Posts Tagged: itli


31
Jan 10

Fotoğraf(çılık) ve Eleştiri Üzerine

Bir senedir BoltArt.net’in fotoğraf projeleri üzerinde çalışıyorum. Yeni bir yayının genç bir editörü olarak, yaklaşık otuz beş fotoğraf projesi yayınladıktan ve birçok farklı fotoğrafçıyla muhattap olduktan sonra, fotoğrafla ve fotoğrafçılıkla ilgili eleştirel bir platform yaratıp yaratamadığımızdan hala emin değilim. Peki ben neden hala fotoğraf üzerine yazmaya devam ediyorum? Bu yazı aracılığı ile fotoğrafla eleştirinin arasındaki ilişkiyi ve benim fotoğraf eleştirmenliğiyle ilişkimi sorgulamak istiyorum.

Fotoğraf bir sanat dalı olmanın ötesinde işlevsel bir araç. Habercilik akla ilk gelen görevlerinden biri olsa da, fotoğraf özel ve kamusal hayatımızda farklı rollere sahip. Fotoğraf, başkaları tarafından görülen benliğimizin sosyal medya araçlarıyla tanımlanmasından sokakta yürürken şahit olduklarımıza kadar çeşitli sahalara nüfuz etmiş.

Eğer fotoğraf her yerdeyse ve herkes fotoğraf çekip dünyayla paylaşabiliyorsa fotoğrafçıyla fotoğraf makinesine sahip olan birey arasındaki fark nedir? Fotoğraf projeleri adlı kategoriyi ilk oluşturmaya başladığımızda fotoğrafçı olmayan ya da daha doğrusu fotoğraf üzerine eğitim almamış editör arkadaşlarımla fikir birliğine varamamıştık. Herkesin fotoğrafçı olabileceğini ve farklı kaynaklardan gelen projeleri yayınlamamızın uygun olacağını söylediklerinde şiddetle karşı çıkmış, fotoğrafçılığın bir meslek, bir niyet meselesi olduğunu savunmuştum. Şu anda öyle düşünmüyorum. Gelen her ‘iyi’ fotoğraf projesini yayınlamasak da fotoğraf yayıncılığı konusundaki fikirlerim bu geçen sene içinde evrildi.

Fotoğrafçılık, alınan eğitimle ya da teknik ustalıkla ilişkili olmasa da benim bir proje üzerine yazmak istememe sebep olan unsurlar var. Çoğu zaman basit bir fikrin, belki de bir takıntının başlattığı üretim sürecinin sonucunda, beklenmedik bir sonuca ulaşmak ve sonra da bu sonucun farklı tepkileri, yorumları ve yeni üretimleri tetikleyebildiğini düşünmek istiyorum. Bu fotoğrafarın da kendilerini bir şekilde gösterdiğini ve beni etkilediğine inanmak istiyorum. Şu anda tek kriterim bu, kendi içgüdülerime güveniyorum.

Eleştiren ya da yorumlayan ya da anlamaya çalışan biri olarak rolümü bir ‘tetikçi’ olarak görüyorum. Ben en basit, en içten düşüncelerimi paylaşır isem, bunun bir fark yarattığına, fotoğrafçı, izleyici ve yorumcudan oluşan bu garip üçgenin üç kenarının da değiştiğine inanmak istiyorum. Benim rolüm, ‘iyi’yle ‘kötü’yü birbirinden ayırmaktan çok, büyüyebileceğini düşündüğüm bir dalgayı başlatmak, bir davetiye çıkarmak. Ve bunu yaparken de bana yardımcı olan altı senelik eğitimden çok bakmaya aşık olmam.

Bu noktada da çoğu fotoğrafçının ilk iletişime geçtiğimizde benden şüphe duymasına değinmek istiyorum. Eleştirmenin rolünün ‘tanımlamak’ olduğu gibi bir yanılgı var. Aldığım yorumlar arasında, fotoğrafın farklı bir dile sahip olduğu ve bu görsel dilin kelimelere dökülmemesi gerektiği var. Fotoğrafın kendine özgü bir dile sahip olduğuna katılıyorum ama izleyici olarak düşüncelerimi kelimelerle ifade etmemin fotoğrafın görsel dilinden eksilttiğine inanmıyorum; fotoğrafın o görsel dilini tanımlayan, adeta dokunulmaz olması, kendi içinde tutarlı olmasıdır.

Eleştiri, sanattaki üretim sürecinin bir parçasıdır. Sanatçı üretir, bunu dünyaya sunar ve eleştirmenlerin verdiği tepkiler, izleyicilerin yorumları, projeyi yoğurarak kamusal bir mal haline getirir. Bu demek değildir ki sanatçının ürettiği değişir ya da değer kaybeder ya da değer kazanır. Eleştiri bir işin izleyici tarafından alındığının ilk işaretidir. Ve bu da değer vermek demektir. Bir şeyden nefret etmek bile bir enerji, bir reaksiyon gerektirir. Bu bir iletişimdir. Sanat işi, kültür ağındaki yerini almaya başlamış demektir. Eğer ben bir yazar olarak bir işi beğenmediysem ve bunu eleştirel bir dille yazarsam, izleyici benim dediğimin doğru olduğunu düşünmez, ya da düşünmemelidir. Benim olumsuz eleştirim, izleyicinin kendi görüşünü üretmesi için tetikleyici olmalıdır ve ancak bu şekilde, sanat ve eleştirel düşünce günlük hayatımızın birer parçası olur.

Bu yazı yazıldığı sırada yayınladığımız son fotoğraf projesi Erhan Şermet’in İstanbul Aile Albümü idi. August Sander’ın 1920ler Almanyası’ndaki insanları, aileleri, sosyal statü ve yaptıkları işlere göre adlandırarak fotoğrafladığı ve daha sonra yayınladığı kitabın üzerinden seksen sene geçtikten sonra İnternet’te yayınlandı Şermet’in projesi. Şermet’in fotoğraflarının her birine işlemiş olan fotoğrafçı-süje ilişkisi, bu fotoğrafların her izleyicide tetiklediği-tetiklemediği tepkiler, bana neden hala bir fotoğraf eleştirmeni-editörü-amatör fotoğraf takipçisi-fotoğrafçı olduğumu hatırlattı; bu fotoğraflar daha önce gördüğüm fotoğrafları çağrıştırabilirdi ya da benzeyebilirdi ama her kare bambaşkaydı, özgündü. Bunu düşündüğümde de çaresiz bir şekilde fotoğrafı plüralist bir kültürel alana dönüştürmek için çalışmaya devam edeceğimi fark ediyorum.


30
Jan 10

Sokak Sanatları

15 Haziran, 2007 - 15 Temmuz, 2007

Sokak Sanatları None None None None None None None None None None None None None None None None None None None None None None None None None None None None None None None None None None

SOKAK SANATLARI

Ülkemizin ayrıksı sanat topluluğu Hafriyat'ın Karaköy'de açtığı Çeşitli Sanatlar Alemi, sokak sanatçılarının "Müdahale" adlı sergisine ev sahipliği yapıyor. Şehrin sokakları her geçen gün daha da çok sokak sanatı ile kaplanırken, Hafriyat Karaköy sokağı galeriye sokuyor. Hafriyat ameleleri, şimdi de güncel sanat sahnesi ile sokağın özgür yaratıcıları arasında bir köprü inşa ediyor. Şablon, duvar resmi, grafiti, sticker, afiş ve fanzinler hak ettikleri şekilde birer sanat ürünü olarak sergileniyor. Duvar İşçileri: 2/5 BZ, Ali Demirel, Ari Alpert, Atılkunst, Bonan, Bora Akıncıtürk, Caner Duyar, Cins, Cype, DasMetal, Deniz Örnek, Dilemma, Ekstramücadele, Esat Başak ve Tampon, Flypropaganda, Fransizka Schaum, Gökçe Sümerkan, İlhan Sayın, Kırdök, Kop-Art, Leo, Met, Murat Başol, Onur Uyar, Özgür Özersin, Pars, Rad, S.E.T. (Perşembe, Bob Actor a.k.a. ECA, OnstOn, Cem Kadir PULAN, Süleyman Zafer HANDAN, Hüseyin UĞUR, Ozitras, Fantom, Sesver, Narkız), Sedat Türkantoz, Solucan, Tab, Tetik, Turbo, Upsaki, Wyne...


27
Jan 10

Yakında

Gümüş Özdeş : Camera Obscura
12 Şubat 2010 – 5 Mart 2010 // Mtaär
Gümüş Özdeş, ilk kişisel sergisinde; dağılan, çarpan, yapışan ve parçalanan ışığın kendi kendine kurguladığı anların ve alanların akromatik bir yorumunu sunuyor

Gümüş ÖzdeşGümüş Özdeş : Camera Obscura

12 Şubat 2010 – 12 Mart 2010 // Mtaär

1982 İstanbul doğumlu sanatçı Gümüş Özdeş, Mtaär’da açılacak ilk kişisel sergisinde dağılan, çarpan, yapışan ve parçalanan ışığın kendi kendine kurguladığı anların ve alanların akromatik bir yorumunu sunuyor.

Lak ile astarlanmış tuvallerin üzerine siyah ve beyazın çeşitli tonlarında uyguladığı tablolardan oluşan sergi, Mart ayının 12’sine kadar Mtaär’da izlenebilir.

Sergi Açılışı : 12 Şubat 2010 // 19:00 // Mtaär

(Performans : Bora Çeliker)

Işığın kendi rastgeleliği ve plastik düzlemdeki davranışının fizik gerçekle olan çelişkisini temel alan bir palet anlayışıyla ışığın kendi kurgusunun asla tamamiyle planlı olamayacağını görüyorum. Bu prensibe göre kurgu teklifsiz veya plansız da ortaya çıkabilen bir tür plastik fenomen. Bir ânı veya bir alanı kurgulamada, ışık; sadece kendine özgü kaosu ve serbestisi dikkate alınmadan geçilmeyecek bir şey midir yoksa sıradan bir davranışı, nesneyi paylaşılan bir inanç dizgesine dahil ederek sembolik bir anlam kazandıranın ta kendisi midir?

Renksizlik kelimesizlik gibi. Kelimesizliği anlatabilir misiniz? Anlatabilecek olsanız anlatır mısınız? Yoksa o kelimesizlikle bir iş mi yaparsınız?  Rengin yokluğu, zihne sonsuz olasılıklar evrenini de açıyor böylece. Resmin içine yapıldığı boşlukta görünmeyen, ancak oradaki imgeler yoluyla dimağın girebildiği düşünce labirentlerine daha çok yer tanıyan, daha az tanımlayan, daha az söz söyleyen.. görüneni kodlanmış sınırlı sayıda anlama indirgememek için zihinlere dinleyebilecegi en zengin müzigi : “sessizligi”; hareket edebilecegi en geniş alanı: “boşluğu” sunan. İçinde dolaşıp dansedecek, olabilecekleri görecek olansa zihnin kendi kamerasıdır.

Gümüş Özdeş

“ Çoğu zaman gözlerimi kısıyorum, teferruattan kurtulup sadedi görebilmek için. Görüntüdeki renklerin dalga boyunu kısma çabası bir nev-i. Peşinde olduğum şey; rüya-vari bir netsizlik. Böyle her şey daha açık, daha doğrudan. Rüyadaki görüntüyü benim için farklı kılan, öyle ya da böyle bana şeylerin özünü göstermesi olabilir mi?

Olayları bana uyanık, ayık hayatımda pek tasavvur edemediğim biçimlerde sunması yani.

Zihin, biriktirdiklerini kendi ”camera obscura’’sından geçirdiği için mi böyle görür rüyaları?

Karanlığın içinde ışıldayan parçaları veya ışıkla yıkanan karanlığı.“

Erkin Gören


22
Jan 10

SERPİL ODABAŞI- KATİLİ MÜBAH SERGİSİ

“… anladım ki “azınlık” olan herkes, hayatın ve dünyanın neresinde olursa olsun, neresinde durursa dursun nihayetinde “azınlıktır” ve en küçük bir ayrıntıda sıradan bir kıvrımda veya alalade bir diyalogda bunu bir “yazgı” gibi taşımak zorunda oldugunu bazen yüreği sızlayarak bazen sarsılarak bazen de öleyazarak kavrar” (Baki Koşar “Kilidi Sırlı Anahtar”)

SiyahPembeÜçgen İzmir Derneği’nin bu yıl ikincisini düzenlediği “ Baki Koşar Nefret Suçlarıyla Mücadele Haftası” Etkinliklerinde, Ressam (Güncel Sanatçı) Serpil Odabaşı’nın “Kat(i)li Mübah” sergisi de yer alıyor. Goethe İnstitut – Alman Kültür Merkezi-deki sergi, “Transfobi, Homofobi, Nefret Cinayetleri ve Toplumsal Cinsiyetçilik” başlıklarında enstalasyon ve illüstratif işlerden oluşuyor.

Çalışmalarıyla günümüz aktivist sanatçıları arasında öne çıkan isimlerden biri olan Serpil Odabaşı, fırçasıyla bir kez daha sistemin kuşatması altındaki bireylere, sosyal yapıların kıskaca aldığı hayatlara değiyor. Sanatçı , güçlü ironik biçemiyle; “mutlu yuvalar”ın temellerinden, “kat(i)li mübah” sayılanların unutturulmak istenen suretlerine uzanan geniş bir yelpazede, günümüz Türkiye’sinin sosyal ilişkilerini eleştirel bir mercekten geçiriyor.

SiyahPembeÜçgen İzmir Derneği, Politik illüstratif anlatım işlerinden oluşan bu sergiye İzmir’de yaşayan herkesi davet ediyor.

Serpil Odabaşı Hakkında;
1975’te Diyarbakır’da doğan Serpil Odabaşı, Gazi Üniversitesi M.Eğitim Fakültesi Resim Bölümü çıkışlı. Üç yıl Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nda çalışan Odabaşı, bu sürecin öncesi ve sonrasından beri hak ihlalleriyle ilgilenen biri. Savaş , otorite ve seksizm karşıtı, mizahla ilgili bir isim olan sanatçının ironik bakış açısı resimlerine de yansıyor. Resim öğretmenliği, karma-kişisel sergiler derken çeşitli organizasyon, kolektif, dergi ve fanzinlere özel çalışmalarda da destek sağlayan sanatçı Ankara’da, Atina’da, İstanbul Hafriyat’ta ve Diyarbakır Keçiburcu galeride kişisel sergiler açtı. Çeşitli karma sergilere katıldı. (Uluslararası Aktivist Sanatçılar Birliği üyesidir)
Tarih:06-20 SUBAT 2010
Adres:GOETHE INSTITUT IZMIR SERGI SALONU


7
Jan 10

ECE KALABAK “sigh”

11 Ocak – 31 Ocak , Flamm

Ece Kalabak, “sigh” adını verdiği, 14 tuvalden oluşan sergisiyle Ocak ayında Flamm’da.

İç geçiriş kavramının öznelliğinden yola çıkarak tasarlanan “sigh”, Ece Kalabak’ın basitliği can alıcı renklerle karmaşık olarak kurguladığı soyutlamaları ile portre yaklaşımlarını da içine alan afallatıcı realist tavırlarının bir araya geldiği bir seçki sunuyor.

Resim, illüstrasyon ve animasyon alanlarındaki çalışmalarıyla tanınan 28 yaşındaki sanatçı, Mimar Sinan Üniversitesi Resim Bölümü mezunu. Bugüne kadar Mtaär ve Club Academia’da gerçekleştirdiği kişisel sergileriyle izleyiciyle buluşan Kalabak’ın işleri, ayrıca İstanbul, Berlin ve Frankfurt’ta düzenlenen çeşitli karma sergilerde de yer aldı. “Love Styles” isimli kısa animasyonla Resfest Türkiye ve Kurye Video Festivallerinde yer alan sanatçı, Break MTV için hazırladığı “Little Dreams” isimli animasyonla da tanınıyor.

İllüstrasyon alanında yürüttüğü çalışmaları, Türkiye’deki Bant ile Altyazı dergilerinin yanı sıra Barselona merkezli, çağdaş sanat ve tasarım anlamında ‘trendsetter’ konumunda duran Rojo Dergisinde yayımlandı. 2005 yılında Art Interview dergisinin düzenlediği uluslararası yarışmada ‘kişisel portre’siyle dereceye giren Ece Kalabak’ın bu çalışması da “sigh” kapsamında izlenebiliyor.

Ekin Sanaç (Bant Dergisi)


30
Dec 09

Çocuk gözüyle İstanbul

ÇIRAĞAN Palace Kempinski Sanat Galerisi, sanatseverleri illüstrasyon sanatçısı Prof. Dr. Nazan Erkmen’in ‘Bir Bennudur İstanbul’ illüstrasyon sergisiyle buluşturuyor.

İstanbul’un çeşitli mekânlarını, çocukların gözünden izleyicilere aktaran sanatçı, büyük boy afiş ve şimdiye kadar resimlemiş olduğu kitap illüstrasyonlarından seçkiler sunuyor. İllüstrasyonu 5 Ocak’ta Çırağan Palace Kempinski Sanat Galerisi’nde açılacak olan sergi 5 Şubat’a kadar görülebilir.


25
Dec 09

Dünyayı Yesen Doymazsın

7 Eylül, 2007 - 7 Kasım, 2007

Dünyayı Yesen Doymazsın

None None None None None None None None None None None None None None None None None None None None None None None None

10.Uluslararası İstanbul Bienali Özel Projesi

Hafriyat üyelerinin katılımıyla,üç katta,her katta ayrı bir konu,bu konular arasında bir ilişki üzerine kurulmuş bir sergi.Çeşitli malzemeler,çeşitli boyutlar,çeşitli sesler.

Katılanlar: Antonio Cosentino//Hakan Gürsoytrak//İrfan Önürmen//Tan Cemal Genç//Banu Birecikligil//Nalan Yırtmaç//Fulya Çetin//İnci Furni//Nerimen Polat//Extramücadele//Juan Botella Lucas//Atılkunst//Mustafa Pancar//Nazım Dikbaş



23
Dec 09

Allah Korkusu

10 Kasım, 2007 - 2 Aralık, 2007

Allah Korkusu

None None None None None None None None None None None None None

HAFRİYAT KARAKÖY'DE

ALLAH KORKUSU AFİŞLERİ SERGİSİ

Allah Korkusu Afiş Sergisi, 10 Kasım tarihinde Hafriyat Karaköy'de açılıyor. Sergi, insanlık tarihi boyunca her türlü iktidar odağını, bu odakların çeşitli iletişim yöntemleriyle ürettiği, beslediği, itaatin en önemli araçlarından biri olarak hizaya girmemizi sağlayan korku duygusunu ele alan afişleri bir araya getiriyor.

 

Sergiye katılan çok sayıda grafiker, tasarımcı, ressam, çizer ve yazar Allah Korkusuna: Bireysel olarak vicdanın sesi, Kul'un yaradandan korkusu anlamında Allah korkusu, toplumsal olarak hızla muhafazakarlaşan ve daha milliyetçi bir köşeye sıkışan uluslarda Allah korkusu, küçülen dünya ve global ekonomi içinde Allah korkusu ve Allah korkusuna direnme mekanizmaları gibi farklı boyutlardan yaklaşıyor.

 

 

 

 

 

 

 



19
Nov 09

Untitled Series 2009 / İade-i Ziyaret. Acilis: 20 Kasim Cuma, Tütün Deposu


Endam Acar, Selda Asal, Volkan Aslan, Fatma Çiftçi, Zeren Göktan, Deniz Gül, Gözde İlkin, Ceren Oykut, Gökçe Süvari ve Sophia Tabatadze, Nisan 2009’da Türkiye'nin doğu sınırları Gürcistan, Ermenistan, Azerbaycan ve İran’a gittiler; otobüs, tren ve minibüs gibi ulaşım araçlarıyla sınır geçtiler; kendi ilgi alanlarinda hikayeler topladılar.

Deniz Gül, bu bölgelerde tanıştığı insanlarla günlük rutinde politika üzerine, "Özgür ifadeye ulaşma adına nasıl başkaldırılar var?" sorusuyla diyaloglar kurmaya çabaldı. Döndükten sonra, yolculuk sirasinda topladigi sesleri, tanıklık ettiği tartışma, konuşma ve isyanları, TV ve radyodan kayıt aldığı haberleri, kafasında biriken sesleri ve tüm bu süreci yaşarken oluşturduğu içsel diyaloglarını yazmaya başladı. Gül'ün, topladığı hikayeleri dilsel bir hafızayı açığa çıkartarak gün be gün oluşturduğu, kendi içinde dönüşümler yaşayan metin dizisi, duvar üzerinde art arda buluşturduğu A5 kağıtlardan okunabilir.

Farklı malzemelerden doğan çeşitli anlatımlar ve katılımcıların yolda giderken, durdukları, kaldıkları ve ziyaret ettikleri yerlerde ürettikleri çizim, fotoğraf, video, yazı, etkileşim ve konuşmalarından oluşan çalışmalar, 20 Kasım - 31 Aralık tarihlerinde Tütün Deposu'nda.



2
Nov 09

Zekai Ormancı Anısına… /// Mine Sanat Galerisi /// 6 Kasım – 6 Aralık

davetiye1 (Small)Mine Sanat Galerisi’nin kurulmasına önemli bir katkısı olan Ressam Prof. Zekai Ormancı’nın 2008 yılının Nisan ayında aramızdan ayrılması bizleri derinden üzdü. Kıymetli sanatçımızın anısına 6 Kasım – 6 Aralık 2009 tarihleri arasında galerimiz Nişantaşı mekanında eserlerini ve atölyesinden sürpriz görselleri sizlere sunacağız.

Sanatçımızın Türk resim sanatındaki önemini sanatseverlerimize tekrar hatırlatmak, unutturmamak ve böylece genç sanatçılarımıza örnek olacak bir sanat yaşamını izleyicimize sunmak adına, galerimizde kıymetli sanatçımızın eserlerini sergileyeceğiz.Sergide yer alacak olan eserlerinin yanı sıra, çeşitli fotoğraflar ve sanatçının atölyesinden getirilen bazı malzemelerle; sanatçının atölyesi galeri mekanında oluşturularak Zekai Orma’cının atölye malzemeleri birebir görülebilecek. Yani bir nevi, kıymetli sanatçımızın atölyesi galeri mekanına taşınmış olacak.

Bunların yanı sıra sanatseverler Ormancı’nın yağlıboya ve pastelboya çalışmalarından örnekleri görme imkanı davetiye2 (Small)bulabilecekler.Resimlerinde kompozisyon ve renk olgusunun ön planda olduğu sanatçının tuallerindeki, bu etkinin pastelle yaptığı çalışmalarına nasıl yansıdığını ve eserlerdeki renk armonisine kapılıp, hareketlilik içinde o büyülü dinginliği hissetmek ve görmek mümkün.

“Zekai Ormancı Anısına” adlı sergide, bu atmosferi yaşamak, sanatçının atölyesinin galeri mekanında can buluşunu izlemek üzere, 6 Kasım – 6 Aralık 2009 tarihlerinde sizleri Mine Sanat Galerisi Nişantaşı mekanına bekliyoruz.



MİNE SANAT GALERİSİ – ASYA ŞUBESİ
MİNE ART GALLERY – ASIA BRANCH
Bağdat Caddesi, Ogün Sokak 3/B
Caddebostan, İstanbul – TURKEY
Tel: +90 (0) 216 385 12 03

MİNE SANAT GALERİSİ – AVRUPA ŞUBESİ
MİNE ART GALLERY – EUROPE BRANCH
Teşvikiye, Poyracık Sokak
Yasemin Apt. No: 1 Daire 5
Nişantaşı, İstanbul – TURKEY
Tel: +90 (0) 212 232 38 13

minegulener@gmail.com
www.minesanat.com