Viewing 121 to 133 of 133 items
Tag Archives: Istanbul

KG @ 5533




Workshop for Art-Mediation/ Art-Education
by the group of Kunstgymnastik
at 5533,
İMÇ, 5th Block, Unkapani, Istanbul,
April 17, 2008

Kunstgymnastik (KG) members:

Christine Voecks, Almut von Koenen, Knut Flachmann, Nadja Susemichel, Alexander Henschel, Christin Müller, Tina Imhof, Catharina Müller.

In 2006 eight students of Cultural Sciences and Art Mediation at the University of Hildesheim, Germany, founded Kunstgymnastik (KG), a forum for discussion of recent concepts and developments in the field of fine arts and art-mediation. In their opinion, a closer understanding of contemporary art is only possible through joint discussion.

Workshop for Art-Mediation/Art Education:

‘One right way’ to perceive a work of contemporary art does not exist. Every viewer has his or her own approach for construction of meaning and making sense.

Three members of the group KG, Nadja Susemichel, Almut von Koenen and Catharina Müller, will come to Istanbul as group representatives. These memebers will invite the assistants working at 5533, and others interested in art mediation, especially those saying they ‘don’t understand art’, to participate in a joint experiment.

KG will temporarily open the group to new ‘members for a day’. The aim will be to test and generate tools for accessing art and finding new ways to make sense of art.

During this day, the old and new members will visit an exhibition of contemporary art in Istanbul, and note all impressions, questions, ideas in a notebook. Afterwards all workshop participants will meet again at 5533 for tea and toast and to jointly discuss their impressions and questions.

At the same time, the other KG members will carry out a similar experiment in Germany. The revised documentation of both projects will be included in the 5533 archive.

Workshop for Art-Mediation/ Art-Education

17 Nisan Perşembe 2008
13:oo Santralİstanbul (toplanma&sergi)
16:00 İMÇ 5533 (çay&tost)

Kunstgymnastik Üyeleri ;
Christine Voecks, Almut von Koenen, Knut Flachmann, Nadja Susemichel, Alexander Henschel, Christin Müller, Tina Imhof, Catharina Müller.

KG – İstanbul
Nadja Susemichel, Almut von Koenen ve Catharina Müller,

Güncel kavramlar ve yeni oluşumların tartışıldığı bir platform olan Kunstgymnastik (KG), 2006 Yılında Hildesheim Üniversitesi Kültür Bilimi ve Sanat Bölümü’nden sekiz öğrenci tarafından kuruldu. KG’ in temel düşüncelerinden biri çağdaş sanatın ancak tartışılarak anlaşılacağıdır.
Tek bir doğru yoktur ve çağdaş sanat yapıtlarını izleyici kendi yaklaşımını inşa ederek anlamlaştırır; noktasından hareket eden KG grubunun üç üyesi bir gün için kapılarını 5533’ de yeni üyelere açıyor.

KG Grubunun gerçekleştireceği bir günlük atölye çalışmasının amacı çağdaş sanat yapıtlarını değerlendirmek ve anlamak için yeni yöntemler oluşturup denetlemek.
17 Nisan Perşembe günü KG yeni katılımcılar ve kendi üyelerinden üç kişi ile bir gün içerisinde İstanbul’da belirlenecek bir sergi ya da müzeyi ziyaret ederek izlenimleri ve fikirleri not edeceklerdir. Sonrasında bütün 5533’de buluşarak çay ve tost eşliğinde bu izlenimleri ve soruları tartışmaya açacaktır.
Almanya’da bulunan diğer KG üyeleri ise aynı çalışmayı Almanya’da yeni katılımcılarla eşzamanlı olarak yapacaklardır. Her iki çalışmalardan ve tartışmalardan çıkan metinler belgelenecek ve 5533 arşivine dahil edilecektir.

5533
İMÇ 5.Blok
No:5533
Unkapanı / İSTANBUL
www.imc5533.blogspot.com
imc5533@gmail.com

Comments Off

Ali Kazma



Ali Kazma,
sunum&söyleşi presentation&talk
12 Nisan Cumartesi On Saturday 12 April
14:00 at 2:00 p.m

5533
IMC 5. Blok
no:5533
Unkapani / Istanbul

ALI KAZMA
“dexterity of mind/hand/eye
creates highly refined finished products”
.

Born in 1971 in Istanbul, Ali Kazma graduated from Robert College in 1989. In 1993, he completed his undergraduate studies in the United States. After briefly studying photography in London, in 1995 he returned to the United States to study film. He received his MA from the The New School in New York City where he worked between 1995 and 1998 as a teaching assistant. In 2000 he returned to Istanbul, opened a film production company, and between 2001 and 2003 taught part time at Bilgi University. After settling in Istanbul, he has produced not only art films, but also commercial products and a full-length documentary. Among others, he has exhibited his work in 7th International Istanbul Biennial (2001), Tokyo Opera City (2001), Platform Garanti Center for Contemporary Art (Istanbul, 2003), Cetinje Biennial (2004), Istanbul Modern (2004), 2nd Istanbul Pedestrian Exhibition (2005), 9th Havana Biennial (Cuba, 2006), San Francisco Art Institute (2006), 10th International Istanbul Biennial (2007), and has opened a solo exhibition at the Francesca Minini Via Massimiano (Italy, 2008). Presently, three of his videos are being shown on Istiklal Caddesi, Beyoglu, in a group show, “Oditoryumda Sanat” sponsored by the Vehbi Koc Foundation.

During the 10th International Istanbul Biennial, Kazma presented an installation consisting of four videos, Ceramist Studio (2007), Clock Master (2006), Brain Surgeon (2006), and Slaughterhouse (2007), projected simultaneously side by side in the bottom floor of IMC. Unlike most of the other video work shown in IMC as a part of the “World Factory”, Kazma’s videos were optimistic. In contrast to many of the other films shown, he did not choose work places using informal labor. He did not show exploitation or poor working conditions.
At the “Oditoryumda Sanat” exhibition he is exhibiting again Brain Surgeon (2006) and Slaughterhouse (2007) while showing Jean Factory (2008) for the first time in Istanbul. Jean Factory emphasizes the detail and craftsmanship used to produce the seemingly simple jean hanging in shops around the world. Every crease, every wrinkle, every gradation of color is highly thought out and calculated. In his seemingly obsessive exploration of contemporary human production and activity, he also made Rolling Mills (2007), showing a steel factory and Household Goods Factory (2008), a film about a factory in Italy owned by Alessi . This series of films cannot be seen as documentary and socioeconomic issues surface only indirectly. The films consist of a series of close-ups, fragments, and glances at sophisticated use of skills. While highly sophisticated technology is present, the skilled hand is still important. In his videos, the gruesome becomes beautiful and the mundane becomes complicated. While viewing highly skilled workers in different contemporary environments, we are reminded of the subtle aesthetic and technical skills required to produce a contemporary high quality work of art. All require dexterity of mind/hand/eye, and ability for cutting/sewing/reshaping, to make a highly refined finished product, a masterpiece. All the places and activities chosen share almost allusive similarities even though they are totally unique.
Marcus Graf, Volkan Aslan, and Nancy Atakan are pleased to have Ali Kazma as a guest on April 12 at 2:00 p.m. at 5533. We find it significant for him to return to IMC and make a presentation about his artistic viewpoint, discuss his artistic practice, and explain the direction his most recent work is taking.

Nancy Atakan
April, 2008

Ali Kazma
5533 te Sunum
‘Zihin, göz ve el becerisiyle
yaratılan sofistike üretim’

1971 İstanbul doğumlu Ali Kazma, 1989 yılında Robert Lisesi’nden mezun oldu. 1993 yılında ABD’de lisans eğitimini tamamladı. Londra’da kısa bir süre fotoğraf eğitim aldıktan sonra 1995 yılında tekrar ABD’ye film eğitimi almak için döndü. 1995-1998 yılları arasında New York’ta The New School’da master programıyla eş zamanlı öğretim elemanı olarak görev yaptı. 2000 Yılında İstanbul’a dönerek film yapım şirketini kurdu. 2001-2003 yılları arasında misafir öğretim görevlisi olarak Bilgi Üniversitesi’nde ders verdi. İstanbul’a yerleştikten sonra sanatsal filmlerinin yanı sıra kendi kurduğu yapım şirketinde belgeseller ve reklam filmleri çekti. 7. Uluslar arası İstanbul Bienali (2001), Tokyo Opera Şehir (2001) Platform Garanti Çağdaş Sanat Merkezi (2003), Cetinje Bienali (2004), İstanbul Modern (2004), 2. İstanbul Yaya Sergileri (2005), 90. Havana Bienali (2006), San Francisco Sanat Enstitüsü (2006), 10. İstanbul Bienali (2007) ve kişisel sergi Francesca Mimini Via Massimiano İtalya (2008) Ali Kazma’nın katıldığı sergilerden bazıları. Bu ay içerisinde İstanbul’da Vehbi Koç Vakfı’nın desteklediği “Oditoryumda Sanat” başlıklı projede üç çalışması gösterilmektedir.

10.Uluslararası İstanbul Bienali’e Ali Kazma İMÇ’de Seramik Atölyesi (2007), Saat Tamircisi (2006), Beyin Cerrahı (2006) ve Mezbaha (2007) isimli dört video yerleştirmesi ile katılmıştır. “Oditoryumda Sanat” başlıklı sergiye ise Beyin Cerrahı, BlueJean Fabrikası (2008) ve Mezbaha ile katılmıştır. Ali Kazma videolarında çağdaş insanın üretim ve aktivitelerini tutkulu bir şekilde ve derinlemesine araştırır. Bu araştırma serisi bir belgesel değildir. Toplumsal ve ekonomik konuları dolaylı bir şekilde ele alır. 10. İstanbul Bienali sırasında İMÇ’ de “Dünya Fabrikası” başlığı altında sunulan çoğu eserin tersine, Ali Kazma’nın video eserleri iyimser olup, sunduğu dört film kötü çalışma koşulları ve sömürü ile ilişkili değildir.

Filmlerinde yakın çekimler, parçalanmış sahneler, ani geçişler ve sofistike beceriler görülür. İleri teknolojinin imkanları ve el becerisi Ali Kazma filmlerinde yan yanadır. İtici, iğrenç ve korkunç sahneleri güzelleştirdiği gibi basit olanın da çok karmaşık olduğunu gösterir. Ali Kazma’nın filmlerinde insan, el becerisi ve teknolojinin yardımıyla güzel bir ürün yaratırken eş zamanlı olarak sanatçı da aynı yöntemle sofistike filmlerini ortaya çıkarır. Hem sanatçı hem de filmlerinde bulunan figurler zihin, göz ve el becerilerini kullanarak keser, birleştirir ve bitirir. Sonuç olarak her ikisi de ortaya bir eser çıkartır. Filmlerde seçilen mekan ve eylemler eşsiz olmalarına rağmen derin bir benzerlik ve birlikteliği içerirler.

5533 adına sanat mekaninda, Marcus Graf, Volkan Aslan ve Nancy Atakan, 12 Nisan Cumartesi saat 14:00’te sanatçı Ali Kazma’yı ağırlamaktan mutluluk duyar. 10. İstanbul Bienali sırasında da İMÇ’de bulunan Ali Kazma’nın bu mekana geri dönerek yeni projelerinden bahsedecek ve video sunumu yapacak olmasını 5533 olarak anlamlı buluyoruz.

Nancy Atakan
Nisan, 2008

Comments Off

Kalliopi Lemos BM SUMA ÇSM’de / Kalliopi Lemos in BM SUMA CAC- 14 Mart/March-26 Nisan/April 2008

KALLIOPI LEMOS
DESENLER

1990’dan bu yana Türkiye ve Yunanistan arasında sanat ve kültür alışverişi önemli sergi örnekleri sundu. Esin veren tarihsel ve modern ortamıyla İstanbul Yunan sanatçılara açılıyor ve onlara, bu küreselleşmiş kent manzarası içindeki karmaşık yollarda söylemlerini ve projelerini geliştirmek için olanaklar sunuyor. Bu bağlamda Kalliopi Lemos, Ege Denizi’ndeki yasadışı insan trafiği için kullanılan terkedilmiş teknelerden oluşan “Devr-i Alem” başlıklı yerleştirmesinin kapsamlı projesi için Haliç’te ussal bir alan buldu. Bu proje iki yıl önce “Geçiş” başlıklı Elefsina’da sergilenen bir yerleştirmeyle başladı(2006–2007). Amaç, bu yerleştirmeyi, yasa dışı göçmenlerin ulaşmayı arzuladıkları yerlere doğru göçebeleştirmektir. Geçtiğimiz sonbaharda tekneler Santral İstanbul’a yerleştirildi ve 2009’da Berlin’e doğru yola çıkacaklar.

Lemos’un projesi, yerleştirmenin kavramı ve amacı doğrultusunda, Türkiye’den Yunanistan’a sürmekte olan yasa dışı insan trafiği üstüne bir tartışma da açtı ve İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde “Göç: Sanat ve Tarih üstüne Yansılamalar” başlıklı bir günlük konferans yapıldı. Konferans Hellenic Migration Policy Institute (IMEPO) ile İstanbul Bilgi Üniversitesi Göç Araştırmaları Merkezi’ni (CMR) işbirliğine yönlendirdi.

BM Suma Çağdaş Sanat Merkezi’ndeki sergi Haliç’teki yerleştirmenin bir devamıdır. BM Suma’nın on odasında, izleyiciye bu yerleştirmenin arka alanındaki düşünceleri göstermek üzere, Kalliopi Lemos’un büyük desenleri (100 x 80 cm) ve seçilmiş küçük heykelleri sergilenecek. İzleyici Lemos’un, sanatçı olarak duyarlılığı ve açıklığı ile bölgemizdeki toplumsal-siyasal ortamın bir insanlık dramı durumuna karşı ilgisi arasında kurmak istediği görsel karşılıklılık arayışını algılayabilecek.

Kalliopi Lemos,Sakız adası kıyılarında parçalanmış tekneleri bulup, bu adsız insanların yazgısı üstüne bir proje yapmak için Atina’ya dönmeye karar verene kadar bir ressam ve heykelci olarak Londra’da yaşıyordu. Böylece, yasadışı göçmenlerin devr-i alemi onun kendi ülkesine yolculuğuna dönüştü.

KALLIOPI LEMOS

DRAWINGS
Since 1990’s artistic and cultural exchange between Greece and Turkey has rendered significant examples of exhibitions. Istanbul, with its inspiring historical and modern environment welcomes the Greek artists and gives them the opportunity to expand their statements and projects through the complex lanes of this globalized urban-scape. In view of that, Kalliopi Lemos, found a logical ground for her extensive project “Round Voyage” on Golden Horn. It is an installation of abandoned boats exploited for illegal human traffic in the Aegean Sea. The project started two years ago with a previous installation “Crossing” exhibited in Elefsina, Greece (2006-2007). The intent was to make this work a migrating installation, always arriving to the places where the illegal immigrants yearned to reach. Last autumn it was launched in Santral Istanbul and in 2009 it will immigrate to Berlin.

Lemos’s project opened the discussion on the illegal traffic from Turkey to Greece as well and in accordance with the concept and aim of the installation a one-day conference on” Migration: Reflections on Art and History,” was held at İstanbul Bilgi University. The conference involved the Hellenic Migration Policy Institute (IMEPO) in cooperation with Istanbul’s Bilgi University Center for Migration Research (CMR).

The drawing exhibition in BM Suma Contemporary Art Center is an addendum to the installation on Golden Horn. The ten rooms in BM Suma will host large-size drawings (100 x 80 cm) and selected objects of Kalliopi Lemos to present the audience the background reflections of this installation. The viewer will distinguish the quest of the artist to find a visual reciprocity between her sensitivity and openness as an artist and her commitment to the scope of human drama within the socio- political environment of our region.

As a painter and sculptor Kalliopi Lemos lived and worked in London until she discovered the derelict boats on the shores of Chios and decided to move to Athens to start her project on these anonymous people’s destiny. Thus, the “round voyage” of the illegal emigrants became her own voyage back to her homeland.

Comments Off

an exhibition dedicated to hrant dink’s memory

SOVIET AGITART: RESTORATION
SAMVEL BAGHDASARYAN – ARMINE HOVHANNISYAN

18 January- 29 February 2008

The exhibition entitled SOVIET AGITART: RESTORATION is being realized 18 January- 29 February 2008 at BM SUMA Contemporary Art Center and presents a poster collection of Samvel Baghdasaryan, his art works and the documentary photographs of his student Armine. The collection consists of propaganda posters of Soviet times, with images of Lenin, Brezhnev, Khrushchev, Stalin and their original audio material.

Samvel Baghdasaryan is a pioneer, a komsomol, an artist working in the communist structures. The socio political and cultural conditions of the period was forming and creating artist’s behavior and experience. The popularity of the posters had a concrete mission. As the most important and truly propaganda machine, posters were used to have an influence on the consciousness of the multinational republics of the Soviet Union. It was an instrument serving for the change of the Soviets’ behavior, it was talking about progress, glorifying the times, governmental structure, educating the young generation andsearches for way out. One of them is reconstructing and re-embodying agitation materials by interpreting their aesthetics and using didactic meaning. Another way for Samvel Baghdasaryan is his pedagogical activity. Being artist-pedagogue he always combines his creative processes with young artists’ studies. In this case Samvel Baghdasaryan suggests Armine’s (his student) collaboration in his project. Armineh is searching for the remains / remainders of the Soviet Armenia that are not visible for everyone and documenting/ archiving them by photo. What is the impact of this exhibition today?
showing social- cultural norms and values. There was not any event that could find its place in the agitation posters, again and again focusing people to the slogans and intentions of the
Soviet Power. But there was a strained and repressive relationship between artist’s own creative process and existing political, ideological and cultural situation. The architectural stage props, basis, frontons of communist parties’ buildings, continuing with posters, postage stamps, slogans, pins, speeches stimulating masses had an outer attraction and a secret aggression. All these traces of the Soviet Union are popular still now. But this popularity did not motivate Samvel Baghdasaryan to gather the poster-collection. The question is that artist realized that he is just one of the victims of big history.


This is a memory exhibition and for the young generation viewers, who cannot imagine that they have affected many lives, these posters may have a nostalgic meaning; they would even perceive them as “pop art” of the Soviet times. Yet, these posters convey a rich material for questioning the other kind of orders and conditions that steer and determine our lives. Today, within the conditions of global politics, media hegemony, neo-liberal economies and society of spectacle, the people struggle against the insistent billboards, advertisements and slogans with authoritative, repressive and expansive ideologies that may have different strategies but the same power. The artists produce in this same environment. The remarkable attempt of Samvel Baghdasaryan to utilize these Soviet posters as a “ready made” for his installation is a way of re-constructing the memory and its documentation through artistic processes.

This exhibition journeys from Yerevan to Istanbul with and intention to underline the effective dialogue – the dialogue which succeeded in staying out of the point of references of the political powers – between the artists of Armenia and Turkey.

And this exhibition is dedicated to the memory of Hrant Dink.


THIS EXHIBITION IS REALIZED IN COLLABORATION WITH ANADOLU KÜLTÜR AND SODEV. WE WOULD LIKE TO THANK TO CHREST FOUNDATION, TO OPEN SOCIETY INSTITUTE, TO EMFA ELEKTRİK MALZEME FABRİKASI A.Ş. AND TO ANONYMOUS CONTRIBUTORS FOR THEIR KIND SUPPORT.

Comments Off

PiArtworks-Kişisel Sergi

—————————————————————————————————–Sergi Tarihleri: 1-30 Kasım 2007 Sergi Salonu : Pi Artworks Ana Sergi Salonu Adres :Muallim Naci Cad. No: 25 Ortaköy – Istanbul – TR 34347———–…

Comments Off

…opens in September 2007

UNFINISHED…
BİTMEMİŞ…
PROJECTS of ART WORKS
SANAT YAPITLARININ PROJESİ

VOLKAN ARSLAN, ERGİN ÇAVUŞOĞLU, PARASTOU FOROUHAR, MELİH GÖRGÜN, NİLBAR GÜREŞ, SERHAT KİRAZ, ULRIKE MOHR, AHMET ÖKTEM, SERMIN SHERIF, DİLEK WINCHESTER

3 Eylül/September-3 Kasım/November 2007

Curator: BERAL MADRA

in collaboration with European Cultural Association and Foundation for Future Culture and Art
Avrupa Kültür Derneği ve Gelecek Kültürü ve Sanatı Vakfı işbirliğiyle

CONTEMPORARY BAROQUE
ÇAĞDAŞ BAROK

Marina Zurkow, Molly Dilworth, Yael Kanarek, Emmanuelle Gauthier, Ursula Endlicher

3 Eylül/September-3 Kasım/November 2007
Curator/ Küratör: MICHELE THURSZ

Danish Contemporary Artists Contemplate the concept
At The End of The Rainbow
Danimarkalı Sanatçıların
Gökkuşağının Sonunda projesi


Rasmus Bjørn, Peter Bonde, Anders Brinch, Ismar Cirkinagic, Marco Evaristi, John Kørner, Fie Norsker, Maria Wæhrens, Jon Stahn

3 Eylül/September-3 Kasım/November 2007

Curator: THOMAS ANDERSEN

CENTER OF OPERATION FOR REAL PRESENCE- FLOATING SITES, ISTANBUL
GERÇEK DURUŞ-YÜZEN YERLER, ISTANBUL ÇALIŞTAYI ÇALIŞMA MERKEZİ

ENCOUNTER OF ART ACADEMIES, YOUNG ARTISTS AND ART STUDENTS/ SANAT AKADEMİLERİ, GENÇ SANATÇILAR VE SANAT ÖĞRENCİLERİNİN BULUŞMASI

Curated by: BİLJANA TOMİC AND DOBRİLA NEGRİ (NKA / ICA Belgrade) 3–10

5-10 Eylül 2007

CONTINENTAL BREAKFAST, ISTANBUL FORUM
KONTİNENTAL KAHVALTI, ISTANBUL FORUMU

21-23 Eylül/ September 2007

in collaboration with
Mimar Sinan University of Fine Arts, Istanbul,
Trieste Contemporanea, Italy
Nuova Icona, Venice
European Cultural Association, Istanbul
with the contribution of
TR Ministry of Foreign Affairs
under the auspices of CEI

Comments Off

BM-SUMA is…

BM-Suma is the new space of BM Contemporary Art Center situated in the heart of the cultural district of Istanbul. The onetime seven storey business building is being developed into an art and culture center with different functions such as residencies, conference and show rooms, cinema and restaurant.

The second floor will be administrated by BM Contemporary Art Center as a center and forum for visual art and culture towards 2010.

BM-Suma consists of 10 exhibition rooms, a meeting room, office, book and art store and café on 500 m2.

Artistic and International Communication: Beral Madra
Managment and Administration: Binnaz Tukin
Press and Public Relations: Nilüfer Sülüner
Contact: bmsuma07@gmail.com

BM-SUMA is collaborating with:
Nuova Icona, Venice
European Cultural Association, Istanbul
Foundation for Future Culture and Art, Istanbul

Comments Off

Giriş


Erden Kosova: Vasıf, Türkiye’de güncel sanat pratiğinin, kavramsallaşmaya yönelen görsel kültür üretimlerinin son on yıldaki gelişimine yakından tanık olduk. Bu yönde daha önceki dönemlerde gösterilen uğraşları, yalıtılmışlığa rağmen sürdürülmüş olan kararlılığı ve cesareti miras alan ve doksanlı yılların sonlarına doğru kendini yaratıcı ve tok sesli bir sözce olarak varedebilmiş bir sanatçı topluluğu ile birlikte çalıştık. Gücünü ve üretkenliğini bir şekilde yoksunluk koşullarından ve organik bir kolektif çalışma deneyiminden alan bu sözce alanı hızlı biçimde tanınırlılık kazandı ve yerelliği içinde biçim kazanan çalışmalarını küresel sanat dolaşımı içine dahil etmeyi başardı. Aynı sürece koşut olarak, İstanbul kenti de kendini bir çekim alanı olarak yeniden kurmayı, bir sanat ortamı olarak yapısallaşmayı başardı bir ölçüde. Yakın döneme kadar gözlerimizi kamaştıran bu kazanımlara bir kitap aracılığıyla söylemsel bir katkıda bulunmayı tasarladığımız o iyimser günlerde, bir nebze ironiyi de içerir biçimde, ‘Istanbul Mucizesi’ başlığını önermiştin. Retrospektif bir bakış olanağını ancak şimdi Jahresring projesiyle birlikte yakalayabildik. İyimserliğini koruyor musun? Yoksa bir dönemi kapayıp başka bir düzleme geçmenin durgunluğunu mu yaşamaya başladık bugünlerde?

Vasıf Kortun: Erden, Istanbul Mucizesi sözcüğü, dediğin gibi, ironiyi barındırıyordu. 1990’larda Arnavut Mucizesi, Kuzey Mucizesi, Beyrut Mucizesi gibi güncel sanat coğrafyasında çekim noktaları oluştu. Bunların bir kısmı geçici çekim noktaları oldu. Bir kısmı da daha sonraki dönemlerde normalleşme sürecinin içine girdi. Öncelikle, genel durumu ifade etmeye çalışalım: Açık baskı rejimleri sonrası durum; neo-liberal ekonomi; 1990’ların iyimser apolitikliği; katılımcı sanat projeleri; yerel söylemlerin karşısına ulus-aşırı network söylemlerinin çıkması… Bunlar gibi bir çok neden, mucizeleri sıradan ve sırayla keşfedilip ardından baştan savılan olgular haline getirdi. Tarihte olduğunun aksine, koşullar farklılık gösterse de ‘kaşif’ [avrupalı] ile ‘keşfedilen’ [ötekiler] arasında beliren entellektüel ve felsefi dil paylaşımı var.

İstanbul’un gösterdiği değişim, zamana yayıldı. Istanbul Bienali (1) 1987’den bugüne kesintisiz sürmekte, sanatçılar ve güncel sanat ortamı, benzer konumdaki kentlerdeki mucizelerin aksine, üzerinde bir talep olsa da, kurumsal koşulların verimsizliğine karşın, kendini ihraç etme ve reklam etme zorunluluğunda hissetmedi, aşağılanmadı. Istanbul`un önemini yeni yeni kavramaya başlıyoruz. Kentin 1990ların sonunda ivme kazanan dönüşümü ve sanat ortamı belirgin bir sinerji içinde; Berlin gibi yabancı illerimizden Anadolu’nun doğusundaki illere uzanan devasa bir bölge Istanbul’un çekim alanında. Tüm bunların, göz kamaştıran kazanımların örtülü hikayelerini detaylandırarak tartışalım.

E: İstanbul’un bin küsür yıllık emperyal belleğinin bir çok konuda kentin etrafındaki coğrafyalar üzerinde bir çekim enerjisi yarattığı doğru. Ama bunun tarihsel merkeziyetin güncellenişinden de bahsedebiliriz, sanırım. Orhan Pamuk’un Istanbul, Hatıralar ve Şehir kitabında gayet başarılı biçimde tarif ettiği gibi emperyal gücün kaybının yarattığı bir kompleksle, içe kapanmayla, melankoliyle, yoksunlukla yüklü bir atmosferin mutlak hakimiyetinden bahsedebiliriz yakın bir geçmişe kadar. (2) Son yirmi yılda yaşananları ise kimi sosyo-ekonomik değişimler ve büyük siyasal kayışlar sayesinde eskilerden gelen erkin hatırlanmasıve yeniden üretilmesi olarak değerlendirmek mümkün. Açık baskı rejimlerinden neo-liberalizmin siyasal atmosferine geçis ya da bu ikisinin kohabitasyonundan bahsettin. Bu zemin üzerinde İstanbul’u benzer konumdaki kent/coğrafyalarla birlikte ve kendi özgüllüğü içinde nasil inceleyebiliriz? Mucize arayışını tetikleyen dinamikler nedir? Son on yıl içinde öne çıkan bienallere ilişkin saptamaların geliyor aklıma.

V: İstanbul`un 1900 yılındaki nüfusu 1925 nüfusunun neredeyse iki katıydı. Koca bir ticaret merkezinin, bu cüsseli emperyal kentin bu denli ciddi bir nüfus kaybına uğramasının yarattığı tahribat büyüktü. Osmanlı’nın son döneminde, modern sanatı yerleştirip yaygınlaştıranlar, izleyenler, üzerine yazanlar 1909’da, II. Abdülhamit`in iktidardan indirilmesi ve II. Meşrutiyet’ten itibaren izlenen Türkleş(tir)me politikalarıyla devre dışı kaldılar. Örneğin Sanayi Nefise`nin neredeyse tüm öğretmen kadrosu bir anda istenilmeyen adam ilan edildi. Zamanın ticaret, alışveriş ve siyaset merkezi Beyoğlu’ndaki sanat ortamı sona erdi. Cumhuriyetin kurulmasının ardından artık ne sanat ve edebiyat ortamının çok zengin olduğu bir Batı-Ermeni rönesansından, ne çağ başındaki şatafatlı salon sergilerinden söz edilebilirdi. Bir anlamda İstanbul, çevresindeki mazbut kentlere benzedi. Kentin, Ermeni, Rum, Levanten azınlıklarının ayrılmalarıyla okuyan-yazan nüfusunu yitirmesi salt sayısal bir yitimden çok ötesini işaretledi. 1930’larda, kozmopolit İstanbul’un Ankara`ya karşı cezaya durmasının yanısıra, uluslararası boyuttaki ekonomik çöküntü ile kentten köye, merkezden kaçış olgusu birbirine katlandı. O ortamda sanatçılar devletin ideolojik aygıtlarından biri olmak, araçsallaşmak durumundaydılar. (3) İkinci savaş sırasında, kent iyiden iyiye boşalmıştı. Dolayısıyla, kentin tarihsel konumuna özenmesinin olgunlaşması, 1940’ların sonundaki içgöç ile başlasa da —ki burada Ayşe Erkmen`in “Istanbul…” videosu kadar (4) , [Ayşe Erkmen, Dario ve Emre, 1999] Vahit Tuna`nın, Baskan’in Arabası [Vahit Tuna, Başkan'ın Arabası 1998] adlı işlerinde döneme yapılan göndermeleri dikkate alınabilir— post-endüstriyel döneme tüm gücüyle girdiği 1980’lere bağlanabilir. Ayşe Erkmen`in videosunda işlenen “İstanbul…şarkısı, 1950’lerin, Amerikan şirketlerinin uluslararası açılımlarına, Rio, vb. kent şarkılarına, turistik uluslararası üslupla yapılmış Hilton otelleri kuşağına, bu otellerin barlarında modası geçmiş şarkıcıların söyledikleri baladlara gönderme yapıyordu bence. Keza, Vahit Tuna`nın ürettiği az sayıda işten “Başkan’ın Arabası” da aynı dönemde İstanbul`a gelen lüks Amerikan arabalarının geçirdiği dönüşümünü izliyordu. Ne de olsa, 1950’lerden 1970’lerin sonuna kadar İstanbul, turistik ve deneyimlenen bir kent olmaktan ziyade bir emekçi kenti olarak varoldu. Tuna`nın amerikan arabası, önce zengin aileler için, sonra taksi servisinde, sonunda da dolmuş olarak kullanılmış, bir limuzine benzercesine boyu uzatılmış, kentin atelyelerinde, dış kabuğu hariç yeniden üretilmiş bir melez endüstrinin aracı olmuştu. Endüstri yaratan ya da kendi araçlarını üreten bir kentten söz etmiyorum tabii ki.

Son yirmi yılda sanat alanındaki değişiklikleri değerlendirirken, 1980’lerin kavramsalcı kuşağını (5) bu geçiş dönemi üzerinden okuyabiliriz sanıyorum. Merak ettiğim konu, Kuzey Amerika`da kavramsal sanat ile endüstri sonrasına geçiş arasındaki çok önemli bir bağlantı mekâna ilişkindir. Sanatçılar, küçük endüstrinin terk ettiği, sonradan adına ‘loft’ dediğimiz mekânlara taşınırlar; işleri de bu mekânların kodları üzerinden okunabilir. Eser işe, temaaşa ise okumaya dönüşür. Türkiye ve Doğu Avrupa`ya baktığımızda ise, çökmekte olan ulusal ekonomi ve çökmekte olan devlet komünizminin zamansal anlamda örtüşmesi sanat ortamında da yankılandı. (6) Örneğin 1990′ların başında Güven İncirlioğlu, Vahap Avşar [Vahap Avşar, Özgürlük ve Macera, 1992] ve Erdağ Aksel’in [Erdağ Aksel, Pandoraprism, 1988] işlerinde Ankara, askeriye ve cumhuriyetin başat simgeleri devreye alınarak yeniden harmanlanır.

Türkiye`de 1980’lerde iyiden iyiye billurlaşan kavramsalcı kuşağın asık suratlılığı, disiplinli muhafazakârlığı, inatçılığı ve elitizmi, o dönemin isimlerinden Serhat Kiraz örneğin eserlerinde yer verse de sosyal ve politik realiteyi, bulunduğu coğrafyanın verilerini askıya alıyor, okunmasını ısrarla yersizleştiriyordu. [Serhat Kiraz, İkilem, 1991] Sarkis`in 1987de gerçekleştirdiği Çaylak Sokak enstelasyonu [Sarkis, Çaylak-Sokak, 1986] (7) bu kuşağı bir anlamda güçlendirip kamuya çıkarır ama daha da önemlisi güncel sanat ortamını coğrafyanın hafızasına mıhlar.

E: Asık suratlılık olarak nitelediğiniz durumu, benim kavramsallaşmaya yönelik ilk eğilimleri biçimsel arayışlarla sınırlandırma tercihi olarak gördüğüm şeyi, 1980-öncesi solun ve genel olarak entelijensiyanin içinde bulunduğu sert ortamla, esnekleşme lüksünden yoksun oluşla ve 1980-sonrasındaki travmatik kasılmalarla açıklayabiliriz sanırım. Apolitikleşmenin süngü zoruyla dayatıldığı bir ortamda bağlamsallaşma boyutu eksik kalıyor ve kamusal alana müdahale olanak-dışı bir durum gibiymiş gibi algılanıyor. Bu ikinci semptomun tümüyle bağlamsal işler üreten genç kuşaklar için bugün bile geçerli kaldığını düşünüyorum.

V: Otosansür öylesine doğallaştı ki, başka türlüsü düşlenemez oldu. Hatta, makulleşme, mazbutluk, edep gibi tartıştığımız kavramların içinde, dayatılmış bir apolitikleşme de olabilir. Açık baskı rejimleri’nden neo-liberalizmin siyasal atmosferine geçiş kohabitasyonunu, endüstriyelden endüstri-sonrası duruma geçişle örtüştürek tartışalım. Bu süreç içinde, sanatın aldığı yeni konum başlı başına kapsamlı bir çözümlemeyi gerektiriyor. Belki de Johannesburg kataloğunda yazdığım baskı rejimlerinin aklanma süreci ve bienaller (Istanbul, Johannesburg, Gwangju, vb.) o dönemde varsaydığım gibi doğrudan bir ilişkilendirmeden ibaret değildi. (8) Bienallerin asıl yaptığı, aklanma sürecinin muğlaklaştırılmasıydı. Sanat ortamı iyiniyetli ve katılımcıydı. Bir yandan çok-kültürlülük, kimlik ve cinsiyet siyasetleri gibi konuları değerlendirirken öte yandan çatışmacı bir siyaset anlayışını dışlıyordu. Türkiye sanat ortamında 1989 ile birlikte görülen değişim örneğin Gülsün Karamustafa`nın 1991 yılında gerçekleştirdiği sınırları geçerken bizim için önemli olanları çocuklarının yeleklerinin içine saklardık adlı [Gülsün Karamustafa, Sınırları Geçerken Bizim Için Önemli Olanları Çocuk Yeleklerinin İçine Dikerek Gizliyorduk, 1991] işini yeniden ele alırsak, üç yelek içinde gizlenmis, metinler, nesneler ve imgeler vardı. (9) Sanatçının sosyalist kimliğinden, devlet sosyalizminin çöküşüyle oluşan, ricatını da imliyor, tıpkı sanatçının ailesinin yüzyıl önce yapmak zorunda kaldığı gibi Doğu Avrupa’dan Batı Türkiye’ye göçü hatırlatıyordu. Birdenbire kendimizi, Karamustafa`nın işinde siyaset sonrasında bulduk. Dahası, coğrafyasından beslenen, onun imgelemiyle yerine mıhlanmış, anaç bir işti. Hüseyin Alptekin’in Heteretopia dizisi (1991-2) dizisi (10) [Hüseyin Alptekin & Michael Morris, Heterotopia, 1991-92], aynı dönemde Balkan sanatçılardan Nedko Solakov’un Nuh’un Yeni Gemisi (1992) (11) aynı kulvardan gidiyordu. Örgütlü siyasetin örgütlü sanatçısı olmadan, özgüllüğünü koruyarak iş üreten sanatçı tipi de tam o dönemde (1990-3) oluştu, Hale Tenger örneğinde olduğu gibi. Tenger 1992 İstanbul Bienali için yaptığı Böyle Tanıdıklarım Var 2 (12) [Hale Tenger, Böyle Tanıdıklarım Var 2, 1992] işiyle, travma sonrasıyla 1989 sonrasının eforyası içinde gençliğimizi yeniden yaşadığımız o günlerde, Güneydoğu Anadolu’da Türkiye Cumhuriyeti ordusu ve Kürt milliyetçisi, ayrılık yanlısı PKK arasındaki savaşın tüm vahşetiyle sürdüğünü hatırlatarak gerçeklik ayarını yapıyordu.

E: Aslında bu gerçeklik ayarı dediğin şey siyasallık sonrası bir dönemle değil, siyasallığın genişletilerek yeniden tanımlamayla alakalı daha çok. Doksanlı yıllarla birlikte sanatçıların güncel kuramlara gösterdikleri yakınlık hümanizme dayanan gelenekten uzaklaşmalarını sağlamıştı. Fark kavramının toplumsal cinsiyet, etnik kimlik, tarihsel bellek gibi alanlara yönelik açılımları dikkate alınmaya başlamıştı.(13) Gülsün Karamustafa ismi burada oldukça belirleyici aslında. Daha önce kararlı bir sosyalist oluşuma angaje olmuşken 1980-sonrası dönemde Cumhuriyet ideolojisi, içgöç ve bunun getirdiği kültürel çatışmalar, tarihsel nüfus değişimleri gibi kültürel ve sosyolojik yanı ağır basan tematikleri öne çıkarmıştı Gülsün.

Seksenli yıllarla başlayan neo-liberal düzenlemelerin dış dünya ile bağlantıya geçebilmeyi kolaylaştırabildiği söylenebilir. Sanatçıların kuramsal açılımları belki de yurda giren yabancı yayınların, kaynakların artmasıyla ilgili olduğu söylenebilir. Ama tabii ki hesapsız bir dış borçlanma, elde olan sosyal güvenlik sistemlerin deregülasyonu ve üstüste yaşanan krizler pahasına yaratılmıştı bu ekonomik büyüme. Cepten çıkarılan paralarla yapılan işlere, bütçesiz biçimde gerçekleştirilen sergilere yansıdı bu yoksunluk durumu ama belki de İstanbul’da ortaya çıkan enerjiyi koşullayan durumdu bu. Son bir kaç sene içinde yaşanan kurumsallaşma kıpırtıları bu durumu değiştirecek mi dersiniz?

V: İstanbul’daki enerjinin odaklaştığı sanat ortamı ve kolektif çalışma görece kurumsallaşmaya koşut olarak dağıldı. Yurt dışından sergi, residency, workshop ve ders verme talepleri, sürekli üretim ve iş takibiyle geçiyor. Kurumların açılıp kapanma hızları çok yüksek. Bu dönemi içinden tartışmayı olanaksız bıraksa da koşulların resmini çizebiliriz. (14) Devletin sanat sektörüne hiç bir yardımı olmadı. Bu devletin, kendi çıkarlarını korku ve çekince üzerine inşa etmesinden geldiği kadar, politik sürece göre değiş(k)en çıkarları doğrultusunda kültür üretmeye teşne olmasından. Beklentisizlik hali ise, yeni ekonominin mecbur bıraktığı özel sektör sponsorluğunun ve çıkar doğrultusunun bir anlayış birlikteliğine dönüştürdüğü bir sanatsal ortam oluşturdu. Böyle bir model bu oranda dünyanın hiç bir yerinde yok. 1980 öncesinde kapital sağa yatıktı. Travma yıllarında ise ne kapitalin ne de kültür sektörünün sesi yüksekti. Özel sektörle kültür sektörünün arasındaki izdivaç danışıklı bir sessizlik, afazi, idamecilik ve en iyi durumda da yara sarıcı bir dürtüyle gerçekleşti. Yakın dönemde ise devlet siyasetinin daha katlanılır, kabul edilebilir ve tartışmaya daha açık olmasıyla birlikte, dünyadaki değişime koşut giden ılık kültürel sektör arasında bir detant oluştu. Görebildiğim kadarı ile şu anda yaşanan “genişletilmiş taşralılık” (extended provincialism). (15)


Dipnotlar: Giriş

(1)Uluslararası İstanbul Bienali, İstanbul Kültür ve Sanat Vakfi’nin Yaz Festivalleri sırasında düzenlenen küçük sergi kümelerinden ve yılda bir yapılan ‘Öncü Sanat’, ‘Günümüz Sanatçıları İstanbul’, ‘Yeni Eğilimler’ gibi sergilerden çıkışla gerçekleştirilen bir atılımın sonucu oluştu. 1987 ile 2004 yılları arasında sekiz Bienal gerçekleştirildi.

(2)Orhan Pamuk`un Istanbul, Hatirlar ve Sehir (2003) adlı son kitabi, Pamuk’un yazarlığı seçmesine kadar otobiyografisi ve kent deneyimlemesi ile Istanbul üzerine yazan yerli ve yabanci ikonik yazarları harmanlayan bir okuma. ‘Tristesse’, ‘melancholy’ gibi terimlerin karşılamadığı ‘hüzün’ sözcügü kitapta önemli bir role sahip.

(3)Köy enstitülerinin kurulması, sanatçıların kent dışına gönderildikleri yurt sergileri, örneğin ABD’deki “regionalism” ve WPA ile, anlayış itibarı ile —o denli sert ve yaptırımcı olmasa da— 1930lar Sov yetleri ve Almanya`sına tekabül ediyordu. Dönemin sanatçılarının eserlerinde, cumhuriyet ideolojisini taşımanın getirdiği sorumluluk hissi ile, bireyselleşme arasındaki gerilim kendini iyiden iyiye hissettirir.

(4)Ayse Erkmen’in videosu, beyaz arka planda genç bir erkeğin enerjisi azalana kadar, ‘Istanbul, Not Constantinople’ adlı şarkıya dans etmesini gösterir. Bu eser 2000 yılında Berlin’de Haus der Kulturen der Welt’te Iskorpit adli sergide yer almıştı. Bu şarkıyı İzmir’de Meksikalı anne ve Türk babadan dogan Dario Moreno 1954’de seslendirmiştir. Aynı şarkıyı seslendiren Eartha Kitt te, Istanbul’da, üne kavuşmadan önce söylemektedir.

(5)1980 askeri darbesiyle tırpanlanan sanat ortamı ancak 1983 yılında kendisine gelmeye başlar. Bu dönemde Tomur Atagök gibi sanatçı/düzenleyicilerin çabalarıyla, sanat ortamında başlayan hareketlenme, ‘öncü sanat’ sergileriyle biçim alır. Geç-kavramsalcı bu deneyim gecikmiş bir anlayış olmaktan ziyade, önce 1970lerin sert politik ortamında kendine yeterince ifade alanı bulamaz. Darbenin yarattığı kesinti de bu tarza bir gecikmişlik görüntüsü verir.

(6)1992 yılında gerçekleşen 3. Uluslararası Istanbul Bienali`nde yer alan, Türkiye’den Gülsün Karamustafa`nin “Mystic Transport”u ile Romanya’dan SubReal’in isi karşılıklı okunabilir.

(7)1987 yılında dönemin önemli galerisi Maçka Sanat’ta yer alan ‘Çaylak Sokak’ sergisi, Fransa’da yasayan Sarkis’in Istanbul’da gerçeklestirdigi, bir kirilma noktasi olusturan kapsamli bir enstelasyondu. Enstelasyonun bir diger özelligi de yerel, bireysel hafizanin islenme biçimiydi, ‘Çaylak Sokak’ 1989 yilinda Paris’teki ‘Yer Sihirbazlari’ sergisinde yeniden gösterildi. Ortamin ulus ötesilesmesinden rahatsizlanan, yerel ressam ve galeri sektörü, kiralik kalemleri araciligiyla, 1991′de bir Istanbul Ermeni’si olan Sarkis’e “Türk Düsmani Ermeni Dostu” diye popülist bir saldiriya geçtiler. Sarkis’in nezdinde saldirdiklari, kozmopolitlesen güncel sanat ortamiydi.

(8)Vasıf Kortun, Trade Routes: History and Geography, 2nd Johannesburg Biennial , 1997 içinde. Turkce cevirisi RG deneme sayisinda cikti.

(9)Bu eser Vasıf Kortun’un ilk sergisi, Anı/Bellek 1’de sergilenmişti, Taksim Sanat Galerisi, 1991.

(10)Alptekin 1991’den itibaren,önce Heterotopya kavramını Türkçeye iliştirerek, küreselleşmenin öteki yüzünü, İstanbul’un bir kesiş noktasi olarak durumunu, imzasız, temellük edilmis simgeler evernini devreye aldı.

(11)Nedko Solakov’un enstelasyonu, sosyal konutlarda oturan Nuh’un, banyosunda bir sabah buluverdiği tuhaf yaratıklarla ilgiliydi. Eser, kimsenin inanmadığı ama kamusal onay verdiği bir düzenden inanmayanların inanmayı tercih ettiği bir başka düzene geçişibir nevi inanç sistemini simgeliyordu.

(12)”Böyle Tanidiklarim Var 2” (3. Istanbul Bienali, 1992), Türkiye haritasini andiran bir duvar enstelasyonunda, Priapus adli, koca penisli, küçük kafali turistik simge haline gelmis minik heykellerle, 3 maymun heykellerini çakistirmisti. Enstelasyon sürmekte olan bir savas ile, savasi umursamazligi net bir biçimde hatirlatiyordu. Serginin ardindan Hale Tenger Türk bayragina hakaretten mahkemeye verildi ve bir yil sonra aklandi.

(13)Doksanlı yılların başında gelişen tartışma ortamı postmodernizm kavramına kapanmadan bahseden bir karamsarlıktan çok iyimser bir açılım olarak sarılmıştı. Gilles Deleuze’ün öğrencisi olmuş Ali Akay’ın Istanbul’a döndükten sonra birikimini güncel sanat alanına açması da belirli bir etki yaratmıştı genç sanatçılar üzerinde. İnci Eviner ve Esra Ersen gibi sanatçıların o dönemdeki işleri üzerinde Foucault okumalarının izleri belirgindir, örneğin.

(14)Son 10 yıl içinde, Nejat Eczacıbaşı Müzesi (Feshane) bienalden sonra kapandı. İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı’nın Ayazağa Kültür kampusu açılmadı, Proje4L, 3 yıl dayandı. Bugünlerde ise yeni 2 müzenin 12 ay içinde açılması gündemde. Önümüzdeki yıllarda yeni özel müzeler de açılacak gibi gözüküyor.

(15)“genişletilmiş taşralılık”tan anladığım, küreselleşme ve iletişimin vazgeçilmez perforasyonu içinde, gündemi koşulsuz kendi habitusuna çeken formlar. MacDonalds formatlı Simit Sarayları, “Miş gibi” güncel sanatlı Aksanat sergileri ve apartılmış melezleşmeli kral televizyon kliplerinin ortak noktası bu. Bu modeller, salt yerel piyasayı hedefliyor ve bu piyasanın kültürel sınırlarında durmayı öngörüyorlar.

Comments Off

cipram 20mg

“cipram 20mg”, 2002, video-art, 4’52″,
Borusan Culture and Art Center, “New Suggestions/New Propositions 9″ Exhibition, Istanbul;
Diyarbakir Art Center “In Image We Trust 2”, Diyarbakır-Turkey

The most important aspect of this project is that it has details that need to be solved by the spectator…
It is made of pieces that are deliberately left blurred or hidden. And only a very attentive watcher can notice these little but important details.
Above all, Cipram[*], is the name of an antidepressant medicine… But this, is going to remain meaningless for the ones who don’t know or use these pills.

The main intent of this project is to create the feeling of a stress, a depression; and to make this depression immortal.
To document an insistant cycle…

The image was shot when I literally had my stress balls in my hands, when somebody was literally reading my future, and when I was literally sitting near a patient. The work has created itself…

I only wanted the image to be in black&white, so that it would be as plain as it could.
To be able to prevent all the throng…

While mounting, I deliberately wanted the movements to be slow and soft.
I wanted only the ones who really pay attention to be able to see, that there is somebody who passes through under my thumb, whom I love, caress and touch…
I wanted the spectator to be forced to find the details…

It is the same with the sounds and words…
With the eternal and continuous cycle of the balls, the words also create a cycle, a repetition, again understood only with careful attention.
I wanted the story to break into pieces, to be repeated, to create an eternal and meaningless fairy tale; instead of following a logical order… A fairy which is too utopic and surrealist for the present stress…

This work is completely an expression of personal depression. But I believe that leaving the personal aspects to the interest and attention of the spectator, makes the image become a ‘document of stress’ for everyone who sees it. Also maybe by reflecting some of this stress to the viewer…
[*] LUNDBECK Medicine Ltd. Comp.

“…Cemile Kaptan’ın Cipram 20 mg başlıklı video çalışması, yine kişisel boyutuyla dikkat çeken bir iş; oldukça resimsel bir etki uyandıran bu videonun işe adını veren antidepresan türü ilaçlar gibi sakinleştirici, neredeyse meditatif bir etkisi var – aynı süreçte belli belirsiz duyduğumuz sözcükler de anlamını yitiriyor (bir kahve falının uçup giden sözleri bunlar), izleyici, şimdi ile gelecek arasında, gerçek ile olasılıklar arasında sonsuz bir döngüyü izliyor…” Ahu Antmen, 2003

Comments Off

BOM

“BOM”, Cemile Kaptan, Ata Öztürk, Murat Çalışkan, 2003, video-art, 8′,

The Association of Painting and Sculpture Museums,
22nd Exhibition of Today’s Artists Exhibition, AKSANAT, Istanbul

A rocket appears on the seashore.
It walks on the streets, looking for an adress.
It finds the adress, rings the bell, enters,
spends an ordinary day and explodes.

BOM: Is our place in the fiction.
BOM: Is a formatted end to the formatted lives.
BOM: Is the end of our sublime being.
BOM: Is the end point of the civil life.
BOM: Is the reference to the silent and unknown traffic of the death.
BOM: Is the appraisal of the real God.
BOM: Is the materialized destiny.
Comments Off

beloved

“beloved I”, 2001, video-art, 7’22″,

The Association of Painting and Sculpture Museums, 21st Exhibition of Today’s Artists
“In Image We Trust”, AKM Exhibition Hall, Istanbul;
Diyarbakır Art Center “In Image We Trust 2”, Diyarbakir
could I be born more “female” than another?
or how “female” would another life, another world, would make me?
Comments Off

pluversum 2006-12-24 23:00:00

AMSTERDAM 12-14 ARALIK Aralık’ta Amsterdam bir törenden ötekine koşuşturan Türkleri ağırladı.Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç ve ona eşlik eden heyet, Dam meydanındaki Niewue kilisesinde düzenlenen İstanbul, Şehir ve Sultan …

Comments Off

pluversum 2006-12-09 19:17:00

International Symposium ’The Aesthetics of Resistance’ Műcsarnok / Kunsthalle, Budapest Friday 29.09.2006 Moderator: Dóra Hegyi Tour in the exhibition with Roza El-HassanÉva Fodor sociologist, Budapest Overpopulation debatesEmese Süv…

Comments Off