Viewing 1 to 20 of 30 items
Tag Archives: emli

Çağdaş Türk resminin önde gelen ismi Ömer Uluç 79 yaşında hayata veda etti.

İki yıldır kanser tedavisi gören ünlü sanatçı geçtiğimiz yıl iki büyük sergi açmış, Yapı Kredi Sanat Galerisi’ndeki son sergisine kanserle mücadelesinde yaşadıklarından haraketle ‘Parçalanmanın Kimyası’ adını vermişti. Uluç’un cenazesi cumartesi günü Bebek Camii’nde öğlen kılınacak cenaze namazından sonra Aşiyan Mezarlığı’nda toprağa verilecek. Son sergisi Parçalanmanın Kimyası’nda yer alan karakalem otoportresinin yanına Lucretius’un “Ölümün olduğu yerde  Full Article…

Comments Off

Yüksel Arslan’ın defterleri Yıldız’da

TÜRK sanat tarihi içinde önemli ve özel bir yeri olan sanatçılardan Yüksel Arslan’ın defterleri, YTÜ Sanat ve Tasarım Fakültesi’ne destek için Yüksel Sabancı Sanat Merkezi’nde. 7 Ocak’ta açılacak sergide Yüksel Arslan’ın halen santralistanbul’da devam eden retrospektif nitelikli sergisine paralel olarak sanatçının defterlerine ait kayıtlar dijital ortamda yer alacak. 1961′den bu yana yaşamını Paris’te sürdüren Yüksel  Full Article…

Comments Off

Canan Beykal: Sanat tüketimi

Ülkemizde sanat galericiliğinin tarihi tek tük sayıda 50’lerin ortamına rastlar, patlaması ise 70’li yıllara. 1975 yılında Yeni Ortam Gazetesi’nde yazılarımı yayınladığım köşede piyasa olgusu, özellikle galericilik üzerine bazı yazılarımın dönemin galericileri kadar sanatçılarının da öfkesine neden olduğunu, hatta bir yazımın adını çok iyi anımsıyorum.Bu yazıma, sanatçılara pek de hak etmedikleri bir onur payesi vererek “Promete  Full Article…

Comments Off

Alternatif Seçim Afişleri

17 Temmuz, 2007 – 30 Temmuz, 2007


Alternatif Seçim Afişleri

None

None

None

None

None

None

None

None

None

None

None

None

None

None

None

None

None

None

None

None

None

None

None

None

None

None

ALTERNATİF SEÇİM AFİŞLERİ

Hafriyat Karaköy üçüncü sergisini Alternatif Seçim Afişlerine ayırıdı. Ressam, yazar, çizer ve tasarımcıların, Türkiye’nin ajandasındaki en önemli olayı, seçimleri, bugünü, geçmişi ve geleceğiyle ele aldıkları çalışmalarından oluşan sergi 17 Temmuz da açıldı..

Alternatif seçim afişleri, sokak sanatçıları ve grafiticilerin bir önceki sergi için Hafriyat Karaköy’ün duvarlarına yaptıkları müdahalelerin üzerine asıldı. Böylece tıpkı seçimler sırasında sokaklarda karşılaştığımız gibi alt alta, üst üste afişlerle ve bol imgeyle dolu bir sergi oldu.

Pek çok sanatçı, tasarımcı ve yazar serginin seçimlerle aynı zamanda olmasından kesinlikle faydalanarak politikada neyi sevip neyi sevmediklerini, bu hayattan neyi isteyip neyi istemediklerini, siyasetin nasıl olması ve nasıl olmaması gerektiğini alternatif seçim afişleriyle ifade ettiler. Sergi kapsamında afişleri görülebilindiği gibi, kurulan sandıkta istediğiniz / istemediğiniz adaylar için oy da kullanılabilindi.

 


Comments Off

İstanbul’un orta yeri çağdaş sanat

Yeni yılda ‘kültür başkenti’ sıfatını taşımaya başlayacak olan İstanbul çağdaş sanatın farklı örneklerini sunan sergilere ev sehipliği yapacak

Comments Off

Intimate Revolt

6 Şubat, 2009 – 28 Şubat, 2009


Intimate Revolt

Gülbin-Özdamar

Flat..dream sequence

Vilma Samulionyte

Dorothea Bylica

Portre

Sitara İbrahimova

Zuzana Podolska

Natasha Kosmerl

Natasha Kosmerl

Natasha Kosmerl

Dorothea Bylica

“10 kadın fotoğrafçıdan Sergi: İntimate Revolt”

*Spot: Prag’da başlayan sergi serüveni Türkiye’de devam ediyor. Amerikalı, Çek, Litvanyalı, Azerbeycanlı, Slovak, Polonyalı, Slovenyalı, Alman, İsveçli ve Türk 10 kadının “kimlik” sorgulamasından oluşan ve Slovenya’dan sonra ülkemize gelen sergi Hafriyat Karaköy’de sergilenicek.

Çek Cumhuriyeti’nin ve Avrupa’nın en güzel ve özel şehirlerinden biri olan Prag’da bir araya gelen 10 kadın fotoğrafçının hikayesi Türkiye’de. Küratörlüğünü Gülbin Özdamar Akarçay’ın yaptığı sergi, günümüz küreselleşen dünyasında, hem kadın hem de fotoğrafçı olarak objektiflerini kendilerine doğrultmaları esasına dayanıyor. Eğitim gördükleri FAMU’da aldıkları küratörlük dersinde Akarçay’ın sunduğu projenin beğenilmesi ve bu projeyi okulun maddi olarak desteklemesiyle girişilen bu süreç devam ediyor. Fotoğrafçılardan bazılarının ülkelerine dönmesi, bazılarının ise çalışmak için başka ülkelere gitmesi ile yüz yüze görüşmeleri azalsa da bütün iletişim, sanal ortamda gerçekleşiyor. Sergi ilk Prag’da açılıyor, orada büyük beğeni topluyor sonra Çek Hükümeti’nden destek ödülü alıyor. Bu ödül serginin farklı ülkelerde düzenlenmesine olanak sağlıyor. 10 Kadın fotoğrafçı, 10 değişik biçimde kendilerine objektiflerini tutarak hem kendi kültürlerini, hem kadın olmayı hem de yaşadıkları problemleri anlatmaya çalışıyorlar. Ve diyorlar ki:

“”Her birimiz farklı ülkelerden geliyoruz ve kendimizi fotoğrafla ifade ediyoruz. Fotoğraf ayrılmaz bir parçamız. Hep başkalarını, olayları, kavramları anlattık fotoğraflarımızda, şimdi ise kendimizi anlatıyoruz tüm samimiyetimizle… farklı kültürlerden geliyor olmamız bizi ne kadar farklılaştırıyor? Din, dil, irk, kültürel birikimlerimiz ne kadar önemli kendimizi tanımlamamızda? ya da küreselleşmeden sıklıkla bahsettiğimiz şu günlerde hepimiz birbirimize mi benziyoruz acaba?”

Fotografçılar:

  • Gulbin Özdamar (Türkiye)
  • Molly Radecki (USA)
  • Vilma Samulionyte (Litvanya)
  • Dorothea Bylica (Polanya)
  • Kristyna Muller (İsveç)
  • Sitara Ibrahimova (Azerbeycan)
  • Zuzana Podolska (Çek Cumhuriyeti)
  • Natasha Kosmerl (Slovenya)
  • Katarina Bricova (Slovakya)
  • Michaela Kfir (Almanya)

Comments Off

Sulukule'yi Aldılar Darbukamı Kırdılar

6 Mayıs, 2009 – 31 Mayıs, 2009


Sulukule'yi Aldılar Darbukamı Kırdılar

Süreç Duvarı

Belgesel Filmler

Süreç Duvarı

Süreç Duvarı

Yas Ağacı

Sulukule'den Kalanlar

Bahara İyi Dilekler Atölyesi

Sulukule'den Kareler

Gölgeler

Yas Ağacı ve Dokumalar

Süreç Dökümanlar

Sanatçılara Teşşekürler

SULUKULE SERGİSİ, HIDRELLEZ’DE AÇILIYOR.

İstanbul Kentsel Dönüşüm Projesi kapsamına alınarak, 2005’den bu yana binlerce sakini yerinden edilen ve hızla yıkılan Sulukule’nin, yıkım ve mücadele sürecini anlatan bir sergi açılıyor. Fotoğraflar, videolar, objeler, ve yazılı belgelerden oluşan sergi, 6 Mayıs 2009’da, Hıdrellez kutlanırken, Hafriyat Karaköy’de başlıyor.

İstanbul’da kentsel dönüşüm projeleri çerçevesinde kaybedilen birçok mahalleden biri olan Sulukule, yaklaşık 1000 yıllık bir Roman yerleşimi. Mahalle, yerel kimliği ve mimari özellikleriyle, İstanbul için çok önemli bir kentsel mekan oluşturuyordu. İstanbul’da belediye ve TOKİ işbirliği ile gerçekleştirilen, onlarca mahallenin yerinden edilme sürecinde, sadece fiziksel çevreye zarar verilmiyor, aynı zamanda kültürel-sosyal yapı ve topluluk kimliği de yok ediliyor. Bu kritik süreçte, Sulukule’nin kurtarılması için mücadele veren Sulukule Platformu, konunun insani, kentsel ve hukuki boyutlarına dikkat çekmek üzere yoğun bir biçimde çalışmalarını sürdürüyor. Türkiye’den ve birçok ülkeden çeşitli akademisyenler, araştırmacılar, basın, yayın kuruluşları ve sanatçılar, Sulukule’deki mücadeleye destek vermeye devam ediyor. Bu sayede, artık mahallenin büyük bölümü yıkılmış olsa da, Sulukule önemli bir gündem maddesi haline geldi. Kentsel dönüşüm sürecinin ve TOKİ uygulamalarının bir kez daha sorgulanması için bir işaret fişeği oldu. Sergide, Belediye ile kurulmaya çalışılan iletişim çabalarını belgeleyen dökümanlar, STOP girişimi tarafından hazırlanan alternatif kentsel plan, bölgede yapılan araştırmalar, basın taramaları,videolar ve fotoğraflarla yaşanan bu zorlu süreci ayrıntılarıyla anlatmayı amaçlıyor. Sulukule Platformu tarafından düzenlenen sergi, herşeyden önce Sulukule ve dönüşüm mağduru onlarca mahalle için, hala yapılabilecek birçok şeyin olabileceğini gösteriyor.

Sulukule için, mahalleler için..hala başka bir çözüm mümkün.

SULUKULE’Yİ ALDILAR

DARBUKAMI KIRDILAR!

Yenileme, Yersizleştirme, Sulukule


Comments Off

450 Milyon Yıl Arkadaşlık

13 Eylül, 2009 – 15 Ekim, 2009


450 Milyon Yıl Arkadaşlık

Teneke Şehir

Game for the Earthlings

Bölüm 4  –  dünya müzesi ve 450 milyon yıl arkadaşlık

_ bir müze halinde dünyamızı da yanımızda götürme şansımız var mı?

_evrendeki her şey bir madde ve enerji karışımıdır arkadaşlar. Eğer dünyayı taşıyabilecek kadar güçlü enerjiyi yıldızlardan alıp absorbe edip, kullanırsak tabii ki mümkün.

_evet mümkün! Dünyayı alıp içindekilerle beraber…

_çelik halatlarla bağlayıp dünyanın yörüngesini değiştirebiliriz. Zaten ayın yörüngesi de her yıl dünyadan yarım santim uzaklaşmakta.

_dünyada birçok şey var. Piramitler var, Ayasofya var, daha birçok güzellikler…

_biz varız.

_biz varız ve ölümsüzlüğü de keşfetmişiz. Artık o kadar kalabalık değiliz, önemli. kaynakları daha az tüketiyoruz. Geliştirdiğimiz, kömür teknolojisiyle çalışan bu aletle dünyayı da yanımızda götürmek mümkün. Yeni dünyamız ekmekten yapılma.

_hiç aç kalmıyoruz.

_ben şimdiden yörüngede sallanışını görür gibiyim. Konularımız ilginç.. Ne atomudur ekmek atomu?

_genel organik bir yapıya bağlı olup, temel yapısı karbon, azot, hidrojen, bir miktar fosfor, biraz sülfür, yoğunluğu şeker.

_ve hareket halinde.

_ve hareket halinde.

_ DÜŞÜYOOOR! (ekmek küre düşer)

_gözlemleyebildiğimiz uzayın genişliği 450 milyon ışık yılı uzaklığa denk. Eğer güneşimiz sönünce dünyamızı da alıp gideceksek, 450 milyon ışık yılı sürecek yolculuk için ölümsüzlüğü bulmamız şart. Ve eğer bildiğimiz uzayın sınırlarını geçmek ve yeni yaşamlar bulmak üzere yola çıkıp, bu kadar uzun süre uzayda beraber yolculuk edeceksek, 450 milyon ışıkyılı boyunca iyi arkadaşlar olmamız gerekiyor.

_ devam edeceğiz evrenin sırlarını aydınlatmaya.


Comments Off

Diyarbakır’dan ‘mesaj’ var


ECE KOÇAL
yaşayan sanatçılar Şener Özmen ile Cengiz Tekin, ‘Orijinal Mesaj’ sergisiyle Batı’nın Doğu algısını ve güncel siyaseti sorguluyor

Diyarbakır’da yaşayan ve çalışan sanatçılar Şener Özmen (38) ile Cengiz Tekin’in (32), 2006-2009 yılları arasında birlikte ürettikleri ve ilk sergileri olan ‘Orijinal Mesaj’ sergisi, günümüz toplumsal-siyasal olayları üzerine düşünüyor ve düşündürtüyor. Birbirine bağlı dört videodan ve fotoğraflardan oluşan sergi, Türkiye’deki politik sıkıntılara geniş bir perspektif de sunuyor.

Şener Özmen öncelikle sergi ismini neden ‘orijinal mesaj’ koyduklarını açıklıyor: “2000′lerin başından bugüne dek Doğu’da üretilenlere İstanbul’dan klişeler yüklendi. Üretilenlerin bir mesaj vermesi gerekiyormuş gibi algılandı. Mesaj verilen yer ya bir sanat çevresi ya devlet katı olacaktı… ‘Orijinal mesaj’ aslında görünürde hiçbir şey iletmeyen, böyle bir derdi olmayan bir isim. ‘Aslında sizin ilettikleriniz kötü de, biz iyisini iletiyoruz’ da demedik.” Bu bir anlamda ‘Siz boşuna mesaj aramayın, biz kendi mesajımızı kendimiz veririz’ anlamına da geliyordu sanki…

Sergideki çalışmaların çoğunda toprak görüyoruz; kısacası toprağa bağlı bir durum var ama iki sanatçı sırf buradan hareketle serginin okumasının yapılamacağını anlatıyor: “Bazı şeyler çok klişeleşti. Bunlardan çıkmalı artık. Sergideki Bir Gün Bir T ve K videosunda da bu var. K’nın ve T’nin Türk mü, Kürt mü oldukları belli değil. Film böyle bir işaret vermiyor. Bir şeyden kaçıyorlar ama neden kaçtıklarını bilmiyoruz. Bir kavga ediyor, bir barışıyorlar. Biri bir şeyle uğraşırken, diğeri korkudan titriyor. En sonunda biri ölüyor gibi gözüküyor. Film, ilk bakışta ‘Noluyor burada?’ dedirtiyor. Bu, tam da önemli olan soru. Gerçekten o bölgede ne oluyor? Projeksiyonu oraya çevirip ‘Ne oluyor?’ demek gerekiyor.”

DERİN DEVLET HENDEĞİ

Cengiz Tekin’in Normalizasyon isimli çalışmasında, oturma odasındaki bir ailenin yanıbaşında bir hendek açıldığını görüyoruz. “90′lı yıllarda derin devlet söylemleri hayatımızda çok yer aldı. Gerçek bir travma yaşadık burada. Bu durum, evin insanlarının buluştuğu oturma odasında derin bir oyuk açtı” diyor Tekin. Sanatçıların bu son çalışmaları bir tür ‘iyileşme dönemi yapıtları’ olarak değerlendiriliyor. Bunun açıklamasını şöyle yapıyor Şener Özmen: “Uzun bir dönem, çok hızlandırılmış bir sanat pratiği vardı. Biz kendimizi birer sanat işçisi olarak gördük. Ve nitekim küratörler de bize devamlı ‘Çalışın,’ diyorlardı. O zaman hep yarım işler üretiyoruz; hep bir yerde kalan, bir şey söyleyecekmiş gibi davranan ama aslında bir şey söylememeye çalışan simgesel bir dil var. Şiir gibi, sürekli gizliyorsun. Çok derinlere gidersen, ana dil, baskı birçok şey çıkıyor içinden. O dönemde sorunlu, psişik işler çıkıyordu. Gelişme döneminde biraz geri çekilip hem sanata hem yaşadığımız topluma bakmamız, bize daha sağlıklı bakış açıları verdi. Poşunun içinden kafamızı çıkaramayabilirdik.”

Özmen ve Tekin’in en çok duydukları soru tabii ki Diyarbakır’da sanatçı olmakla İstanbul’da sanatçı olmak arasında ne gibi farklar olduğu… Şener Özmen soruyu şöyle yanıtlıyor: “Bu soruya şöyle cevap verilmeli: Çok kötü durumdayız, her şeyden yoksunuz. Oysa böyle bir şey yok. İstanbul’da kümelenmiş güncel sanat camiasının dikkatini çekmek için üretilen bir söylemdi. Bu söylemler artık midemi bulandırıyor. Gerçek hiç de öyle değil. ‘Sizler çok daha iyisiniz, çünkü her şey elimizin altında; bizler kötüyüz, çünkü elimizin altında bir şey yok,’ denildi. Bu düşünce biçimi üzerinden sanat üretenler var. Öyle bir şey yok. En kötü dönemde bile iş yaptık. Oradan kamera kiraladık, buradan film aldık.”

Sergi, 9 Aralık’a dek Tophane’deki Outlet// İhraç Fazlası Sanat’ta izlenebilir.
Tel: 0212 245 55 05


Comments Off

Diyarbakır’dan ‘mesaj’ var


Diyarbakır’da yaşayan sanatçılar Şener Özmen ile Cengiz Tekin, ‘Orijinal Mesaj’ sergisiyle Batı’nın Doğu algısını ve güncel siyaseti sorguluyor
Diyarbakır’da yaşayan ve çalışan sanatçılar Şener Özmen (38) ile Cengiz Tekin’in (32), 2006-2009 yılları arasında birlikte ürettikleri ve ilk sergileri olan ‘Orijinal Mesaj’ sergisi, günümüz toplumsal-siyasal olayları üzerine düşünüyor ve düşündürtüyor. Birbirine bağlı dört videodan ve fotoğraflardan oluşan sergi, Türkiye’deki politik sıkıntılara geniş bir perspektif de sunuyor.

Şener Özmen öncelikle sergi ismini neden ‘orijinal mesaj’ koyduklarını açıklıyor: “2000′lerin başından bugüne dek Doğu’da üretilenlere İstanbul’dan klişeler yüklendi. Üretilenlerin bir mesaj vermesi gerekiyormuş gibi algılandı. Mesaj verilen yer ya bir sanat çevresi ya devlet katı olacaktı… ‘Orijinal mesaj’ aslında görünürde hiçbir şey iletmeyen, böyle bir derdi olmayan bir isim. ‘Aslında sizin ilettikleriniz kötü de, biz iyisini iletiyoruz’ da demedik.” Bu bir anlamda ‘Siz boşuna mesaj aramayın, biz kendi mesajımızı kendimiz veririz’ anlamına da geliyordu sanki…

Sergideki çalışmaların çoğunda toprak görüyoruz; kısacası toprağa bağlı bir durum var ama iki sanatçı sırf buradan hareketle serginin okumasının yapılamacağını anlatıyor: “Bazı şeyler çok klişeleşti. Bunlardan çıkmalı artık. Sergideki Bir Gün Bir T ve K videosunda da bu var. K’nın ve T’nin Türk mü, Kürt mü oldukları belli değil. Film böyle bir işaret vermiyor. Bir şeyden kaçıyorlar ama neden kaçtıklarını bilmiyoruz. Bir kavga ediyor, bir barışıyorlar. Biri bir şeyle uğraşırken, diğeri korkudan titriyor. En sonunda biri ölüyor gibi gözüküyor. Film, ilk bakışta ‘Noluyor burada?’ dedirtiyor. Bu, tam da önemli olan soru. Gerçekten o bölgede ne oluyor? Projeksiyonu oraya çevirip ‘Ne oluyor?’ demek gerekiyor.”

DERİN DEVLET HENDEĞİ
Cengiz Tekin’in Normalizasyon isimli çalışmasında, oturma odasındaki bir ailenin yanıbaşında bir hendek açıldığını görüyoruz. “90′lı yıllarda derin devlet söylemleri hayatımızda çok yer aldı. Gerçek bir travma yaşadık burada. Bu durum, evin insanlarının buluştuğu oturma odasında derin bir oyuk açtı” diyor Tekin. Sanatçıların bu son çalışmaları bir tür ‘iyileşme dönemi yapıtları’ olarak değerlendiriliyor. Bunun açıklamasını şöyle yapıyor Şener Özmen: “Uzun bir dönem, çok hızlandırılmış bir sanat pratiği vardı. Biz kendimizi birer sanat işçisi olarak gördük. Ve nitekim küratörler de bize devamlı ‘Çalışın,’ diyorlardı. O zaman hep yarım işler üretiyoruz; hep bir yerde kalan, bir şey söyleyecekmiş gibi davranan ama aslında bir şey söylememeye çalışan simgesel bir dil var. Şiir gibi, sürekli gizliyorsun. Çok derinlere gidersen, ana dil, baskı birçok şey çıkıyor içinden. O dönemde sorunlu, psişik işler çıkıyordu. Gelişme döneminde biraz geri çekilip hem sanata hem yaşadığımız topluma bakmamız, bize daha sağlıklı bakış açıları verdi. Poşunun içinden kafamızı çıkaramayabilirdik.”

Özmen ve Tekin’in en çok duydukları soru tabii ki Diyarbakır’da sanatçı olmakla İstanbul’da sanatçı olmak arasında ne gibi farklar olduğu… Şener Özmen soruyu şöyle yanıtlıyor: “Bu soruya şöyle cevap verilmeli: Çok kötü durumdayız, her şeyden yoksunuz. Oysa böyle bir şey yok. İstanbul’da kümelenmiş güncel sanat camiasının dikkatini çekmek için üretilen bir söylemdi. Bu söylemler artık midemi bulandırıyor. Gerçek hiç de öyle değil. ‘Sizler çok daha iyisiniz, çünkü her şey elimizin altında; bizler kötüyüz, çünkü elimizin altında bir şey yok,’ denildi. Bu düşünce biçimi üzerinden sanat üretenler var. Öyle bir şey yok. En kötü dönemde bile iş yaptık. Oradan kamera kiraladık, buradan film aldık.”

Sergi, 9 Aralık’a dek Tophane’deki Outlet// İhraç Fazlası Sanat’ta izlenebilir.
Tel: 0212 245 55 05

ECE KOÇAL 08.12.2009

Comments Off

2. SÖBÜTAY ÖZER RESİM YARIŞMASI

2. SÖBÜTAY ÖZER RESİM YARIŞMASI
Uzun yıllar Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümü Resim-İş Eğitimi Anabilim Dalı öğretim üyesi olarak görev yapan, başarılı eğitimciliği ile pek çok öğrenci yetiştiren, aynı zamanda çağdaş resmimizin önemli isimlerinden olan Söbütay Özer ( 1949-2007) adına ÇAĞSAV (Çağdaş Sanatlar Vakfı) ve CER MODERN ( Cer [...]

Comments Off

TophaneArtWalk@SABAH

Sanatın yeni adresi: Tophane
ECE KOÇAL

Yaklaşık bir yıldır pek çok sanat galerisi Tophane’nin yolunu tutmaya başladı. Birbirlerine yürüyüş mesafesinde olan bu galeriler, ‘Tophane art walk’ diye bir oluşum başlattı
Çok değil bundan birkaç yıl önce İstanbul’un bazı semtlerine adım atmaya bile korkanlar, şimdi buralarda bir ev veya işyeri sahibi olmak için birbirleriyle yarışıyor. Önce Cihangir, ardından Galata ve Asmalımescit, bu değişimden nasibini aldı. Şimdi sırada Tophane var gibi… Yaklaşık bir yıldır Tophane’nin arka sokaklarına akın eden sanat galerileri bunun göstergesi. Şimdilik bu semtte şık restoranlar veya barlar yok, ama gidişat bunu gösteriyor. Tophane’ye sanat galerilerinin gelmeye başlamasının en önemli sebebi, kuşkusuz İstanbul Modern’in ve Antrepo’nun buraya çok yakın olması. Ardından pek çok sergi için mekân işlevi gören Tütün Deposu’nun da hizmete girmesi buradaki hareketliliği artırdı. Bugünlerde Antrepo ve Tütün Deposu’nda bienalin bulunması da bölgeye ayrıca dikkat çekiyor.

SEMTİ KEŞFETME GİRİŞİMİ
Tüm bunlardan yola çıkarak Tophane’deki iki galerinin sahipleri (Outlet’ten Azra Tüzünoğlu ve Pi Artworks’tan Yeşim Turanlı) bu semti bilmeyenlere keşfettirmek için bir girişim başlattı: Tophane art walk. Burada birbirine yürüyüş mesafesinde pek çok galeri, müze ve sanat kurumu olduğuna dikkati çekmek istediler ve bu mekânları da bir haritada göstermeye karar verdiler. Üstüne üstlük buradaki altı sanat galerisini örgütleyerek bu sezon ilk sergilerini aynı tarihte açtılar. Yeşim Turanlı, Tophane’ye gelme hikâyelerini şöyle anlatıyor: “Pi Artworks, 1998′den beri Ortaköy’deydi. Eylül 2008′de, Tophane’de, biri Boğazkesen Caddesi’nin üzerinde, diğeri ara sokakta olmak üzere iki mekân açtık. Ortaköy, 2003′e kadar çok güzeldi. Ama sonra galeriye gelen izleyici sayısı düşmeye başladı. Günde neredeyde üç-beş kişi geliyordu artık. Ama burada günde 40′ın altına inmiyor. Son yıllarda İstanbul’a olan ilgi artmaya başladı; yabancılar geliyor, Galerist’in Mısır Apartmanı’na geçmesi ve İstanbul Modern’in açılmasıyla birlikte bu tarafa bir kayma oldu. Bienal mekânları zaten uzun zamandır buradaydı. Biz de buraya gelmeye karar verdik. Burası çok ham bir bölge; çöpler bir toplanıyor, bir toplanmıyor. İstiklal Caddesi’nin bu kadar yakınında ama İstiklal’den bu kadar kopuk ve gelişmemiş… İstiklal Caddesi’yle İstanbul Modern’i bağladığı için de çok aktif.” Azra Tüzünoğlu ise bu galeriyi açtıklarında Tophanelilerin ilk başta ne yaptıklarını anlamadıklarını anlatıyor: “Önce uzak durdular, sonra içeri girmeye başladılar. Önce çocuklar geldi; burada neler olduğunu çok merak ettiler. Bu civarda çok fazla okul var ve burada yaşayan çocuklar da hep sokakta. Önce çocukları kazandık, sonra onlar annelerini getirmeye başladılar. Baktılar ki biz zararsız insanlarız, bizi kabul ettiler. Şimdi bizi de bu mahallenin bir parçası olarak görüyorlar.” Bunlara paralel olarak Tophane de değişiyor tabii ki… Galericiler bile bir yılda kendi gözleriyle buna şahit olmuşlar: “Burada biblo toptancıları çoktu, yavaş yavaş gidiyorlar. Her kapanan mağazanın yerine daha temiz mekânlar açılıyor.” Bu arada pek çok bina restore ediliyor, hatta Tophane-i Amire’nin arkasında bir butik otel açılacağı söyleniyor. Kısa zaman içinde Orhan Pamuk Müzesi’nin de açılması buraya ayrı bir hareket getirecek kuşkusuz. Şimdiden özellikle yabancı sanatseverler galeri sahiplerine bu müzeyi soruyormuş.

YAYA TRAFİĞİ ÇOK FAZLA
Çukurcuma Caddesi’nde yer alan Hayaka Artı, aslında sanatçı Dilara Akay’ın atölyesi. Ama bir galeriyi andırıyor. Akay, “Burası ticari bir galeri değil, bir sanatçı platformu. Ben de içinde bir sanatçıyım. Bienalle eşzamanlı olarak veya diğer sanat yoğunluğu olan zamanlarda burayı galeriye çeviriyoruz,” diyor. Bir yıl önce bu mekânı açtığını söyleyen Akay, Tophane’nin önemini şöyle anlatıyor: “İstanbul Modern’in, Antrepo’nun, İstiklal Caddesi’ndeki galerilerin yoğunluğu, bu arayı da doldurmamıza sebep oldu. Çünkü burada çok yaya trafiği var. Galeriler açılıştan açılışa gezilir. Burası her gün geziliyor. Bu mahallenin çocuklarıyla çalışmalar yapıyoruz. Geçen yıl mayıs ayında 15 çocuğun katıldığı bir resim atölyesi yaptık. Bu yıl, haftada bir galeri ve müzeleri gezdirme projemiz var. Çocukların bizimle etkileşime geçmeleriyle birlikte gündelik kullandıkları lisan bile değişti. Öğretmenlerini görünce nasıl toparlanıyorlarsa, bizi görünce de aynı…”

DİNLENME MOLASI
Bu kadar serginin arasında insan biraz oturup dinlenmek istiyor tabii… Ama Tophane’de gezerken öyle şık restoranlar, kafeler bulacağınızı sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Sahildeki nargilecilerde çay-kahve keyfi yapabilirsiniz. Biraz ileride yer alan kuru fasulyeci Fasuli, burada en lezzetli yemek yiyebileceğiniz mekân. Fasuli’de Doğu Karadeniz’e dair pek çok lezzet bulabilirsiniz. Boğazkesen Caddesi’ne girdiğinizde solunuzda bulunan Babeyn Cafe, terasıyla dinlenme molası vermek için hoş bir mekân. Karşısındaki tantunicide de hızlı bir yemek yiyebilirsiniz. Daha şık mekânlar arıyorsanız, önerimiz İstanbul Modern’in kafesi. Ayrıca Cihangir ve Galatasaray, baş dakikalık yürüyüş mesafesinde. Buralarda istediğiniz kadar mekân bulabilirsiniz.

Comments Off

24 Ekim Konferansı

Gösteri Çağında Estetik ve Siyaset
Nikos Papastergiadis
24 Ekim Cumartesi, 14:00
Garanti Galeri – Platform Garanti
İstiklal Caddesi 115

Garanti Galeri ve Platform Garanti, 24 Ekim Cumartesi günü saat 14:00′te, Sosyolog Nikos Papastergiadis’in katılacağı “Gösteri Çağında Estetik ve Politika” başlıklı bir konuşma düzenleyecek. Papastergiadis konuşmasında, günümüzde sanat ve politika ilişkisini; düşünür Jacques Ranciere ile Gerald Raunig’i karşılaştırarak ele alacak. Ranciere, günlük hayatta avangard deneyim, görsel ve yazınsal temsiliyet konularındaki önemli metinleriyle tanınıyor. Gerald Raunig ise kozmopolit politik ve estetik bilinçle çerçevelenen, sanatsal ve aktivist iletişim teknikleri arasındaki kesişmeden etkilendiğini belirtiyor.

Papastergiadis’e göre: “Modern tarih boyunca sanatsal, politik ve felsefi söylemlerde var olan sosyal düzene karşı ortak bir memnuniyetsizlik ifadesiyle karşılaşırız. Hepsi, insan potansiyelinin kısıtlandığı önermesini çıkış noktası olarak alır. Kısıtlayıcı güçlerin ve öznellik biçimlerinin tanımlanmasında birbirlerinden farklı yaklaşımları olsa da, hepsi alışkanlıklar, normlar ve kurallar tarafından zorlanan, algısal ve gerçek baskıların ortadan kaldırılması amacını güder. Bu esas amacın içinde, benim kozmopolit imge olarak adlandırdığım hayal/vizyon bulunur. bu, modern kültür genelinde süregelen gönüllü sürgünün olumlayıcı tarafıdır”.

Nikos Papastergiadis, Melbourne Üniversitesi (Avusturalya) ve Cambridge Üniversitesi’nde (İngiltere) eğitim gördü. Australia Centre at the University of Melbourne’de Kültür ve İletişim Bölümü’ne geçmeden önce aynı üniversitede yardımcı yönetmen olarak görev yapıyordu. The Victorian College of Arts, the Centre for Ideas’da bölüm başkanı olup Manchester Üniversitesi’nde sosyoloji dersleri vermektedir. Yayınları arasında Spatial Aesthetics: Art, Place and the Everyday (Rivers Oram Press, 2006), Metaphor + Tension: On Collaboration and its Discontents (Artspace Publications, 2004), The Turbulence of Migration (Polity Press, 2000) bulunmaktadır.

Konuşma dili İngilizce olacaktır.

Comments Off

Pilvi Takala "Hakiki Pamuk Prenses" @ Antijen Tasarım

08, 09 – 18, 09 2009MASA’nın Eylül ayında Pilvi Takala ile Antijen Tasarım dükkanında konumlanacak. Sanatçı, Disneyland Paris’de yaptığı eylemin video kayıtlarını Masa’da gösterecek.Pilvi Takala, çalışmalarında sıklıkla yar…

Comments Off

İstanbul Off Spaces // Kunstraum Kreuzberg/Bethanien


İstanbul-Off-Spaces
Bağımsız Sanat Mekan ve Grupları Diyaloğu
Sergi ve etkinlikler

Açılış: 3 Temmuz 2009, Cuma, 19:00
Sergi süresi: 4. Temmuz – 16. Ağustos 2009

Kunstraum Kreuzberg/Bethanien’de gerçekleştirilecek sergi ve etkinlikler projesi İstanbul-Off-Spaces ile, birkaç yıldır gelişen bir olguya, İstanbul’da sayıları giderek artan ve önem kazanmaya başlayan, ticari olmayan bağımsız proje ve sanat mekanlarına, dikkat çekmek istiyoruz.
Etkinliğin amacı, İstanbul’daki projeler ve çalışanları ile diyaloğa girmek ve Berlin’de, kendilerini ifade edebilecekleri bir platform sunmaktır.
İstanbul’daki sanat mekanları, sivil toplum diskurlarının önemli alanlarını oluşturuyorlar. Gerek giderek yoğunlaşan uluslararasılaşma, gerekse artan bağımsızlık ve özgüven sayesinde, mekanlar, yayınevleri, dergiler ve çağdaş güzel sanatların aktörleri, İstanbul’daki toplumsal ve politik tartışmaların öne çıkan öğeleri haline geldiler.
Sergideki sanatsal çalışmalar ve dokümantasyonların yanısıra, özellikle söyleşiler ve konferanslarla da İstanbul’daki kültür politikalarının aktörlerinin mercek altına alması amaçlanıyor. Gazete formatında çıkarılan yüksek tirajlı bir yayın sergiyi duyuracak, aynı zamanda sürekli dönüşen ve giderek gelişen sözkonusu bu kültürel olguya görsellik kazandıracaktır.

Stéphane Bauer und Sencer Vardarman

Istanbul-Off-Spaces
Independent Art Spaces in Dialogue
Exhibitions and Events

July 4 through August 16 2009

Opening: Friday, July 3, from 7 p.m.
Welcome Address: Dr. Franz Schulz, District Mayor Friedrichshain-Kreuzberg

Istanbul-Off-Spaces exhibition and event in Kunstraum Kreuzberg/Bethanien is meant to draw attention to a phenomenon that has arisen in recent years: the increasing number and growing influence of project groups and independent non-commercial art spaces in Istanbul.
In Istanbul, art project spaces act as important locations for social discourse and discussions about civil society. As a result of increasing internationalization, but also as a consequence of growing independence and burgeoning self-awareness, locations, publishers, magazines and players in the field of contemporary visual arts have established themselves as outstanding elements of social and political discourse in Istanbul.
The activities in Berlin are aimed at initiating a dialogue between these projects and their protagonists offering a presentation platform in Berlin.

Stéphane Bauer and Sencer Vardarman

Comments Off

Röportaj: Ramazan Bayrakoğlu//1 KM. Sergisi/02

Hakan Kırdar: Samimi cevabından dolayı teşekkür ederim. Genelde bir sanatçıdan bu kadar açık bir kişisel sergi yorumu duymak çok sık rastlanan bir durum değil.

Serginin seni ikna etmediğini düşündüğün an, resimleri asıp, serginin bütününe bakabildiğin, telafisi artık mümkün olmayan bir an. Proje bazlı sergilerin temel sorunu da bu olsa gerek. “Serginin derdi tam çıkmadı ortaya” dedin. Neydi serginin asıl derdi?

Ramazan Bayrakoğlu: Bir sergiyi bir romanın kurgusuna benzetebilirim, öncelikle bir romanı okuyup tamamladığında bütünden kaynaklı bir ruh hali hissederim, romanın bana verdiği auradır bu. Öte yandan romanı ne kadar dikkatli okursam okuyayım, baştan sona kesintisiz olarak hatırlamam mümkün değildir. Bir bütün olarak aklımda tutamasam da vurucu olduğunu düşündüğüm noktaları hatırlarım. Bence sosyal psikolojiden anlayan bir roman yazarı da okuyucuyu buna göre yönlendirir. Bu noktalar taşıyıcıdır, romandaki diğer detaylar olay bütünlüğü ve sürekliliği için gerekli daha düşük uyarıcı bölümlerdir. Bir serginin kurgusu da bence aynen böyle bir şeydir. Sergi tek tek yapıtlardan bağımsız genel kapsayıcı bir duygu bırakmalı ve aynı zamanda bazı çalışmalar da spot olarak zihninde yer etmelidir. 1 km sergisinde bu genel auranın daha güçlü olması için çalışmaların boyutunun biraz daha büyük olması gerektiğini, ek olarak 10 yerine yaklaşık 13 resim olması ve hiçbirinin önünde cam olmaması gerektiğini söyleyebilirim. Galeri hacmi ile resim boyutu arasındaki denge çok önemli çünkü. Bu biraz aksadı diye düşünüyorum.

Öte yandan serginin ideolojik boyutunun anlaşılamayacağını belirmiştim. Burada kastettiğim günlük ideoloji bağlamında bir şey değil, kastettiğim şey resme dair bir durumun doğasını bozmaktır. Örneğin yağlıboyanın doğasını bozmaktır, resim boyutunun doğasını, kompozisyon, renk algısının doğasını bozmaktır. Ya da alışılagelmiş konu ve temaların doğasını da bozmaktır.

Örneğin resim sanatında genel çıplaklık algısı, genel bir peyzaj algısı vardır, sanatçının bu genel algıyı bozma çabası ideolojik bir açılımdır. Resmi, sanat yapan durum bence bununla ilgilidir, sanat nasıl genel algının doğasını bozmaya yöneliyorsa süs veya zanaat olanda bu doğayı korumaya ısrarla korumaya çalışır. Bu yüzden süs ve zanaat sanata dönüşmez. Fakat süs ve zanaatın doğasını bozma çabası sanatsal bir eylemdir. Daha genel söylersek sanatla ilgili veya değil, doğası bozuma uğratılmış her durum sanatsal algı potansiyeline sahiptir. Söylemek için yerimidir bilmiyorum ama güncel dediğimiz bir sürü sanat çalışması bu durumu kullanmaya yöneliktir ve üstelik bunun en kaba halini kullanır, doğal olarak bunlara kaba ideoloji de diyebiliriz.

Ben bu sergide resmin boya ile olan ilişkisini ve dijital görüntünün teknolojik algısını dikişi kullanarak bozmaya çalıştım. Sanırım en başarılı olanda bu durum oldu. Bu o kadar iyi oldu ki herkes buna kilitlendi. Fakat peyzaj görüntüleri sıradan kent peyzajlarının ötesinde bir ruh halinin karşılığı olarak fotoğraflanmış ve resme dönüştürülmüştü. Dikiş burada resmin aleyhine işleyerek bu ruh halinin görülmesini engelledi. Boyutları biraz daha büyük tutabilseydim dikişin bu negatif etkisini engelleyebilir aynı zamanda genel peyzaj algısının doğasını bozabilirdim. Fakat maalesef dijital malzemenin olanakları sadece bu boyuta izin veriyordu.

Comments Off

İstanbul-Off-Spaces

İstanbul-Off-Spaces
Bağımsız Sanat Mekan ve Grupları Diyaloğu
Sergi ve etkinlikler

Açılış: 3 Temmuz 2009, Cuma, 19:00
Sergi süresi: 4. Temmuz – 16. Ağustos 2009

Kunstraum Kreuzberg/Bethanien’de gerçekleştirilecek sergi ve etkinlikler projesi İstanbul-Off-Spaces ile, birkaç yıldır gelişen bir olguya, İstanbul’da sayıları giderek artan ve önem kazanmaya başlayan, ticari olmayan bağımsız proje ve sanat mekanlarına, dikkat çekmek istiyoruz.
Etkinliğin amacı, İstanbul’daki projeler ve çalışanları ile diyaloga girmek ve Berlin’de, kendilerini ifade edebilecekleri bir platform sunmaktır.
İstanbul’daki sanat mekanları, sivil toplum diskurlarının önemli alanlarını oluşturuyorlar. Gerek giderek yoğunlaşan uluslararasılaşma, gerekse artan bağımsızlık ve özgüven sayesinde, mekanlar, yayınevleri, dergiler ve çağdaş güzel sanatların aktörleri, İstanbul’daki toplumsal ve politik tartışmaların öne çıkan öğeleri haline geldiler.
Sergideki sanatsal çalışmalar ve dokümantasyonların yanı sıra, özellikle söyleşiler ve konferanslarla da İstanbul’daki kültür politikalarının aktörlerinin mercek altına alması amaçlanıyor. Gazete formatında çıkarılan yüksek tirajlı bir yayın sergiyi duyuracak, aynı zamanda sürekli dönüşen ve giderek gelişen sözkonusu bu kültürel olguya görsellik kazandıracaktır.

Stéphane Bauer ve Sencer Vardarman

Katılan Gruplar
5533, Apartman Projesi, Artık Mekan, atılkunst, daralan, Hafriyat-Karaköy, Kurye, Masa Projesi, Nomad & Upgrade!İstanbul, Oda Projesi, xurban_collective

Hauptstadtkulturfonds destegi ile gerçeklestirilen bir Kunstraum Kreuzberg/Bethanien projesi.
Konsept: Stephané Bauer ve Sencer Vardarman.

Istanbul-Off-Spaces
Independent Art Spaces in Dialogue
Exhibitions and Events

July 4 through August 16 2009

Opening: Friday, July 3, from 7 p.m.
Welcome Address: Dr. Franz Schulz, District Mayor Friedrichshain-Kreuzberg

Istanbul-Off-Spaces exhibition and event in Kunstraum Kreuzberg/Bethanien is meant to draw attention to a phenomenon that has arisen in recent years: the increasing number and growing influence of project groups and independent non-commercial art spaces in Istanbul.
In Istanbul, art project spaces act as important locations for social discourse and discussions about civil society. As a result of increasing internationalization, but also as a consequence of growing independence and burgeoning self-awareness, locations, publishers, magazines and players in the field of contemporary visual arts have established themselves as outstanding elements of social and political discourse in Istanbul.
The activities in Berlin are aimed at initiating a dialogue between these projects and their protagonists offering a presentation platform in Berlin.

Stéphane Bauer and Sencer Vardarman

Sanatçılar/Artists
Alperen Kahraman-Ozan Tüzün
Sesil Beatris Kalaycıyan
Evrim Kavcar

Untitled from evrim kavcar on Vimeo.

Comments Off

Gijs van Oenen: Mimarlık, Güvenlik ve İnterpasivite

“Disiplinlerötesi” Konferans Dizisi – 10:

2 Nisan, Peşembe, 17:30
İTÜ Mimarlık Fakültesi (Taşkışla-Taksim) Salon 109

Garanti Galeri-Platform Garanti’nin ortaklaşa düzenlediği “Disiplinlerötesi” konferans dizisi Gijs van Oenen ile devam ediyor. İTÜ Mimarlık Fakültesi işbirliğiyle 2 Nisan Perşembe günü saat 17:30’da gerçekleştirilecek konferansın başlığı Mimarlık, Güvenlik ve İnterpasivite.

Güvenlik, günümüz toplumlarının en önemli kaygılarından biri. Gijs van Oenen bizim için bu kaygının adeta bir takıntı haline nasıl ve neden geldiğini anlatıyor. 1980’lere kadar güvenlik görece daha az dert edilirdi. Ancak topluma yönelik dış tehditler, özellikle de nükleer santralların oluşturduğu tehlike, güvenlik konusunu gündeme taşıdı. 1980’lerin ortasında ise ‘risk toplumu’nun ortaya çıkışıyla güvenlik, hızla toplumsal ve politik bir anahtar kavrama dönüştü. Bu dönüşüm, suç korkusu ve özellikle ekonomik, toplumsal ve teknolojik ‘riskler’in farkındalığındaki artışa bağlıydı. Toplumun artık ‘kontrol’ edilmesi gerekiyordu. Ne var ki katı devlet kontrolü, özgürlükçü yurttaşlık, demokratik katılım ve interaktif politikalar gibi güncel kavramlarla pek de örtüşmüyor. Güvenliğin arttırılmasına yönelik arzunun tetiklediği savunmacı önlemler yeterli bir yurttaşlık yapısının zayıflığına işaret ediyor. Bu çelişki, yurttaşlık yapısı ve politikada interaktiviteden interpasiviteye olan geçişle açıklanabilir. Özgürlükçü yurttaşlık yapısının gerektirdiği sorumlulukların altında ezilen insanlar, bir kısım sorumluluklarını, dışarıdaki kurumların düzenleme ve tasarım hizmetlerinden yararlanarak karşılama eğilimindeler. Politik ve yasal müdahalelerin yanı sıra toplumsal normları aştığımız her an, fiziksel ya da elektronik olarak bizi yönlendiren veya kısıtlayan yeni tip çevresel tasarımlar aracılığıyla gözetim ve denetime maruz kalıyoruz. İşte bu, ‘kontrol toplumunun’ yeni biçimi olacak.

Gijs van Oenen Hollanda, Rotterdam Erasmus Üniversitesi, Felsefe Bölümü’nde pratik felsefe dersleri veriyor. Amsterdam Üniversitesi’nde siyasal bilgiler eğitimi ve 1994 yılında hukuk felsefesi doktorası aldı. Erasmus Üniversitesi’nin yanı sıra Amsterdam Üniversitesi, Leiden Webster Üniversitesi ve Rotterdam Mimarlık ve Kentsel Tasarım Akademisi’yle de çalışmalar yaptı. 1959 yılında doğumlu Oenen Hollanda Bilimsel Araştırma Örgütü (NWO) tarafından desteklenen Interpassive metal fatigue isimli araştırma programının yürütücüsüdür.

Konferans İngilizce’dir, simultane çeviri vardır.

Gijs van Oenen Konferansı Hollanda İstanbul Başkonsolosluğu tarafından desteklenmektedir.

Comments Off