Viewing 1 to 20 of 22 items
Tag Archives: için

David Brooks, Greater New York

David Brooks, Greater New York. David Brooks, Greater New York sergisi için yağmur ormanını müzenin iç mekanına taşıdı. Bu küçük ormanı ‘korumak’ amacıyla üzerine çimento dökerek organik oluşumu kalıplaştıran, sabitleyen sanatçının çalışması, çevreyle ilgili tutumumuzu sert bir şekilde eleştiriyor. Çimentonun altında kalan bitkilerin yavaş yavaş ölecek olması, bu yerleştirmenin geçiciliğine dikkat çekiyor. Çimentoyla doğanın arasındaki ilişkiyle yüzleşmek [...]

Comments Off

EPOS* “Açık ve Serbest Yaşam Alanları Ortaköy Toplantıları”

27-Ocak 2010 EPOS* “Açık ve Serbest Yaşam Alanları Ortaköy Toplantıları” Yaratıcı Drama Atölye Çalışması “Yaratıcı Dramadan Eposa” Yaşanmaya Değer Bir Atölye Mete Akoğuz Atölye Yürütücüsü Güzel Sanatlar Eğitimi Uzmanı Katılım Maalesef ki bu güzel atölyeyi sadece 20 kişi ile sınırlandıracağız. Bu nedenle, etkinlik duvarına katılmak isteyenlerdeen, cep telefonları ile birlikte isimlerini yazanlara teyit için geri  Full Article…

Comments Off

robert frank metropolitan’da

Robert Frank’in ‘The Americans’ projesi, 20. yüzyıl görsel hafızasını şekillendiren fotoğraflardan oluşuyor. İlk defa 1959′da yayımlanan ‘The Americans’ın 50. yıldönümünde Robert Frank’in bu unutulmaz kitabına dikkat çekmek için düzenlenen sergi, Washington’daki National Gallery of Art tarafından organize edildi. Metropolitan’ın üç galeride sergilediği ‘The Americans’ fotoğrafları, projeyi bir çerçeveye oturtmak için kullanılan belgeler ve duvar metinleriyle [...]

Comments Off

Canan Beykal: Sanat tüketimi

Ülkemizde sanat galericiliğinin tarihi tek tük sayıda 50’lerin ortamına rastlar, patlaması ise 70’li yıllara. 1975 yılında Yeni Ortam Gazetesi’nde yazılarımı yayınladığım köşede piyasa olgusu, özellikle galericilik üzerine bazı yazılarımın dönemin galericileri kadar sanatçılarının da öfkesine neden olduğunu, hatta bir yazımın adını çok iyi anımsıyorum.Bu yazıma, sanatçılara pek de hak etmedikleri bir onur payesi vererek “Promete  Full Article…

Comments Off

Sulukule'yi Aldılar Darbukamı Kırdılar

6 Mayıs, 2009 – 31 Mayıs, 2009


Sulukule'yi Aldılar Darbukamı Kırdılar

Süreç Duvarı

Belgesel Filmler

Süreç Duvarı

Süreç Duvarı

Yas Ağacı

Sulukule'den Kalanlar

Bahara İyi Dilekler Atölyesi

Sulukule'den Kareler

Gölgeler

Yas Ağacı ve Dokumalar

Süreç Dökümanlar

Sanatçılara Teşşekürler

SULUKULE SERGİSİ, HIDRELLEZ’DE AÇILIYOR.

İstanbul Kentsel Dönüşüm Projesi kapsamına alınarak, 2005’den bu yana binlerce sakini yerinden edilen ve hızla yıkılan Sulukule’nin, yıkım ve mücadele sürecini anlatan bir sergi açılıyor. Fotoğraflar, videolar, objeler, ve yazılı belgelerden oluşan sergi, 6 Mayıs 2009’da, Hıdrellez kutlanırken, Hafriyat Karaköy’de başlıyor.

İstanbul’da kentsel dönüşüm projeleri çerçevesinde kaybedilen birçok mahalleden biri olan Sulukule, yaklaşık 1000 yıllık bir Roman yerleşimi. Mahalle, yerel kimliği ve mimari özellikleriyle, İstanbul için çok önemli bir kentsel mekan oluşturuyordu. İstanbul’da belediye ve TOKİ işbirliği ile gerçekleştirilen, onlarca mahallenin yerinden edilme sürecinde, sadece fiziksel çevreye zarar verilmiyor, aynı zamanda kültürel-sosyal yapı ve topluluk kimliği de yok ediliyor. Bu kritik süreçte, Sulukule’nin kurtarılması için mücadele veren Sulukule Platformu, konunun insani, kentsel ve hukuki boyutlarına dikkat çekmek üzere yoğun bir biçimde çalışmalarını sürdürüyor. Türkiye’den ve birçok ülkeden çeşitli akademisyenler, araştırmacılar, basın, yayın kuruluşları ve sanatçılar, Sulukule’deki mücadeleye destek vermeye devam ediyor. Bu sayede, artık mahallenin büyük bölümü yıkılmış olsa da, Sulukule önemli bir gündem maddesi haline geldi. Kentsel dönüşüm sürecinin ve TOKİ uygulamalarının bir kez daha sorgulanması için bir işaret fişeği oldu. Sergide, Belediye ile kurulmaya çalışılan iletişim çabalarını belgeleyen dökümanlar, STOP girişimi tarafından hazırlanan alternatif kentsel plan, bölgede yapılan araştırmalar, basın taramaları,videolar ve fotoğraflarla yaşanan bu zorlu süreci ayrıntılarıyla anlatmayı amaçlıyor. Sulukule Platformu tarafından düzenlenen sergi, herşeyden önce Sulukule ve dönüşüm mağduru onlarca mahalle için, hala yapılabilecek birçok şeyin olabileceğini gösteriyor.

Sulukule için, mahalleler için..hala başka bir çözüm mümkün.

SULUKULE’Yİ ALDILAR

DARBUKAMI KIRDILAR!

Yenileme, Yersizleştirme, Sulukule


Comments Off

‘Gorunmez Canavar’ Orlan





Chuck Palanhuik’in cok sevdigim kitabi Gorunmez Canavarlar vucudun ve yuzun deformasyonu ve transformasyonunu ele alan plastik operasyonlar ve kimlikle ilgili olusturulmus inanilmaz bir hikayedir. Cinsiyetin bile bir goruntuden ibaret oldugunu soyleyen Palahnuik Bati kulturunun klasik estetik anlayisini sorguladigi bu kitapta 
tüketim toplumuna ve estetik operasyon kültürüne cok siddetli elestiriler getirir.  Ayni benzerlikte bir egilim gosteren baska bir sanatci ise Orlan’dir.

Cogu kadin genclesmek, guzellesmek hatta cesitli guzellik normlarina uyabilmek icin estetik cerrahiye basvururken Orlan bu estetik ameliyatlari guzellik kavramini sorgulamak ve yeniden olusturabilmek icin kullanir. Carnal art olarak adlandirdigi sanatsal performanslarinda,  vucudunu ve yuzunu yeniden bicimlendirir. Orlan’in performanslari Antik Yunan’in hikayelerinin farkli kadinlarinin en guzel parcalarini alarak, ideal kadin goruntusunu saglayabilmek icin olusturumus bir parodidir. Sanatci vucudun ‘degistirilmis bir hazir yapim’ olmasi gerektigini dusunur. Bedenini gozden cikartmis, onu neredeyse kurban etmistir. Tek derdi insan vucudunu degistirmek ve onu toplumsal bir tartismaya acmaktir. Hicbir seyin gorundugu gibi olmadigi dunyanin aynisini atolyesi olarak nitelendirdigi ameliyathanelerde yeniden olusturur. Aldigi morfinler sayesinde hic aci cekmiyor gibi gozukse de herzaman icin bir olum tehlikesiyle karsi karsiya gelen sanatci ayni Palahnuik’in kitabindaki karakterler gibi birer gorunmez canavardir.  Kisinin kimliginin yuzuyle ozdeslestigini dusunursek Orlan bu tanimi yikmak istercesine toplumsal otoritelere karsi gelerek kendini kimliksizlestirir.
Comments Off

Yüksel Arslan

SoylesiYüksel Arslan’ı günümüzün en ayrıksı sanatçılarından yapan, resmettiği konular ve kullandığı tekniğiyle özgün dili. Yapay renklere duyduğu nefret onu, tüm sanatsal yaşamı boyunca buna sadık kalacağı kan, sperm, yumu…

Comments Off

MADE IN GOD/MADE IN GDO

ilk linze geldigim zamanda kahve ve yemek kulturu farkli oldugu icin acayip zorlandim,acikcasi ben cocuklugumdan beri yemek secerim,bu bende bir rivayete gore annemin koyunde asiri yagli bir yemek sonrasi alerjiyle basgostermis,ozaman dan bu zamana ye…

Comments Off

"Centri/fugacions"

İspanya için iftar vakti Barcelona bu yıl İstanbul’u ve İslam’ı seçti. Aurelio Roman Conde 2009-09-20 20:56:47 …

Comments Off

, 2009-09-22 17:08:00

Ahmet Evren – Cumartesi19 Eylül 2009 Cumartesiİnsan Neyle Yaşar?Koç Grubu’nun “Bienal sponsoru” unvanıyla destek verdiği 11. Uluslararası İstanbul Bienali’nin afişlerindeki soru bu. Günlerdir başımı çevirdiğim her duvarda, İstiklal’…

Comments Off

Maddi Olmayan Emek üzerine Notlar II a

Kamil Şenol
Maddi olmayan emek teorilerinde ironik olan taraf , Marx’ın emek-değer teorisini reddetmeleridir. Bu reddediş Hardt ve Negri’nin maddi olmayan emek teorisinde açık olup, Lazzarato da ise biraz daha örtüktür: “Maddi olmayan emeğin hegemonyasında sömürünün, artık asıl olarak bireysel ya da kolektif emek zamanıyla ölçülen bir değere el koyma şeklinde gerçekleşmediğini;daha çok, müşterek emekle üretilen ve toplumsal ağlarda dolaştıkça daha da ortak hale gelen değerlerin gaspı biçimine büründüğünü savunacağız.”(Çokluk s.128)“…biyopolitik üretimin bir yandan ölçülemez olduğunu, zira nicelleştirilip sabit zaman birimlerine dökülemeyeceğini; diğer yandan da sermayenin asla yaşamın tamamını ele geçiremeyeceğini görürüz. Marx’ın kapitalist üretimde emek ve değer arasındaki ilişkiye dair fikrini gözden geçirmemizi gerektiren de budur.” (Çokluk s.163) “Maddi olmayan emek her şeyden önemlisi, ‘toplumsal bir ilişki’ (yenilik, üretim ve tüketim ilişkisi) üretir. Ancak bu üretimde başarılı olursa etkinliğinin ekonomik bir değeri olur.”(Lazzarato.MOE.s.234)

Hardt ve Negri’nin emek-değer teorisini reddedişleri açık olduğu için, biz burada Hardt ve Negri’nin argümanlarından hareketle meseleyi tartışıp, cevap vermeye çalışacağız. Bu cevap, örtük olarak emek-değer teorisini reddeden Lazzaraton’un argümanları için de kullanılabilir. Hardt ve Negri, Marx’ın kapitalist üretimdeki emek ve değer arasındaki ilişkiye dair fikrini gözden geçirmemizi istemelerini iki temel argümana dayandırırlar:

1) “Fabrika üretiminin düzenli ritimleri ve iş zamanıyla iş dışı zaman arasındaki net ayrımlar, maddi olmayan emek söz konusu olunca bulanıklaşır…yeni paradigma iş zamanı ile yaşama zamanı arasındaki ayrımın altını oyar.” (s.161.162)

2) Emeğin sömürüsü, “…müşterek emekle üretilen ve toplumsal ağlarda dolaştıkça daha da ortak hale gelen değerlerin gaspı biçimine..” bürünür.

Her şeyden önce belirtmek gerekiyor ki , Hardt ve Negri , kapitalist üretim tarzında değerin temel kaynağının emek olduğunu söylerler.(s161). Aslında bunu söylemeleri biraz da zorunludur, yoksa “maddi olmayan emek paradigması” anında çökerdi. Onların itiraz ettikleri, değer yasası günümüzde, Smith, Ricorda ve Marx’ın kavradığı biçimiyle geçerliliğini yitirmiştir[1]. Bugün, değerin temel ölçü birimi olarak zamansal emek birimini kullanmak anlamsızdır. Nedeni de ,maddi olmayan emek söz konusu olunca, fabrika üretim düzeninden farklı olarak iş zamanı ile iş dışı zaman arasındaki net ayrımların ortadan kalkmasıdır.

Microsoft gibi firmaların çalışanlarını günün büyük bölümünde ofiste tutmak için çalışma ortamını ev ortamına benzetmeleri veya “home office” dediğimiz çalışma biçimleri , yapılan işlerin genel niteliğinin proje esaslı olmasından kaynaklanır. Zaten maddi olmayan emek teorisyenleri, maddi olmayan emeğin temel niteliklerini sayarken, bu durumu aşağı yukarı şu kelimelerle şöyle ifade ediyorlar: Proje bazında, küçük üretim birimleri sadece o iş için bir araya gelir. Üretim döngüsü yalnızca kapitalist ihtiyaç duyduğunda başlar, ihtiyaç yani görev tamamlanınca, döngü tekrar, üretken kapasitesinin zenginleşmesini ve yeniden üretimini mümkün kılan ağlara ve akışlara geri çekilir. (Lazzarato MOE.s233).

“Proje” tabii ki güncel bir adlandırma.Proje dediğimiz şeyin eski tabir ile “parça başı” işten hiçbir farkı yoktur! Emek, zamana göre ücrette ,doğrudan devam ettiği süreyle ölçülürken, parça başı ücrette ise belli bir zaman diliminde somutlaştığı ürün miktarı ile ölçülür[2]. Ama deneyimle belli bir zaman diliminde ortalama bir verim ile ne kadar ürün alınacağı saptandığı için, ücretler ister zaman esasına göre, isterse parça başı ürüne göre tespit edilsin sonuçta ikisi aynı kapıya çıkar. Parça başı işte (aynı anlama gelmek üzere proje bazlı işlerde) emeğin niteliği ve yoğunluğu ücret tarafından denetlendiği için, işin ayrıca gözetlenmesi büyük ölçüde gereksiz hale gelmektedir[3]. Proje esasına dayalı işlerde, Hardt ve Negri’nin iddia ettiği gibi iş zamanı ile yaşama zamanı arasındaki ayrımın bulanıklaştığı doğrudur; ama bu iş süresinin genişlemesi ve yaşama alanına daha da tecavüz etmesi şeklinde gerçekleşir[4]. Evinde iş gören bir emekçinin, ortalama bir verim ile, parça başı yapacağı bir iş için harcaması gereken emeğin 4 saat olduğunu varsayalım.Başka bir deyişle bu iş için toplumsal olarak gerekli emek miktarının 4 saat olduğunu düşünelim.Bir günlük yaşam zamanı 24 saat olan bir emekçinin, bu iş için hangi 4 saatlik zaman dilimini kullandığının hiçbir önemi yoktur. Emekçi ,uyku, eğlence, dinlenme ve çalışma zaman dilimlerini istediği gibi ayarlayabilir. Emekçi için geniş bir hareket alanı ve özgürlük olarak görünen bu durum, kapitaliste ,emeğin normal yoğunluk derecesini daha kolaylıkla artırma olanağını verir.[5] Yoğunluğun yanı sıra, paranın sıcaklığı ve gücü ile süresini de uzatması mümkündür. Bunun diğer bir anlamı, yasal olarak sınırlanmış günlük çalışma saatinin( örn.günlük 7,5 saat) bir biçimde dışına çıkılması , yani delinmesidir.Hardt ve Negri maddi olmayan emek söz konusu olduğunda , zamansal emek birimlerinin niye kullanılmayacağına ilişkin diğer bir kanıt olarak “işçilerin iki yakayı bir araya getirmek için birden fazla işte didinip durmasını”, gösterir. Bunu ifade ederlerken maalesef hiçbir eleştirel tona rastlamazsınız! Günümüzde tüm kapitalistler , “esneklik” adı altında emek gücünün, üretim sürecinde, aynı elektrik düğmesine bastığında ışığın yanması ya da bir suyun vanasının açıldığında akması gibi istedikleri anda işe koşabilecekleri bir meta olmasını istiyorlar[6]. Bugünün emekçilerinin birden fazla işte çalışıp didinmesinin temelinde bu istek yatar.Bir emekçinin birden fazla işte çalışmasının anlamı şudur: herhangi bir kapitalist, birim saat üzerinden (günlük ücretin günlük çalışma süresine bölünmesiyle bulunur.Örneğin günlük ücreti 80 TL olan ve 8 saat çalışan birinin birim saat ücreti 10 TL dir) emekçiye ücret ödeyerek keyfine göre seçtiği saatlerde çalıştırırsa (part time gibi), şimdi artık emekçiden, emekçiye kendi varlığını sürdürmek için gerekli emek zamanını bırakmaksızın, ondan belli bir miktarda artı-değer sızdırabilir.[7] “Vahşi kapitalizm” denilen şey bundan başka ne olabilir ki?

Hardt ve Negri maddi emeğin ürünleri söz konusu olduğunda, o ürünleri kullanım değerlerinden ,yani maddi öğelerinden ve biçimlerinden soyutlayıp, hepsinde tek ve aynı tür emeği, soyut insan emeğini görebiliyorlar: “kapitalist üretimde, duvar işçisinin, kaynakçının, tezgahtarın özgül emeği birbirine denk ya da orantılıdır; çünkü bunların hepsi de ortak bir öğe olan soyut emeği, genel emeği, yani özgül biçiminden sıyrılmış emeği içerir.”(Çokluk S.161)
Ne oluyor da maddi olmayan emeğin ürünleri söz konusu olunca, soyut emek birden somut emeğe dönüşüyor.Bu Hardt ve Negri’nin teorisinde belirsiz olup, açıklanmaya muhtaçtır.Doğrusu ikna edici bir açıklama da bulamazsınız.Elbette somut emek söz konusu olduğunda, emek-değer teorisindeki soyut emeğin zamansal ölçü birimleri, hafta, gün, saat burada çalışmaz. Çünkü değer somut emek tarafından anlık olarak üretilmez, değer soyut emeğin nesneleşmesidir.[8]Metaların değer büyüklüklerini belirleyen onları üretmek için toplumsal olarak gerekli emek zamanıdır. Kapitalizmde yabancılaşmış sosyal ilişkileri belirleyen soyut hakimiyetin zaman boyutudur.Hardt ve Negri’nin argümanı hatalı bir öncüle ve somut emek, soyut emek ve değer arasındaki ilişkiye dair teorik kafa karışıklığına dayanmaktadır[9].

Hardt ve Negri’ye göre emek-değer teorisinin günümüzde geçersiz olduğunu kanıtlayan ikinci argüman, maddi olmayan emeğin, müşterek emekle üretilmesi ve toplumsal ağlarda dolaştıkça artan ve daha da ortak hale gelen değerin ölçülemez oluşu.Yazının uzunluğu yine tahminimizin çok üstüne çıktığı için, maddi olmayan emeğin üretiminin temel nitelikleri olan işbirliği, iletişim ve ortak paydanın emek-değer teorisinde bir revizyon gerektirip, gerektirmediğini bir sonraki yazıda tartışacağız.

[1] Doğrusu, Marx’ın değer teorisini Smith ve Ricardo’nun teorileriyle eş görmek baştan hatalıdır. Marx’ın teorisi onlarınkiyle kökten farklıdır. Marx, üretimin toplumsal biçimiyle ilgilenir, toplumsal olarak gerekli emek zamanı, emek ile emekgücü arasındaki ayrım, gerekli emek ve artı-emek gibi yeni kavramlar öne sürer.Bu söylediklerimizin ayrıntıları ve genel “çokluk” eleştirisi için bkz: David Camfield.Çokluk ve Kanguru:Hardt ve Negri’nin maddi olmayan emek teorisinin eleştirisi. Devrimci Marksizm Dergisi.Sayı 3.Yıl:2007.
[2] Karl Marx. Kapital Birinci Cilt. Sol Yayınları. Çev: Alaattin Bilgi. 8.Baskı 2007. S:526

[3] A.g.e. S:527

[4] David Camfield.Çokluk ve Kanguru:Hardt ve Negri’nin maddi olmayan emek teorisinin eleştirisi. Devrimci Marksizm Dergisi.Sayı 3.Yıl:2007. S.195. Bu yazının İngilizce versiyonu için bkz.

[5] Karl Marx. Kapital Birinci Cilt. Sol Yayınları. Çev: Alaattin Bilgi. 8.Baskı 2007. S:527

[6] Sungur Savran.Yalın üretim ve esneklik:Taylorizmin en yüksek aşaması. Devrimci Marksizm Dergisi.Sayı 3.Yıl:2007. S.168 .Sungur Savran ,bu benzetme için kaynak olarak Karl Hinrichs/William Roche/Carmen Sirianni’nin “From Standardization to Flexibility: Changes in the Political Economy of Working” yazısını gösterir.

[7] Karl Marx. Kapital Birinci Cilt. Sol Yayınları. Çev: Alaattin Bilgi. 8.Baskı 2007. S:519

[8] David Camfield.Çokluk ve Kanguru:Hardt ve Negri’nin maddi olmayan emek teorisinin eleştirisi. Devrimci Marksizm Dergisi.Sayı 3.Yıl:2007. S.197

[9] A.g.e. S.197

Comments Off

Röportaj: Ramazan Bayrakoğlu//1 KM. Sergisi/01

Hakan Kırdar: Söyleşiye İstanbul, Dirimart’ta geçen haftalarda açılan kişisel sergin hakkında konuşarak başlayalım istiyorum. Sergi öncesinde, sergiyi kurgularken hedeflediğin amaçlara ulaştığını düşünüyor musun? Serginin “sesi” ve “tonu” istediğin gibi gerçekleşti mi?

Ramazan Bayrakoğlu: “1 km” başlıklı sergim benim ikinci kişisel sergim, ilk kişisel sergim Galeri Akdeniz’de (Ankara) gerçekleşmişti, fakat o sergi için herhangi bir yeni çalışma üretmeyip elimdeki mevcut resimleri kullanmıştım. Dirimart Galeri’deki bu sergi ise başlığı, teması ile tamamen planlıydı ve çalışmaların tamamı bu sergi için üretilmişti. Kısacası gerçek anlamda ilk kişisel sergi diyebilirim bu sergiye. Doğal olarak özel bir önem taşıması gereken bir sergi olmalı diye düşünüyor insan, fakat ne yazık ki bütün çabama rağmen bu öneme denk düşecek bir sonuç çıkmadı ortaya.

Bunun çeşitli nedenleri var, öncelikle kumaş resimlerin normal bir tuval resmine göre çok zaman alan ve yorucu ara işlemleri var, bu hem emek hem zaman anlamında beni kısıtlıyor. Tek bir resmin ortaya çıkması bile oldukça zor. Bu sergi için bir yıl önceden “Merkezsiz” başlıklı ve daha büyük resimlerden oluşan bir kurgu planlamıştım, fakat çalıştığım galerinin katıldığı sanat organizasyonlarında yer almak için kesintisiz olarak başka resimler üretmek zorunda kaldım ve doğal olarak sergi için inanılmaz az bir zamanım kaldı. “Merkezsiz” sergisinden doğal olarak feragat ederek paket projelerden birisi uygulamaya koydum. Sonunda görsel günlük olarak kaydettiğim görüntülerden ve üç asistan arkadaşın yardımıyla böyle bir sergi çıkardım ortaya. Serginin böyle sıkışmış olması bir problemdi elbette, fakat asıl rahatsız edici olan serginin garip bir şekilde ideolojisiz görünmesiydi. Başka bir açıdan söylersek istemediğim bir şekilde dekoratif görünmesiydi. Sergiyi kurguladıktan sonra galeri içinde şöyle dolaşıp bir baktığımda, resimlerin kesinlikle ticari amaçlı peyzaj resimleri olarak algılanacağını düşündüm. Bu benim için olabilcek en kötü senaryoydu. Malzemenin bu duruma yatkınlığına rağmen hiç hesaplamadığım bir şeydi bu. Kısacası serginin derdi tam çıkmadı ortaya. Gerçi sergi boyunca kimseden bir eleştiri almadım, fakat buna rağmen kendi sergimden ikna da olmadım.

Öte yandan görseli oluşturan malzeme sanatçı olarak benim her zaman derdim olmuştur. Bu nedenle kumaş malzemesini de bir dil problemi olarak kabul ettiğimi söyleyebilirim. Bu malzemenin hem algı hem sanatsal dil düzeyinde nasıl bir fark yarattığı, ve hangi içerikle nasıl örtüştürülmesi gerektiğini keşfetmek sanatçı olarak benim temel hedefim. “1 km” sergisinin en büyük kazancı da bu konuda kendimi sınama imkanı sunması oldu. İlk defa bu sergide kumaş resimlerini bir grup halinde görme şansım oldu. Bu sergi üstümü başımı düzeltmeden önce aynada kendimi ilk gördüğüm anki gibi bir görüntü sundu bana, bundan sonra bütün süreç deforme olmuş yerleri düzeltmekle geçecek.

Comments Off

Maddi Olmayan Emek Üzerine Notlar I

Kamil Şenol

Maddi olmayan emek kavramının, günümüze ait üretim ilişkilerinde emeğin büründüğü biçimleri açıklayıp, açıklamadığından ziyade, belki de daha önemli yanı, “değer”in kaynağının emek olduğunu, tekrar gündeme getirmesidir. Çünkü sermayenin emeği biçimsel değil, gerçek manada boyunduruğu altına almasıyla birlikte, bir mistifikasyonu da yaymaya başlamıştı: değerin sermeyenin bir unsuru olduğu. İlk bakışta kültürel ürünleri , ya da nesnesiz ürün ve hizmetleri analiz etmede önemli açılımlar sağlayabileceği düşünülen bu kavramın (Bu satırların yazarı da, Vahit Tuna’nın 2008 Mayıs ayında gerçekleştirdiği Egzersiz sergisini, Maddi olmayan emek çerçevesinde ele alan bir yazı kaleme almıştır.), yazının ilerleyen bölümünde, bu işlevi çok ta yerine getiremediğini, bunun yerine “klasik” kavramları kullanmanın daha yararlı olacağını göstermeğe çalışacağım….. Bu cümleler ile başlayan yazının, Maddi olmayan emek kavramın, Türkçe’ye çevrilmiş iki kaynak üzerinden, (Maurizio Lazzarato.İtalya’da Radikal Düşünce Ve Kurucu Politika kitabı içersinde, Maddi Olmayan Emek makalesi. Otonom Yayıncılık.2005. Diğer kaynak ise Hard ve Negri’nin Çokluk kitabı, Ayrıntı Yayınları 2004) kısa bir özeti vs derken uzadıkça uzadığını fark ettim.Bu yüzden plan değişikliği yapıp, “blog”a kısa girişler halinde bir seriyle konuyu toparlamanın daha yararlı olacağına karar verdim. Böylece, bizi “yazı yollama” zaman aralığının genişliği ,yazınlarımızın uzunluğu ve sıkıcılığı dolayısıyla, “blog” yerine “web” yayınlamamız konusunda tavsiyede bulunan dostlarımızın eleştirilerini de dikkate aldığımızı göstermiş oluyoruz!

Maddi olmayan emeği , klasik üretken emek/üretken olmayan emek kavramı çerçevesinde ele alırsak, sorunun başlangıç noktasını Adam Smith’e kadar götürmek mümkün. Adam Smith bir emeğin üretken sayılabilmesi için bir nesnede veya satılabilir bir eşyada cisimleşmesi gerektiğini düşünüyordu: “Maiyetinde çalışan bütün sivil ve askeri memurlarla birlikte hükümdar, bütün ordu ve donanma, üretken olmayan işçilerdir. Bunlar kamu hizmeti görür; başkalarının yıllık emek ürünlerinin bir kısmı ile geçinirler”. “Hem en ağırbaşlı, en hatırı sayılır hem en hafif mesleklerden kimisi bu aynı sınıfa sokulmak gerektir. Kilise adamları, hukukçular, hekimler, her türlü edebiyatçılar; tiyatro oyuncuları, soytarılar, müzikçiler, opera şarkıcıları, opera köçekleri, v.b…” Hiçbiri üretken değildir çünkü “(…) hepsinin yapıtı hasıl oldukları anda ortadan kaybolur” “Topluluk içinde en saygı değer tabakalardan bazılarının emeği, sıradan hizmetçilerinki gibi, hiçbir değer hâsıl etmez; o emek harcandıktan sonra, sürüp giden, ileride karşılığına bir o kadar emek elde edebilecek herhangi devamlı bir nesne veya satılır eşya üzerinde kökleşip maddeleşmez”.[1] Bugün bulunduğumuz yerden geriye dönüp baktığımızda, Smith’in bu tanımlarının, doğru ve yanlış kategorileri bir arada barındırması nedeniyle anlamlı değildir. Marx , kapitalist üretim sürecini anlamlandırabilecek tutarlı bir üretken olma tanımının fiziksel büyüklüklerle ya da emeğin herhangi bir nesnede maddeleşmesi ile ilgili olmayacağını göstermiştir: “Kapitalist üretim, yalnızca meta üretimi değil, esas olarak artı-değer üretimidir. Emekçi, kendisi için değil sermaye için üretir.Bu nedenle, artık yalnızca üretmesi yetmez. Artı-değer de üretmek zorundadır.Bir tek, kapitalist için artı-değer üreten, böylece sermayenin genişletilmesi için çalışan emekçi üretkendir[2]. Maddi nesneler üretiminin dışında kalan bir alandan örnek alırsak, bir öğretmen, öğrencilerin kafaları üzerinde emek harcamasının yanısıra, eğer okul sahibini zenginleştirmek için de eşek gibi çalışıyorsa, üretken bir emekçi sayılır. Okul sahibinin, sermayesini, sosis fabrikası yerine öğretim fabrikasına yatırmış olması hiçbir şeyi değiştirmez. Demek oluyor ki, üretken emekçi kavramı, yalnızca, iş ile yararlı etki arasındaki, emekçi ile emek ürünü arasındaki bir ilişkiyi anlatmakla kalmıyor, aynı zamanda tarihsel gelişmeden doğan ve işçiye, doğrudan doğruya artı-değer yaratma aracı damgası vuran özgül bir toplumsal üretim ilişkisini de anlatıyor.Bu nedenle, üretken emekçi olmak talih değil talihsizlik eseridir.”[3]

Maddi olmayan emek tartışmaların gündeme gelmesinin bir nedeni de her alanda metalaşmanın derinleşmesidir.Bu derinleşmenin sonucu olarak, ekonomi, siyaset, kültür, ideoloji vb alanlarındaki klasik ayrımlar ortadan kalmıştır. Kapitalist üretim yalnızca meta değil, esas itibarıyla artı-değer üretimi olduğu için , ekonomi diğer tüm alanları artı-değerin yaratılacağı bakir alanlar olarak görüp, o alanlara nüfuz eder.Sadece A.B.D seçimlerinde, tanıtım ve reklam bütçelerini alan reklam ajansları durumlarını düzeltmiyor; ülkemizde de seçim dönemlerinde başta gazeteler olmak üzere ,reklam ajansları ve diğer mecralar (internet dahil) ,bu sayede ciddi anlamda kar elde ediyorlar.

[1] [Adam Smith (2006) [1776], Milletlerin Zenginliği (Hasan Ali Yücel Klasikler Dizisi, Türkiye İş Bankası Yayınları) (Çev.: Haldun Derin).S:358. Aktaran Yiğit Karahanoğulları Marx’ta Üretken Emek Kategorisi ve 1988-2006 Dönemi Türkiye Ekonomisi. Ankara Üniversitesi SBF Dergisi . 63-2]

[2] Üretken kelimesinin verimlilik ile olan ilişkisinden dolayı bildiğim kadarıyla, Marksist İktisatçı Nail Satlıgan “üretken emek” yerine , “üretici emek” kavramını kullanmayı öneriyor.Üretken kelimesinin dilimizde taşıdığı “pozitif” anlam düşünüldüğünde bu öneri daha bir hayatiyet kazanıyor.

[3] Karl Marx. Kapital Birinci Cilt. Sol Yayınları. Çev: Alaattin Bilgi. 8.Baskı 2007. S:484
Comments Off

-1 geçici ofis / -1 temporary office



“-1 Geçici Ofis” 

Hakkında:

Bu proje “-1 Güncel Sanat İçin Şebeke, İzmir” tarafından oluşturulmuş geçiçi ofistir ve güncel sanatın kritiğine, lokal, bölgesel tarih üretimine dair refleksler geliştirmeyi amaçlamaktadır. Borga Kantürk, Elmas Deniz, Deniz Gül ve Merve Şendil’in istanbul-izmir arası deneyimlerinin yarattığı pratik öğrenme ve uygulama sürecinden hareketle, ofis mekanında teori üretimine yoğunlaşılacak ve bir dizi konuşma, sergileme geliştirilecektir. -1 Geçiçi Ofis; Bilginin ve teorinin dolaşım networklerinin merkez akım, dışı kanallardan yayılmacı bir yol çizdiği günümüzde, farklı kaynaklardan kendi takipçilerine, kendi ağlarını kuran bu kişi ve üretim odaklarını, ortak bir zeminde toparlama amacındadır. Bu çatı altında, hedeflenen ortak zemin, güncel sanat üzerine üretilen geçişli bilginin(teorinin) kaydını tutma ve paylaşıma sokma adına referans noktası olmayı hedefler.

Sunumlar, Bu potansiyele odaklanmış 4 sanatçının, program kapsamında, kayıt tutma, haritasını çıkarma, taşınabilir ve paylaşılabilir bir güncel sanat pratiği ekseninde, yerel bellekler ve tarihten çeşitli örneklerde içerecektir.


-1 Güncel Sanat İçin Şebeke, İzmir, Nedir?

Lokale odaklanan,güncel sanatın bu cografya içerisinde hareketler için ortak zemin oluşturmaya ve bu sürecin kaydının tutulmasına öncülük etme hedefinde bir oluşumdur.

Bir çeşit şebeke modeli,genişletilebilir ağ.

İzmir kentindeki güncel sanat üretimlerinin sürdürülebilirliğini sağlamak amacıyla,bir grup sanatçı,tasarımcı tarafından kurulmuş bağımsız ve kar amacı gütmeyen bir oluşumdur.

Aynı zamanda bu bir acık çağrıdır. Bu şehir için yeni yazılmaya başlamış güncel sanat tarihine katkıda bulunmak isteyen Konuk,Misafir küratör,yazar,kolleksiyoner ve düşünürlere acele ve son derece sıcak bir davet içermektedir.

Amacı:

-1 güncel sanat şebeke”nin amacı daha önce söz konusu edilmemiş olan,İzmir şehrinin güncel sanat için genişletilebilir bir haritasını çıkartma çabasına girişmektedir. Bu kanalda üretim gösteren,sanatçı,yazar,tasarımcı,küratörleri ortak bir çatıda toplamak ve bu aktörler üzerinden gerçekleştirilen aktivitelerin yapılabileceği alanları işaretlemektedir.

Bu pratik bu güne odaklanmaz,geleceğe yönelik bir kayda geçirme sürecine de dairdir.Bir sonraki kuşak sanatçıların ve olası faaliyetlerinin gerçekleştirilebilmesi için zemini kazmak,ve alt yapı çalışmasına girişmek önemli bir misyondur. Onlara hareket kolaylığını ve güven sağlayacak bir geliştirilebilir esnek bir sistem önerisi sunmak seslerini duyurabilecekleri ana kaynağı oluşturmak,şehrin bu anlamdaki hareketliliğini daha fazla nefes alır duruma getirecektir.

Bu kayda geçirme süreci ile bu şehirde yasayan profesyonel/yarı profesyonel,kariyerinin ortasında,yeni başlamış pek çok kişi için faaliyetlerinin sürdürebilirliği adına dışarısı ile bağlantıları için bir açık referans,bir açık kaynak oluşturacaktır.

Bu haliyle de her türlü kurumsal ve bireysel geliştirilen güncel sanat için bir İzmir Altın rehberi olma iddiasını barındırmakta. Merkez üretim alanı, web sitesi olan bu şebeke,haritalandırma ve arşivleme çalışmaları haricinde,mekansız sanat pratikleri üzerine odaklanır. Kitap,sergi projeleri,sanat tartışmalarını ve fikirlerin dolaşımını sağlayan aracı alanlar,protokoller Bağımsız,Taşınabilir yer değiştirilebilir eklektik bir yapı içerisinde değerlendirmeye çalışacaktır.

Comments Off

"İngilizce Konuşamayan Sanatçı, Sanatçı Değildir."

Mladen Stilinovic, “İngilizce Konuşamayan Sanatçı, Sanatçı Değildir.” 1993Burak Delier-Kamil ŞenolBu blog’un hedefi sanat ortamında, kendi küçük mahallemizde bir örgütlenmenin teorik taşıyıcısı olmak. Fakat her geçen gün bunun ge…

Comments Off

Nasıl önem vermeli?

Destek Üzerine Konuşmaları

Cuma, 30 Ocak 2009, 18:30
Nasıl önem vermeli?: Jan Verwoert

Osmanlı Bankası Müzesi
Konferans Salonu
Bankalar Caddesi, 11, Karaköy

Platform Garanti Güncel Sanat Merkezi’nin “İstanbul Misafirleri Programı” kapsamında Türkiye’de bulunan mimar ve sanatçı Celine Condorelli’nin düzenlediği “Destek Üzerine” adlı konuşma dizisi Jan Verwoert ile devam ediyor.

Dizinin dördüncü buluşmasını oluşturan “Nasıl önem vermeli?” adlı konuşma, 30 Ocak 2009 Cuma günü saat 18:30’da, Osmanlı Bankası Müzesi’nde gerçekleştirilecek. Jan Verwoert bu konuşmasında, bizi siyasi etik sorusuna geri döndüren önem kavramının nasıl en belirgin destek unsuru olduğunu araştırıyor: “Şimdi ve gelecekte, kendimiz ve başkaları için daha iyi bir hayat yaratmak üzere ne yapılması gerektiğini nasıl bilebiliriz?” Borçluluk ve yetki arasındaki bağ doğrultusunda düşünmek için, Rus şair Anna Akhmatova’nın nasıl ve neden yazar olduğunu anlattığı hikayesini hatırlayalım. 1930 yılında oğlunun politik mahkum olduğu Leningrad hapishanesinin dışında bekleyen Akhmatova’ya, yine oğlu mahkum olan bir kadın tarafından bir soru yöneltilir: “Bunun hakkında konuşabilir misin?” Akhmatova, evet demesi gerektiğini – daha doğrusu diyebileceğini- fark eder ve o anda kendisini hem borçlu hem de yetki verilmiş bulur.

Kendini birşeye adama siyasetini uygulamak ve birşeyi yapabilmek için ehliyetinizin bir şartı olarak kendinizin bir başkasına borçlu olduğunu fark etmek, önem vermenin değerini kabul etmektir. Birşeyi yaparsınız çünkü başkasını veya başka birşeyi önemsiyorsunuzdur. Bu önemseme, size harekete geçme gücünü verir. Bu sadece önem verdiğiniz birisi veya birşey için harekete geçmemek sözkonusu olmadığından dolayı böyle değildir. Ya da gerçekten önemsediğiniz şey bunu gerektirdiğinden de böyle değildir. Buna değinmek bizi iki ayrı mücadeleyle karşı karşıya getiriyor:
1. Aracılığımızın koşullarını kendi ifadelerimizle tanımlayabilmek için anlamak ve
2. icra ettiren sosyal baskıya meydan okumak ve tüketimin baskıcı (kontrolcü) seçeneklerinin verdiği sözlerden kaçınmak için yardımcı olan başka bir aracılığı ve toplum düzenini hayal etmek.

Jan Verwoert Berlin’de yaşayan bir sanat eleştirmenidir. Munich Kunstverein’in danışma kurulu üyesi olmakla beraber İsveç’teki Umea Akademisi ve Londra’daki Kraliyet Sanat Akademisi’nde (Royal College of Art) güncel sanat ve teori alanlarında misafir profesörlük yapmaktadır. 2005′ten bu yana da Rotterdam’daki Piet Zwart Enstitüsü’nde ‘Imagined Communities’ seminerinde ders vermektedir. Yardımcı editörlüğünü yaptığı “Frieze” dergisinde çalışmanın yanı sıra, Afterall, Metropolis M, Springerin ve sanatçı kataloglarında güncel sanat üzerine sıkça yazılar yazmaktadır. Verwoert, hedonist, romantik, kişisel, duygusal, melodramatik ve nükteli olan, arzuyu ifade eden, kimliğin veya fanatik kollektifliğin yöntemleriyle uğraşan ve popüler kültürle ilgili çekici, değersiz, tuhaf veya sapkın olan herşeyi araştıran sanattan büyülenmiştir.

Garanti Galeri ve Platform Garanti’nin ev sahipliği yaptığı “Destek Üzerine” British Council tarafından destekleniyor.

Jan Verwoert konferansı Goethe Institute, İstanbul tarafından desteklenmektedir.

Comments Off

Muhtelif 04, 2008 Mehmet Dere söyleşisi

Adnan Yıldız/ Mehmet Dere ile söyleşi: Aut disce aut discede ADNAN: Sevgili Mehmet, sana yazmadan önce milliyetçi fıkraları düşünüyordum; şimdiye kadar duyduklarımın en feci olanı, bizi Avrupa Birliği’ne almamalarının asıl ned…

Comments Off

Muhtelif 04, 2008 Gerald Lidstone söyleşisi

Adnan Yıldız / Gerald Lidstone ile söyleşi Kim kimin için üretiyor? Muhtelif adına Adnan Yıldız, Goldsmiths’den finansman uzmanı ve strateji planlamacısı Gerald Lidstone ile Türkiye’nin geleceğine dair olası senary…

Comments Off