Posts Tagged: isel


7
Jan 10

tayfun serttaş ile söyleşi: bir şamdan sayesinde tarih, şehir ve sanat üretimi üzerine

“Yer Kavgası”, Tayfun Serttaş’ın Galata’daki bir otoparka yerleştirdiği salon şamdanı bağlamında günümüz koşullarında sanat üretimi, kent ve mutenalaşma olgularını sorguluyor. Sanatçının kişisel deneyimlerinden damıtılmış özel bir alandan, kamusal alana yönelen proje, P1’in pilot bölge olarak konumlandığı yer olan Galata, daha genel anlamda ise kent ve sanat ilişkisine duyarlı herkese bir şeyler söylemeye odaklı.

devam


17
Dec 09

‘Resimlerimin içinde yaşıyorum’



İzleyici, Bahar Oganer'in resimlerinde olan biteni hep sırtı dönük genç kadının bakış açısından görüyor. İşin ilginci, giysilerinden gördüklerine kadar, o figür sanatçının ta kendisi.

Küçük bir kız düşünün; yaşıtları enerjilerini oradan oraya zıpalayarak tüketip, türlü yaramazlıklarla büyürken, bir köşede sessiz sedasız renkli dünyasının renklerini kâğıtlara döken. Her halde kimse sorma gereği duymamıştır ‘büyüyünce ne olacaksın kızım’ diye... O küçük kız şimdi ikinci kişisel resim sergisi ‘Kristal’le Nişantaşı Dirimart’ta.

Dokuz Eylül Üniversitesi Resim Bölümü mezunu ve aynı üniversitede yüksek lisansına devam eden Bahar Oganer’den bahsediyoruz. “İçinde yaşıyorum resimlerimin” dediği yapıtlarını görenler gerçekten de Oganer’in o tuvallere gizlediği ruhunu ve bedenini görebiliyor. Gizlediği diyoruz çünkü her tabloda farklı kompozisyonlarla yüzünü göstermeyen genç kadın ta kendisi. ilk sergisi ‘Rüya’yı 2008 Haziran’da yine Drimart’ta açan sanatçı, aslında İzmir’de yaşıyor. Hocaları ön ayak olmuş resimlerini İstanbul’a taşımasına. Neden İstanbul denildiğinde; “Sanat piyasasının merkezi istanbul, insanlara ulaşmak için burada bir şeyler yapmam gerekti,” diyerek açıklıyor.

Tuval üzerine akrilik kullanan Oganer, büyük ölçülerde ve kare formlarda çalışıyor tablolarını. “Bakıldığında düz boyama mı, makine işçiliği mi ayırt edilemeycek ölçüde temiz çalışıyorum, akrilik ve tuval benim için uygun malzeme. Kendimi kullanıyorum resimlerimde. Kadın figürü olması benim için önemli, her kadın olabilir ama kendimi kullanmak daha kolay” diyen Oganer, resimlerindeki sırtı dönük figürler kullanmasının nedenini “Figürlerimin sırtı dönük çünkü kendi izlediği alanı yani bakışını size hapsediyor. Siz onun izlediği yerden bakıyosunuz, bir kadrajda sıkışıyorsunuz” diye açıklıyor.

Fotoğrafı soyutluyor
Fotoğraf çıkışlı resimler yaptığını anlatan Oganer, “Fotoğrafı soyutlamayla dönüştürüyorum. Aslında çalışmalarımın temeli öğrencilik işlerim. Daha küçük boyuttaydılar ama yetmiyor; daha büyük tuvaller daha büyük paneller. Büyüdükçe hem ben tatmin oluyorum hem de sanatsal açıdan daha etkili oluduğunu düşünüyorum. Zaman içinde tabii ki değişicektir bu görüşler ve istekler” diyor.

Oganer, eserlerini ve yapılış süreçlerini ise “Resimlerimi yaparkan önce dekor ve kostüm hazırlığı yapıyorum sonra kompozisyon. Fotoğrafları da eşim çekiyor. 100-150 kadar fotoğraf arasından seçim yapıyoruz. Sonra da projeksiyonla yansıtıp sınırlarını çizerek resmime başlıyorum. Renkleri kompozisyonla uyumlu bir şekilde değiştiriyorum, o an canım nasıl isterse. Tablolarım tamamen yaşam tarzımı anlatıyor. İçlerinde yaşıyorum, resimlerdeki figür benim. Onlar benim kıyafetlerim, malzemelerim, kurgularım. Çok fazla dolaşıyorum, topluyorum, çiziyorum, yerleştiriyorum yani çekilen fotoğraflar tesadüf değil hepsini hazırlıyorum. Renklerin daha canlı olabilmesi içinde özel bir dekorasyon malzemesi kollanıyorum. Renk ve desen kaygım hiçbir zaman olmadı” sözleriyle anlatıyor.

Tuvaller cıvıl cıvıl, rengârenk ama kristal bunun neresinde? Tabii ki renklerinde. Kristali ışığa tutunca yansıttığı renklerden alıyor ismini sergi. ‘Rüya’yla ‘Kristal’in farklarını mekân ve boyut olarak özetleyen sanatçının bir buçuk yılda hazırladığı dokuz adet eseri mekân duvarlarını süslüyor. “İleride tablolarım daha da büyüyebilir, yavaş yavaş yüz de görünebilir,” diyerek bir sonraki sergisi için ipuçları veren Bahar Oganer’in işleri 10 Ocak’a kadar Dirimart’ta görülebilecek.

CEREN AKARDAŞ

11
Dec 09

Egzersiz

1 Mayıs, 2008 - 25 Mayıs, 2008

Egzersiz

Lolipop Bonus Egzersiz levis 3 Tırnak,3 Kaş,3 Kirpik,3 Saç Sunshine ...larım isimsiz

Vahit Tuna "Egzersiz" isimli kişisel sergisiyle 1 - 25 Mayıs 2008 tarihlerinde izleyicisiyle buluştu

Çalışmalarını grafik, fotoğraf, video gibi farklı malzemeler üzerinden gerçekleştiren sanatçı bunlara son dönemde ses düzenlemelerini de ekliyor. 2003 yılında Stuttgart şehrinde açtığı kişisel sergisinden bu yana Tuna ilk defa İstanbul'da bir kişisel sergiye hazırlanıyor. Hafriyat Karaköy'ün sergi mekânını bir bütün olarak kavrayan ve yeniden düzenleyen "Egzersiz" adlı proje farklı ölçek ve şekillerde yaşana gelen toplumsal deformasyonu, son dönemde iyice yükselen milliyetçiliğin etkisiyle yoğunluk kazanan paranoya ve şiddet nöbetlerini müstehzi bir bakışla ele alıyor. Kitlesel ölçekte yaşanan bellek yitimine karşı oyunsu niteliğe sahip hatırlama, direnme ve dönüştürme egzersizlerini harekete geçiriyor.

Masa Güncel Sanat Mekanı isimli proje de "Egzersiz" sergisini oluşturan ana unsurlardan biri olarak Hafriyat Karaköy'de yer alacak.

Sergi hakkında cıkan yazılar:

Erden Kosova        

http://egzersiz2008.blogspot.com/2008/12/erden-kosova.html

Kamil Şenol           

http://egzersiz2008.blogspot.com/2008/12/kamil-enol.html

Ayşegül Sönmez   

http://egzersiz2008.blogspot.com/2008/12/ayegl-snmez-sylei-giri-yazs.html

Esra Aliçavuşoğlu

http://egzersiz2008.blogspot.com/2008/12/esra-aliavuolu.html

Borga Kantürk         

http://egzersiz2008.blogspot.com/2008/12/borga-kantrk.html

 



23
Aug 07

Sergi

Sessizlikten uzaklaşma...





Eric Satie'nin piyano için yazılmış "Vexations" adlı bestesinden esinli. İş, bestenin notalarıyla simultane gösterilen renkli ışıklı bir pano ile bahsedilen "sıkıntı" durumuna eşlik eden, kişisel hikayelere atıflı, yolculuğu ve parça için Satie nin de önerdigi "sessizlik" durumunu tanımlayan fotoğraflardan oluşuyor.

Satie'nin bestesi şimdiye kadar daha çok performatif yorumları olan, tekrar eden motifler ile temadan oluşan bir eser. İzleyiciyle paylaşılmak istenen müzik gibi duyuma dayalı bir disiplinin görsel dille nasıl ifade bulabileceği sorusu. Duymayan biri için, duyulan her sesle senkronize gösterilen ışık, parçanın algısına nasıl yardımcı olabilir? Müziğin ne hissettirdiği yada neyin ifadesi olduğunu, kişisel dille olan diyaloğunu ve yorumunu önemsiyorum. Zaten Satie'nin önerisi de bu kişisel serüven durumu.

Işıklı panodaki renkler, ışık tayfındaki yedi renk ve piyanodaki yedi temel nota ile bu renklerin varyasyonlarından oluşuyor. Fotoğraflar ise yolculuk süreci ve sonrasındaki mekanı ve kendini konumlamaya dair bir süreci gösteriyor.




İşin ismi Manhattan da yürürken tesadüfen karşılaştığım bir duvar yazısından esinli. Bir kilisenin duvarına yazılmıştı. İzleyiciyi de bir şekilde kendi iç sesinden yada sessizliğinden uzaklaşmadan müzigi dinlemeye ve kendi serüvenini keşfetmeye çağırıyor. Müziğin ve görselliğin evrensel bir ortak dil taşıdığına olan inancim yüzünden bu iki disiplinin biraradalığını kişisel dille tanımlama çalışıyorum.


Hayal İncedoğan






Don't walk away from silence..

Inspired by "Vexations," composed by Eric Satie for the piano. The piece brings together a panel with multi-color lights that are shown simultaneously with the notes of the composition, and photographs describing the journey that accompanies the state of restlessness as they refer to personal stories and reflect the state of peace and quiet suggested by Satie with the composition.

A piece that was interpreted more performatively so far, Satie's composition is comprised of recurring motives and themes. The question ishow to express visually a discipline like music that is so much reliant on hearing in order to reach the audience. How could lights synchronized with each and every sound help a deaf person to perceive such a piece? I find important what the music makes one feel and what it expresses, its dialogue with the personal language and interpretations. It is exactly this state of personal adventure that Satie is set to explore.

The colors on the light panel bring together the seven colors on the light spectrum, the seven basic notes on the piano, and the variations of these colors. The photographs show the journey, the destination at the end,and the process that is linked to self-identification.

The name of the piece was inspired by a graffitti that I encountered coincidentally as I was walking in Manhattan. It was written on the wall of a church. It invites the viewer to listen to the music without getting distant from his or her own internal voice or quietness and to explore their own journey. A personal journey. Taking ground from my belief that music and visual arts carry a universal common language, I try to describe and share my own state of being here with this piece.


Hayal Incedogan

Translation: Kaan Nazlı