Geçen yaz Karaburun, Sazak köyünde yaptığım “Sazak’ın Dikenleri” isimli 14 saat süren performansımın aynı isimli 42 dakika süren belgeseli 21. Ankara Uluslararası Film Festivali kapsamında düzenlenen “Video: Bellekmekan” başlıklı sergide ilk kez gösterildi. Sergi yoğun ilgi nedeniyle bir hafta uzatıldı ve geçtiğimiz pazar günü sona erdi. 7 Ağustos 2009 tarihinde yaptığım performansa, dostum, İsrail doğumlu Full Article…
‘’Istanbul-Pontivy, bir şehirde kesişen bakışlar ‘’- Fotoğraf Sergisi
Sergi açılışı 26 Mart 2010 Cuma, saat 18.30 Sainte Pulchérie Lisesi L2 sınıf öğrencileri ve Pontivy Jeanne d’Arc Lisesi’ndeki Fransız arkadaşları tarafından gerçekleştirilen sergi. Fotoğraf sanatçısı, yönetmen Timurtaş Onan’ın motive eden enerjisiyle öğrenciler, Fransa ve Türkiye’yi gezdiler, birbirleriyle tanıştılar, birbirlerinin yaşadıkları yerleri ve kültürlerini tanıdılar. Pontivy ve İstanbul sokaklarında fotoğraf çekimi yaparlarken, aynı zamanda kendi bakış açılarını Full Article…
Sokak Sanatları
15 Haziran, 2007 – 15 Temmuz, 2007
SOKAK SANATLARI
Ülkemizin ayrıksı sanat topluluğu Hafriyat’ın Karaköy’de açtığı Çeşitli Sanatlar Alemi, sokak sanatçılarının “Müdahale” adlı sergisine ev sahipliği yapıyor. Şehrin sokakları her geçen gün daha da çok sokak sanatı ile kaplanırken, Hafriyat Karaköy sokağı galeriye sokuyor.
Hafriyat ameleleri, şimdi de güncel sanat sahnesi ile sokağın özgür yaratıcıları arasında bir köprü inşa ediyor. Şablon, duvar resmi, grafiti, sticker, afiş ve fanzinler hak ettikleri şekilde birer sanat ürünü olarak sergileniyor.
Duvar İşçileri: 2/5 BZ, Ali Demirel, Ari Alpert, Atılkunst, Bonan, Bora Akıncıtürk, Caner Duyar, Cins, Cype, DasMetal, Deniz Örnek, Dilemma, Ekstramücadele, Esat Başak ve Tampon, Flypropaganda, Fransizka Schaum, Gökçe Sümerkan, İlhan Sayın, Kırdök, Kop-Art, Leo, Met, Murat Başol, Onur Uyar, Özgür Özersin, Pars, Rad, S.E.T. (Perşembe, Bob Actor a.k.a. ECA, OnstOn, Cem Kadir PULAN, Süleyman Zafer HANDAN, Hüseyin UĞUR, Ozitras, Fantom, Sesver, Narkız), Sedat Türkantoz, Solucan, Tab, Tetik, Turbo, Upsaki, Wyne…
Belirsiz İstikametler / Indefinite Destinations
Belirsiz Istikametler Açılış: 15 Ocak, 2010 / 18:30 Sanatçılarla Kahve Molası: 16 Ocak, 2010 / 12:30 Sanatçılar: Mircea Cantor, Ergin Cavuşoğlu, Dani Gal, Alina Viola Grumiller, Basim Magdy, Bora Petkova, Kalin Serapionov, Stefanos Tsivopoulos, Mürüvvet Türkyılmaz, Katarina Zdjelar, Arthur Zmijewski, Sislej Xhafa. Küratörler: Vessela Nozharova, Öykü Özsoy Belirsizliğin hakim olduğu bir dönemden geçiyoruz. Çevremizde tutunabileceğimiz, Full Article…
Rijksakademie Artist Yerleştirme Programları : Son Başvuru 1 Şubat 2010
Kral III. William’ın 1870’de kurduğu Rijksakademie, uluslar arası duruş imajını sağlayan bir sanatçı sığınağıydı. Bugün ise Rijksakademie, yetenekli öğrencileri uluslar arası seviyede yetismelerini sağlayan bir laboratuvar niteliğindedir. Dünyanın bütün köşelerinden gelen, kabuklarından yeni dışarı çıkan profesyonel sanatçı adaylarına bir laboratuvar gibi hizmet etmeye odaklanmıştır. Sanatçıların gelerek, iki sene araştırma, üretim, proje deneyimleme gibi konularla ilgilendikleri Full Article…
Orijinal Mesaj
Güncel sanat günün en ağırlıklı konularıyla birebir uğraşıyor. İçinde siyasi gündemin farklı söylemleri, toplumsal gelişmelerin en can alıcı olanları var. Kimlikle, göçle, kentleşmeyle ilgilenen ve bu sorunların karşısında duran sanatçılar yabancılaşma gibi klişe olmuş ezberleri yeni zeminlerde ele alıyorlar. Sanattan politikaya uzayıveren bu çizgide sanatsal kimlikleri ile konuşuyorlar… Plastik sanatlarda bu eğilim, 1980’li ve 90’lı yıllarda belirginleşip çok kültürlülüğün önemsenmesine ve toplumlardaki eşitsizliklere ve ötekileştirmelere değin sınıf, kültür, etnik köken, cinsiyet gibi birçok farklılığa dikkat çekmiştir. Bu dil yenidir ve 19. yüzyıldan tanıdığımız ‘toplumcu gerçekçilik’ akımının ötesine yerleşir. ‘Kimlik odaklı’ bu yeni sanat anlayışıyla ‘durumlar’ sorgulanmakta ve öncelikle toplumsal ayrımcılığın üzerine gidilmektedir. Güncel sanatçının kendisini ifade ediş biçimi de epey farklıdır. Çağdaş teknolojinin kullanılması ve türlü türlü anlatım dilleri çalışma olanaklarını arttırmıştır. Seviyoruz ya da yadırgıyoruz ama sunumları ilgiyle izliyoruz. Bienallerde kitlelere ulaştırılan sanatla buluşuyoruz. Sanatçıların videolar, yerleştirmeler ya da karışık tekniklerle üretmiş oldukları işlerindeki ayrıntıları bu sefer de sanatçı özgünlüğü içinde görmenin keyfini paylaşıyoruz. Şener Özmen ve Cengiz Tekin “Orijinal Mesaj” isimli kolektif sergilerini çağdaş anlatımın olanaklarından yararlanarak hazırlamışlar. “Manzara”, “Bravo”, “Umut”, “Bir gün Bir T ve Bir K” isimli videolarda toplumsal yaşamın içinden çıkarılan olguları okumak mümkün. Görüntüler belleklerde yer edinecek özellikliler. Türkiye’den, Diyarbakır’dan, açılımlardan; can acıtan gerçeklerden ama esnek olabilirlikten hatta şiirsel olanlardan yana bir tavır bu. Kalıcılık tadında, simgesel ve özgün. “Günümüz Türkiye’sinde her gün uğraştığımız kavram kargaşaları mı?” dediniz; “Toplumsal, siyasal ya da bireysel travmalar mı ya da kimlik politikaları mı?” Videoların ayrıntılarında bu değerler çıkmazında olunduğu kolayca hissediliyor. Bugün “iz bırakan” nedir? sorusunu yanıtlayan serilerdeki fotoğraflar da videolar gibiler. Gerçeğin zaman zaman ironik karşıtlığı, zaman zaman kara mizaha varan yolculuğundaki bu fotoğraflarda da olayların olumlu ya da hoşa gidebilecek zengin kültürel bağları içindeyiz. “Orijinal Mesaj” sanatın hayal gücüne ve yaratıma gereksinim duyduğu zemininde duruyor. Yaşanan toplumsal karmaşadan beslenip hatta ölümden bile geçip dinden ya da mahremden söz açabilen bir içeriğe karşın sanatsal yaklaşımın estetiğini izletebiliyor. Outlet/ İhraç Fazlası Sanat Ş. Özmen ve C. Tekin’in sergisiyle yaşadığımız sosyal daralmayı, ayrımcılığı bazı denemeler ve görüntülerle zamana, öncelikle geçmiş ve gelecek bağlamındaki göndermelerle buluşmak için iyi bir ortam sunuyor.
Sergi 9 Ocak 2010’a kadar açık olacak, iyi seyirler.
Canan Beykal: Sanat tüketimi
Ülkemizde sanat galericiliğinin tarihi tek tük sayıda 50’lerin ortamına rastlar, patlaması ise 70’li yıllara. 1975 yılında Yeni Ortam Gazetesi’nde yazılarımı yayınladığım köşede piyasa olgusu, özellikle galericilik üzerine bazı yazılarımın dönemin galericileri kadar sanatçılarının da öfkesine neden olduğunu, hatta bir yazımın adını çok iyi anımsıyorum.Bu yazıma, sanatçılara pek de hak etmedikleri bir onur payesi vererek “Promete Full Article…
Makul
4 Nisan, 2008 – 25 Nisan, 2008
“MAKUL”
4 -25 nisan
Hafriyat Karaköy, 1993 yılından beri faaliyet gösteren lezbiyen/gey/biseksüel/travesti/transseksüel dayanışma derneği Lambdaistanbul’un düzenleyicisi olduğu “Makul” başlıklı sergiye ev sahipliği yapıyor. Resim, heykel, seramik, fotoğraf, video, performans, yerleştirme gibi farklı disiplinlerde çalışan 30 sanatçı/sanat kolektifinin katılımıyla gerçekleştirilecek olan “Makul”, Lambdaistanbul’un ilk büyük ölçekli sergisi olma niteliğini taşıyor.
Sergi, toplumsal cinsiyet ve heteroseksizm kavramları çerçevesinde LGBTT bireylerin kimlik politikaları, yaşam deneyimleri ile maruz kaldıkları baskılar ve bu baskılar karşısında geliştirdikleri direniş pratiklerini sanat yapıtlarıyla sorunsallaştırmayı hedefliyor. Sanatçılar cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği üzerine üretilen algıları aile, militarizm, sansür, cinsiyetçilik, beden temsili gibi bağlamlarda tartışarak, bireyin toplum ve iktidar odakları tarafından nasıl sınıflandırıldığı, denetlendiği ve normalleştirildiğine dair ipuçları veriyor
Katılımcılar:
Murat Morova//Canan Şenol//Yeşim Ağaoğlu//ÇAğla Cömert//Şinasi Göktürkler//Gökçen Cabadan//Aykan Safoğlu//Boysan Yakar&Draguerilla//Serap Akçura//Burak Karacan//İlhan Sayın//Serpil Odabaşı//Sezer Arıcı//Gülkan//ErdemErgaz//Şafak Kemancı//Erinç Seymen//İç Mihrak//Güneş Bulut//Tuna Erdem//Aylin Kuryel//Helin Anahit//Ufuk Ahıska//Efekan Çelik//Emmett Ramstad//Evrensel Belgin//Güneş Bulut//Şafak Şule Kemancı//Çıplak Ayaklar
Açılış performansı: Çıplak Ayaklar Kumpanyası
www.lambdaistanbul.org
Zigzag
10 Ekim, 2008 – 31 Ekim, 2008
Zig Zag
Zig Zag (Independent Drawing Gig 4, Istanbul)
“Zig Zag” Türkiye’den ve yurtdışından çizimle ilgili fikirleri ve örneklerini bir araya getiriyor. Sergide, Adriana Farmiga, Akiko Kotani, Alina Viola Grumiller, April Gertler, Bjorn Hegardt, Bora Başkan, Ceren Oykut, Cins, Erdem Ergaz, Gözde İlkin, Gözen Atila, Güçlü Öztekin, Güneş Terkol, İnci Furni, John Jurayj, Koray Kantarcıoğlu, Linas Jablonskis, Mehmet Uluşahin, Nazlı Eda Noyan, Necla Rüzgar, Rachel Bacon ve Tina Schneider’in çalışmalarından oluşuyor. Sergide, kara kalem, mürekkep, suluboya, lif, tebeşir ve bantın yanı sıra dijital çizgi ve fotoğraf gibi malzemeler kullanılarak üretilmiş işler yer alıyor. Çizimler kimi zaman hızlı bir skeç biçiminde, kimi zaman da titiz ve karışık süreçlerin sonucunda ortaya çıkıyor. Bazen sanat tarihinden örneklere göndermede bulunuyor. Bazıları rüya ve sanrıları yansıtıyor, bazıları ise düşünceleri besliyor: Görme, dokunma ve hareket
bütünleşiyor.
Serginin çerçevesi içinde gündelik hayat tasvirleri, fast-food kültürü üzerine ince kalem çizimleri, gündelik nesneleri kağıt üzerinde heykel gibi işleyen incelikli suluboyalar, bir imza, grafiti ya da tebeşirle yapılmış bir duvar resmi, çizim defterleri, mimari skeçler, çizgi romanlar, dokunma duyusunu, süsleme ve ışığı içine alan çalışmalar, kamusal ve özel alanı görünür kılan video-kolajlar, ses, dijital kompozisyonlar, fotokopi, pikseller yer alıyor.
Zig Zag’daki çalışmalarda usta el işçiliğinin yanında kimi çizimlerde asabi ve hızlı darbeler öne çıkıyor. El, riski göze alıyor, kavrayarak temas kuruyor, bedeni yaratan ve onunla ilişki kuran bir araç olarak, anıların izini bırakıyor.
Uygulama, içerik ya da araç ne olursa olsun çizim elimizi kavrar, değişik düşünce, görme ve temsil etme akışını birbirine bağlar, çizimin ne olduğunu ve ne olabileceğine dair bu bağlantı ve devamlılıkların izini sürer.
Sergi, İnci Furni, Alina Viola Grumiller ve Koray Kantarcıoğlu tarafından düzenleniyor.
Zig Zag, Aynı zamanda müzik performansları ve çizimi aynı çatı altında bir araya getiren “Independent Drawing Gig 4″ etkinliğinin bir uzantısı ve uyarlaması.
“Independent Drawing Gig 4″, New York, San Francisco, Seul, Lahey, Maastricht, Üsküp ve Vilnius gibi kentlerde birbirinden bağımsız olarak düzenleniyor ve Ekim ayı boyunca çeşitli açılış etkinlikleri ile beraber gerçekleşiyor.
Zig Zag (Independent Drawing Gig 4, Istanbul)
Düzenleyenler/Organized by: Alina Viola Grumiller, İnci Furni, Koray Kantarcıoğlu
Açılış Performansları/Opening Performances:
Klaustro (www.myspace.com/klasor), Daire 2: General Gramofon (www.myspace.com/d2gg)
Web: idgnr4.blogspot.com
Sanatçılar/Artists
1. Adriana Farmiga www.adrianafarmiga.com
2. Akiko Kotani artin2000test.com/gallery_artists.htm
3. Alina Viola Grumiller www.qissah.com
4. April Gertler www.aprilgertler.com
5. Bjorn Hegardt /www.bjornhegardt.com
6. Bora Başkan www.antrepo.org/bora
7. Ceren Oykut cerenoykut.blogspot.com
8. Cins cciinnss.deviantart.com
9. Eda Noyan www.girlsawthesea.net
10. Erdem Ergaz
11. Gözde İlkin oythgezegeni.blogspot.com
12. Gözen Atila
13. Güçlü Öztekin
14. Güneş Terkol gunesterkol.blogspot.com
15. İnci Furni
16. John Jurayj
17. Koray Kantarcıoğlu www.koraykantarcioglu.com
18. Linas Jablonskis
19. Mehmet Uluşahin www.mehmetulusahin.com
20. Necla Rüzgar
21. Rachel Bacon
22. Tina Schneider
Tatbikat
14 Ocak, 2009 – 29 Ocak, 2009
TATBİKAT
Tatbikat, 15 gün boyunca kullandığı sergi mekanını bir deney alanı olarak konumlayarak, kendi-kendini üreten ve sunan bir sergileme yöntemi izlemiştir. Bu süreç içerisinde birlikte olmaya dair anlaşmış yedi katılımcının yaşantılardan ve anılarından yola çıkılarak yeniden canlandırmalar kaydedilmiş ve video olarak kurgulanmışlardır. Bu süreci bir yol olarak tanımlarsak katılımcıların paylaşım zemini oluşturmaya yetecek kadar ortak keşişme noktaları vardır. Katılımcıların bireysel deneyimleri ve biribirleriyle karşılıklı etkileşimle yarattıkları alan, gelip geçici de olsa, tüm katılımcılara ait bir mekandır. Süreç katılımcı sanatçılarının herbirine kendi hikayesini anlatma imkanını vererek başlamıştır. Tüm bu kişisel hikayelerin anımsandıkları şekilde tekrar canlandırılabilmeleri için mekan düzenlenmiştir. Zihinde yer etmiş bireysel olayların mekanları ve kişileri kurgulanmış ve canlandırılmıştır. Bu yeniden canlandırmalar sırasında katılımcı sanatçılar ötekinin anıları ve deneyimleri ile kendi geçmişlerini ve bakış açılarını bağlantılandırmışlardır. Böylece kişisel deneyimler karşılıklı kavrayışlarla birbirine bağlantılı deneyimlere dönüşmüşlerdir. Kaydedilen bu canlandırmaların videoları kurgulanmış çekim mekanının içinde ekranlarda tüm süreç boyunca gösterilmişlerdir. Tatbikat içine kapanan değil dışa açılan bir laboratuvar ortamı olarak kurgulanmıştır. Bu süreçte mekan izleyicilere ve gelecek eklenmelere açık tutulmuştur. Aynı zamanda geçmiş kişisel anılardan güncel anlara doğru hareketle yeni canlandırmalar ve kayıtları deney alanında devam etmiştir. Her çekimin videosu ekranlarla ve projeksiyon ile mekana eklemlenmiştir. 15 günün sonunda deney mekanına girişten itibaren oluşan tüm katmanlar bir arada mekan ve video düzenlemesi olarak sunulmuştur. Deneyimlerin birarada yeni bir deneyime dönüşmesi ve böylece zaman içinde katman katman mekanı yaratması, 15 gün için yaşayan kendine has ve tekrarlanamayan bir defaya mahsus bir deneydir. Hareket içinde olan bu deneysellik yedi kişinin bu süreçteki bireysel ve ortak enerjilerinin ve etkileşimlerinin toplamından oluşmuştur. Tatbikat başka bir mekan ve zamanda kendini tekrar oluşturacaktır.
Haksız Tahrik
7 Mart, 2009 – 31 Mart, 2009
Bu sergi, feminizm konulu bir sanat tarihi sergisi değildir. Feminizm adına yapılan bir eylem aynı zamanda güncel sanat sergisidir.
KADIN PLATFORMLARI, ÖRGÜTLERİ, SANATÇILAR BİRLİKTE….
‘CİNSİYET BİR BELA DEĞİLDİR, TAHRİK NESNESİ HİÇ DEĞİLDİR’
“Haksız Tahrik”
7 Mart’ta Hafriyat Karaköy’de açılıyor…
Kuratörlüğünü Canan Şenol’un üstlendiği eylem-sergi, 8 Mart Kadınlar Günü’nde açılarak, güncel sanatın içinden ve dışından feminist aktivist ve teorisyenlerle, feminist söylemlerle iş üreten profesyonel sanatçıları bir araya getiriyor.
İktidarın elinden geldiğince tahakkümü altına almaya çalıştığı cinsiyet kavramını feminist bir bakış açısıyla irdeleyecek sergi katılımcıları, tiyatrodan standupa, resimden fotoğrafa, performanstan heykele farklı disiplinlerden gelen sanatçılardan oluşuyor.
7 Mart 2009′da Hafriyat Karaköy’de açılacak feminist sergi Haksız Tahrik ismini, Türk Ceza Kanunu’nun “ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenler” başlığı altında düzenlenen 5237 sayılı “haksız tahrik indirimi” maddesinden alıyor. Bu madde, töre, namus, ırz cinayetlerini besleyen, kadına uygulanan şiddeti adeta imrendiren bir madde olarak varlığını uzun bir süredir devam ettiriyor.
Sergi, ismini, ceza kanunundaki bu maddeden almanın ötesinde, içeriğini pratik yaşamda kadının “tahrik” unsuru olarak ele alınmasına odaklanıyor ve izleyiciyi bir katılımcı gibi konumlandırarak, onu, kadınlara yapılan her türlü siyasi, kültürel ve toplumsal ayrımcılık üzerinde düşünmeye, bununla savaşmak için mücadele biçimleri üretmeye çağırıyor…
Editörlüğünü sanat eleştirmeni ve gazeteci Ayşegül Sönmez’in yaptığı serginin kitabı ise feminist sanat kuramlarından Türk edebiyatındaki kadın karakterlere, sergide yer almayan kadın sanatçıların işlerinden sözlerine, sergiden hem bağımsız hem de sergiyle birlikte hareket ederek düşünce üreten serginin bir diğer platformu olmayı hedefliyor…
Serginin katılımcıları: Atıl Kunst (grup), Aylin Kuryel, Cağla Cömert, Canan Şenol, Didem Yazıcı, Dilek Winchester, Evrim Kavcar, Filmmor (grup), Fulya Çetin, Gülçin Aksoy, Gülizar Önen, Güneş Terkol, Hale Tenger,İnci Furni, Nalan Yırtmaç,Neriman Polat, Nil Yalter,Nilbar Güreş,Oda Projesi (grup), Özlem Gök, Sezgi Abalı, Şükran Moral, Yasemin Özcan Kaya, Amargi sanat atölyesi (grup)
Etkinlikler
Esmeray standup gösterisi (14 Mart 2009 19:00)
Forum Tiyatrosu (28 mart 14:00) Hafriyat Karaköy…
Söyleşi (12 Mart 18:30) Suna İnan Kıraç Vakfı Pera Müzesi
Ayşegül Sönmez’in geçtiğimiz yıl düzenlediği Feminist Mi Ben Mi canlı röportaj serisinin ikincisi bu sergi kapsamında serginin katılımcılarıyla birlikte gerçekleşiyor…
Kar Maskesi
9 Nisan, 2009 – 25 Nisan, 2009
Derin devlet bir aşk şiiri olsaydı kar maskesi onun başlığı olurdu.
Hayatımızın derinliklerinde saklanmış, o kadar derinde duran ki göremediğimiz, günlük yaşantımızın alışıldık faşizmi içinde eriyip giden, arada televizyonlarda kar maskeli “kahraman” amcalarla ve “kutsal” değerler uğruna verdikleri “kutsal” savaşlarla büyük şehir insanının hayatına teğet geçen, bu, sonunun nerede olduğu bilinmeyen bir derinlikten bahsediyoruz.
Günümüzde her ne kadar dünya çapında işler kötüye gitse de, açlık ve tedavi edilebilir hastalıklardan ölenler, savaşlar, kuraklık, çevre felaketleri almış başını yürümüş olsa da, toplumsal apati gereği artık sanatın en fazla ifade edebildiği şey post modern insanın iç sıkıntıları olabilmekte. Haliyle bu ülkenin bir yerlerinde mütematiyen kayıplara karışan insanlar ne haber bültenlerinin ne de ilgi alanlarının en küçücük yerlerini bile kaplamıyorlar.
Sözü olan sanata kapılarını her zaman açık tutan Hafriyat Karaköy ekibi bu sefer Serpil Odabaşı’nın resimlerini görmeye çağırıyor sizi. Yaşanılan şiddeti olanca sadeliğiyle anlatan çalışmalar, size “unutulmuş” bir dünyanın hüzünlü kapılarını açacak. İronik bir dil ile derdini söyleyecek. Sanatın tanıklığını yadsımamak için sizleri 9 Nisan akşamı saat 19.00da Hafriyat’a davet ediyoruz.
Serpil Odabaşı’nın İstanbuldaki ilk kişisel sergisi “Kar Maskesi”, 9 – 25 Nisan arasında Hafriyat’da görülebilir.
Untitled Series 2009 / İade-i Ziyaret. Acilis: 20 Kasim Cuma, Tütün Deposu
Endam Acar, Selda Asal, Volkan Aslan, Fatma Çiftçi, Zeren Göktan, Deniz Gül, Gözde İlkin, Ceren Oykut, Gökçe Süvari ve Sophia Tabatadze, Nisan 2009’da Türkiye’nin doğu sınırları Gürcistan, Ermenistan, Azerbaycan ve İran’a gittiler; …
Hayalet Beton, Dargın Ağaç, Dikbaş Tepe
16 Kasım – 4 Aralık 2009
Sanatçılar: Ahmet Uhri, Candan Öztürk, Ezgi Yakın, Hayal İncedoğan, Nejat Satı, Yaprak Oğuz
Kuratör: Borga Kantürk
Açılış: 16 Kasım 2009 Pazartesi 18.00 – Fransız Kültür Merkezi, İzmir
Sergi, “Kent” kavramına güncel bir bakışı içeriyor. İzmir’de yaşayan ve üretim gösteren altı sanatçının kurgularına yer veren sergi, sanatçılar ile yaşadıkları şehir arasındaki etkileşime vurgu yapıyor. Burada söz konusu edilen, farklılık ve geçişlilikler; bölgesel, sosyal, coğrafi ve kültürel katmanları kapsıyor. Bu bölgeler arasındaki kimi yerde yaşanan geriye çekilmişlik, gerginlik, uzlaşmasızlık, günümüz kentinin huzursuz gerçeğini gözler önüne seriyor. Tüm bu katmanlar eşliğinde, kenti tıpkı bir haritaymışçasına önce bölümleyen, ayrıştıran, sonrasında da tümleşik kent manzarasına ulaştırmayı hedefleyen sergi, sanatçılarının yol göstericiliği eşliğinde, şehrin sakinlerini içeriye davet ediyor.
ALL YOU NEED is love
Yoko Ono: OnochordYoko Ono | MySpace VideoÖncelikle Türkiye’deki yaygın olan komplo teorilerine bir bakalım: Türkiye’de misyonerler cirit atıyor, her yıl para karşılığı binlerce kişiyi Hıristiyan yapıyorlar. Yabancılar, özellikle z…
Açık Atölye Günü / Platform Garanti-Garanti Galeri / 07 Kasım
Platform Garanti’nin İstanbul Misafirleri Programı (İMP) kapsamında İstanbul’da yaşayan ve çalışan sanatçılar, atölyelerini ve üzerinde çalıştıkları projelerini sanatseverlere açıyorlar.
Bu yıl ikinci kez yapılan “Açık Atölye Günü”, 07 Kasım Cumartesi gerçekleştiriliyor. Etkinlikte, Jesper Alvaer, Atılkunst, Kalle Brolin, Soren Thilo Funder, İnci Furni, Witte van Hulzen ve Sander Breure, Sofia van der Linden, Francesco Mattuzzi, Barbara Musil [...]
OUTLET@HARPER’S BAZAAR
Sebnem Kırmacı
1-Outlet’i hiç bilmeyen birine anlatsanız nasıl anlatır- nasıl tanımlarsınız?
Outlet//İhraç Fazlası Sanat 2008 yılı Ekim’inde kurulmuş bir sanat mekanı. Sanat mekanı diyorum çünkü Outlet, hem galeri gibi çalışıyor hem de non-profit bir kısmı var. Temel meselesi; İstanbul’un sanat tartışmalarına yeni bir soluk getirmek, merkez-çevre ayrımı yapmadan sanatçılara ulaşmak ve daha önemlisi bugüne dek uluslararası bienallerde isimlerine rastladığımız Türkiyeli sanatçıların yerel sanat ortamında farklı bir dolaşıma girmelerini de sağlamak. 90’lardan bu yana, dolaşımı, yurtdışından yurtiçine doğru olan sanatsal akışın yönünü bozmak, dahası, merkez-merkezdışı tartışmalarını kulak ardı edip, risk almak üzerine çalışan bir sistem inşa etmek. En başta, sıradan bir galeri olmanın ötesine geçip, galeri nedir, nasıl çalışır, sanatçılarıyla nasıl ilişki kurar, nasıl sergiler yapar vs’yi yeniden tanımlama ihtiyacı duyduk. Yeni bir tarife ihtiyacımız vardı, çünkü varolan yapı potansiyel olasılıkları karşılamıyordu. Genç, sanata yeni başlamış ama cesur ve üretken insanların desteklenmeye ihtiyaçları vardı. Ama bunun da ötesinde, 90’lar ile 2000’leri birbirine bağlayacak güçlü ve inandırıcı bir çağrı kendini iyiden iyiye hissettirmeye başlamıştı. Outlet, bu ihtiyacın duyulur olduğu bir zamanda temellerini atmaya başladı. Ve geçtiğimiz yılın Ekim ayında da ilk sergimizle birlikte açılışını yaptı.
Bir yanda, kısıtlı galeri sistemi içinde çalışan ve bu sistem dışında görünür olmayan bir azınlık, öte tarafta, galerilerden uzak duran ama dünyanın dört bir yanında sergilere davet alan sanatçılar var. Biz, hem üretimi Türkiye dışında da kabul gören, hem de ulusal düzlemde tanınması gereken, Türkiye sanat tarihini yazan sanatçılarla çalışmak, onlara Türkiye’de de hak ettikleri değeri vermek amacını güdüyoruz. Bu anlamda, herkes için geç kalmış bir çabayı da gün yüzüne çıkarttığımızı düşünüyorum.
2-Outlet’in kuruluş hikayesini anlatırmısınız? Nereden ve nasıl (hangi fikirlerle) yola çıktınız?
Outlet; biraz cesaret biraz da zorunlulukla atılmış bir adım. Ben 2004 yılından beri sanat yazarlığı yapıyordum ve art-ist güncel sanat dergisinin editoryal ekibinde yer almaktaydım. Radikal, Birgün, Sanat Dünyamız, Sabah gibi pek çok gazete ve dergide yazılarım yayınlanmaktaydı. Tüm bu yayınlar birer okul gibiydi ve çokça sanat insanıyla yüzyüze tanışmama vesile oldu. Ve zaman geçtikçe bir mekan gereksiniminden bahseder olduk. Doğrusu Outlet, bu ihtiyacın bir karşılığı gibidir. Bugün böyle bir mekanı var etmenin en temel gerekliliklerinden biri, müzayedeler ve yeni aile müzeleri arasında sıkışmaya başlayan sanat alanına bir nebze olsun nefes aldırabilmektir. Ne müzelerde yerini alacak kadar yaşlı ne de oturmuş galerilerin listesine girecek kadar genç olmayan çok sayıda insan için Outlet, üretimleri paylaşmaya imkan sağlayan bir mekan olarak çalışmaya başladı.
En başından beri Outlet, taze ve oldukça yenilikçi bir dil kurmaya çalıştı. Sanatçı seçimi de mekan seçimi de, isim seçimi de böyle bir yeniliğin ilk işaretlerindendir. Mekan seçimini ele alalım: Tophane semti, sanat haritasında bulmacanın eksik parçasıydı. Fındıklı-Beyoğlu hattı, yani İstanbul Modern’i İstiklal Caddesi’ne bağlayan cadde sanatsal açıdan geçtiğimiz yıla dek dikkat çekmemişti. Bir yanda Hafriyat ve Depo öte yanda İstanbul Modern, tepede ise İstiklal Caddesi’ni düşündüğünüz bir üçgenin tam ortasında Tophane yer alıyor. Bu açıdan buranın keşfi bir zorunluluktu. Ancak tabi ki, bu alana gelişimiz çok kolay olmadı. Outlet, önceden bir esnaf lokantasıydı ve içini tamamen yıkıp yeniden yapmamız gerekti. Aylar süren bir hazırlık sürecinden sonra ise karşımıza “mahalle” ve “mahalleli” olguları çıktı. Bugüne dek, pek çok sanat mekanının yerleştiği semtlerde hiç çıkmayan sorunlarla yüzleştik. Hoş, bu yüzleşmeler yeni keşifleri, arkadaşlıkları sağladı ama başta ne yaptığımızı anlamakta, kabullenmekte çokça zorluk çeken mahalleliyle ciddi bir kan uyuşmazlığımız oldu. Neyse ki şimdi durum çok daha parlak. Çevredeki elektrikçi, tesisatçı, emlakçı hepsi, sayıları giderek artan galerilerle çalışmaktan memnun. Sonuçta biz Tophane’ye akan sanat mekanlarının öncülerinden olduk. Ve sonuçta savaşa en önde girenler gibi, en çok mücadeleyi biz verdik.
3-Kurulduğu günden bugüne; zaman içinde Outlet nasıl yol aldı, nasıl gelişti, ne yöne doğru gitti? Şu anki duruşu nedir?
Outlet, çok heyecanla yola çıktı ve doğrusu heyecanımızı kaybetmemeyi önemsiyoruz. Geçtiğimiz bir yıl içinde, genç-yaşlı, ünlü-ünsüz, Türkiye’den ya da yurtdışından, merkezden ya da periferiden pek çok sanatçıyla çalıştık. Bu sanatçıların arasında Allora&Calzadilla, Adrian Paci gibi isimler de oldu, Anadolu’nun çeşitli yerlerinde yaşayan ve ilk sergilerini yaptığımız genç sanatçılar da… Sonuçta, 36 sanatçının katılımıyla hazırladığımız 5 grup sergisi, 4 proje alanı sergisi ile bir seneyi kapattık. Bir galeri için fazlasıyla yüklü bir programdı diyebilirim.
Sergiler programının dışında yayınlar yapmayı da çok önemsiyoruz. Geçtiğimiz sezon ‘Dersimiz Güncel Sanat’ isimli bir yayın çıkardık. Bu yayın, 2008 yılında Mimar Sinan Üniversitesinde verdiğim Sanat Sosyolojisi dersleri paralelinde düzenlediğim güncel sanat konuşmalarını içermektedir. 2008 yılına ait taze tartışmalardır hepsi. İsminden dolayı bu kitap, alana bir giriş niteliğinde görünmekte. Hem bu alanın uzmanları hem de konuya hiç aşina olmayan meraklılar yaz boyunca kitabı okudular. Eylül’de farklı disiplinlerden gelen insanlardan gelen yorumlar çokça kişinin bu kitabı yazın okuduğunu gösteriyor. Kitabın farklı alanlardan kişilere ulaşması tam da hedeflediğimiz, arzu ettiğimiz bir şey.
Eylül sergimizle birlikte iki yeni kitap çıkardık. Biri sergimizin bir parçası olarak tasarladığımız ve Ahmet İnsel’den Burak Arıkan’a farklı alanlardan 4 yazarın metinlerini ve sergi katılımcısı sanatçıların yapıtlarını içeren ‘Darbe’ kitabı, diğeri ise geçtiğimiz yıl yaptığımız tüm etkinlikleri kapsayan ‘Outlet Almanak’ı. Bu Almanak’ları her yıl çıkarmayı hedefliyoruz. Zira sanat alanı da toplumumuz gibi belleksiz. Yayınlar, belleği taze tuttuğu gibi, dönüp kendinize bir bakmaya ve geleceğe doğru adımlar atmaya da faydalı oluyor diye düşünüyorum.
Tüm yaz boyunca Almanak’ı hazırlamakla meşgul olduk ve dolayısıyla tekrar tekrar neler yaptığımıza baktık. Ve bu yıl için de kararlar aldık. Bu yılki en muhim kararımız, kişisel ve/ya 2 kişilik sergiler yapmak. Geçtiğimiz yıl genel bir çerçeve sunduk sanatsal yaklaşımımıza ilişkin, bu yıl ise sanatçılara, yapıtlarına, her bir sanatçının yaklaşımına daha derinleşerek bakmayı mümkün kılmak istiyoruz. Sanatçıların farklı dönemlerden yaptıkları işleri de, sadece Outlet için hazırladıkları projeleri de bu yılki programa dahil ettik. Sonuçta duruşumuz, sanata bakışımızda bir farklılık yok. Sadece; sergilere odaklanan bir yaklaşımdan sanatçılara ve çalışmalarına odaklanan bir yaklaşıma daha ağırlık vereceğiz.
4-En başından itibaren yer verdiğiniz etkinliklerden yola çıkarak örnekler vererek Oulet’in haritasını-konumunu anlatsanız? Dönüm noktalarını?
Outlet’le ilgili en hoş yorumu sanat yazarı Mahmut Koyuncu yapmıştı aslında. Koyuncu, ilk sergimizden sonuncuya dek, sergi isimlerini yanyana getirmiş ve ortaya çıkan cümleyi yorumlamıştı. “NORMAL OLMAYI REDDEDİYORUM derhal ACİL ÇIKIŞ arıyorum, YARATICI bir YIKIM’la KİŞİLİK KRİZİ’ne tutuldum ama TELAŞA MAHAL YOK … vamos bien*…” Bu isimsel manifestoyu, 68’den anarşizan esintiler taşıyan ve üzerine kişiselliği dayatan bir rahatsızlık, harekete geçme çağrısı olarak yorumlamıştı, çok da haksız sayılmaz.
Biz, klasik bir galeri değiliz ama bir sanatçı insiyatifi de değiliz. Ama bugüne kadar rahatsızlığını duyduğu şeyleri/sıkıntıları dile getirmekten korkmayan bir galeriyiz. Dünyanın önde gelen sanat aktörlerinden Hans Ulrich Obrist, René Block, Hou Hanru, WHW, Katrin Rhomberg yanısıra Tate Modern, Center Pompidou vb merkezlerin yöneticileri, küratörleri ve tabi onlarca koleksiyonerler Outlet’i ziyaret etti. Türkiye’den ve Avrupa’dan pek çok sanat okulu öğrencisi Outlet’in yıl boyu yaptığı sergileri ziyaret etti. Bilgi, İstanbul, Kadir Has, Kültür, Marmara, Mimar Sinan, Yeditepe Üniversitesi sanat ve tasarım öğrencileri Outlet’le ilgili projeler hazırlayıp yıl boyunca sunumlar yaptılar.
Outlet sergilerinde yer alan sanatçılar; Nilbar Güreş, Nevin Aladağ ve Erkan Özgen 11.Uluslararası İstanbul Bienali’ne davet aldılar. Çok yakın zamanda, Berlin’de yer alan ve Rene Block’un yönettiği Tanas’ta, Outlet’in sanatçılarının pek çoğunun yer alacağı bir sergi olacak. Sanatçılarımızın yapıtlarından oluşan bir seçki, Center Pompidou’da sergilenecek. Önümüzdeki ay sanatçılarımız Fikret Atay ve Servet Koçyiğit Strasbourg Art Fair’de yer alacaklar. Ayrıca sanatçımız Fikret Atay bu yılki Liyon ve Alexandria Bienallerine davet aldı. Dolayısıyla pek çok farklı alanda kendimizi sınamayı önemsiyoruz.
5- Outlet 11. Bienale eş zamanlı olarak nasıl bir katkıda bulunmayı hedefledi?
Outlet’in bienal sergisi aslında hiç istemeden bienali tamamlayan bir sergi oldu. Hiç istemeden diyorum çünkü bizim bienale katkıda bulunmak ya da bienalin bu yılki kavramlarından yola çıkarak bir sergi hazırlamak gibi hedeflerimiz yoktu. Geçtiğimiz yıl açılış sergimizin nasıl olacağı belliydi. Dolayısıyla kurgulanmış bir paralellikten değil ancak tesadüften bahsedebiliyorum. Bienal bir biçimde, Türkiye’nin yakın coğrafyasına, Kafkaslara, Balkanlara ve Ortadoğu’ya ve tüm bu coğrafyalardaki tarihsel, politik, sosyolojik ve tabi ki sanatsal dönüşümlere odaklanıyor. Outlet’teki bienal sergisi ise, Türkiye’yi merkeze alarak darbe meselesini, sanatçıların gözünden-yorumundan ve bugünden değerlendiriyordu. Bienal’de Türkiye’ye ilişkin sorunlara fazla yer verilmemiş olması bir biçimde bizim sergimizi tamamlayıcı kıldı. 1980 darbesi ve sonrasında yaşananları uluslararası izleyiciye ve dolayısıyla geniş kapsamlı bir tartışmaya açmış olduk. Asıl amacımız, bugün rahatsızlığını duyduğumuz pek çok sorunun geçmişin çözülmemiş düğümlerinden kaynaklandığını genç izleyiciye fark ettirmekti.
6- İstanbul’un çağdaş sanat kurum, insiyatif yada benzeri oluşumlardan hangilerini beğeniyor, destekliyorsunuz? Hangilerinin şehrin kültürel hayatında önemli bir yeri olduğunu düşünüyorsunuz?
İstanbul çok hızlı değişen bir yer. Her gün yeni şeyler oluyor. Mekanlar açılıyor, kapanıyor, geçici sergiler, kişiler görünür olup kayboluyor. Aralarında oldukça iyi amaçlarla hareket eden de var, sadece günü kurtarmaya çalışan da. 2010 Avrupa Kültür Başkenti meselesini düşünün mesela. İstanbul için gayet kalıcı, önemli bir alt yapı çalışması yapılabilecekken, Ramazan festivali, Avrupa meydanlarında halay showları gibi olabilecek en gereksiz etkinliklere paralar dökülerek, kamunun hakkı olan para harcandı. Dolayısıyla şehrin kültür hayatının çehresini değiştirebilecek önemli bir değişimden mahrum kalındı. Ya da yılan hikayesine dönen AKM’yi düşün. Tüm bu tuhaflıkları desteklemek mümkün değil tabi. İstanbul’da hareketlenmekte olan bir sanat ortamı var. Ve bu ortamın en önemli mimarlarının başında Platform geliyor. Daha kimse bu meselelerle ilgilenmez, yatırım yapmazken Platform hem residency, hem sanatçı konuşmaları hem kütüphanesiyle bir boşluğu doldurdu. Yeni inisiyatiflerden BAS, PİST bana çok sağlam adımlarla hareket ediyor görünüyor. Yüksek kalitede işler çıkarıyorlar. Hafriyat zaman zaman son derece etkide bulunabilen işler çıkarıyor. Biz bu saydığım mekanlardan hiçbiri gibi çalışmıyoruz ama hepsinin yaptıklarını ilgiyle takip ediyoruz.
Fotograflarla Turkiye
1953 Silifke doğumlu Ali Oz, Nokta, Güneş, Milliyet, Cumhuriyet, Aktüel, Tempo, NTV MAG ve Birgünde çalıştı. Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi Basın Yayın Yüksekokulu Radyo Televizyon Bölümü mezunu olup halen serbest fotomuhabirlik yapmaktadır.



Ali Öz’ün her fotografı patlamalı bir duygu yaratır.
Uğultulu fotograflardır bunlar.
Hayatımızın kilit olmuş bir yerini Molotof kokteyli gibi önümüze fırlatır.
Fotograflarından biriyle karşılaştığımız an fiziksel bir değişim yaşamamız bundandır.
Dolaşımımız hızlanır.
Bir ünlem. Bir işaret. bir ipucu. Bir kanıt. Bir çığlık.
Her fotografının ardında görünmez bir ünlem işareti vardır.
Sesli fotograflardır bunlar.
Avaza bağırmayanı bile birilerine seslenir.
Ali Öz’ün fotografları, bütün kaslarıyla gerçek haber fotograflarıdır.
Altına ne yazsanız zayıf kalacağını bilirsiniz. Ancak bir fotograf okuması deneyebilirsiniz.
Her şey, o fotografta vardır.
Bir toplumsal olayı can alıcı ayrıntılarıyla birlikte okuyabilirsiniz onun gözünden.
Kalabalıktırlar bir de. Sesi sever ya, sesini başkalarının sesleriyle birleştirmişlerin yanı başındadır. Kalabalık gördü mü heyecanlanır.
Hızı artar. Kıldan ince kılıçtan keskince olur.
Bir mitingin coşkusu başınızı döndürür. Oradaymış gibi karıncalanırsınız.
Ali Öz’ün kamerası taraflıdır. Tarafını da hiç gizlemez.
Hep görmek istemediklerimizin, unutmak istediklerimizin; görünmezlerin, işitilmezlerin yanından bakar. Şu dünyadan en çok yara almış biz’in kolunun altına gizlenir.
Onların maruz kaldığı dünya eziyetini gösterir
Kimileyin onu bir küfür gibi kurgulayıp yollar dünyanın merkezine.
Ertesi gün ‘büyük acıların küçük hisseli ortakları’ sabaha o küfürle başlar.
Bize kaçamayacağımız, çivi gibi belleğimize mıhlanacak bir an armağan eder.
Dolaysız olarak vicdanımıza görünür.
Onun fotografının sözü, örtmeye, saklamaya, çarpıtmaya çalışan her sözü yalancı kılar.
Hakikatin olabilecek en çıplak resmidir.
Hırçın, gerilimli, nefes nefese bir anın peşindedir.
Onun fotografını kuran gerilim, tarihin kamaşmasıdır.
Kanımca kendisi tarihçinin önde gidenidir.
Düştüğü kayıt, şişman yorumların yanından jilet gibi gelir geçer.
Tarihin o anının gerilimi, uzun bir çağ romanı gibi yakamıza yapışır.
Sanatçının hasıdır elbet.
Hakikatin kendi kurgusunu yansıtmak için sokaklara, meydanlara, hayatla dalaşanların bağrına yatar.
Kanımca kendisi bir çağdaş ozandır.
Karamsardır. Ama şakacıdır da. Mizaha göz kırpar.
Lafı asla dolandırmadan.
Lafın kendi şiirini hiç dondurmadan.
Her fotografının bir afişe, bir kitap kapağına yakışırlığı bundandır.
Güzelliğin ürperttiği adamlardan besbelli.
En acıtan resmin bile çerçevesi güzellikle çatılmış.
Gözlerini tanık olmaya vermiş. Görmeye, görmeye görmeye bakıyor.
Göstermek; en alt katını, en derinde saklısını göstermek için bakıyor.
Her fotografında müziğin yükseldiği anı yakalamış.
Anahtarın döndüğü, hayatın kendisinin bir metafora dönüştüğü, her şeyin ama her şeyin görünür ve anlaşılır olduğu o biricik anlar dizisi, fotografları.
Ali Öz, hayatımızı fotograflamaya devam ediyor!
Sanatın Güncesi /Devrimci politik tavrın nostaljisi
Bu güne kadar gerçekleşen en politik içerikli Bienal kapsamında düşünülebilir, 11.Uluslararası İstanbul Bienali. Politikanın, devrimci kimliğin ve söylemlerinin günümüze dek süregelen yankılarının hafızalarımızda yenilenmesi, sa…





























































































































