from the 4th through the 7th of March, 2008.
Art work to be shown includes:
Maria Sezer: “Other Tent” installation
Gunnur Ozsoy: “Pregnant” video
Cigdem Kaya: “White to Red” video
Ece Tunak: “Me?” video
Gulsah Karanlik: “Road” video
Dilay Kocogullari: “Sack” video
Aliye Arslan: “Portraits” slide show
Saliha Yilmaz: “Women and Men”” Slide Show
The Presentation Program includes:
March 4, Tuesday Hasbiye Gunacti and Dilara Kizildag from Amargi
“Gender and The Female Body”
March 5, Wednesday Canan Senol
March 7, Friday Isin Onol “Contempoary Art and Women”
*This event was organized by Ayşegül Akyüz, Evrim Vurdu ve Tuğçe Oklay.
vitrin / window 5533
5533 VİTRİN ilk sergisini İrfan Önürmen’ nin kadın portrelerini ele aldığı ‘8 Yüz” adinda işleri ile açıyor. Önürmen bu işlerinde Türkiye’nin en önemli sorunlarından biri olan kadına karşı şiddeti konu etmektedir. Sanatçı günlük bir gazetede gördüğü sekiz kadın imgesini gelinlik tüllerine boyayarak kadının masumiyetine ve sosyal duruşuna gönderme yapıyor. Üç boyutlu etkiyi elde etmek için tülleri katmanlar halinde kullanıyor. İmgelerinde kullandığı sudan sebeplerle katledilmiş bu kadınların tek suçları internette chat yapmak, kahvaltıyı geç hazırlamak, fazla banyo yapmak, hamile kalmak vs. gibi nedenlerdi. Sanatçı işlerinde bu sosyal olguları izlediği gazetelerin sayfa parçalarını kullanarak medyaya, ayrıca, perde, simli kumaş, dantel gibi elemanları kullanarak gerçek olana değiniyor. “Kadınların toplum içindeki duruşu”nu sorguladığı, portrelerin içine gizlediği kadınların katledilme nedeni ile ilgili imgeler ile de erkeklerin kadınlarla hayatı nasıl paylaştığı sorusuna gönderme yapıyor.
5533 STORE-WINDOW is opening its first exhibition with İrfan Önürmen’s female portrait series entitled “8 Faces”. In this work, Önürmen uses a theme that he believes to be one of Turkey’s most important problems, severe and violent brutality towards women. In his layered three-dimensional tulle paintings of eight female images taken from newspaper clippings, he refers to women’s social position and to their innocence. These women were murdered for such mundane reasons as fixing a late breakfast, taking too many baths, becoming pregnant, or chatting on internet. By using in his work actual pieces of the newspaper pages where the social facts have been written, he refers to the role media plays in these events. By using elements such as lace, curtain and silver threaded material in his work, he touches on reality. By hiding in the portraits the reasons for their masacre, he questions women’s position in society while at the same time, refers to the question of how males share their lives with females.
Artur Zmijewski "Zeppelinetribune"
(2 Subat/February – 15 Mart/March 2007)Bu film Nuremberg’deki 3. Reich’in baş mimarı Albert Speer tarafından tasarlanmış Zeppelintribüne yakınlarında çekildi. 360 metre uzunluğundaki yapı Ulusal Sosyalist’lerin yürüyüş ve gösteril…
