<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>ÇAĞDAŞ SANAT &#187; kendi</title>
	<atom:link href="http://www.cagdassanat.com/tag/kendi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.cagdassanat.com</link>
	<description>V1.3 beta /// deneme asamasinda ///</description>
	<lastBuildDate>Sun, 13 Jun 2010 10:28:24 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Yakında</title>
		<link>http://www.mtaar.org/gumus-ozdes/</link>
		<comments>http://www.mtaar.org/gumus-ozdes/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 27 Jan 2010 00:09:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Mtaär]]></category>
		<category><![CDATA[Bora]]></category>
		<category><![CDATA[Gümü]]></category>
		<category><![CDATA[Mart]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[bo lu]]></category>
		<category><![CDATA[da lan]]></category>
		<category><![CDATA[itli]]></category>
		<category><![CDATA[kaosu]]></category>
		<category><![CDATA[kendi]]></category>
		<category><![CDATA[payla]]></category>
		<category><![CDATA[Özde]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mtaar.org/?p=174858478</guid>
		<description><![CDATA[ 
 
Gümüş Özdeş : Camera Obscura
12 Şubat 2010 &#8211; 5 Mart 2010 // Mtaär
Gümüş Özdeş, ilk kişisel sergisinde; dağılan, çarpan, yapışan ve parçalanan ışığın kendi kendine kurguladığı anların ve alanların akromatik bir yorumunu sunuyor
 
Gümüş Özdeş : Camera Obscura
12 Şubat 2010 &#8211; 12 Mart 2010 // Mtaär 
 &#8212;

1982 İstanbul doğumlu sanatçı Gümüş Özdeş, Mtaär’da [...]]]></description>
		<wfw:commentRss>http://www.mtaar.org/gumus-ozdes/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yves Klein</title>
		<link>http://arkaarkaya.blogspot.com/2009/12/yves-klein.html</link>
		<comments>http://arkaarkaya.blogspot.com/2009/12/yves-klein.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 10 Dec 2009 10:57:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Reysi Kamhi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Arka Arkaya]]></category>
		<category><![CDATA[Madonna Senfoni]]></category>
		<category><![CDATA[Yves Klein]]></category>
		<category><![CDATA[bedenleri]]></category>
		<category><![CDATA[ciplak]]></category>
		<category><![CDATA[dizi]]></category>
		<category><![CDATA[gerceklestirdigi]]></category>
		<category><![CDATA[kendi]]></category>
		<category><![CDATA[larda]]></category>
		<category><![CDATA[madonna]]></category>
		<category><![CDATA[olarak]]></category>
		<category><![CDATA[resimler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6813842270777768456.post-8656031042662077827</guid>
		<description><![CDATA[Yves Klein'in 1960'larda gerceklestirdigi bir dizi aktivite, performans sanatinin erken ornekleri arasinda nitelendirilir. 'Uluslararasi Yves Klein Mavisi' olarak nitelendirdigi  boyaya bulanmis ciplak bedenleri kendi bestesi olan ' Madonna Senfoni'de tuvaller uzerinde dans ettirir. Onlari yuvarlayarak resim yaptirir. Bedenleri tuvale bastirarak yaptigi bu resimler 'antropometrik' resimler olarak tanimlanir.<br />                            <div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6813842270777768456-8656031042662077827?l=arkaarkaya.blogspot.com' alt='' /></div>]]></description>
		<wfw:commentRss>http://www.cagdassanat.com/2009/12/yves-klein/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Med Cezir</title>
		<link>http://arkaarkaya.blogspot.com/2009/11/med-cezir.html</link>
		<comments>http://arkaarkaya.blogspot.com/2009/11/med-cezir.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 23 Nov 2009 18:58:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Reysi Kamhi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Arka Arkaya]]></category>
		<category><![CDATA[Ama]]></category>
		<category><![CDATA[Hakan Onur]]></category>
		<category><![CDATA[Kasim Tarihleri]]></category>
		<category><![CDATA[Mickey Mouse]]></category>
		<category><![CDATA[art]]></category>
		<category><![CDATA[bime]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[dahas]]></category>
		<category><![CDATA[guzel sozler]]></category>
		<category><![CDATA[ilk]]></category>
		<category><![CDATA[kendi]]></category>
		<category><![CDATA[mac]]></category>
		<category><![CDATA[nda]]></category>
		<category><![CDATA[yeni bir]]></category>
		<category><![CDATA[zerinde]]></category>
		<category><![CDATA[çok]]></category>

		<guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6813842270777768456.post-4029488874658014006</guid>
		<description><![CDATA[<a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_LUTjrn_pNOk/SwrcBR0PpFI/AAAAAAAAAfI/LtECtmugh9g/s1600/19112009020.jpg"><img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_LUTjrn_pNOk/SwrcBR0PpFI/AAAAAAAAAfI/LtECtmugh9g/s320/19112009020.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5407376217132213330" /></a><br /><a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_LUTjrn_pNOk/SwrcBMd0sCI/AAAAAAAAAfA/NvuY2N7EvYE/s1600/19112009019.jpg"><img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_LUTjrn_pNOk/SwrcBMd0sCI/AAAAAAAAAfA/NvuY2N7EvYE/s320/19112009019.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5407376215695994914" /></a><br /><a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_LUTjrn_pNOk/SwrcAtBawAI/AAAAAAAAAe4/OzOlaNUB-8k/s1600/19112009018.jpg"><img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_LUTjrn_pNOk/SwrcAtBawAI/AAAAAAAAAe4/OzOlaNUB-8k/s320/19112009018.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5407376207255355394" /></a><br /><a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_LUTjrn_pNOk/SwrcAT0ihpI/AAAAAAAAAew/pRepFKiIUoY/s1600/19112009017.jpg"><img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_LUTjrn_pNOk/SwrcAT0ihpI/AAAAAAAAAew/pRepFKiIUoY/s320/19112009017.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5407376200490452626" /></a><br /><a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_LUTjrn_pNOk/SwrcAI-FHrI/AAAAAAAAAeo/dJ4hQkYDBow/s1600/19112009016.jpg"><img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_LUTjrn_pNOk/SwrcAI-FHrI/AAAAAAAAAeo/dJ4hQkYDBow/s320/19112009016.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5407376197577678514" /></a><span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"><br /></span><div><span class="Apple-style-span" style="font-size: 13px;">Marmara'daki ilk senemde dersine her girdigimde kendimi gercekten bir guzel sanatlar okulunda hissetmemi saglayan hocadir Hakan Onur en basata benim icin. Her dersinden cikisimda icimde inanilmaz bir uretme arzusu uyandirirdi gercekten. Cok hos konusan cok zeki bir insandir kendisi diyecegim ama bu sanirim yaptigi resimlerden de cok net okunabiliyor illa konusmasini dinlemeye gerek yok. Baska baska bir dunya yaratiyormus gibi gozukse de Hakan Onur resimlerinde kendi dunyasini, kendi hayali karakterleriyle, bir suru sembollerle ve yazilarla en cok hosuma giden de Mickey Mouse'un elleriyle sanki yeniden kurguluyor. Emre Zeytinoglu da sergi ve Onur icin oldukca guzel sozler soylemis:</span></div><div><span class="Apple-style-span" style="font-size: 13px;"><br /></span></div><div><span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"><br /></span><span class="Apple-style-span"  style="  ;font-family:verdana;"><span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"><span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;">Hakan Onur’un “Med-Cezir” sergisi, sanatçının kendi yaşamına doğru çıktığı bir keşif gezisi niteliğinde... Yaşanmış anların çabukça tüketilmesi; tüketilirken de sürekli olarak (ve nedense) “gelecek” olanın tasarlanması, bizim “şimdiki zaman”ı ertelememize neden olur. Sanki yaşamın her anı, geleceği hazırlamakla görevlendirilmiş gibidir. Böylece yaşam, her yaşanmakta olanı ve her deneyimi görmezden gelir ve onu belirsizleştirir. <br /><br />Oysa “şimdiki zaman”ı görmezden gelmek, onun geçmişteki varlığını ortadan kaldırmaz. Dahası, deneyimleri de yok etmez. Onlar giderek birikir, bir denizin yükselmesi halinde yaşamımızın kıyılarını sular altında bırakır; kaçınılmaz bir durumdur bu... <br /><br />Ama o su baskını bir sürenin ardından yerini, suların çekilmesine bırakır. Tam o çekilme sırasında görülür ki, denizin anılardan sürüklediği tortular, yaşamın kıyısında serili durmaktadır. İşte üst üste yığılmış o tortuların üzerinde bir gezintiye çıkmak, şu andan geriye doğru başlatılan bir keşif yolculuğudur. Artık o tortu tabakası, ayaklarımızın altında asla ilk yaşandığı haliyle uzanmamaktadır. Geçmişte yaşanmış ve deneyimlenmiş olan şeyler, birbirlerinin içine sızmış, yeni bir biçime ve içeriğe dönüşmüştür. Bu içerik, bizim “med-cezir” sürecimizin bir resmidir. <br /><br />Hakan Onur “Med-Cezir” sergisinde, kendi yaşamının kıyısına birikmiş o tortu tabakasının üzerinde yürüyor, ayaklarının altında uzanan “”her an”a yeniden ve daha dikkatli bakıyor. Anılar şimdi ilk yaşandıkları halden çok farklıdır. Onlar bugünden geriye doğru seyredilen, fakat yol aldıkça yeni durumlara dönüşen, bir kez daha keşfedilen anlamlardır: Sanatçının yaşadığı her şeyin yeniden sunuluşudur... Sergideki resimlerin içine gizlenmiş bir yaşamdır. <br /><br />Emre Zeytinoğlu </span></span></span></div><div><span class="Apple-style-span" style="font-family: verdana; font-size: 13px;"><br /></span></div><div><span class="Apple-style-span" style="font-family: verdana; font-size: 13px;">Sergiyi gormek isteyenler : Nisantasi Galeri MAC 23 Ekim- 30 Kasim Tarihleri Arasinda</span></div><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6813842270777768456-4029488874658014006?l=arkaarkaya.blogspot.com' alt='' /></div>]]></description>
		<wfw:commentRss>http://www.cagdassanat.com/2009/11/med-cezir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hayat performansı / Hayattan Performans</title>
		<link>http://kokenergunwritings.blogspot.com/2009/11/hayat-performans-hayattan-performans.html</link>
		<comments>http://kokenergunwritings.blogspot.com/2009/11/hayat-performans-hayattan-performans.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 23 Nov 2009 12:28:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>köken</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köken Ergun]]></category>
		<category><![CDATA[Ben]]></category>
		<category><![CDATA[George W. Bush]]></category>
		<category><![CDATA[New York]]></category>
		<category><![CDATA[Robert Wilson]]></category>
		<category><![CDATA[Wilson]]></category>
		<category><![CDATA[azap]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[daha]]></category>
		<category><![CDATA[heyecan]]></category>
		<category><![CDATA[ile]]></category>
		<category><![CDATA[kendi]]></category>
		<category><![CDATA[mdan]]></category>
		<category><![CDATA[olarak]]></category>
		<category><![CDATA[stanbul]]></category>
		<category><![CDATA[yamam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6689683421570172126.post-4545655039826625924</guid>
		<description><![CDATA[2007 yılında doktora hocalarımdan hasibe kalkan tiyatro geçmişim ve sonra nerelere geldiğim hakkında bir yazı yamamı istemişti, ödev olarak. aşağıdaki yazı bu gelişimi anlatır.tam bir son vermemişim. daha iyi... devamı gelecek demekt...]]></description>
		<wfw:commentRss>http://kokenergunwritings.blogspot.com/feeds/4545655039826625924/comments/default</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Untitled Series 2009 / İade-i Ziyaret. Acilis: 20 Kasim Cuma, Tütün Deposu</title>
		<link>http://oddat.blogspot.com/2009/11/untitled-series-2009-iade-i-ziyaret.html</link>
		<comments>http://oddat.blogspot.com/2009/11/untitled-series-2009-iade-i-ziyaret.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 19 Nov 2009 12:12:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>deniz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Deniz Gül]]></category>
		<category><![CDATA[Acar]]></category>
		<category><![CDATA[Fatma Çiftçi]]></category>
		<category><![CDATA[Selda Asal]]></category>
		<category><![CDATA[Sophia Tabatadze]]></category>
		<category><![CDATA[itli]]></category>
		<category><![CDATA[kald]]></category>
		<category><![CDATA[kendi]]></category>
		<category><![CDATA[lar]]></category>
		<category><![CDATA[lkin]]></category>
		<category><![CDATA[mler]]></category>
		<category><![CDATA[olu]]></category>
		<category><![CDATA[trkiye]]></category>
		<category><![CDATA[turdu]]></category>
		<category><![CDATA[ula]]></category>

		<guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-32444888.post-2139886261677726343</guid>
		<description><![CDATA[Endam Acar, Selda Asal, Volkan Aslan, Fatma Çiftçi, Zeren Göktan, Deniz Gül, Gözde İlkin, Ceren Oykut, Gökçe Süvari ve Sophia Tabatadze, Nisan 2009’da Türkiye'nin doğu sınırları Gürcistan, Ermenistan, Azerbaycan ve İran’a gittiler; ...]]></description>
		<wfw:commentRss>http://oddat.blogspot.com/feeds/2139886261677726343/comments/default</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>The Original of Laura</title>
		<link>http://elmasdeniz.blogspot.com/2009/11/original-of-laura.html</link>
		<comments>http://elmasdeniz.blogspot.com/2009/11/original-of-laura.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 09 Nov 2009 09:29:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ElmasDeniz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Elmas Deniz]]></category>
		<category><![CDATA[Ben]]></category>
		<category><![CDATA[Laura]]></category>
		<category><![CDATA[Nabakov]]></category>
		<category><![CDATA[bana]]></category>
		<category><![CDATA[degil]]></category>
		<category><![CDATA[istegin]]></category>
		<category><![CDATA[kendi]]></category>
		<category><![CDATA[oldukten]]></category>
		<category><![CDATA[sanatcilar]]></category>
		<category><![CDATA[sonra]]></category>
		<category><![CDATA[yakilmasini]]></category>

		<guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-29184463.post-1902482251373119395</guid>
		<description><![CDATA[Nabakov'un oldukten sonra yakilmasini istedigi yarim kalmis romani 'The original of Laura' piyasaya cikiyor. Haber boyle diyor oldukten sonra emekleri kendi istemedigi dogrultuda kullanilan butun yazarlar,sanatcilar bunlari dusundurdu bana...Ben bu kitabi okumamaya karar verdim.Oldukca acik bicimde ifade edilmis bir istegin yerine getirilmemesi degil kafama takilan. Bu istegin kitabin reklamina ]]></description>
		<wfw:commentRss>http://elmasdeniz.blogspot.com/feeds/1902482251373119395/comments/default</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;İngilizce Konuşamayan Sanatçı, Sanatçı Değildir.&#8221;</title>
		<link>http://ne-yapmali.blogspot.com/2009/02/ingilizce-konusamayan-sanatc-sanatc.html</link>
		<comments>http://ne-yapmali.blogspot.com/2009/02/ingilizce-konusamayan-sanatc-sanatc.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 22 Feb 2009 08:45:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Burak Delier</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ne Yapmali]]></category>
		<category><![CDATA[Alexander Brener]]></category>
		<category><![CDATA[Ama]]></category>
		<category><![CDATA[Barbara Schurz]]></category>
		<category><![CDATA[Bienal]]></category>
		<category><![CDATA[Brian Holmes]]></category>
		<category><![CDATA[Claire Pentecost]]></category>
		<category><![CDATA[Halil Alt]]></category>
		<category><![CDATA[Kamil]]></category>
		<category><![CDATA[Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[art]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[camias]]></category>
		<category><![CDATA[erim]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[için]]></category>
		<category><![CDATA[kendi]]></category>
		<category><![CDATA[lmas]]></category>
		<category><![CDATA[zerinde]]></category>

		<guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-2884848413602826903.post-6882076078319255762</guid>
		<description><![CDATA[<a href="http://3.bp.blogspot.com/_GQT6bFRGR8c/SaERZ4rM9RI/AAAAAAAAAEA/gD7EPhMOLoA/s1600-h/mladen.jpg"><span style="font-family:trebuchet ms;"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5305540972427146514" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 240px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_GQT6bFRGR8c/SaERZ4rM9RI/AAAAAAAAAEA/gD7EPhMOLoA/s320/mladen.jpg" border="0" /></span></a><span style="font-family:trebuchet ms;"></span><br /><div align="center"><span style="font-family:trebuchet ms;font-size:85%;">Mladen Stilinovic, "İngilizce Konuşamayan Sanatçı, Sanatçı Değildir." 1993</span></div><span style="font-family:trebuchet ms;"></span><br /><span style="font-family:trebuchet ms;">Burak Delier-Kamil Şenol</span><br /><span style="font-family:trebuchet ms;"></span><br /><span style="font-family:trebuchet ms;">Bu blog’un hedefi sanat ortamında, kendi küçük mahallemizde bir örgütlenmenin teorik taşıyıcısı olmak. Fakat her geçen gün bunun gerçekleştirilmesinin ne kadar zor ve zaman alacak bir hedef olduğunun daha fazla ayırtına varıyoruz. Bunun altını çizmemizin</span><span style="font-family:trebuchet ms;"> sebebi kendi biyografisinin ve CV.’sinin reklamını yapmaktan veya son derece ucuz ve sığ bir popüler dil kullanarak üzerinde hiç emek harcanmamış düşünce bile denemeyecek basit yargıları boşaltmaktan ileri gidemeyen sanatçı bloglarıyla aramıza bir mesafe koymak. Zira bu yazı, sanat ortamında bir marifetmiş gibi sıkça kullanılan bu magazinsel dilin tahammül edilemeyecek bir maksatlılıkla Erim Bayrı’nın jestini tartışmak için kullanılması üzerine kaleme alındı.<br /><br /></span><span style="font-family:trebuchet ms;"></span><br /><span style="font-family:trebuchet ms;">Her şeyden önce bu kadar Bienal odaklı bir cemaatin entelektüel değeri ve üreticiliği son derece tartışmalıdır. Eninde sonunda Bienal büyük bir gösteri ve zaten son iki bienalin şehrin yaşayan kanalları içine girmeye çaba harcamasının nedeni, bienallerin “büyük olay” olmalarından kaynaklanan aldatıcı avantajının kısıtlıyıcılığının farkına varılması ve aşılmaya çalışılmasıdır. Gazete ve dergilerin ve genel olarak sanat camiasının ilgilendiği neyin, nasıl ve kimin için yapıldığı değil, kimlerin bu büyük “dünya sahnesinde” yer aldığı, kimin uluslararası ve çok satan prestijli sanat dergilerinde boy gösterdiği, kimin kariyerinin kimin kariyerine baskın çıktığıdır. Maalesef sanat dünyamız kendi entelektüel dinamiklerini, kendi tartışma yörüngelerini oluşturamayacak kadar zayıf. Küratörleri kim olursa olsun Bienal gibi bir büyük gösterisel serginin bütün yerel dünyamızı tıka basa doldurması ve bu kadar çabaya rağmen yerel entelijansiya üzerinde hiçbir iz bırakmadan akıp gitmesi bu yüzden.<br /></span><br /><br /><span style="font-family:trebuchet ms;">Erim Bayrı’nın sözlük atma eylemini tartışmak üzere filmi biraz geri almak istiyoruz. On sene kadar. Art-ist dergisinin yayımlanmasının tetikleyicisi olan Halil Altındere’nin performansını ve bu performansın kaynağı olan Alexander Brener ve Barbara Schurz’un o zamanlar sanat dünyası için çok açıcı olmuş çeşitli performans/eylemlerini hatırlayalım. Alternatif ve gezici bir bienal olarak tasarlanan Manifesta’nın ikincisinde Brener'in bir paneli kesintiye uğratmak için konuşmacıların sıralandığı masaya yatması, masaya “Avrupa’yı ebediyen unut” ve masanın arkasındaki fona “Neoliberal ve çokkültürcü sanat sistemini yık!” yazmaları ve daha sonra organizasyon görevlilerinin Brener’i yaka paça dışarı atmasını hatırlatmak istiyoruz. Bunları hatırlatmaktaki amacımız ne Esat Tekand’ın ticari girişimini ne Manifesta’yı ne de Brian Holmes ve Claire Pentecost’un konuşmasını birbirlerine eşitlemek değil. Dikkat çekmek istediğimiz nokta, o dönem Türkiye sanat ortamında birçok kişi için ilham verici olmuş ve güncel sanatın kendini genel sanat ortamından farklılaştırmasını sağlamış bu tür eylemeleri kınamak bugünün halet-i ruhiyesi hakkında önemli bir şey söylüyor. Uysal, kurumlarla ve salt ticaretle -Holmes’un deyimi ile galeri-dergi-müze sistemi ile- uzlaşmış, ucuz, sığ ve sinik bir dil meşrulaşmış durumda. Bize göre Erim Bayrı’nın eylemi de, Brener’in eylemi de bu tür panellerde söylenebilecek en anlamlı sözlerden çok daha fazlasını, çok daha uygun bir şekilde söylüyor.<br /></span><br /><br /><span style="font-family:trebuchet ms;">Bu tür eylemleri kınayan veya uygunsuz bulan tutucu, sinizmin derin sularına batmış sanatçılarımız ve eleştirmenlerimizin kullandığı dil ise bu kişilerin nasıl bir konumdan söz aldığını daha açıkça ortaya seriyor. Bu dilin aynısının taşlaşmış sanat rantiyecileri tarafından on sene önce Halil Altındere için kullanıldığını da belirtelim. Bu tür eylemleri yapanları “bağnazlık”la suçlayan, “ülkem insanı”, “kendini engin denizlerde zanneden bir minik akvaryum balığı” diyerek küçük görüp aşağılayan, eylemi yapanın cesaretini “cahil cesareti” ve “kabalık” olarak yaftalayan bienalden çok bienalci ve sinik konum tam da Erim Bayrı’nın asıl hedefini oluşturuyordu. Nitekim Erim’in eyleminden sonra Bienal çalışanlarının çeviri yapmaya başlaması, Brian Holmes’un böyle bir eyleme kibirle değil, çevirmenin eksikliğini açıklamak için Bienal’in parasızlığı bahane ettiğini söylemesi eylemin sorgulatıcı potansiyelinin ilk elden kabulünün tezahürleriydi. Ama ne yazık ki, sanatçılarımız ve genç küratörlerimiz o geniş ve açık mizaçlarına bu basit ve şiddetsiz eylemi sığdıramıyorlar.<br /></span><br /><br /><span style="font-family:trebuchet ms;">Bu arada Bienal’le ve onun finansal yapısına yönelik her eleştiriyi ulusalcık ya da milliyetçilik diye bir kenara koyma kolaylığına kaçmak ise kendi günahlarıyla ve tutarsızlıklarıyla yüzleşmemek için son bir hamle ile ikiyüzlülüğe tutunma çabasından ibaret. Erim Bayrı’nın eylemini gemi azıya almış Kemalizm süslü milliyetçiliğe indirgeyen ve onu otorite yerine kınayan bir konum, kendisini otoritenin ve yine gemi azıya almış liberal kapitalistlerin yanında bulmaktan alamayacaktır.<br /></span><br /><br /><span style="font-family:trebuchet ms;">Anlamak için en ufak bir çaba göstermeyen yargılama meraklılarını kendi hallerine bırakalım ve eylemin sorgulatıcı potansiyeline geri dönelim. Evet, genel olarak sanatın, sanat ortamının ve Platform ve Bienal kapsamında düzenlenen çeşitli panellerin ve sergilerin dışlayıcılığı kökleri derinlere giden bir sorun olarak önümüzde duruyor. Özellikle konuşmanın veya serginin içeriği belli bir siyasi söylemi, diyelim toplumun sanatçıların girişimiyle tekrar örgütlenmesi ya da kamusal alanın kurulması gibi önermeleri de içeriyorsa bu sorun çok daha can alıcı bir şekilde ortaya çıkıyor. Öyle ya kim, nasıl, hangi ortak paydayla ve hangi ilişki ile dayanışmacı bir örgütlenmeye girişecek?<br /></span><br /><br /><span style="font-family:trebuchet ms;">Burada Erim Bayrı’nın eylemi üzerinden düşünülmesi gereken birinci mesele, sanat alanında dil yani İngilizce bilmek üzerinden sınıfların varlığını tespit edebilir miyiz diye düşünmektir. Ekonomik determinizminden kaynaklanan kaba sınıf ayrımının yerine Bourdieu’nün çok daha incelikli kıstaslarını göz önünde bulundurmalıyız. Mladen Stilinovic’in “İngilizce konuşamayan sanatçı, sanatçı değildir.” önermesini de aklımıza getirmemiz gerekiyor. Sanat alanında uluslararası ve yerel ölçekte, geldikleri ve doğdukları şehirler, konuştukları dil, içinde bulundukları grup, edindikleri sosyal sermaye, kültürel sermaye gibi kıstaslara göre sınıflar var mıdır? Varlarsa ne kadar etkilidirler, dışlama ve içleme mekanizmaları nasıl işler? Bütün bunlar ayrıntısıyla tahlil edilmesi gereken sorular. Ama sınıfların verili olmadığını, durağan olmadıklarını söylememiz gerekiyor. Sınıflar Bourdieu’nün deyimi ile toplumsal uzayda birbirleri kurdukları ilişkiler içerisinde ortaya çıkıyorlar. Ve kendi içlerinde sessiz anlaşmalar, yazılı olmayan kurallar vasıtası ile son derece baskıcı ve dışlayıcı olabiliyorlar. Söylemeye gerek yok, bütün bunlar sanat etkinliklerinin -finansal arka planla koşutluk içinde- hiç de masum olmayan toplumsal-kültürel bir zemin üzerinde yükseldiğini söylüyor. Uluslararası ölçekte sanatın belli bir simgesel sermaye üzerinden yürüyen dışlama mekanizmaları en çok da Doğu Avrupalı ve Türkiyeli sanatçıların malumu. Her halde bu nedenle mazlumun zulmü daha acımasız oluyor.<br /></span><br /><br /><span style="font-family:trebuchet ms;">İkincisi mesele ise, dil sorunu aşıldığında karşımıza hiç de küçümsenmeyecek bir yığın engelin çıkmasıdır. Bu arada, ekonomik zorunlulukların arkasına sığınarak çeviri hizmetinin pahalılığından dem vurmak inandırıcılığı olmayan yetersiz bir savunma jesti olarak kalmaya mahkûm. Çevirinin yapıldığı ve daha geniş bir salonun sağlandığı kimi konuşmalarda (mesela yakın bir örnek Platform’un düzenlediği Hans Ulrich Obrist’in konuşması ), basit bir çözümle var olan pratik engellerin hızlıca aşıldığını söylemek mümkün. Fakat Obrist’in konuşmasından sonra, bir sorunun Obrist’in Londra Serpentine Galery’de düzenlediği Maratonlara izleyicilerin katılım koşullarının yok sayılmış olduğunu hatırlatması oldukça önemli bir nokta idi. En azından sanatın ve siyasetin, belli star ve profesyonellerin cirit attığı kapalı alanlar olarak sorunsallaşması bize özgü bir şey değil! Ayrıca yeni, dünden bugüne ortaya çıkmış bir şey de değil.<br /></span><br /><br /><span style="font-family:trebuchet ms;">Dil sorunu aşılsa bile entelektüellerin kendi uluslararası veya yerel cemaatleri dışında toplumda yankılanabilecek düşünceler üretmeleri veya tarzlar geliştirmeleri nasıl mümkün olur? Genel olarak toplumdan bahsetmiyoruz elbette, tam da o toplumun bağrında bir çatlak açacak küçük ama nitelikli bir örgütlenmenin önünü açmak nasıl mümkün olabilir? İzleyicinin ve sanatçıların kendilerini Kafka’nın Dava’sındaki ünlü meseldeki kapının önünde hissettiği sanat, bütün kurumsal yapısı ile Bay K.’yı yabancılaşmaya ve özgüvensizliğe boğarken bu mümkün olabilir mi? Bu anlamda büyük kapıların, büyük kurumların, büyük gösterilerin işe yaramadığı, meselenin inceliğini karşılayamayacak kadar hantal ve atıl kaldıklarını son on senelik Bienal ve sanatsal kurumlaşma tecrübemiz göstermiyor mu? Daha küçük, tabandan ve yavaş ilerleyen aletlere ihtiyacımız var. Bu ise sanatsal bir üretimciliktense, kariyer planlarını bir kenara bırakmayı, uzun vadeli bir anganjmanı, uzun vadeli bir dürüstlüğü gerektiriyor.<br /></span><br /><br /><span style="font-family:trebuchet ms;">Derinleştirilmesi ve konuşulması gereken çok şey var, bütün bunları söyleme fırsatını verdiği ve bazı şeylerin incelikle tartışılması gerektiğini hatırlattığı için Erim Bayrı’ya teşekkürlerimizi sunarız.<br /><br /><br /></span><br /><br /><span style="font-family:trebuchet ms;"></span><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2884848413602826903-6882076078319255762?l=ne-yapmali.blogspot.com' alt='' /></div>]]></description>
		<wfw:commentRss>http://www.cagdassanat.com/2009/02/ingilizce-konusamayan-sanatci-sanatci-degildir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sergi: Kendiliğinden; milyonda bir</title>
		<link>http://borgakanturk.blogspot.com/2009/02/sergi-hakknda.html</link>
		<comments>http://borgakanturk.blogspot.com/2009/02/sergi-hakknda.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 11 Feb 2009 08:25:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>borgakanturk</dc:creator>
				<category><![CDATA[Borga Kantürk]]></category>
		<category><![CDATA[Ama]]></category>
		<category><![CDATA[Ara]]></category>
		<category><![CDATA[Jan]]></category>
		<category><![CDATA[Jan Verwoert]]></category>
		<category><![CDATA[Jan VerwoertOsmanl]]></category>
		<category><![CDATA[Mona Souag]]></category>
		<category><![CDATA[Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[art]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[inden]]></category>
		<category><![CDATA[kendi]]></category>
		<category><![CDATA[nda]]></category>
		<category><![CDATA[ramayan]]></category>
		<category><![CDATA[rutini]]></category>
		<category><![CDATA[sahas]]></category>
		<category><![CDATA[uygar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-19745685.post-6761898498243718366</guid>
		<description><![CDATA[<a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_uXvbAsn2Ylo/Sa0VaXLBdTI/AAAAAAAAA7A/augR-9kVnOg/s1600-h/davet_01.jpg"><img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 400px; height: 288px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_uXvbAsn2Ylo/Sa0VaXLBdTI/AAAAAAAAA7A/augR-9kVnOg/s400/davet_01.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5308923078380713266" border="0" /></a><br /><div style="text-align: left;"><br /></div><span style="font-weight: bold;"><br /><br /><br /><br /><br /><br /><br /><br /><br /><br /><br /><br /><br /><br /><br /><span style="font-size:85%;">“Kendiliğinden; milyonda bir” </span></span><span style="font-size:85%;"><br /><br />Uygar Özel, Nur Muşkara<br /><br />Küratör:<br />Borga Kantürk<br /><br />Tarihler:<br />11.02.2009 - 28.02 2009<br /><br />Açılış:<br />11.02.2009 , 18.00<br /><br />Yer:Fransız Kültür Merkezi Galerisi<br />Sergi saatleri: 09.30 – 13.00 ve 14.00 - 18.30<br />Cumartesi: sabah 09.30 – 13.30<br /><br /><br />Adres:<br />Fransız Kültür Merkezi, İzmir, Cumhuriyet Blv.<br />No: 152 Alsancak/Izmir<br /></span><br /><br />“Kendiliğinden; milyonda bir” :<br />?<br /><br />Bir an :<br />Muhteşem bir zamanlama.<br />Üzerine çalışılmış ve sınırlanmış<br />bir durum olmaksızın,<br />gerçekleşebilen.<br />kıymeti bilinmesi gereken.<br /><br />Oluşabilsin diye<br />belirli bir odak tarafından<br />enformatik, bilgiç bir tacize<br />uğramayan, planlanmayan.<br /><br />Zaten süregelen ve<br />sıklıkla karşılaşılabilecek<br />ya da fark edilemeyecek..<br /><br />Kendi ekseninde dönen,<br />ve diğer bir eksenle aniden çakışıp<br />etki-tepki refleksini gösteren<br />harikulade bir uyum yakalayan<br />bir karşılaşma -buluşma süreci...<br /><br />Aslında, tek taraftan bakıldığında,<br />değişikliğe uğrayan bir durum meydana<br />gelmez.. Sadece mesafe(izleyici,tanık ve<br />olayın aktörü arasındaki ) bir anlığına<br />değişmiş, iletişim (ilişki) için ideal aralığa<br />gelmiştir. Bu süreçte sanat pratiği, etkitepki<br />adına kendiliğinden gerçekleşebilen<br />bir etkileşimin sonucundan beslenir.<br />Genellikle de fark edilmez. Bu biraz<br />mucizevi, biraz da rastlantısaldır.<br />Spekülatif değildir, olası reaksiyonların eş<br />zamanlı birbirini tamamlamasından oluşan<br />önemli “bir an” süreçtir. Yapmamız<br />gerekense sadece paranteze alma ya da<br />genel dizge içerisinde parlak bir kalemle<br />altını çizmek. Fazlası o sürecin büyüsünü<br />bozabilir ve üzerine kuracağı ilgi-baskıyla<br />her şeyi paramparça edebilir.<br /><br />Borga Kantürk, Şubat, 2009<br /><br /><br /><span style="font-weight: bold;">“Kendiliğinden; Milyonda Bir” başlıklı sergi: </span><br />Çalışmalarını fotoğraf ve video sanatı üzerine odaklanmış iki<br />sanatçıya yer veriyor. Belge üretimi ile uğraşan sanatçıyı,<br />mucize anların kayıtçısı rolüyle karşımıza çıkarıyor. Uygar<br />Özel'in Amsterdam' da futbol sahasının aksine, sokakta<br />gezerken karşılaştığı bir top cambazının, reklam yıldızı<br />olmuş futbolculara taş çıkartırcasına performansı,<br />garipsediğimiz, göze absürt gelen, ancak baş roldeki figür<br />için “bir günlük rutini kendi içerisinde barından bir an”<br />üzerine odaklanan video çalışmasına dönüşmekte. Serginin<br />diğer sanatçısı Nur Muşkara ise her gün İzmir merkezinden<br />şehir dışına doğru yaptığı rutin yolculuğu boyunca, fotoğraf<br />makinasının objektifine takılan gündelik yaşamın aktörlerine<br />odaklanmakta. Sergi, iki belgeselci çalışma disipliniyle,<br />kendiliğinden oluşmuş günlük yaşam pratikleri içerisindeki<br />mucizevi anlara tanıklık etmemizi sağlamayı hedeflerken,<br />sanatçıları da bu anların, ara bulucusu rolüyle karşımıza<br />çıkarıyor.<br /><br /> <span style="font-weight: bold;">Fransız Kültür Merkezi, İzmir<br />İçin hazırlanan sergi programı hakkında: </span><br /><br />Bu program “-1 Güncel Sanat için Şebeke” isimli çalışma<br />grubunun yürüttüğü İzmir Güncel Sanat Arşivi projesi<br />kapsamında yürütülecek bir dizi sergiden oluşmaktadır. Sergi<br />dizisi kapsamında Günümüz sanatı anlamında, İzmir'den uluslar<br />arası platformlara açılan sanatçılara ait dinamik bir vizyonu,<br />sanatseverlere yalın ve nitelikli argümanlar eşliğinde öncelikle<br />sunacak, sonrasında da kayda geçirecektir. İzmir'in güncel sanat<br />alanında oldukça güçlü üretimlere ve sanatçı potansiyellerine<br />sahip olmasına karşın bu türde çabalara dair bir bellek çalışması<br />gerçekleştirilmemiştir. Bu dizi deki amaç: fark edemediğimiz,<br />üzerine fikir ve belge üretemediğimiz, bu sebeple birbirinden<br />kopuk ve iletişimini yitirmiş güncel sanat hayatını, sanatçıların<br />bu alandaki işleri üzerinden tekrar canlandırmaktır. Sergiler ve<br />gündeme getirilen sanatçılara ait tüm bilgiler dijital ortamda<br />arşivlenecek, konuşmalardan alınacak ses kayıtları ve görsel<br />kayıtlar çözülerek, okunabilir belgelere dönüştürülecektir. Elde<br />edilen malzeme, internet ve basılı malzeme ile izleyiciye<br />ulaştırılacaktır.<br /><br /><br /> <span style="font-weight: bold;">“Kendiliğinden; milyonda bir”<br />Sergi Öncesi Günlüğü:<br /></span>  <span style="font-weight: bold;">Borga Kantürk, Şubat 2009 </span>  <span style="font-weight: bold;"><br /><br />Kısım 1: Ya da Giriş </span><br /><br />İnternetin belirlediği, reddetme ve bağışlama ağında kendini<br />dışardan, sorumlu ve dahil olma zorunluluğunda hissetmek.<br />Karşılaştığımız gerçek Maalesef bu. Zemin kontrolu<br />yapamadığımız bir çoktan zeminlilik belki de.<br /><br />Uçak biletlerimizi internetten sipariş ediyoruz. Bilet çıktısı bile<br />almıyoruz. Filmleri arşivlemek yerine online izleyip atıyoruz.<br />Sokağa çıkmadan sokağa müdahale eden, sokak hakkında<br />bilen bir yaşam tarzı. Peki bu konformist-monotonluk dışında ne<br />kadar az küçük yolculukları ne kadar tercih ediyoruz?<br /><br />Yaşadığımız Pişmanlık hissiyatının, sınırsız bir masaüstü<br />gezinmek adına sürüklendiğimiz bir şey yapmalı isteği. Bu<br />yabancılaşmışlığın farkındalığından kaynaklanan sahiplenmesi<br />zor pişmanlık duygusu.<br /><br />Proje Kimlikler, Bunların dışında yolculuk ve sanatın<br />kendiliğinden bazı anlarda ortaya çıkışı o anı yaşamak için<br />yolda olmak, karşılaştığın kendi doğallığında ve tarifsizliğini<br />kabul ederek içine dalmak.<br /><br /><span style="font-weight: bold;">Kısım 2 : İçim içimi kemiriyor, sayıklamalar </span><br /><br />Arayıp bulmak bu kadar kolay mı?<br />Kuşbakışı Görme mesafesinden. ,Görünen bu kadar gerçek mi?<br />Arama sürecinin, somutlaşmaktan uzaklaştığı bir sabitlik üzerinden dijital<br />referansların<br />hayatımızda yarattığı kesintiler ve devamlılık zaafı.<br /><br /><br />Video ve fotograf bu alanın en çok haşır neşir olduğu direk etki alanında<br />kalan medyumlar. Bu disiplinler üzerinden – hareketi tekrar vurgulamak –<br />gerek.<br /><br /><br />Alternatif olarak, Küçük nefes yolculukları, kültür fizikler-kaçınılmaz.<br />Mesafeler uzadıkça – iletisim online tabanlı haraket gösteriyor.<br />Adım alanları ise son derece kısıtlanıyor. Büyük yolculuklar keşifler artık<br />yalan, Bir yer ne kadar yakınına gelirse o kadar çabuk sahip olursan o<br />alana olan inancın ve verdiğin değer o kadar kayba uğrar. Bu büyük ve<br />kuşbakısı tematik yolculuklar yapıyormuş gibi davranıp, oturduğun<br />sokağına yabancılaşmaksa büyük sıkıntıya yol açmakta.<br /><br /><br />Ama kısa yolculuklara ihtiyaç her zaman var.<br /><br /><br />Eski kitapçıdan kitap bulma ve hayata karşı “bildim, farkındayım”<br />vurgusundansa “yaşadım” vurgusunu tercih etme.<br /><br /><br />Bilgi alanlarını, trendlerin belirlediği kısır döngüleşen bir alanda, tarifsiz<br />kalıp kendi yaşama anını bulan milyonda bir anlardan birini bulma<br />uğraşı.<br /><br /><br />Mesafeli ayrıştırıcı bir kulvardan bilgiyle donanımlanıp, diğer<br />alana pike yapmak ve o alanlar arası mesafenin bilinciyle<br />hareket etmek. Bu size kuş bakışı ve genel kapsayıcı bilgiyi<br />ve sunumu gözler önüne sermeniz için önemli bir avantaj<br />sağlayabilir. Ancak çıkış noktanızdaki dışarının uzaklığın<br />verdiği kapsayıcı olma hakkı, sizi içine düştüğünüz alanda<br />yabancı ve bilirkişi pozisyonuyla dışarı atabilir, içerisine tam<br />da çözümlediğiniz planladığınız haliyle almayabilr.. Bu<br />bakımdan alternatif bir pedagojik sosyal düşünür sanatçı<br />pozisyonu yerine arabulucu, bazende tanıklığının izlerini<br />bırakan, sanatçı rolüne vurgu yapmak gerekir..<br /><br /><br />Bu sorun akademikleşen, bu sorun küratoryal üst okumalar<br />cephesinde, bu sorun devamlılık kaygısı ile kendilerini<br />projeleştiren sanatçı modellerinde, hayatı politik doğrular<br />içerisinde stratejik kurgular olarak duyumsamaya çalışmanın<br />başarısı, ama ya duyumsamadaki arıza?.<br /><br /><br />Bu hikayeyi en anlaşılır, en dolanır ve en meşrulaştırır halde,<br />ana akıma, güncel sanat ağına veya en yakın havuza<br />ulaştırır. Her zamanda ulaştıracaktır. Ya geriye kalan hikaye<br />de ki yaşanmışlık?<br /><br /><br />Kendiliğinden milyonda bir sergisi bu yaşama şansını bulan<br />alana tanık-ve sahip olma vurgusunu veriyor.<br /><br /><br />Değerli ve umutlandırıcı tarifsiz bir şey bu.<br /><br /><br />Mahallenin delisi olmak ya da parasız aylak bunlar bile<br />günümüzde merşulaştı..<br /><br /><br />Artık Bu sanatın kahramansallaştırdığı bir durum.<br />Ancak bu son derece vasat ve “e peki ne varki bunda?”<br />eleştirisi ile karşılaşılabilen– kendi içinde anlamlanamayan<br />türde çıkışların da şansı olabilir. Olmalı...<br /><br /><br /><span style="font-weight: bold;">Kısım 3: Empati - Jan Verwoert etkisi </span><br />Cuma, 30 Ocak 2009, 18:30<br />Nasıl önem vermeli?: Jan Verwoert<br />Osmanlı Bankası Müzesi, Konferans Salonu, Bankalar Caddesi, 11,<br />Karaköy<br /><br />Konuşma sırasında düşündüklerime ilişkin kişisel notlar:<br /><br />- umut ver, en iyi dileklerinle<br />- bir an ile karşılaşmak adına, el haritası ver!<br />- bilinmeyen bir alan<br />- tanımlanmamış mekan<br />- bir anlığına dahil olma pratiğinin anlamı nedir?<br />- deneyim<br />bu önemli: kendiğinden – kesin ve net olmadan<br />tanımlanmamış, belirlenmemiş<br />- belirlenmemiş, sınırlandırılmamış ekonomiler<br />- kendi alanında yaşadığını sır gibi sakla<br />Bir şeyleri değiştirme şansını, temiz ve net argumanlar hale<br />getirerek, kuramsallaştırmak, pratiğini dışlayıp boşa<br />harcamaktansa, yaşanılan sürece işaret etmek!<br /><br /><br />ilgi ve kritik:<br />tanımlanamayan durumlarda ilginin önemi.<br />Odaklanma ve emprovize bilgi kazanımı<br />-Hayattan bir adım sonra teori, yaşarak öğrenme<br /><br /><br />- empati ve şans raslantı sonucu açıklama deneyimi<br />karşılaşma -merkeze yerleşiyor-odak noktası<br />- potentiality- potensiyel<br />- unconditionalty – kayıtsız -şartsız<br /><br />“Kendiliğinden; milyonda bir” -Sergi Öncesi Günlüğü:<br /><br />-Jan V. nin sunumunda “temiz ve net enformasyona sahip olması<br />beklenen güncel sanat örnekleri”nden gostermemesi ilgincti.<br /><br />Bence neden ilginçti?<br />Çunku guncel sanatın sosyolojı ve demokrasisi-ekonomisi içinde<br />bu tür deneyimlerin<br />netlik ve keskinlik yönünde sonuç gösteren bir talep ile sıklıkla<br />karşılaşıyor olması, hızlı ve paket okumalar yaratmakta. Bu durum,<br />bulanık olan, kesin donelere dayanmayan üretimler üzerinden bir<br />paylaşım ilişkisi kurmaya kalkınca epey sorun çıkarmakta. Jan V.<br />bunun yerine örneklerini, klasik, modern sanatdan ve özellikle<br />edebiyattan vermeye dikkat etti.<br /><br />-Asıl dert -sokağın kuralı ve kendi estetiği<br /><br /><span style="font-weight: bold;">Kısım 3.5: Ara notlar </span><br />Mona Souag'ın Acı Çay isimli romanından hareketle, Atmane<br />Bissani, Souag'ın çalışmalarını değerlendirirken şu özelliğin<br />üzerinde duruyor: “Tıpkı kafka gibi, Mona Souag da<br />kahramanlarını günlük yaşamın en sıradan sahnelerinden<br />seçer, yeniden yorumlamanın önündeki engelleri kaldırmak<br />adına, kararlı bir tutumla onları, hesapları allak bullak eden<br />durumlara yerleştirir, böylece dünyayı yeniden kavramaya<br />yeni bir yorum getirir.” bkz: syf: 5 – cevirmenin notu-Acı Çay<br /><br />“Souag'a göre “bir faslının çektiği aşk acısı, bir rus'un Ya da bir togo'lunun<br />çektiği aşk acısından daha farklı değildir.”<br /><br /><span style="font-weight: bold;">Kısım 4: Belki sonuç </span><br />Sokak ve sokağa odaklanmayı bazen yanlış anlıyoruz. Burada bu iki<br />sanatçıyla kastedilen şey: sokakta oluşumuzun geçiciliği. Dışarıda<br />olduğumuz, ait olmadığımız yere çöreklenip o bölgenin sonsuz<br />müdavimleri (ötelenmişleri, dışarda tutulmuşları, kolonileşmişleri)<br />üzerinden sınıfsal pozisyonlar belirleyip araştırma kulvarları açmanın<br />uğraşının dışında bir sanatçı rolü.<br /><br />(Sözü geçen İki sanatçı “Kendiliğinden: Milyonda Bir” başlıklıserginin katılımcıları olan Uygar Özel ve Nur Muşkara)<br /><br />Sokağı aidiyetsiz bir an olarak da görebiliriz. Geçicilik ve çarpışma,<br />gard alma, korunaklı hareket etme, sallanma, rastlantılara açık olma<br />gibi refleksler üzerinden, aylak -gezgin tipolojisini küçük triplerle<br />şehir içine uyarlamak. ( Kastettiğim sanırım bunun gibi bir şey.)<br /><br />Hareket halindeyken güzergah anınızda, bir moment(burada “an”<br />dışında bir başka çizgiyi de kastetmeye çalışıyorum, an yatay giden<br />bir şeyse buna dahil dikey çıkan diğer bir eğri de söz konusu.)<br />çizgisinde sokak<br /><br />Gidiş-Geliş çizgisini sonsuz bilgi, spekülatif üretim odakları olarak<br />kullanmayı elbette kastetmiyorum. Bunun tam tersi bir pozisyon<br />peşindeyim.. Bilinçli kadrajlı bir güzergah dışına taşma cesaretini<br />göstermek, gard alırken sınıf-direnç mesafelerini zorla<br />yakınlaştırmaya çalışmadan . Kısaca zorlamadan, bilgiçlik<br />taslamadan, belirleyip net bir haritaya boğmadan. Şehir o kadar hızlı<br />değişiyor ki, bizim batılı gelenekten taksilerimize ithal ettiğimiz<br />navigatorlarin o enformatik duzenlilik reçetesiyle, her gün değişen<br />çatlak yollarımızda doğru ve kesin bir yolu bulması mümkün değil.<br />Çarparak öğrenip, doğaçlama refleks geliştireceğiz. Balans pratiğimiz<br />olmalı.<br /><br />Çözüm farkına varıp paylaşmak, bu baştan planlı bir kurgu ya da<br />taraflı ve bilinçli stratejik vurgu ile bir müzakere arayarak birbirini<br />ötelemeden. Daha kendiliğinden ve samimi bir buluşma zor, zahmetli,<br />milyonda bir olsa bile gerçekleşebilir. Kısacası bekle, rahat bırak ve<br />yaşasın. Paylaştığın anın, buluştuğu noktanın tadını çıkar.<br /><br /><br /><br /><span style="font-weight: bold;">-1 Güncel Sanat için Şebeke, İzmir: </span><br />Lokale odaklanan,güncel sanatın bu cografya içerisinde hareketler için ortak zemin oluşturmaya ve bu  sürecin kaydının tutulmasına öncülük etme hedefinde bir oluşumdur.<br />Bir çeşit şebeke modeli,genişletilebilir ağ.  İzmir kentindeki güncel sanat üretimlerinin sürdürülebilirliğini sağlamak amacıyla,bir grup  sanatçı,tasarımcı tarafından kurulmuş bağımsız ve kar amacı gütmeyen bir oluşumdur. Aynı zamanda bu bir acık çağrıdır,bu şehir için yeni yazılmaya başlamış güncel sanat tarihine katkıda bulunmak isteyen Konuk,Misafir küratör, yazar, kolleksiyoner ve düşünürlere acele ve son derece sıcak bir davet içermektedir. “-1 güncel sanat şebeke”nin amacı daha önce söz konusu edilmemiş olan,İzmir şehrinin güncel sanat için genişletilebilir bir haritasını çıkartma çabasına girişmektedir. Bu kanalda üretim gösteren,sanatçı,yazar,tasarımcı, küratörleri ortak bir çatıda toplamak ve bu aktörler üzerinden<br />gerçekleştirilen aktivitelerin yapılabileceği alanları işaretlemektedir. Bu pratik bu güne<br />odaklanmaz,geleceğe yönelik bir kayda geçirme sürecine de dair dir. Bir sonraki kuşak sanatçıların ve olası faaliyetlerinin gerçekleştirilebilmesi için zemini kazmak,ve alt yapı çalışmasına girişmek önemli bir misyondur. Onlara hareket kolaylığını ve güven sağlayacak bir geliştirilebilir esnek bir sistem önerisi sunmak seslerini duyurabilecekleri ana kaynağı oluşturmak,şehrin bu anlamdaki hareketliliğini daha fazla nefes alır duruma getirecektir. Bu kayda geçirme süreci ile bu şehirde yasayan profesyonel/ yarı profesyonel,kariyerinin ortasında,yeni başlamış pek çok kişi için faaliyetlerinin sürdürebilirliği adına dışarısı ile bağlantıları için bir açık referans,bir açık kaynak oluşturacaktır. Bu haliyle de her türlü kurumsal ve bireysel geliştirilen güncel sanat için bir İzmir Altın rehberi olma iddiasını barındırmakta. Merkez üretim alanı, web sitesi olan bu şebeke,haritalandırma ve arşivleme çalışmaları haricinde,mekansız sanat pratikleri üzerine odaklanır. Kitap,sergi projeleri,sanat tartışmalarını ve fikirlerin dolaşımını sağlayan aracı alanlar,protokoller Bağımsız,Taşınabilir yer değiştirilebilir eklektik bir yapı içerisinde değerlendirmeye çalışacaktır.<br /><br />Bir şehirde sanat uygulayıcıları varsa,onlara bir alan-zemin gereklidir. Bu alanın elde edilmesi veya sınırların baştan çizilmesi eğer birileri bu işlemi on’lar için yapmıyorsa,maalesef kendilerine<br />kalmıştır. Bu bölge sakinleri tarafından bir dezavantaj olarak görülecektir. Elbette konu üzerindeki deneyimsizlik,tarih yazımı konusunda ne yapacağım ben kuşkusunun yarattığı<br />erteleyişler,sorumluluktan kaçma ve olduğu gibi kabul etme hissi süre gelecektir. Ancak bunun yanı sıra da yüksek bir özveri iş başa düştü diyerek,söz konusu haritanın yeniden çizilmesini,bizzat bu alanın temsilcilerinin kendileri tarafından ortaklaşa yapmalarını sağlamak,açıkçası gelecek için ütopist ve heyecan verici bir adım olarak görülmektedir. Bu ortak Yola çıkmayı göze alan herkese şimdiden  teşekkürler.<br /><br /><br /><br />İzmir, Şubat, 2009<br /><br /><a href="http://eksi1.blogspot.com/">http://eksi1.blogspot.com/<br /></a><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/19745685-6761898498243718366?l=borgakanturk.blogspot.com' alt='' /></div>]]></description>
		<wfw:commentRss>http://www.cagdassanat.com/2009/02/sergi-kendiliginden-milyonda-bir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir Örgütlenme Metni:</title>
		<link>http://ne-yapmali.blogspot.com/2008/11/bir-rgtlenme-metni-denemesi.html</link>
		<comments>http://ne-yapmali.blogspot.com/2008/11/bir-rgtlenme-metni-denemesi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 02 Nov 2008 08:22:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Burak Delier</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ne Yapmali]]></category>
		<category><![CDATA[Alan]]></category>
		<category><![CDATA[Kamil]]></category>
		<category><![CDATA[N DE]]></category>
		<category><![CDATA[Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[art]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[dzen]]></category>
		<category><![CDATA[gerli]]></category>
		<category><![CDATA[hiku]]></category>
		<category><![CDATA[iddia]]></category>
		<category><![CDATA[kendi]]></category>
		<category><![CDATA[olarak]]></category>
		<category><![CDATA[zerinde]]></category>

		<guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-2884848413602826903.post-668601418408277505</guid>
		<description><![CDATA[<span style="font-family:trebuchet ms;">Burak Delier- Kamil Şenol</span><br /><br /><span style="font-family:trebuchet ms;"><strong>DURUM</strong><br /><br />Kapitalizmin meşrulaştığı, kapitalizmden başka bir düzeninin düşünülemediği tarihsel bir evreden geçiyoruz. Bilim adamları yaşam tarzımızı ve değerlerimizi değiştirmediğimiz takdirde yerkürenin bunu kaldırmayacağını söylüyorlar. Kapitalizmin doğal sonucu olarak toplum ilk önce sınıflara ardından da rekabetçi bireylere bölünmüş durumda. Artık sınıftan bile sayılmayanların, resmi olarak var olmayanların, mültecilerin, yoksulların, kayıt dışıların, sömürülemeyenlerin nüfusu dünyanın en kalabalık ülkesini oluşturabilecek çoklukta. Dünyanın her bölgesinde asimetrik savaşlar, şehrin her bölgesinde duvarlar, dikenli teller, “güvenlik” kameraları, kimlik kontrolleri...<br /><br />Duvarın ötesinde ya da berisinde olsun, kameranın önünde ya da arkasında olsun, var mı dünyanın barbarlığından, ahlaksızlığından, ikiyüzlülüğünden, sömürüden ve korkunun kısırlaştırıcı etkisinden muaf, gerçekten zenginleştirici bir yaşam sürdüğünü iddia eden?<br /><br />Sadece doğa kapitalizmin vahşi sömürüsü altında inlemiyor. Sadece ekonomik olarak sömürülmüyoruz. Sömürü bütün hayatımıza, bedenimizin en duyarlı bölgelerine, en içten duygularımıza; ruhumuzun, bedenimizin ve aklımızın en saf “ürünlerine” bile fütursuzca yayılıyor.<br /><br />Bir çıkış yoluna ihtiyacımız var. Doğa, hayatımız, bedenlerimiz, aklımız ve duygularımız üzerindeki doğal haklarımızı geri almalıyız. Kendi hayatımız üzerinde tekrardan söz sahibi olmalıyız. Hemen ve derhal dayanışma, eşitlik ve birliktelik üzerine kurulu anti-hiyerarşik, insani, sosyal, siyasal ve ekonomik bir örgütlenmeyi gerçekleştirmeliyiz.<br /><br /><strong>SANAT (“TÜKETİCİ” PROFİLİNİN DEĞİŞMESİ)<br /></strong><br />Hiç kuşkusuz, geçerli olan düzen içinde sanat da kendine düşen payı alır: Profesyonelleştirilir, ticarileştirilir ve işleştirilir. Bunlar, herhangi bir faaliyetin yönetilmesi ve sömürgeleştirilmesi sırasında geçtiği evrelerdir. Sonunda, sanat içeriği, malzemesi ne olursa olsun üst-sınıfların ince zevkini ve üst-sınıflığını tasdik eden bir temsil ve yatırım aracına ya da bir devletin ve ulusun ne kadar ileride olduğunu belirleyen bir anlatıya indirgenir. Sanat bütün insani, dönüştürücü alakalarını yitirerek, bir prestij kaynağı, soyut değerlerin, kültürün ticarileştiği, araçsallaştırıldığı bir alan olarak sömürgeleştirilenler arasında yerini alır.<br /></span><br /><span style="font-family:trebuchet ms;">Oysa, sanat faaliyetinin ve emeğinin alamet-i farikası, bu faaliyetin özerk bir faaliyet olmasındadır. İktisadi çıkar elde etmeyi gözetmeyen, akılsallığın dışlandığı, saçmanın, deliliğin yaşayacak bir alan bulabildiği, sadece kendisi için yapılan, -istense bile- doğru bir şekilde fiyatlandırılamayacak, hayatı, ruhumuzu dolaysız bir şekilde zenginleştiren, entelektüel ve düşünsel, bu dünyadaki başka bir dünyaya ait olan bir faaliyettir. Sanat, bu anlamda “alternatif” bir faaliyettir. Yaşamın profesyonelleşmesine, iktisadi bir biçimde düzenlenmesine karşı hala, insani değerlerin ve özgürleşme vaadinin nefes alabileceği bir alan sunar. Bu anlamda sanat mülkiyete ve temsile dayalı kaba burjuva ideolojisinin ötesinde kendine bir yaşam alanı bulur.<br /></span><br /><span style="font-family:trebuchet ms;">Sanat, kişilerin öznel yeteneklerinin mucizelerine göre değişen derecelerde sömürgeleştirilmez. Sanat her faaliyet alanı gibi bir üretim alanı olarak, total bir biçimde sömürgeleştirilir. Kişi, eserinin “dehası” vasıtası ile sömürüden kaçamaz. Sanatın sömürüden kurtulmasının ve özgürleşmesinin tek koşulu geçerli düzene alternatif olacak anti-kapitalist değerler üzerine inşa edilmiş bütünlüklü bir başka modelin kurulmasıdır. Ekonomik, sosyal, siyasi ve sanatsal başka bir model oluşturulmadan girişilen direniş güdük kalmaya mahkûmdur.<br /></span><br /><span style="font-family:trebuchet ms;">Biz, sadece “sanat”ı kurtarmakla değil, özgürleşmekle ilgileniyoruz. Sanat, ancak özgürleşmeye katkıda bulunabiliyorsa bir anlam ifade edecektir. Sanattaki göreceli özgürleşme, dünyadaki özgürleşmeye tekabül etmediği sürece bir anlamı ve önemi yoktur.<br /><br /><strong>EKONOMİ (NEDEN KOOPERATİF?)<br /></strong></span><br /><span style="font-family:trebuchet ms;">Bugün dünyanın en büyük şirketleri bile başında patronları ya da yönetim kurulları olmadan kendi kendini yönetebilirler. Sanat ise sömürünün kaymağını yiyen koleksiyoner, büyük sermaye sponsorluğu, artı-değerin biriktiği müzeler, ticari galeriler, profesyoneller aracılığı olmadan da kendi kendine yetebilir. Günümüzde, sanat sponsor şirketlere, ticari galerilere ve rekabetçi piyasaya bağımlı hale gelmiştir. Oysa sanat ürettiği artı-değeri kendi alanına geri döndürebilirse, kendi ayakları üzerinde duran bir yapıya kavuşacaktır. Şüphesiz sanat ancak bu yolla ticaret ve temsil olmanın ötesine gidebilecek ve dönüştürücü güçleri olan bilişsel, düşünsel, deneysel sosyal bir etkileşim alanı olarak kendini ortaya koyabilecektir.<br /></span><br /><span style="font-family:trebuchet ms;">Yatay bir şekilde örgütlenen, patronun, yönetici kadroların, kurumların olmadığı, kendi hayatına egemen olma saiki ile hareket eden, özerk, gönüllülük, ortaklık, dostluk ve dayanışma üzerinden, somut bir ihtiyacı karşılama amacı ile işleyen, sürekli olarak kendini sorgulayan ve yenileyen bir yapıyı kurmak gerekiyor.<br /></span><br /><span style="font-family:trebuchet ms;">Hepimiz toplumsal üretime emek güçlerimizi katarak üretici bir faaliyet içersindeyken, aynı zamanda tüketiciyiz. Bir taraftan artı-değerin üretilmesini sağlıyoruz, diğer taraftan bu ürünleri tüketerek artı-değerin gerçekleşmesini sağlıyoruz. Üretimde ve tüketimde, barınmadan, giyeceğe, eğitimden, sağlıya birçok ihtiyaç maddesi, işveren-çalışan ilişkisi girmeden, kooperatif tarzı bir örgütlenme ile sağlanabilir. Sanatın da, büyük “sanat” anlatısının ve büyük ticari kurumların vasıtasına ihtiyacı yoktur. Sanat alanında faaliyet gösterenler, ancak kendi üretimleri üzerindeki hakları geri almalarını sağlayacak, kendi kurdukları ve ortak oldukları bir yapı ile sektörün nesnesi olmaktan kurtulup, özneleşebileceklerdir.<br /></span><br /><span style="font-family:trebuchet ms;">Biz sanatın, sağlık gibi, eğitim gibi, gıda gibi, barınma hakkı gibi insanın temel haklarından biri olduğunu söylüyoruz. Biz sanatın “demokratikleşmesi”, hatta aşırı-demokratikleşmesi gerektiğini söylüyoruz. Bulunduğumuz durumda sanatın demokratikleşmesi, yani, sanatın, spekülatör koleksiyoncuların, ticari galerilerin, sponsorların, sanat profesyonellerinin oyun sahası olmaktan çıkması ve tabana yayılması ancak;<br /></span><br /><span style="font-family:trebuchet ms;"><strong><span style="color:#000000;">1- üretim profilinin değişmesi ile:</span></strong> Sanatın, deneyler, araştırmalar, tartışmalar, pratikler alanı haline gelmesi ve üretimin siyasallaşması [bu kısmi olarak değişmiştir ve değişmektedir. Sanatın tecimselleşmeye direnen ve kendi varoluş koşullarını sorgulayan bir kanadı vardır. Fakat bu üretimler sembolik olarak da olsa piyasayı beslemektedir. Eğer, bu farklı üretimler ve bu üretimlerin failleri(sanatçılar, inisiyatifler, kolektifler, eleştirmenler, küratörler), sponsorların, bankaların, halkla ilişkiler ayağı olarak kalmak istemiyorlarsa, piyasanın dışında, farklı bir maddi alanda iş görmelidirler. Sektöre eklemlenmek yerine, kendi siyasal, söylemsel alanlarını yaratmaları kadar kendi ekonomik alanlarını da yaratmalıdırlar. Yani, siyasal, sanatsal özerklik, ekonomik özerklikle de desteklenmelidir. Bunun için alandaki bütün üretici faillerin, üretimine katkıda bulundukları artı değeri tekrar kendilerine döndürmeleri gerekmektedir.]<br /></span><br /><span style="font-family:trebuchet ms;"><strong><span style="color:#000000;">2-izleyici/koleksiyoner profilinin değişmesi ile:</span></strong> Sanat toplumun tabandaki üretici güçlerinden filizlense de egemen sınıfların mülkü/eğlencesi olarak kalmıştır. Sanat başlı başına ezilen sınıflar için ve onlar tarafından yapılsa dahi, egemen sınıf içerdiği değerlerden dolayı sanatı kendine mal etmeye çalışmıştır. Bu kapılma dinamiğine direnen sanat ise, dışlanmış ve değersizleştirilmiştir. Sanatçılar bunu eleştirseler dahi, dönüp burjuvazinin kucağına kendilerini bırakmak zorunda kalmışlardır. Sanat üzerindeki mücadele bugün de sürmektedir. Sanatı anlamak ve takdir etmek için yüksek seviyede eğitimli olmak gerektiği savı, ırkçı, elitist, egemenliği meşrulaştırmaya hizmet eden bir yalandır. Biz, artık koleksiyon yapmanın, müze kurmanın sadece egemen sınıfların ayrıcalığı olmaktan çıkacağını iddia ediyoruz. Bunun yolu ise bir “tüketiciler kooperatifi” kurmak ve bu kooperatifte birikecek “tüketicilerin” ortak katılımı ile bir koleksiyon ve müze oluşturmaktır. Böyle bir koleksiyon ve müze, katılan bütün “tüketicilere” eşit bir biçimde ait olacak ve her “tüketici” koleksiyon üzerinde eşit yönetim ve söz hakkına sahip olacaktır.<br /><br /><br /></span><span style="font-family:trebuchet ms;"></span><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2884848413602826903-668601418408277505?l=ne-yapmali.blogspot.com' alt='' /></div>]]></description>
		<wfw:commentRss>http://www.cagdassanat.com/2008/11/bir-orgutlenme-metni/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şeref Erol &#8220;Maksimum Faydacılık&#8221;</title>
		<link>http://masaprojesi.blogspot.com/2007/04/eref-erol-maksimum-faydaclk.html</link>
		<comments>http://masaprojesi.blogspot.com/2007/04/eref-erol-maksimum-faydaclk.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 17 Apr 2007 16:10:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Vahid</dc:creator>
				<category><![CDATA[MASA]]></category>
		<category><![CDATA[anla]]></category>
		<category><![CDATA[ba lam]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[erol]]></category>
		<category><![CDATA[gerilim]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[kendi]]></category>
		<category><![CDATA[mekânsal]]></category>
		<category><![CDATA[olana]]></category>
		<category><![CDATA[tan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6658433221741198741.post-4260440802790525837</guid>
		<description><![CDATA[<a href="http://2.bp.blogspot.com/_s5J8D305tLo/RiTyCeACYvI/AAAAAAAAAkg/ossweIiGgPc/s1600-h/Seref.jpg"><img style="cursor: pointer;width: 183px;height: 243px" src="http://2.bp.blogspot.com/_s5J8D305tLo/RiTyCeACYvI/AAAAAAAAAkg/ossweIiGgPc/s400/Seref.jpg" alt="" border="0" /></a><br /><br /><br />(2 Nisan– 1 Mayıs 2007)<br /><br />“Buradaki esas mesele, insanın kendisinden açımlayarak tanımladığı çevresini, kendi mekânsal kurgusu olarak "ev"leştirmesidir. Kendini güvende hissettiği, yabancılaşmanın ortadan kalktığı bu durum, aynı zamanda kentleşme süreci olarak da algılanabilir. Dünyanın içine doğan insan, onun tekinsizliğinden kaçarak kendi kurgusal evinde  huzur ve güven bulmaya çalışır. Masa kadrajının içindeki bahçe, önceden belirlenmiş, tanımlı, steril bir mekânda, ehlileştirilmiş bir değişkenlikler, belirsizlikler alanıdır. Bu iki durum (steril ve statik masa ile güvensiz ve değişken doğa) arasındaki gerilim, insanın bu olgusal doğa parçasını kendi faydasına tekrardan kurgulamasıyla uzlaşımlı bir hale dönüştürülmüştür. Burada, Masa’nın mekânsal bağlamında, ağacın ışığa duyarlı mekanik hareketi, tuhaf olmaktan çok anlaşılır olana uzlaşılabilene dönüşmektedir.” [Şeref Erol]<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6658433221741198741-4260440802790525837?l=masaprojesi.blogspot.com' alt='' /></div>]]></description>
		<wfw:commentRss>http://www.cagdassanat.com/2007/04/seref-erol-maksimum-faydacilik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
