Viewing 1 to 18 of 18 items
Tag Archives: çok

KAPİTALİMİN KRİZİ KARŞISINDA GENEL ÇARESİZLİĞİN İKONLARI-BİRGÜN-PAZAR-27 KASIM 2011

Son iki aydır gördüğüm yapıtlar arasında iki yapıt önemliydi. Birisi Bienalde yer alan 1975 Kolombiya doğumlu sanatçı Milena Bonilla’nın Sağır Taş adlı Karl Marx’ın yeri değiştirilmiş mezarına ilişkin resim ve video. Diğeri de Nasan Tur’un Galeri Mana’da sergilenen Das Kapital adlı kâğıt triptiği. Bu iki iş de son derece sade, gösterişsiz ve sessiz; ancak tüm  Full Article…

Comments Off

KÜPŞEHİR-CUBECITY

KÜPŞEHİR “Çok Oyuncaklı Sergi” CUBECITY “A Toyful Exhibition” 13/01/2010 – 26/02/2010 Ömer Ozan Erdoğan & Creative Bonanza Açılış Kokteyli / Opening Cocktail 13.01.2010 – 19:00 ALANistanbul Galip Dede Cad.No: 24 K: 4 D: 11 Tünel-Beyoğlu/İstanbul alanistanbul.com

Comments Off

Diyarbakır’dan ‘mesaj’ var


ECE KOÇAL
yaşayan sanatçılar Şener Özmen ile Cengiz Tekin, ‘Orijinal Mesaj’ sergisiyle Batı’nın Doğu algısını ve güncel siyaseti sorguluyor

Diyarbakır’da yaşayan ve çalışan sanatçılar Şener Özmen (38) ile Cengiz Tekin’in (32), 2006-2009 yılları arasında birlikte ürettikleri ve ilk sergileri olan ‘Orijinal Mesaj’ sergisi, günümüz toplumsal-siyasal olayları üzerine düşünüyor ve düşündürtüyor. Birbirine bağlı dört videodan ve fotoğraflardan oluşan sergi, Türkiye’deki politik sıkıntılara geniş bir perspektif de sunuyor.

Şener Özmen öncelikle sergi ismini neden ‘orijinal mesaj’ koyduklarını açıklıyor: “2000′lerin başından bugüne dek Doğu’da üretilenlere İstanbul’dan klişeler yüklendi. Üretilenlerin bir mesaj vermesi gerekiyormuş gibi algılandı. Mesaj verilen yer ya bir sanat çevresi ya devlet katı olacaktı… ‘Orijinal mesaj’ aslında görünürde hiçbir şey iletmeyen, böyle bir derdi olmayan bir isim. ‘Aslında sizin ilettikleriniz kötü de, biz iyisini iletiyoruz’ da demedik.” Bu bir anlamda ‘Siz boşuna mesaj aramayın, biz kendi mesajımızı kendimiz veririz’ anlamına da geliyordu sanki…

Sergideki çalışmaların çoğunda toprak görüyoruz; kısacası toprağa bağlı bir durum var ama iki sanatçı sırf buradan hareketle serginin okumasının yapılamacağını anlatıyor: “Bazı şeyler çok klişeleşti. Bunlardan çıkmalı artık. Sergideki Bir Gün Bir T ve K videosunda da bu var. K’nın ve T’nin Türk mü, Kürt mü oldukları belli değil. Film böyle bir işaret vermiyor. Bir şeyden kaçıyorlar ama neden kaçtıklarını bilmiyoruz. Bir kavga ediyor, bir barışıyorlar. Biri bir şeyle uğraşırken, diğeri korkudan titriyor. En sonunda biri ölüyor gibi gözüküyor. Film, ilk bakışta ‘Noluyor burada?’ dedirtiyor. Bu, tam da önemli olan soru. Gerçekten o bölgede ne oluyor? Projeksiyonu oraya çevirip ‘Ne oluyor?’ demek gerekiyor.”

DERİN DEVLET HENDEĞİ

Cengiz Tekin’in Normalizasyon isimli çalışmasında, oturma odasındaki bir ailenin yanıbaşında bir hendek açıldığını görüyoruz. “90′lı yıllarda derin devlet söylemleri hayatımızda çok yer aldı. Gerçek bir travma yaşadık burada. Bu durum, evin insanlarının buluştuğu oturma odasında derin bir oyuk açtı” diyor Tekin. Sanatçıların bu son çalışmaları bir tür ‘iyileşme dönemi yapıtları’ olarak değerlendiriliyor. Bunun açıklamasını şöyle yapıyor Şener Özmen: “Uzun bir dönem, çok hızlandırılmış bir sanat pratiği vardı. Biz kendimizi birer sanat işçisi olarak gördük. Ve nitekim küratörler de bize devamlı ‘Çalışın,’ diyorlardı. O zaman hep yarım işler üretiyoruz; hep bir yerde kalan, bir şey söyleyecekmiş gibi davranan ama aslında bir şey söylememeye çalışan simgesel bir dil var. Şiir gibi, sürekli gizliyorsun. Çok derinlere gidersen, ana dil, baskı birçok şey çıkıyor içinden. O dönemde sorunlu, psişik işler çıkıyordu. Gelişme döneminde biraz geri çekilip hem sanata hem yaşadığımız topluma bakmamız, bize daha sağlıklı bakış açıları verdi. Poşunun içinden kafamızı çıkaramayabilirdik.”

Özmen ve Tekin’in en çok duydukları soru tabii ki Diyarbakır’da sanatçı olmakla İstanbul’da sanatçı olmak arasında ne gibi farklar olduğu… Şener Özmen soruyu şöyle yanıtlıyor: “Bu soruya şöyle cevap verilmeli: Çok kötü durumdayız, her şeyden yoksunuz. Oysa böyle bir şey yok. İstanbul’da kümelenmiş güncel sanat camiasının dikkatini çekmek için üretilen bir söylemdi. Bu söylemler artık midemi bulandırıyor. Gerçek hiç de öyle değil. ‘Sizler çok daha iyisiniz, çünkü her şey elimizin altında; bizler kötüyüz, çünkü elimizin altında bir şey yok,’ denildi. Bu düşünce biçimi üzerinden sanat üretenler var. Öyle bir şey yok. En kötü dönemde bile iş yaptık. Oradan kamera kiraladık, buradan film aldık.”

Sergi, 9 Aralık’a dek Tophane’deki Outlet// İhraç Fazlası Sanat’ta izlenebilir.
Tel: 0212 245 55 05


Comments Off

Diyarbakır’dan ‘mesaj’ var


Diyarbakır’da yaşayan sanatçılar Şener Özmen ile Cengiz Tekin, ‘Orijinal Mesaj’ sergisiyle Batı’nın Doğu algısını ve güncel siyaseti sorguluyor
Diyarbakır’da yaşayan ve çalışan sanatçılar Şener Özmen (38) ile Cengiz Tekin’in (32), 2006-2009 yılları arasında birlikte ürettikleri ve ilk sergileri olan ‘Orijinal Mesaj’ sergisi, günümüz toplumsal-siyasal olayları üzerine düşünüyor ve düşündürtüyor. Birbirine bağlı dört videodan ve fotoğraflardan oluşan sergi, Türkiye’deki politik sıkıntılara geniş bir perspektif de sunuyor.

Şener Özmen öncelikle sergi ismini neden ‘orijinal mesaj’ koyduklarını açıklıyor: “2000′lerin başından bugüne dek Doğu’da üretilenlere İstanbul’dan klişeler yüklendi. Üretilenlerin bir mesaj vermesi gerekiyormuş gibi algılandı. Mesaj verilen yer ya bir sanat çevresi ya devlet katı olacaktı… ‘Orijinal mesaj’ aslında görünürde hiçbir şey iletmeyen, böyle bir derdi olmayan bir isim. ‘Aslında sizin ilettikleriniz kötü de, biz iyisini iletiyoruz’ da demedik.” Bu bir anlamda ‘Siz boşuna mesaj aramayın, biz kendi mesajımızı kendimiz veririz’ anlamına da geliyordu sanki…

Sergideki çalışmaların çoğunda toprak görüyoruz; kısacası toprağa bağlı bir durum var ama iki sanatçı sırf buradan hareketle serginin okumasının yapılamacağını anlatıyor: “Bazı şeyler çok klişeleşti. Bunlardan çıkmalı artık. Sergideki Bir Gün Bir T ve K videosunda da bu var. K’nın ve T’nin Türk mü, Kürt mü oldukları belli değil. Film böyle bir işaret vermiyor. Bir şeyden kaçıyorlar ama neden kaçtıklarını bilmiyoruz. Bir kavga ediyor, bir barışıyorlar. Biri bir şeyle uğraşırken, diğeri korkudan titriyor. En sonunda biri ölüyor gibi gözüküyor. Film, ilk bakışta ‘Noluyor burada?’ dedirtiyor. Bu, tam da önemli olan soru. Gerçekten o bölgede ne oluyor? Projeksiyonu oraya çevirip ‘Ne oluyor?’ demek gerekiyor.”

DERİN DEVLET HENDEĞİ
Cengiz Tekin’in Normalizasyon isimli çalışmasında, oturma odasındaki bir ailenin yanıbaşında bir hendek açıldığını görüyoruz. “90′lı yıllarda derin devlet söylemleri hayatımızda çok yer aldı. Gerçek bir travma yaşadık burada. Bu durum, evin insanlarının buluştuğu oturma odasında derin bir oyuk açtı” diyor Tekin. Sanatçıların bu son çalışmaları bir tür ‘iyileşme dönemi yapıtları’ olarak değerlendiriliyor. Bunun açıklamasını şöyle yapıyor Şener Özmen: “Uzun bir dönem, çok hızlandırılmış bir sanat pratiği vardı. Biz kendimizi birer sanat işçisi olarak gördük. Ve nitekim küratörler de bize devamlı ‘Çalışın,’ diyorlardı. O zaman hep yarım işler üretiyoruz; hep bir yerde kalan, bir şey söyleyecekmiş gibi davranan ama aslında bir şey söylememeye çalışan simgesel bir dil var. Şiir gibi, sürekli gizliyorsun. Çok derinlere gidersen, ana dil, baskı birçok şey çıkıyor içinden. O dönemde sorunlu, psişik işler çıkıyordu. Gelişme döneminde biraz geri çekilip hem sanata hem yaşadığımız topluma bakmamız, bize daha sağlıklı bakış açıları verdi. Poşunun içinden kafamızı çıkaramayabilirdik.”

Özmen ve Tekin’in en çok duydukları soru tabii ki Diyarbakır’da sanatçı olmakla İstanbul’da sanatçı olmak arasında ne gibi farklar olduğu… Şener Özmen soruyu şöyle yanıtlıyor: “Bu soruya şöyle cevap verilmeli: Çok kötü durumdayız, her şeyden yoksunuz. Oysa böyle bir şey yok. İstanbul’da kümelenmiş güncel sanat camiasının dikkatini çekmek için üretilen bir söylemdi. Bu söylemler artık midemi bulandırıyor. Gerçek hiç de öyle değil. ‘Sizler çok daha iyisiniz, çünkü her şey elimizin altında; bizler kötüyüz, çünkü elimizin altında bir şey yok,’ denildi. Bu düşünce biçimi üzerinden sanat üretenler var. Öyle bir şey yok. En kötü dönemde bile iş yaptık. Oradan kamera kiraladık, buradan film aldık.”

Sergi, 9 Aralık’a dek Tophane’deki Outlet// İhraç Fazlası Sanat’ta izlenebilir.
Tel: 0212 245 55 05

ECE KOÇAL 08.12.2009

Comments Off

Med Cezir






Marmara’daki ilk senemde dersine her girdigimde kendimi gercekten bir guzel sanatlar okulunda hissetmemi saglayan hocadir Hakan Onur en basata benim icin. Her dersinden cikisimda icimde inanilmaz bir uretme arzusu uyandirirdi gercekten. Cok hos konusan cok zeki bir insandir kendisi diyecegim ama bu sanirim yaptigi resimlerden de cok net okunabiliyor illa konusmasini dinlemeye gerek yok. Baska baska bir dunya yaratiyormus gibi gozukse de Hakan Onur resimlerinde kendi dunyasini, kendi hayali karakterleriyle, bir suru sembollerle ve yazilarla en cok hosuma giden de Mickey Mouse’un elleriyle sanki yeniden kurguluyor. Emre Zeytinoglu da sergi ve Onur icin oldukca guzel sozler soylemis:


Hakan Onur’un “Med-Cezir” sergisi, sanatçının kendi yaşamına doğru çıktığı bir keşif gezisi niteliğinde… Yaşanmış anların çabukça tüketilmesi; tüketilirken de sürekli olarak (ve nedense) “gelecek” olanın tasarlanması, bizim “şimdiki zaman”ı ertelememize neden olur. Sanki yaşamın her anı, geleceği hazırlamakla görevlendirilmiş gibidir. Böylece yaşam, her yaşanmakta olanı ve her deneyimi görmezden gelir ve onu belirsizleştirir. 

Oysa “şimdiki zaman”ı görmezden gelmek, onun geçmişteki varlığını ortadan kaldırmaz. Dahası, deneyimleri de yok etmez. Onlar giderek birikir, bir denizin yükselmesi halinde yaşamımızın kıyılarını sular altında bırakır; kaçınılmaz bir durumdur bu… 

Ama o su baskını bir sürenin ardından yerini, suların çekilmesine bırakır. Tam o çekilme sırasında görülür ki, denizin anılardan sürüklediği tortular, yaşamın kıyısında serili durmaktadır. İşte üst üste yığılmış o tortuların üzerinde bir gezintiye çıkmak, şu andan geriye doğru başlatılan bir keşif yolculuğudur. Artık o tortu tabakası, ayaklarımızın altında asla ilk yaşandığı haliyle uzanmamaktadır. Geçmişte yaşanmış ve deneyimlenmiş olan şeyler, birbirlerinin içine sızmış, yeni bir biçime ve içeriğe dönüşmüştür. Bu içerik, bizim “med-cezir” sürecimizin bir resmidir. 

Hakan Onur “Med-Cezir” sergisinde, kendi yaşamının kıyısına birikmiş o tortu tabakasının üzerinde yürüyor, ayaklarının altında uzanan “”her an”a yeniden ve daha dikkatli bakıyor. Anılar şimdi ilk yaşandıkları halden çok farklıdır. Onlar bugünden geriye doğru seyredilen, fakat yol aldıkça yeni durumlara dönüşen, bir kez daha keşfedilen anlamlardır: Sanatçının yaşadığı her şeyin yeniden sunuluşudur… Sergideki resimlerin içine gizlenmiş bir yaşamdır. 

Emre Zeytinoğlu 


Sergiyi gormek isteyenler : Nisantasi Galeri MAC 23 Ekim- 30 Kasim Tarihleri Arasinda
Comments Off

, 2009-11-16 16:47:00

‘İstanbul Bienali mükemmele yakın, biraz kıskanıyorum’Kortun’a göre İstanbul Bienali birçok açıdan Venedik’i bile geride bıraktı.02/11/2009 08:41Çağdaş sanat dünyasının etkili isimlerinden küratör Vasıf Kortun, son haftasına g…

Comments Off

Super Kahramanlar Et Sevmezler



“Avrupa’da Ortacag’da en cok dini kitaplar, ikinci olarak da hayvan albumleri ragbet goruyordu. Bunlar hayvan hikayeleri uzerine hazirlanmis ve zoolojik bilgilerle mitleri, efsaneleri bir araya getiren gosterisli kataloglardi. Her bir yaratigin dogal tarihine ve illustrasyonuna genellikle ahlaki bir ders eslik ediyordu. Acayip, egzotik ve canavarimsi yaratiklara buyuk onem veriliyordu.


“Super Kahramanlar Et Sevmezler” ile Italyan sanatci Pietro Sedda kendi cagdas hayvan albumunu sundu. Bu album mutasyona ugramis hayvan/insan imgeleri ilk bakista rahatsiz edici gorunebilen ama ayni zamanda anlayan, iletisim kurabilen portrelerden olusuyordu. Mister Master(1) da bu portrelere bir ornek.

Disardakiler’in zaman zaman kutlandigi ve melez fantazilerin genetik gercekliklere donusmeye basladigi bir donemde yasiyoruz, ancak birer butun olarak toplumlar cok farkli olanlara genelde kuskuyla ve cekinceyle bakiyorlar. Ister dogal ister yapay olsun fiziksel guzellik ve yuksek ahlak degerleri cogunlugun amacladigi seyler. Sedda’nin imgeleri bize hayatta basarinin tercih edilmesine karsin insani basarisizliklardaki guzelligin daha cekici ve ilginc oldugunu hatirlatiyor. “

Sanat Dunyamiz Sayi:113 Hayvanlar/Hayvansi Gucler Alemi 

(http://www.pietrosedda.com/)
Comments Off

OUTLET@HARPER’S BAZAAR

Sebnem Kırmacı

1-Outlet’i hiç bilmeyen birine anlatsanız nasıl anlatır- nasıl tanımlarsınız?

Outlet//İhraç Fazlası Sanat 2008 yılı Ekim’inde kurulmuş bir sanat mekanı. Sanat mekanı diyorum çünkü Outlet, hem galeri gibi çalışıyor hem de non-profit bir kısmı var. Temel meselesi; İstanbul’un sanat tartışmalarına yeni bir soluk getirmek, merkez-çevre ayrımı yapmadan sanatçılara ulaşmak ve daha önemlisi bugüne dek uluslararası bienallerde isimlerine rastladığımız Türkiyeli sanatçıların yerel sanat ortamında farklı bir dolaşıma girmelerini de sağlamak. 90’lardan bu yana, dolaşımı, yurtdışından yurtiçine doğru olan sanatsal akışın yönünü bozmak, dahası, merkez-merkezdışı tartışmalarını kulak ardı edip, risk almak üzerine çalışan bir sistem inşa etmek. En başta, sıradan bir galeri olmanın ötesine geçip, galeri nedir, nasıl çalışır, sanatçılarıyla nasıl ilişki kurar, nasıl sergiler yapar vs’yi yeniden tanımlama ihtiyacı duyduk. Yeni bir tarife ihtiyacımız vardı, çünkü varolan yapı potansiyel olasılıkları karşılamıyordu. Genç, sanata yeni başlamış ama cesur ve üretken insanların desteklenmeye ihtiyaçları vardı. Ama bunun da ötesinde, 90’lar ile 2000’leri birbirine bağlayacak güçlü ve inandırıcı bir çağrı kendini iyiden iyiye hissettirmeye başlamıştı. Outlet, bu ihtiyacın duyulur olduğu bir zamanda temellerini atmaya başladı. Ve geçtiğimiz yılın Ekim ayında da ilk sergimizle birlikte açılışını yaptı.

Bir yanda, kısıtlı galeri sistemi içinde çalışan ve bu sistem dışında görünür olmayan bir azınlık, öte tarafta, galerilerden uzak duran ama dünyanın dört bir yanında sergilere davet alan sanatçılar var. Biz, hem üretimi Türkiye dışında da kabul gören, hem de ulusal düzlemde tanınması gereken, Türkiye sanat tarihini yazan sanatçılarla çalışmak, onlara Türkiye’de de hak ettikleri değeri vermek amacını güdüyoruz. Bu anlamda, herkes için geç kalmış bir çabayı da gün yüzüne çıkarttığımızı düşünüyorum.

2-Outlet’in kuruluş hikayesini anlatırmısınız? Nereden ve nasıl (hangi fikirlerle) yola çıktınız?

Outlet; biraz cesaret biraz da zorunlulukla atılmış bir adım. Ben 2004 yılından beri sanat yazarlığı yapıyordum ve art-ist güncel sanat dergisinin editoryal ekibinde yer almaktaydım. Radikal, Birgün, Sanat Dünyamız, Sabah gibi pek çok gazete ve dergide yazılarım yayınlanmaktaydı. Tüm bu yayınlar birer okul gibiydi ve çokça sanat insanıyla yüzyüze tanışmama vesile oldu. Ve zaman geçtikçe bir mekan gereksiniminden bahseder olduk. Doğrusu Outlet, bu ihtiyacın bir karşılığı gibidir. Bugün böyle bir mekanı var etmenin en temel gerekliliklerinden biri, müzayedeler ve yeni aile müzeleri arasında sıkışmaya başlayan sanat alanına bir nebze olsun nefes aldırabilmektir. Ne müzelerde yerini alacak kadar yaşlı ne de oturmuş galerilerin listesine girecek kadar genç olmayan çok sayıda insan için Outlet, üretimleri paylaşmaya imkan sağlayan bir mekan olarak çalışmaya başladı.

En başından beri Outlet, taze ve oldukça yenilikçi bir dil kurmaya çalıştı. Sanatçı seçimi de mekan seçimi de, isim seçimi de böyle bir yeniliğin ilk işaretlerindendir. Mekan seçimini ele alalım: Tophane semti, sanat haritasında bulmacanın eksik parçasıydı. Fındıklı-Beyoğlu hattı, yani İstanbul Modern’i İstiklal Caddesi’ne bağlayan cadde sanatsal açıdan geçtiğimiz yıla dek dikkat çekmemişti. Bir yanda Hafriyat ve Depo öte yanda İstanbul Modern, tepede ise İstiklal Caddesi’ni düşündüğünüz bir üçgenin tam ortasında Tophane yer alıyor. Bu açıdan buranın keşfi bir zorunluluktu. Ancak tabi ki, bu alana gelişimiz çok kolay olmadı. Outlet, önceden bir esnaf lokantasıydı ve içini tamamen yıkıp yeniden yapmamız gerekti. Aylar süren bir hazırlık sürecinden sonra ise karşımıza “mahalle” ve “mahalleli” olguları çıktı. Bugüne dek, pek çok sanat mekanının yerleştiği semtlerde hiç çıkmayan sorunlarla yüzleştik. Hoş, bu yüzleşmeler yeni keşifleri, arkadaşlıkları sağladı ama başta ne yaptığımızı anlamakta, kabullenmekte çokça zorluk çeken mahalleliyle ciddi bir kan uyuşmazlığımız oldu. Neyse ki şimdi durum çok daha parlak. Çevredeki elektrikçi, tesisatçı, emlakçı hepsi, sayıları giderek artan galerilerle çalışmaktan memnun. Sonuçta biz Tophane’ye akan sanat mekanlarının öncülerinden olduk. Ve sonuçta savaşa en önde girenler gibi, en çok mücadeleyi biz verdik.

3-Kurulduğu günden bugüne; zaman içinde Outlet nasıl yol aldı, nasıl gelişti, ne yöne doğru gitti? Şu anki duruşu nedir?

Outlet, çok heyecanla yola çıktı ve doğrusu heyecanımızı kaybetmemeyi önemsiyoruz. Geçtiğimiz bir yıl içinde, genç-yaşlı, ünlü-ünsüz, Türkiye’den ya da yurtdışından, merkezden ya da periferiden pek çok sanatçıyla çalıştık. Bu sanatçıların arasında Allora&Calzadilla, Adrian Paci gibi isimler de oldu, Anadolu’nun çeşitli yerlerinde yaşayan ve ilk sergilerini yaptığımız genç sanatçılar da… Sonuçta, 36 sanatçının katılımıyla hazırladığımız 5 grup sergisi, 4 proje alanı sergisi ile bir seneyi kapattık. Bir galeri için fazlasıyla yüklü bir programdı diyebilirim.

Sergiler programının dışında yayınlar yapmayı da çok önemsiyoruz. Geçtiğimiz sezon ‘Dersimiz Güncel Sanat’ isimli bir yayın çıkardık. Bu yayın, 2008 yılında Mimar Sinan Üniversitesinde verdiğim Sanat Sosyolojisi dersleri paralelinde düzenlediğim güncel sanat konuşmalarını içermektedir. 2008 yılına ait taze tartışmalardır hepsi. İsminden dolayı bu kitap, alana bir giriş niteliğinde görünmekte. Hem bu alanın uzmanları hem de konuya hiç aşina olmayan meraklılar yaz boyunca kitabı okudular. Eylül’de farklı disiplinlerden gelen insanlardan gelen yorumlar çokça kişinin bu kitabı yazın okuduğunu gösteriyor. Kitabın farklı alanlardan kişilere ulaşması tam da hedeflediğimiz, arzu ettiğimiz bir şey.

Eylül sergimizle birlikte iki yeni kitap çıkardık. Biri sergimizin bir parçası olarak tasarladığımız ve Ahmet İnsel’den Burak Arıkan’a farklı alanlardan 4 yazarın metinlerini ve sergi katılımcısı sanatçıların yapıtlarını içeren ‘Darbe’ kitabı, diğeri ise geçtiğimiz yıl yaptığımız tüm etkinlikleri kapsayan ‘Outlet Almanak’ı. Bu Almanak’ları her yıl çıkarmayı hedefliyoruz. Zira sanat alanı da toplumumuz gibi belleksiz. Yayınlar, belleği taze tuttuğu gibi, dönüp kendinize bir bakmaya ve geleceğe doğru adımlar atmaya da faydalı oluyor diye düşünüyorum.

Tüm yaz boyunca Almanak’ı hazırlamakla meşgul olduk ve dolayısıyla tekrar tekrar neler yaptığımıza baktık. Ve bu yıl için de kararlar aldık. Bu yılki en muhim kararımız, kişisel ve/ya 2 kişilik sergiler yapmak. Geçtiğimiz yıl genel bir çerçeve sunduk sanatsal yaklaşımımıza ilişkin, bu yıl ise sanatçılara, yapıtlarına, her bir sanatçının yaklaşımına daha derinleşerek bakmayı mümkün kılmak istiyoruz. Sanatçıların farklı dönemlerden yaptıkları işleri de, sadece Outlet için hazırladıkları projeleri de bu yılki programa dahil ettik. Sonuçta duruşumuz, sanata bakışımızda bir farklılık yok. Sadece; sergilere odaklanan bir yaklaşımdan sanatçılara ve çalışmalarına odaklanan bir yaklaşıma daha ağırlık vereceğiz.

4-En başından itibaren yer verdiğiniz etkinliklerden yola çıkarak örnekler vererek Oulet’in haritasını-konumunu anlatsanız? Dönüm noktalarını?

Outlet’le ilgili en hoş yorumu sanat yazarı Mahmut Koyuncu yapmıştı aslında. Koyuncu, ilk sergimizden sonuncuya dek, sergi isimlerini yanyana getirmiş ve ortaya çıkan cümleyi yorumlamıştı. “NORMAL OLMAYI REDDEDİYORUM derhal ACİL ÇIKIŞ arıyorum, YARATICI bir YIKIM’la KİŞİLİK KRİZİ’ne tutuldum ama TELAŞA MAHAL YOK … vamos bien*…” Bu isimsel manifestoyu, 68’den anarşizan esintiler taşıyan ve üzerine kişiselliği dayatan bir rahatsızlık, harekete geçme çağrısı olarak yorumlamıştı, çok da haksız sayılmaz.

Biz, klasik bir galeri değiliz ama bir sanatçı insiyatifi de değiliz. Ama bugüne kadar rahatsızlığını duyduğu şeyleri/sıkıntıları dile getirmekten korkmayan bir galeriyiz. Dünyanın önde gelen sanat aktörlerinden Hans Ulrich Obrist, René Block, Hou Hanru, WHW, Katrin Rhomberg yanısıra Tate Modern, Center Pompidou vb merkezlerin yöneticileri, küratörleri ve tabi onlarca koleksiyonerler Outlet’i ziyaret etti. Türkiye’den ve Avrupa’dan pek çok sanat okulu öğrencisi Outlet’in yıl boyu yaptığı sergileri ziyaret etti. Bilgi, İstanbul, Kadir Has, Kültür, Marmara, Mimar Sinan, Yeditepe Üniversitesi sanat ve tasarım öğrencileri Outlet’le ilgili projeler hazırlayıp yıl boyunca sunumlar yaptılar.
Outlet sergilerinde yer alan sanatçılar; Nilbar Güreş, Nevin Aladağ ve Erkan Özgen 11.Uluslararası İstanbul Bienali’ne davet aldılar. Çok yakın zamanda, Berlin’de yer alan ve Rene Block’un yönettiği Tanas’ta, Outlet’in sanatçılarının pek çoğunun yer alacağı bir sergi olacak. Sanatçılarımızın yapıtlarından oluşan bir seçki, Center Pompidou’da sergilenecek. Önümüzdeki ay sanatçılarımız Fikret Atay ve Servet Koçyiğit Strasbourg Art Fair’de yer alacaklar. Ayrıca sanatçımız Fikret Atay bu yılki Liyon ve Alexandria Bienallerine davet aldı. Dolayısıyla pek çok farklı alanda kendimizi sınamayı önemsiyoruz.

5- Outlet 11. Bienale eş zamanlı olarak nasıl bir katkıda bulunmayı hedefledi?

Outlet’in bienal sergisi aslında hiç istemeden bienali tamamlayan bir sergi oldu. Hiç istemeden diyorum çünkü bizim bienale katkıda bulunmak ya da bienalin bu yılki kavramlarından yola çıkarak bir sergi hazırlamak gibi hedeflerimiz yoktu. Geçtiğimiz yıl açılış sergimizin nasıl olacağı belliydi. Dolayısıyla kurgulanmış bir paralellikten değil ancak tesadüften bahsedebiliyorum. Bienal bir biçimde, Türkiye’nin yakın coğrafyasına, Kafkaslara, Balkanlara ve Ortadoğu’ya ve tüm bu coğrafyalardaki tarihsel, politik, sosyolojik ve tabi ki sanatsal dönüşümlere odaklanıyor. Outlet’teki bienal sergisi ise, Türkiye’yi merkeze alarak darbe meselesini, sanatçıların gözünden-yorumundan ve bugünden değerlendiriyordu. Bienal’de Türkiye’ye ilişkin sorunlara fazla yer verilmemiş olması bir biçimde bizim sergimizi tamamlayıcı kıldı. 1980 darbesi ve sonrasında yaşananları uluslararası izleyiciye ve dolayısıyla geniş kapsamlı bir tartışmaya açmış olduk. Asıl amacımız, bugün rahatsızlığını duyduğumuz pek çok sorunun geçmişin çözülmemiş düğümlerinden kaynaklandığını genç izleyiciye fark ettirmekti.

6- İstanbul’un çağdaş sanat kurum, insiyatif yada benzeri oluşumlardan hangilerini beğeniyor, destekliyorsunuz? Hangilerinin şehrin kültürel hayatında önemli bir yeri olduğunu düşünüyorsunuz?

İstanbul çok hızlı değişen bir yer. Her gün yeni şeyler oluyor. Mekanlar açılıyor, kapanıyor, geçici sergiler, kişiler görünür olup kayboluyor. Aralarında oldukça iyi amaçlarla hareket eden de var, sadece günü kurtarmaya çalışan da. 2010 Avrupa Kültür Başkenti meselesini düşünün mesela. İstanbul için gayet kalıcı, önemli bir alt yapı çalışması yapılabilecekken, Ramazan festivali, Avrupa meydanlarında halay showları gibi olabilecek en gereksiz etkinliklere paralar dökülerek, kamunun hakkı olan para harcandı. Dolayısıyla şehrin kültür hayatının çehresini değiştirebilecek önemli bir değişimden mahrum kalındı. Ya da yılan hikayesine dönen AKM’yi düşün. Tüm bu tuhaflıkları desteklemek mümkün değil tabi. İstanbul’da hareketlenmekte olan bir sanat ortamı var. Ve bu ortamın en önemli mimarlarının başında Platform geliyor. Daha kimse bu meselelerle ilgilenmez, yatırım yapmazken Platform hem residency, hem sanatçı konuşmaları hem kütüphanesiyle bir boşluğu doldurdu. Yeni inisiyatiflerden BAS, PİST bana çok sağlam adımlarla hareket ediyor görünüyor. Yüksek kalitede işler çıkarıyorlar. Hafriyat zaman zaman son derece etkide bulunabilen işler çıkarıyor. Biz bu saydığım mekanlardan hiçbiri gibi çalışmıyoruz ama hepsinin yaptıklarını ilgiyle takip ediyoruz.

Comments Off

Yüksel Arslan

SoylesiYüksel Arslan’ı günümüzün en ayrıksı sanatçılarından yapan, resmettiği konular ve kullandığı tekniğiyle özgün dili. Yapay renklere duyduğu nefret onu, tüm sanatsal yaşamı boyunca buna sadık kalacağı kan, sperm, yumu…

Comments Off

MADE IN GOD/MADE IN GDO

ilk linze geldigim zamanda kahve ve yemek kulturu farkli oldugu icin acayip zorlandim,acikcasi ben cocuklugumdan beri yemek secerim,bu bende bir rivayete gore annemin koyunde asiri yagli bir yemek sonrasi alerjiyle basgostermis,ozaman dan bu zamana ye…

Comments Off

untitled 20

Elveda çok yürüdü. Tereler havalanmış, ayakları hafiflemiş, alnı nem almıştı.Gün boyunca düş gördü anneciğim. Bağrını kimse delmedi, bir garip hülyada omzu rahatsız. Geçecektir, anlayış gösterin.O mercanlı bir köşktü. bir…

Comments Off

Marc Chagall, Yasam ve Ask




Sanatla  hasir nesir olmayan pek cok kisi icin Chagall ismi muhtemelen Notting Hill filminde bahsi gecen, maviyi cok hos kullanan ve aski animsatan bir ressamdan ote degildir.Oysa kendisi masallarin ressamidir. Mutlu bir kadinla mutlu bir adamin ele ele goge yukseldigi resimlerin yaraticisidir. Sikca keci,yahudi bir kemanci, inek ve bir demet cicek gibi imajlarla karsi karsiya kaldigimiz  resimlerinde  mavi, mor, kirmizi, yesil tonlari insana oyle bir huzur verir ki saatlerce meditasyon yaparcasina bu resimleri izlemek mumkundur.

Ortodox yahudi bir ailenin oglu olan Chagall, resimleri ile yahudiligi bir araya getirir ve “yahudi olmasam ressam da olmazdım” der. O kisacasi askin mutluluguyla insan ruhunu oksarken bir yandan da resimlerinde hep azinlik olmanin verdigi aciyi hissettirir..
Pera Muzesinde 23 Ekim-24 Ocak arasinda  Chagall’in Kudus Israil Muzesinden secilen baski, desen ve resimlerini Yasam ve Ask basligi altindaki sergide gormek mumkun.

“Sergi, Chagall’ın çokyönlü kimliğini ve renkli hayal dünyasını vurgulayan bir seçkiyi sunuyor. Sanatçının yaşamını ve ilk eşi Bella ile aşklarını konu alan özyaşamöyküsel desenlerinin yanı sıra, Kutsal Kitap illüstrasyonları, La Fontaine Masalları ve Gogol’ün Ölü Canlar’ı gibi edebi yapıt resimlemeleri de sergide bir araya geliyor. Yapıtlar arasında Chagall’ın imzasıyla bütünleşmiş Rus folkloru, Yahudi gelenekleri ve sevgililer temaları dikkat çekiyor. 

Sergiye paralel olarak 5 Aralık 2009, Cumartesi günü de bir sözel etkinlik yapılacak.
Pera Müzesi ve Fransız Kültür Merkezi işbirliği ile gerçekleştirilecek etkinlikte Marc Chagall’ın torunu ve Marc Chagall Komitesi Yardımcı Başkanı Meret Meyer sanatçının sanatı ve yaşamı üzerine bir konferans verecek.”


Ayrintili bilgi icin: http://www.peramuzesi.org.tr



Comments Off

TophaneArtWalk@SABAH

Sanatın yeni adresi: Tophane
ECE KOÇAL

Yaklaşık bir yıldır pek çok sanat galerisi Tophane’nin yolunu tutmaya başladı. Birbirlerine yürüyüş mesafesinde olan bu galeriler, ‘Tophane art walk’ diye bir oluşum başlattı
Çok değil bundan birkaç yıl önce İstanbul’un bazı semtlerine adım atmaya bile korkanlar, şimdi buralarda bir ev veya işyeri sahibi olmak için birbirleriyle yarışıyor. Önce Cihangir, ardından Galata ve Asmalımescit, bu değişimden nasibini aldı. Şimdi sırada Tophane var gibi… Yaklaşık bir yıldır Tophane’nin arka sokaklarına akın eden sanat galerileri bunun göstergesi. Şimdilik bu semtte şık restoranlar veya barlar yok, ama gidişat bunu gösteriyor. Tophane’ye sanat galerilerinin gelmeye başlamasının en önemli sebebi, kuşkusuz İstanbul Modern’in ve Antrepo’nun buraya çok yakın olması. Ardından pek çok sergi için mekân işlevi gören Tütün Deposu’nun da hizmete girmesi buradaki hareketliliği artırdı. Bugünlerde Antrepo ve Tütün Deposu’nda bienalin bulunması da bölgeye ayrıca dikkat çekiyor.

SEMTİ KEŞFETME GİRİŞİMİ
Tüm bunlardan yola çıkarak Tophane’deki iki galerinin sahipleri (Outlet’ten Azra Tüzünoğlu ve Pi Artworks’tan Yeşim Turanlı) bu semti bilmeyenlere keşfettirmek için bir girişim başlattı: Tophane art walk. Burada birbirine yürüyüş mesafesinde pek çok galeri, müze ve sanat kurumu olduğuna dikkati çekmek istediler ve bu mekânları da bir haritada göstermeye karar verdiler. Üstüne üstlük buradaki altı sanat galerisini örgütleyerek bu sezon ilk sergilerini aynı tarihte açtılar. Yeşim Turanlı, Tophane’ye gelme hikâyelerini şöyle anlatıyor: “Pi Artworks, 1998′den beri Ortaköy’deydi. Eylül 2008′de, Tophane’de, biri Boğazkesen Caddesi’nin üzerinde, diğeri ara sokakta olmak üzere iki mekân açtık. Ortaköy, 2003′e kadar çok güzeldi. Ama sonra galeriye gelen izleyici sayısı düşmeye başladı. Günde neredeyde üç-beş kişi geliyordu artık. Ama burada günde 40′ın altına inmiyor. Son yıllarda İstanbul’a olan ilgi artmaya başladı; yabancılar geliyor, Galerist’in Mısır Apartmanı’na geçmesi ve İstanbul Modern’in açılmasıyla birlikte bu tarafa bir kayma oldu. Bienal mekânları zaten uzun zamandır buradaydı. Biz de buraya gelmeye karar verdik. Burası çok ham bir bölge; çöpler bir toplanıyor, bir toplanmıyor. İstiklal Caddesi’nin bu kadar yakınında ama İstiklal’den bu kadar kopuk ve gelişmemiş… İstiklal Caddesi’yle İstanbul Modern’i bağladığı için de çok aktif.” Azra Tüzünoğlu ise bu galeriyi açtıklarında Tophanelilerin ilk başta ne yaptıklarını anlamadıklarını anlatıyor: “Önce uzak durdular, sonra içeri girmeye başladılar. Önce çocuklar geldi; burada neler olduğunu çok merak ettiler. Bu civarda çok fazla okul var ve burada yaşayan çocuklar da hep sokakta. Önce çocukları kazandık, sonra onlar annelerini getirmeye başladılar. Baktılar ki biz zararsız insanlarız, bizi kabul ettiler. Şimdi bizi de bu mahallenin bir parçası olarak görüyorlar.” Bunlara paralel olarak Tophane de değişiyor tabii ki… Galericiler bile bir yılda kendi gözleriyle buna şahit olmuşlar: “Burada biblo toptancıları çoktu, yavaş yavaş gidiyorlar. Her kapanan mağazanın yerine daha temiz mekânlar açılıyor.” Bu arada pek çok bina restore ediliyor, hatta Tophane-i Amire’nin arkasında bir butik otel açılacağı söyleniyor. Kısa zaman içinde Orhan Pamuk Müzesi’nin de açılması buraya ayrı bir hareket getirecek kuşkusuz. Şimdiden özellikle yabancı sanatseverler galeri sahiplerine bu müzeyi soruyormuş.

YAYA TRAFİĞİ ÇOK FAZLA
Çukurcuma Caddesi’nde yer alan Hayaka Artı, aslında sanatçı Dilara Akay’ın atölyesi. Ama bir galeriyi andırıyor. Akay, “Burası ticari bir galeri değil, bir sanatçı platformu. Ben de içinde bir sanatçıyım. Bienalle eşzamanlı olarak veya diğer sanat yoğunluğu olan zamanlarda burayı galeriye çeviriyoruz,” diyor. Bir yıl önce bu mekânı açtığını söyleyen Akay, Tophane’nin önemini şöyle anlatıyor: “İstanbul Modern’in, Antrepo’nun, İstiklal Caddesi’ndeki galerilerin yoğunluğu, bu arayı da doldurmamıza sebep oldu. Çünkü burada çok yaya trafiği var. Galeriler açılıştan açılışa gezilir. Burası her gün geziliyor. Bu mahallenin çocuklarıyla çalışmalar yapıyoruz. Geçen yıl mayıs ayında 15 çocuğun katıldığı bir resim atölyesi yaptık. Bu yıl, haftada bir galeri ve müzeleri gezdirme projemiz var. Çocukların bizimle etkileşime geçmeleriyle birlikte gündelik kullandıkları lisan bile değişti. Öğretmenlerini görünce nasıl toparlanıyorlarsa, bizi görünce de aynı…”

DİNLENME MOLASI
Bu kadar serginin arasında insan biraz oturup dinlenmek istiyor tabii… Ama Tophane’de gezerken öyle şık restoranlar, kafeler bulacağınızı sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Sahildeki nargilecilerde çay-kahve keyfi yapabilirsiniz. Biraz ileride yer alan kuru fasulyeci Fasuli, burada en lezzetli yemek yiyebileceğiniz mekân. Fasuli’de Doğu Karadeniz’e dair pek çok lezzet bulabilirsiniz. Boğazkesen Caddesi’ne girdiğinizde solunuzda bulunan Babeyn Cafe, terasıyla dinlenme molası vermek için hoş bir mekân. Karşısındaki tantunicide de hızlı bir yemek yiyebilirsiniz. Daha şık mekânlar arıyorsanız, önerimiz İstanbul Modern’in kafesi. Ayrıca Cihangir ve Galatasaray, baş dakikalık yürüyüş mesafesinde. Buralarda istediğiniz kadar mekân bulabilirsiniz.

Comments Off

untitled 11

tekrar sığdın oyuna kiraz,ananı çırpayan kara şehri ölük, hor, zorat-seni batıracak, bat. . kalk sonra tişamını ralt.felt bu rencin ortasında dara saçlarını, kırk bin atı yoğlayan bulutla. gör sora: YOK aslı.Mevhilen gül; Gül?ş…

Comments Off

bilgisayarsiz hayat hayat hayat hayat hayat

Ayni varolussal sorular etrafinda donup duruyorum. Tabii herkes gibi, ama herkes gibi saklamayi beceremeden.Bilgisayarım bir güzel çöktü en fazla iki dakika çalışabiliyor.Ben hep çaldıracağımı düşünmüştüm arıza yapınca sanki bilgisayar eceliyle gitmiş gibi garip bir huzur duydum. Yazamama nedenim de biraz bu oldu yoksa bahsedilecek pek çok şey var. Çok şey oluyor.—1 mayistan hatirlayalim;

Comments Off

"İngilizce Konuşamayan Sanatçı, Sanatçı Değildir."

Mladen Stilinovic, “İngilizce Konuşamayan Sanatçı, Sanatçı Değildir.” 1993Burak Delier-Kamil ŞenolBu blog’un hedefi sanat ortamında, kendi küçük mahallemizde bir örgütlenmenin teorik taşıyıcısı olmak. Fakat her geçen gün bunun ge…

Comments Off

Muhtelif 04, 2008 Mehmet Dere söyleşisi

Adnan Yıldız/ Mehmet Dere ile söyleşi: Aut disce aut discede ADNAN: Sevgili Mehmet, sana yazmadan önce milliyetçi fıkraları düşünüyordum; şimdiye kadar duyduklarımın en feci olanı, bizi Avrupa Birliği’ne almamalarının asıl ned…

Comments Off

Galerist Gazete PiST Röportajı / Eylul 2008

Esra Aysun’un Galerist Gazetesi için Didem Özbek ve Osman Bozkurt’la yaptığı söyleşi editör tarafından kısaltılarak yayınlandı. Aşağıda, röportajın tam metnini bulabilirsiniz.

GALERiST Gazetesi PiST Röportajı / Esra Aysun

Eylül 2008

Pangaltı’da eskiden bir bakkal, elektrikçi ve lokanta olarak faliyet gösteren 3 dükkan 2006 yılından itibaren PiST’in mekanı. İstanbul’un önde gelen sanatçı inisiyatiflerinden olan PiST ise sanat gündemini 16-19 Ekim 2008’de Londra’da gerçekleşecek Frieze Sanat Fuarı’na katılımı için aldığı davetle dolduruyor.

Şüphesiz, PiST’in Frieze’e katılımı İstanbul’ daki sanatçı oluşumları için yeni bir açılım yaratacak. Kurucuları Osman Bozkurt ve Didem Özbek ile konuştuk.

EAA-
PiST’ in bu güne kadar gerçekleştirdiklerine baktığımızda gerçekten ekibin iki kişiden oluştuğuna inanmak çok zor.
PiST öncelikle bir sergi alanı, hem farklı sanatçıların hem de sizlerin proje ve sergilerine ev sahipliği yapıyor. 7 gün 24 saat açık bir sergi vitrini var. Bunun yanısıra 2006 yılından beri yaptıklarınız arasında sanatçı konuşmaları serisi, sanatçı kitabı tanıtımları ve güncel sanat oluşumları arasında bir network kurulması için önemli bir adım olan sanatçı inisiyatifi toplantıları, film gösterimleri ve e-flux gibi çarpıcı uluslararası projeler var.
PiST’in daha geniş bir çevre tarafından tanınmasını sağlayan ise İstanbul’un büyük bir eksiğini kapatan güncel sanat listesi LiST oldu.
Siz hem bir sergi alanı ortaya çıkardınız hem sanatçıların biraraya geldiği bir platform yarattınız hem de yaşadığı, varolduğu bölge ile ilişkiye geçen komşularla ilişkili projeler geliştirdiniz

OB-
Evet, epey bir projemiz var ancak bütününe baktığımızda hepsinin belli bir çerçevede toplandığını görüyoruz. Yaşadığımız çevreyi ise gözardı edemezdik; PiST bizim de uzun yıllardır yaşadığımız bildiğimiz bir bölgede başladı ve projelerimizi paylaşmak için ideal bir zemin yarattı. Üretim sergileme ve çok amaçlı bir şekilde kullandık ve kullanıyoruz bu alanları.

EAA
Pangaltı da İstanbul için özel bir yer değil mi?

OB
Evet, uzun yıllardır burada yaşadığımız için bölgeyi çok iyi tanıyoruz. Bu bölgenin tarihi, dinamikleri, kozmopolit yapısı bizim üretimimizi de çok etkiliyor. Genel olarak İstanbul’un sokak hayatı ve dinamikleri bizim üretimimize ve PiST projelerine çok yansıyor. İstanbul bizim için bir ilham kaynağı.


PiST i kurarken Beyoğlu bölgesi dışında olmamız bizim için çok önemliydi. Özellikle LiST’in haritasında İstanbul’da güncel sanat mekanlarını yerleştirip bakınca Beyoğlu’ndan Tophane bölgesine doğru bir kayma olduğunu görüyoruz. Biz de Taksime 20 dakika yürüme mesafesindeyiz ama Şişli Belediyesi’ne bağlıyız. Hemen yanımızda Nişantaşı sanat galerileri, sinema ve tiyatrolarıyla geçmişten beri bir kültür alanı. Ama Nişantaşı ile bir izleyici alışverişimiz yok, PiST’in izleyicileri çoğunlukla Beyoğlu tarafından geliyor. Beyoğlu’nda olduğu gibi bir açılıştan diğerine gidemiyorlar ya da bir yerlere oturup birşeyler içemiyorlar, PiST için gelip geri dönüyorlar, bu yüzden sanırım halen ayrıcalıklı bir konumumuz var…

EAA
Pangaltı’dan Londra’ya yolculuk nasıl başladı?


Bunda ilk açıldığımızdan beri yaptığımız projelerle bir devamlılık yakalamış olmamız sanırım Frieze’e davet edilmemizde etkili oldu.

OB
Aslında bu 1.5 yıla yayılan bir süreç. Önce niyet olarak belirtildi ve birbirimizi tanıdığımız ve iletişimde olduğumuz bir süreç başladı. Frieze’den Amanda Sharp bize yazarak bizi davet etti ve Matthew Slotover İstanbul’a gelerek PiST’i ziyaret etti, devamında biz de Frieze’e giderek bir sonraki yıl ne geliştirebileceğimizi düşündük. Çok destekleyici ve olumlu davranarak bizi motive ettiler.

EAA
Aslında sizin sanatçı kimliğiniz de mutlaka bunda etkili olmuş olmalı. İnisiyatifi başlatmadan önce zaten ikiniz de sanatçı olarak İngiltere ile bir ilişkideydiniz.

OB
Evet benim en son Haziran 2007’de Londra’da katıldığım bir sergi var. November Payton’ın da küratörlerinden olduğu Tate Modern’de Tribune Hall’daki Global Cities sergisiydi. Türkiye’den Hüseyin Alptekin ve ben davet edildik. Ücretsiz gezilebilen bir alanda 1-1.5 milyon kişi tarafından işlerimin görülmüş olması benim için çok etkileyici bir tecrübeydi.


Londra benim de yüksek lisans eğitimim sırasında yaklaşık 3.5 yıl yaşadığım iyi bildiğim bir şehir. Bu yüzden Frieze ile bağlantı kurulduğunda kendimi rahat hissettim ama onlar da bize çok destekleyici ve rahat davrandılar. Açıkçası böyle iyi bir iletişim İstanbul sanat ortamında gerçekleşebilir miydi emin olamıyorum.

OB
Daha önce Türkiye’den Frieze’e 2 kurum katıldı: galeri olarak Galerist ve özel proje daveti alan Platform Garanti Güncel Sanat Merkezi. Türkiye’de de hepimizin çabası bu: sanat ortamını geliştirmek; ve son dönemde fuarların yaptığı da bu, ticari sanat piyasasını daha sorunsuz işler hale getirmek. Ne yazık ki ancak son dönemde uluslararası sanat haritasında görünür olmaya başladık. Ama bu sadece fuarlarla değil, buradaki sanat üretiminin desteklenmesi ve Türkiye’li sanatçıların uluslararası dolaşımına girmesiyle olabilir.Ve işte bu haritaya daha çok yaklaştığımız için de bence Frieze artık Türkiye’yi fuarda daha çok görmek istedi.

EAA
Peki PiST olarak fuarda özel bir alanda mı konumlandırılacaksınız?


Hayır, bütün diğer galerilerden farksız olarak aynı çerçevede bir alanımız olacak. Bizim gibi kar amacı gütmeyen bir mekan daha olacak Frieze’ de ama kurumun ismini bilmiyoruz ve bizim de kar amacı gütmeyen bir mekan olmamızı telaffuz etmemizi istemiyorlar. PiST’de fuara katılan 150 galeriden biri olarak geçiyor katalogda.

EAA
Frieze size bu katılım için nasıl bir destek veriyor?


Sadece fuar alanı kiramızı karşılıyorlar ama geri kalan tüm harcamalar bize ait – ulaşım, sanat eserlerinin üretim ve nakliyesi ve kalış…Ve bizim hem kendimizi hem de ülkemizdeki çağdaş sanatı en iyi şekilde oraya taşımamızı bekliyorlar elbette.

EAA
Türkiye’ de güncel sanat için ayrılan bir devlet fonu ya da Amerika ve Avrupa’daki gibi güncel sanata fon ayıran gelişmiş bir vakıf sistemi olmadığını biliyoruz. Siz zaten bu yoklukta bir kurumu var ediyorsunuz, bir adım daha atıp bu yurtdışı projesini nasıl gerçekleştireceksiniz, bunun için bir destek arayışına giriştiniz mi?

OB
Frieze bizim için çok büyük bir proje ve Londra dünyanın en pahalı şehirlerinden biri. Epey bir bütçeye ihtiyacımız var. Gider kalemlerimiz: işlerin üretimi, nakliye, konaklama ve ulaşım v.s.
Özel kurumlardan destek arayışımız var ama varolan sponsorluk sistemi bizim gibi küçük oluşumları dikkate almıyor malesef.
Ama iyi bir gelişme de oldu, Canan Pak Frieze projesi için önemli bir destek verdi bize, hem maddi hem manevi. Canan Hanım olmasa Frieze için gerçekleştireceğimiz özel projeyi yapabilmemize imkan yoktu. Bu proje için gerekli olan endüstriyel üretimi Canan Hanım sayesinde yapabiliyoruz.

EAA
Bu da sanırım kurumları ikna edebilecek kişilerin sanatçılar değil ama sanatı tanıyan, bilen ve yaşayan kişiler olduğunu gösteriyor bize. Koleksiyonerler aslında birer sanat hamisi olarak sanatçı ve sanat destekçisi olabilecek kurumlar arasında bir bağ yaratabilirler.

OB
Evet çünkü inanç gerekiyor. Biz yaptığımız işe çok inanıyoruz ve bizimle bu inancı paylaşan kişilere ve kurumlara ihtiyacımız var. İstanbul 2010 AKB ile görüşmemiz ise halen devam ediyor. Türkiye’de ilk defa güncel sanat için ayrılmış bir fon var ve bu bizim için bir şans elbette. Görsel Sanatlar Yönetmenliği, Beral Hanım projemizi destekliyorlar ancak yapısal olarak bürokratik süreç çok uzun sürüyor maalesef.


PiST bugüne kadar projeleri için bir fon ya da sponsorluk desteği bulamadı. Aile desteği olmasa PiST varolamazdı açıkçası. Ama PiST’in Frieze’e gitmesi sadece bizim için değil İstanbul güncel sanat ortamı için de çok önemli bir gelişme. Biz orada İstanbul’da neler olduğunu göstereceğiz. Bizim oradaki başarımız İstanbul sanat ortamına daha çok dikkat çekecek.
Aylardır özel kurumlardan görüşme talep edip sponsorluk arıyoruz ve bahsettiğimiz o ortak dili yakalamakta zorlanıyoruz. Hep yakındığımız, dünyadaki negatif imajımızı en kolay düzeltecek, en kuvvetli medyum da sanat aslında. Umarım kurumlar gelecekte İstanbul’dan yurtdışına çıkacak başka sanat oluşumlarına daha çok destek olabilirler.

EAA
Peki Frieze’ de ne sergileyeceksiniz?

OB
Özel bir proje yapıyoruz. Türkiye’ den başka güncel sanatçıların da işlerinin olacağı bir sergi ve sanatçı portfolyoları olacak. Bu sanatçıların arasında hem genç hem de deneyimli sanatçılar var ; daha önce birlikte çalıştığımız ya da çalışmadığımız.


Biz kendi işlerimizin yanısıra –Osman Bozkurt ve Didem Özbek dışında- Frieze kapsamında temsil etmek istediğimiz sanatçıları davet ettik projemize: Fahrettin Örenli, Yang Ah Ham (Kore’li, Bu yıl Hermes ödülüne aday gösterildi Shangai Bienali’ne de katılıyor). Sefer Memişoğlu, Köken Ergun ve bu sene Berlin Bienali’nde işleri sergilenen Caner Arslan ve geçtiğimiz Haziran’ da ilk kişisel sergisini PiST’te açan İz Öztat olacak.

EAA
Neden sadece Türkiyeli değil uluslararası isimler?

OB
Biz sadece yerel bir sanat pratiği gütmüyoruz. Bulunduğumuz merkezin İstanbul olması çok önemli ama biz yurtdışında yaşayan diğer sanatçılarla da etkileşim halindeyiz.


Ve LiST de bizimle Frieze’e geliyor. İstanbul güncel sanat piyasasını görünür kılacak.

EAA
LiST oldukça ilgi uyandıran bir üretim oldu. Ama LiST’i bedava olarak 40.000 adet nasıl dağıtabiliyorsunuz İstanbul’da?

OB
LiST Didem’in Artist Information projesi kapsamında 10.Uluslararası İstanbul Bienali sırasında başlattığımız bir yayın. Önemli bir ihtiyaç karşıladığını düşünüyoruz ancak 40.000 İstanbul için yetersiz kalıyor aslında. İyi bir dağıtım ağımız var. Ayrıca idefixe sayesinde 10 bin adetlik bir bölümünü tüm Türkiye’deki kitap alıcılarına dağıtıyoruz.
LiST, katılımcı mekanların katkısıyla yayınlanıyor. Bir de listingde yer alan kurumların dışında reklam alanları var. Tüm maliyeti bu iki kaynakla karşılamaya çalışıyoruz.
LiST tamamen güncel sanata odaklanmış ve belli kriterler dahilinde mekanların yer alabildiği bir yayın. LiST’in yer verdiği sergi ve kurumları gezen bir izleyiciye bir güncel sanat seçkisi sunulmuş oluyor. Önümüzdeki sayılardan itibaren LiST için bir de danışma kurulu oluşturuyoruz. Bu kurul sanat profesyonellerinden oluşacak ve gelen kurum/mekan tekliflerini artk biz değil bu kurul değerlendirecek.

PiST olarak biz İstanbul sanat ortamının olabildiğince aktif, dinamik, kendini gösteren ve genişleyen bir profille devam etmesini önemsiyoruz. İzleyici sayısının artmasını istiyoruz ve LiST sayesinde sanat profesyonellerinin dışında farklı bir izleyici yarattığımıza inanıyoruz. Güncel sanatın ana medyada yerini bulamadığı ya da etkinlik haberleri arasında kaybolduğu durumda, LİST’le güncel sanatın görünürlüğüne katkıda bulunuyoruz.

EAA
PİST Frieze sırasında satış yapacak mı?

OB
Evet. Kar amacı gütmeyen bir mekan olarak varoluyoruz ama kar amacı gütmemek zarar etmek demek değildir. Giderlerimizi karşılamak için gelirimiz olmak zorunda ve bu geliri sağlayacak en önemli kaynak da sonuçta gene sanatçının üretimi için kullanılacak olan sanat işleri.


Sanatçı olmak, ve bunu profesyonel bir meslek olarak sürdürmek ekonomik bir durum gerektirir. İşlerinizin bir arz-talebi oluşur. Bizim gibi bağımsız mekanlar yurtdışında sanatçılarının işlerini satabiliyorlar, Türkiye’de de kendi yağımızda kavrulabilmek adına bunun yerleşmesini desteklemek gerektiğine inanıyorum. Çünkü bizde mekanların desteklenmesi için bir fon yok. Yurtdışında örneğin Hollanda’da olduğu gibi sadece kurumsal ve devlet desteği alarak iş yapan, hayatını sürdüren sanatçılar var. Aldıkları fonlarla bir yıl boyunca hem standard harcamalarını karşılayıp hem de proje üretebiliyor, farklı şehirlere gidip üretim yapabiliyorlar. Umarız ki sanata kurumsal fon desteği açısından 2010 yeni bir açılım yaratacak. Ama o da bitecek. Güncel sanat için kurumsallaşmış, kalıcı bir fon olması gerekiyor.

EAA
Frieze’ den önce ya da sonra PiST için bir değişim olacağını düşünüyor musunuz? Beklentiniz nedir?


Frieze 5 günlük çok heyecanlı bir dönem olacak ama asıl öncesinde hararetle yapacağımız enstalasyon ve götüreceğimiz işler için üretim ve fon arayışı aşamasındayız. Üretime ancak finansman sağlanınca başlayabileceğiz. Asıl vakit alan kısım bu fon arayışı oluyor. Ama tabii ki Frize’deki tecrübemizin bizi geliştireceğine inanıyoruz.

OB
Proje aşamasındaki işlerimizi yapmaya devam edeceğiz her zamanki gibi. Asıl ümidimiz Frieze sonrası bilinirliğimiz artacağı için destek bulmamızın kolaylaşması.

Dünyanın en önemli sanat organizasyonlarından birini yapan yöneticilerin İstanbul’ da bir mahalle arasına gelerek PiST’in ne yaptığını görmeleri ve bağımsız bir sanat mekanını Frieze’e davet etmeleri aslında İstanbul’a bir “şeyler” söylediklerini gösteriyor bizce.

Comments Off