Posts Tagged: Berlin


27
Mar 10

12. Uluslararası İstanbul Bienali Küratörleri Belirlendi : Adriano Pedrosa & Jens Hoffmann

2011 sonbaharında düzenlenecek 12. Uluslararası İstanbul Bienali’nin küratörlüğünü Adriano Pedrosa ve Jens Hoffmann birlikte üstlenecek.

12. Uluslararası İstanbul Bienali’nin küratörlüğüne davet edilen Adriano Pedrosa, Programma Independente de Escola Sao Paulo’nun (PIESP), Jens Hoffmann ise California College of Arts Wattis Institute for Contemporary Arts’ın direktörlüğünü yapıyor.

Adriano Pedrosa

1965 yılında Rio de Janeiro’da doğan sanatçı, küratör, editör ve yazar Adriano Pedrosa, Artforum (New York), Art Nexus (Bogota), Art+Text (Sidney), Tate etc (Londra), Exit (Madrid) ve Frieze (Londra) gibi dünya çapında güncel sanat yayınlarında makaleler yayımladı. Pedrosa bugüne kadar Ivo Mesquita ile birlikte Madrid’deki Museo Nacional Centro de Arte Reina Sofia’da F[r]icciones (2000) sergisinin küratörlüğünü, 1998 yılında 24. Sao Paulo Bienali yardımcı küratörlüğünü ve yayınlar editörlüğünü, 2006 yılında 27. Sao Paolo Bienali eş küratörlüğünü ve eş editörlüğünü, 2001-2003 yıllarında Belo Horizonte’deki Museu de Arte da Pampulha küratörlüğünü, Tijuana’daki InSite_05′in küratörlüğünü, Sao Paolo Modern Sanat Müzesi’nde 2009 yılında düzenlenen 31. Panorama da Arte Brasileira’nın küratörlüğünü ve San Juan’da 2009 yılında yapılan 2. Poli/Grafica Trienali’nin sanat direktörlüğünü üstlendi. Adriano Pedrosa, 7. Uluslararası İstanbul Bienali’nde UNESCO tarafından verilen “Promotion of the Arts”, Porto’daki Serralves Müzesi’nde verilen “Premio EDP Novos Artistas” ve Guggenheim Müzesi’nde verilen “Hugo Boss” ödüllerinin jürilerinde yer aldı. Kurucusu olduğu Programma Independente de Escola Sao Paulo’nun (PIESP) halen direktörlüğünü yürüten Adriano Pedrosa The Exhibitionist: A Journal for Exhibition Making dergisinin yayın kurulunda yer alıyor.

Jens Hoffmann

1974 yılında Costa Rica’da doğan yazar ve küratör Jens Hoffmann, San Fransisco’da yaşıyor ve CCA Wattis Institute for Contemporary Arts’ın direktörlüğünü yürütüyor. Aralarında, Solomon R. Guggenheim Museum (New York), KIASMA – Museum for Contemporary Art (Helsinki), Kölnischer Kunstverein (Köln), The Hugh Lane Museum of Modern Art (Dublin), DIA Center for the Arts (New York), Kunstverein (Hamburg), Kunst-Werke (Berlin), Los Angeles Contemporary Exhibitions (Los Angeles) ve Museum Kunst-Palast’ın (Düseldorf) da bulunduğu birçok sanat kurumunda çalışan Hoffman, Documenta X (1997), 1. Berlin Bienali (1998) ve 9. Lyon Bienali (2007) de dahil olmak üzere birçok sergide yer aldı. 2003-2007 yılları arasında Londra’daki Güncel Sanat Enstitüsü’nün sergiler bölümünün direktörlüğünü yürüten Hoffman, San Juan’da 2009 yılında yapılan 2. Poli/Grafica Trienali’nin eş küratörlüğünü üstlendi. Jens Hoffman halen, Harrel Fletcher ile birlikte 2010 yılında Amerika’da beş müzede gerçekleştirilecek olan 1. Halk Bienali’nin (1st People’s Biennial) eş küratörlüğünü yürütüyor. San Francisco, California College of the Arts’ın Küratöryel Çalışmalar Programı’nda öğretim görevlisi olan Hoffman, Milan Nova Academia di Bella Arti’de konuk profesörlük ve Londra Üniversitesi, Goldsmiths College’da Küratöryel Çalışmalar Programı’nda yarı zamanlı öğretim görevlisi olarak da görev yapıyor. Jens Hoffman aynı zamanda The Exhibitionist: A Journal for Exhibition Making dergisinin kurucu editörü.


25
Feb 10

“BEDRİ BAYKAM’IN DÜNYASINDAN…” SERGİSİ SAİNTE PULCHERİE OKULUNDA

Sainte Pulchérie, “Festival de la francophonie” (Fransız Dili Festivali) kapsamındaki, etkinlikleri çerçevesinde, ünlü Bedri Baykam’ın işlerini sergiliyor.

163 yıllık köklü bir kurum olarak, okulda 2009’dan beri sergiler açan Sainte Pulchérie, bu şekilde kültürel etkinlikleriyle hem öğrencilerine, hem de İstanbullu sanatseverlere hizmet etmiş oluyor. Okul daha önce bünyesindeki etkinliklerde İdil Biret, Ayla Algan, Nedim Gürsel gibi sanatçı ve aydınları da konuk etti.

Türk Çağdaş Sanatının yıllardır yurtiçinde ve yurtdışında en çok tanınan isimlerinden olan Bedri Baykam, gerek sergileriyle, gerek sosyal duyarlılıklarıyla sürekli gündemde olan bir sanatçı. 1957 Ankara doğumlu sanatçı, 6 yaşından itibaren tüm dünyada açtığı sergilerle “Harika Çocuk” olarak tanındı. Daha sonra 12 yıl Paris ve California’da yaşayan sanatçı, halen Cumhuriyet Gazetesi yazarı ve Uluslararsı Plastik Sanatlar Derneği’nin Başkanı. 111 kişisel sergi açan Baykam’ın yayınlanmış 21 kitabı bulunuyor.

Sainte Pulchérie’deki sergisinde Baykam’ın değişik dönemlerinden tualler, kolajlar ve bazı desenlerin yanı sıra, sanatçının son iki yılda Monaco’dan Londra’ya, San Francisco’dan Berlin’e sergilendiği her ülkede büyük ses getiren lens tekniğiyle gerçekleştirdiği 4-D işlerinden örnekler yer alıyor.

Sainte Pulchérie, ”Od’A-Ouvroir d’Art” galerisinde
ziyaret saatleri : Pazartesi – Cumartesi
9.00 – 18.00 arası (Çarşamba günü hariç)

Küçükparmakkapı, Çukurluçeşme Sokak No 7 Beyoğlu Istanbul
www.sp.k12.tr


29
Jan 10

Çağdaş Türk resminin önde gelen ismi Ömer Uluç 79 yaşında hayata veda etti.

İki yıldır kanser tedavisi gören ünlü sanatçı geçtiğimiz yıl iki büyük sergi açmış, Yapı Kredi Sanat Galerisi’ndeki son sergisine kanserle mücadelesinde yaşadıklarından haraketle ‘Parçalanmanın Kimyası’ adını vermişti. Uluç’un cenazesi cumartesi günü Bebek Camii’nde öğlen kılınacak cenaze namazından sonra Aşiyan Mezarlığı’nda toprağa verilecek.

Son sergisi Parçalanmanın Kimyası’nda yer alan karakalem otoportresinin yanına Lucretius’un “Ölümün olduğu yerde ben yokum/Benim olduğum yerde ölüm yok” dizelerini yazmıştı Ömer Uluç. İki yıldır yakalandığı kanserle mücadelesini sadece hastane koridorlarında değil, atölyesinde yaptığı çalışmalarıyla da kıyasıya sürdürüyordu.

Sanat yaşamının en cesur denemelerini yaptığı, en üretken zamanıydı aslında son iki yılı. Beylerbeyi Sarayı’nda açtığı Beylerbeyi Cinleri ve Yapı Kredi Kazım Taşkent Sanat Galerisi’nde açtığı Parçalanmanın Kimyası ve Sağ El, Sol El Desenleri sergileriyle sevenlerini şaşırtmaya devam ediyordu.
Şaşırtmak, gidilmemiş yollara girmek onun sanat anlayışını özetliyordu aslında.

1931 yılında İstanbul’da doğan sanatçı 1953 yılında Robert Koleji bitirdikten sonra 1953-1957 yılları arasında Amerika Birleşik Devletleri’nde önce mühendislik sonra resim eğitimi gördü.  İlk kişisel sergisini 1955 yılında Boston’da açan sanatçı,
1953 yılında Nuri İyem’in öncülüğünde kurulan “Tavanarası Ressamları” olarak adlandırılan grupta yer aldı, 1965’te bir yıl süreyle Londra ve Paris’te, 1972-1973’de ABD ve Meksika’da, 1973-1977 arası Nijerya’da bulundu.
1983’ten beri Paris’te yaşayan sanatçı yılın önemli bir bölümünü İstanbul’da geçiriyordu.
Başta Paris, Berlin ve İstanbul olmak üzere çok sayıda yurtdışı ve yurtiçinde sergi açtı.
Tablonun dışına çıktı

Yapıtlarında anlamlı bir resim yaratmak değil, doğrudan çizgi ve renk ile dışsallaşan bir anlatıma ulaşmayı amaçladığını dile getiren Uluç, 1960’ların sonunda başladığı yoğun çizimlerinde temel olarak resimlerindeki imgeleri oluşturan fırça vuruşlarını geliştirdi.  1969 Sao Paulo, 1987 ve 1989 Uluslararası İstanbul bienallerine katılan Uluç, 1970’te TRT Resim Yarışması Birincilik Ödülü’nü almıştı.
Uluç’un yapıtları Paris’teki Kültür Bakanlığı Müzeleri, Berlin’deki Canlı Müze ve İstanbul’daki Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde yer alıyor.
Uluç’un 2005 yılında Baki’den alıntı ile “Heves Kuşu Durmaz Döner” adını verdiği ve kendi konuşma kayıtlarından seçtiği “Fragmanlar”la başlayan ve sayfalarını bir sergi mekanı olarak düşünerek tasarladığı kitabı, Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkmıştı.
Yazar Sevim Burak’la evliliğinden Elfe adında bir kızı bulunan Ömer Uluç, 1988 yılından beri de yazar Vivet Kanetti ile evliydi.


13
Jan 10

BBC Serhat Köksal’ı keşfetti

BBC’nin efsanevi sunucusu John Peel, şehrin yeraltı müzik sahnesini keşfetmek için geldiği İstanbul’da doğrudan  Serhat Köksal (nam-ı diğer 2/5 BZ)’ı fark etti. Yani, banal Türk melodramlarıyla aksiyon filmlerinin, türkülerle ise derinden gelen elektronik casio melodilerinin iç içe geçtiği görsel/işitsel kolajlar gerçekleştiren İstanbullu bir sanatçıyı. Köksal’dan çok etkilenen Peel, Londra’daki radyo programında 2/5 BZ’nin parçalarını düzenli olarak çalmaya başladı ve her seferinde ”Türkiye’de dinlediğim müzikler arasında favorim 2/5 BZ” demeyi de ihmal etmedi.

1982 doğumlu Serhat Köksal, ”ilk tamamlanmış işi” olarak tanımladığı ”Pin Pon Oynayan Adamlar ve Ajda Pekkan Süperb..ktanadam’a Karşı”yı henüz 14 yaşında tamamladı. O dönemleri, kablolu televizyonun Türkiye’ye gelişi ve devletin bilgi üzerinde kurduğu otoritenin yıkıldığı zaman olarak hatırlıyor Köksal ve ekliyor ”tam bir popüler kültür bombardımanı gibiydi!”. O günlerde televizyonda gördüğü her şeyi kaydeden sanatçı, bu klipleri kendi gerçekleştirdiği performanslara yediriyor. Devlet tarafından desteklenen ve yayınlanan Türkiye görüntülerini, İstanbul’un bit pazarlarından bulduğu 16 mm’lik kısa filmlerle üst üste bindiriyor. Bu birbiriyle tamamen alakasız görüntülerden oluşan kolajlar ise giderek karmaşık ve hatta semfonik hale gelen görsel / işitsel performanslara dönüşüyor.

Köksal’ın Uluslar arası müzik sahnesinde belirişinde de bir miktar ironi var aslında. John Peel çekici ve sabır isteyen türdeki müziklerin iflah olmaz bir destekçisi olduğundan, 2/5 BZ’ye bir hayli arka çıktı. Ancak Köksal’ın beste ve performanslarına verdiği isimler (”No Cultural Pipeline No Energy Dialogue” veya ”No Turistik No Egzotik”), müzik eleştirmenleri tarafından biraz fazla acımasız bulundu. Bu süreç içinde, Köksal’ın işleri tam da eleştirdiği şey tarafından gayet uygun biçimde şekillendirilmeye başladı: sanatçılar ve eserlerini egzotik amblemlere dönüştüren küresel bienaller.

Yanısıra, Serhat Köksal geçtiğimiz sene Uluslararası Tahran Gezici Bienali’nin yola düşmesine de öncülük etti. Berlin, Istanbul ve Belgrad’dan sonra Gezici Bienal’in sonraki durağı ise Beyrut. Çalışmalarına devam eden sanatçı, son olarak Gözel adını verdiği tek kişilik bir plak şirketi kurdu. Gözel, multimedya alanda görünür kılınan CD, DVD, fanzinler, posterler ve kasetler yayınlamak üzere çalışmalara başladı.

http://www.myspace.com/2serhat5bz


12
Jan 10

DENEYSEL VİDEO SUNUMLARI/ EXPERIMENTAL VIDEO PRESENTATIONS

VIDEO / DENEYSEL / SUNUM
PERA FİLM

16 ve 23 OCAK / JANUARY 2010

“Deneysel Video Sunumları”
ARZU ÖZKAL / EYTAN İPEKER

ARZU ÖZKAL
16 OCAK / JANUARY
CUMARTESİ / SATURDAY 15:00

Yeni medya ve performans alanlarında çalısan genç sanatçı Arzu Özkal, Bilkent Üniversitesi Grafik Tasarım Bölümü’nden sonra, Buffalo Üniversitesi (SUNY Buffalo) Sanat Bölümü’nde yüksek lisans çalışmasını tamamlamıştır. Şu anda, Oberlin Üniversitesi’nde ögretim üyesi olarak görev yapan Özkal, gelenek, günlük yaşam, sosyal ve politik baskı grupları, çevre ve çevre politikaları konularında ürettiği projeleri ve deneysel videoları sunacaktır.

Arzu Ozkal is a young artist exploring the concept of the body and its relation to social political discourses through videos, public interventions and performances. She’s a graduate of Bilkent University and SUNY Buffalo. Currently, she serves as a Visiting Assistant Professor of Art at Oberlin College, where she teaches, organizes events, and contributes to curriculum development in the Media Arts Department. She will be giving a presentation on her projects and video works dealing with topics such as tradition, daily life, social and political pressure groups, environment and environment politics.

EYTAN İPEKER

23 OCAK / JANUARY
CUMARTESİ / SATURDAY 15:00

Eytan İpeker, New York Üniversitesi Sinema ve Televizyon Bölümü mezunu. 2006 yılında Berlin Film Festivali kapsamında “Yetenek Kampüsü”’ne katıldı. Deneysel ve konulu kısa filmleri pek çok uluslararası festivalde gösterildi. Yunanistan’da Uluslararası Bağımsız Film ve Video Festivali’nde ‘Video Sanatı Özel Ödülü’nü ve İtalya’da Land of the Living Shorts Festivali’nde Jüri Ödülü’nü kazandı. 2007 yılında İtalya’daki Abstracta / Soyut Film Festivali’ne katıldı. Pera Müzesi’nde “Biçimsizler” deneysel video programında ve Babylon Lounge’da Renan Koen ile “Döngüler: Arasında” adlı gösterimler gerçekleştirdi. Şu anda piyanist İdil Biret hakkında bir belgeselin yönetmenliğini yapıyor.

Eytan Ipeker graduated from Film and Television Department of New York University. In 2006, he participated in the “Berlinale Talent Campus”. His experimental and narrative shorts were screened in many international festivals around the world. He won the Video Art Special Prize in the International Independent Film and Video Festival (Greece) and Specail Jury Praise Award in The Land of The Living Shorts Festival (Italy). In 2007, his abstract videos were shown in Abstracta Film Festival(Italy). He participated in Pera Museum’s “The Shapeless” experimental film and video screening and collaborated with Renan Koen in the performance piece “Cycles: In-Between” for Babylon Lounge. His latest project is a documentary on the accalaimed pianist Idil Biret.


7
Jan 10

ECE KALABAK “sigh”

11 Ocak – 31 Ocak , Flamm

Ece Kalabak, “sigh” adını verdiği, 14 tuvalden oluşan sergisiyle Ocak ayında Flamm’da.

İç geçiriş kavramının öznelliğinden yola çıkarak tasarlanan “sigh”, Ece Kalabak’ın basitliği can alıcı renklerle karmaşık olarak kurguladığı soyutlamaları ile portre yaklaşımlarını da içine alan afallatıcı realist tavırlarının bir araya geldiği bir seçki sunuyor.

Resim, illüstrasyon ve animasyon alanlarındaki çalışmalarıyla tanınan 28 yaşındaki sanatçı, Mimar Sinan Üniversitesi Resim Bölümü mezunu. Bugüne kadar Mtaär ve Club Academia’da gerçekleştirdiği kişisel sergileriyle izleyiciyle buluşan Kalabak’ın işleri, ayrıca İstanbul, Berlin ve Frankfurt’ta düzenlenen çeşitli karma sergilerde de yer aldı. “Love Styles” isimli kısa animasyonla Resfest Türkiye ve Kurye Video Festivallerinde yer alan sanatçı, Break MTV için hazırladığı “Little Dreams” isimli animasyonla da tanınıyor.

İllüstrasyon alanında yürüttüğü çalışmaları, Türkiye’deki Bant ile Altyazı dergilerinin yanı sıra Barselona merkezli, çağdaş sanat ve tasarım anlamında ‘trendsetter’ konumunda duran Rojo Dergisinde yayımlandı. 2005 yılında Art Interview dergisinin düzenlediği uluslararası yarışmada ‘kişisel portre’siyle dereceye giren Ece Kalabak’ın bu çalışması da “sigh” kapsamında izlenebiliyor.

Ekin Sanaç (Bant Dergisi)


1
Jan 10

Ahmet Öğüt: Exploded City / MATRIX 231

Ahmet Öğüt: Exploded City / MATRIX 231
January 24, 2010 - April 11, 2010
Berkeley Art Museum and Pacific Film Archive BAM/PFA, California
With Exploded City, Ahmet Öğüt envisions an imaginary metropolis comprising buildings, monuments, and vehicles that have figured in acts of violence and terrorism over the past two decades. Structures from Turkey, Ireland, India, Yugoslavia, Great Britain, and the United States, among other countries, form a unified urban scale model, reconstructing these sites in the moments before they were destroyed. The installation, originally commissioned for the Turkish Pavilion at the 2009 Venice Biennale, is accompanied by a text situating the included locations within a Calvinoesque narrative that engages the poetics and politics of space, architecture, violence, and international relations. Paraphrasing Calvino’s Invisible Cities, Öğüt presents visible but “semi-anonymous” buildings, whose intact form may be forgotten while the aftermaths of their destruction are seared into the collective consciousness via the media and individual consciousnesses via personal experience. The collapsing of time and distance in this collection of models is echoed by the vehicles—also used in terrorism, but referencing as well Öğüt’s ongoing interest in distance, time, and speed, measures by which our relationship to reality is shaped and through which disparate lands are connected. From this central installation, the exhibition expands to other works. The film Things We Count pans slowly across the retired fighter planes at an airplane graveyard in Arizona’s Sonoran desert, as a voice counts them one by one in Kurdish, Turkish, and English. This counting, in the languages of faraway lands, connects the planes in their U.S. resting place to their actions in the larger world. Öğüt recently had solo exhibitions at Künstlerhaus Bremen; Centre d’Art Santa Mònica, Barcelona; and Kunsthalle Basel. His work was also recently included in group exhibitions at Museum of Modern Art, Warsaw; De Appel, Amsterdam; New Museum of Contemporary Art, New York; Malmö Konsthall, Sweden; Van Abbemuseum, Eindhoven, the Netherlands; and the Berlin Biennale. This is the artist’s first solo exhibition in the United States. Born in Turkey in 1981, Öğüt lives and works in Amsterdam. Elizabeth Thomas Phyllis Wattis MATRIX Curator The MATRIX Program at the UC Berkeley Art Museum is supported by a generous endowment gift from Phyllis C. Wattis; The Andy Warhol Foundation for the Visual Arts; and the continued support of the BAM/PFA Trustees. The presentation of Ahmet Öğüt: Exploded City / MATRIX 231 was made possible in part by the Mondriaan Foundation, Amsterdam.

24
Dec 09

NEUES DEUTSCHLAND

Von Tom Mustroph 22.12.2009 / Berlin / Brandenburg

Ironische Weltenretter

Zehn türkische und kurdische Künstler in der Galerie Tanas

S. Özmen »Kreuzung«
S. Özmen »Kreuzung«

Manche Dinge sind nicht einfach. Die Welt zu retten zum Beispiel. Erst recht, wenn man nur 90 Tage Zeit hat. Die zehn türkischen Künstler, deren Werke insgesamt 90 Tage in der Galerie Tanas in der Gruppenausstellung »Nicht einfach, die Welt in 90 Tagen zu retten« präsentiert werden, beschränken sich daher auf subtile ironische Interventionen.

»Ich kann nicht die ganze Welt ändern oder sie einer kompletten Analyse unterziehen. Aber ich kann auf meine Art eingreifen«, sagt Cengiz Tekin. Der im kurdischen Diyarbakir lebende Künstler unternimmt dies auf eindrucksvolle Art und Weise. Seine fotografischen Inszenierungen geraten zu Allegorien der Wirklichkeit. In »Normalisierung« etwa platziert er eine traditionelle Familie in einem mit Teppichen ausstaffierten Raum, dessen rechte Hälfte von einem ein mächtiges Loch ausschachtenden Mann besetzt wird. Es stellt sich die Frage, ob der Bauarbeiter in diesen privaten Raum eingedrungen ist oder die Bewohner sich, vom permanenten Prozess des Bauens und Abreißens abgestumpft, hier einfach häuslich eingerichtet haben. Für Tekin symbolisiert die Grube jene Löcher, die der Krieg in die Gesellschaften des Mittleren Ostens reißt.

»Freistoß« hingegen bildet die neuen Möglichkeiten, die sich nach der Entspannung der Situation in den 90er Jahren ergeben haben, metaphorisch ab. Jeder kann nun wie der Mittelstürmer des örtlichen Fußballklubs zu einem Freistoß antreten und darauf hoffen, diese Ausgangslage in einen Vorteil umzumünzen. Die Verhältnisse wären aber nur unzureichend beschrieben, wollte man nicht auch auf die gucken, die sich diesen neuen Möglichkeiten ängstlich entgegen stellen. Tekin hat seine Familie eine Mauer im Strafraum bilden lassen. Fußball-geschult schützen die Männer mit ihren Händen die Unterleibspartien. Auch die jüngere Schwester verhält sich so. Mutter und Großmutter des Künstlers stellen sich ohne diesen Schutz verzagt dem Mittelstürmer entgegen. Der jüngere Bruder, der vermutlich noch am häufigsten selbst Fußball spielt, krümmt sich angesichts des bulligen Profis, der ihm gegenüber steht, und in Erwartung eines fulminanten Schusses furchtsam zusammen. Das Doppelpanorama aus Möglichkeiten und Zumutungen ist grandios in Szene gesetzt.

Bei einem weiteren Werk von Tekin stellt sich heraus, dass die sich im ersten Moment aufdrängenden Lesarten mitunter in die Irre führen können. Ein paar Buben werfen lachend einen Haufen Geldscheine in die Luft und lassen an ein Ritual des großzügigen Schenkens und Tauschens denken. Jedoch handelt es sich um das exakte Gegenteil. Tekin, der als Kunsterziehungslehrer an einer Grundschule arbeitet, nimmt seinen Schülern, die sich exzessiv dem Glücksspiel hingeben, immer wieder das dabei verwendete Falschgeld ab. Den im Bild zu sehenden Kindern, die nach der Schule auf den Feldern arbeiten und gar nicht die Gelegenheit zu dieser Art von Freizeitvergnügen haben, gab er die Scheine. Doch diese vorzeitig Erwachsenen erkannten die Geldscheine als falsch und damit wertlos und warfen sie deshalb in die Luft.

Großes ironisches Potenzial weisen auch die Arbeiten von Sener Özmen, Köken Ergun und Servet Kocyigit auf. Letzterer formt aus bunten gehäkelten Deckchen, die von Ferne an Neonelemente erinnern, den Spruch: »Alles, was du über türkische Männer hörst, ist wahr«. Özmen ist mit seiner ebenfalls in der Ausstellung »Istanbul Next Wave« im Gropius Bau zu sehenden Videoarbeit, die zwei als Sancho Pansa und Don Quixote verkleidete Künstler den Weg zur Londoner Tate Modern suchen lässt, präsent. »Natürlich ist klar, dass die Tate Modern nicht unmittelbar hinter dem Gebirgszug liegt, den die Männer durchstreifen. Aber mir war von vorneherein klar, dass ich mit diesem Video in der Tate Modern landen werde«, beschreibt Özmen seine launige Doppelstrategie.

Köken Ergun schließlich lässt in seinem Video einen Panzer durch eine kleine dänische Ortschaft fahren und verlagert so die früher in Kurdistan allgewärtige Militärpräsenz ins satte und friedliche Nordeuropa. Mit dem neuen, von Angst getrübten Blick der Europäer auf die islamische Welt spielt Fikret Atay mit seinem Video »Theorists«. Bei den »Theoretikern« handelt es sich um Koranschüler, die nach simpler westlicher Lesart allesamt potenzielle Terroristen sind und hier Suren murmelnd den Raum durchschreiten.

Die Ausstellung ist von dem exzellenten Türkeikenner René Block zusammengestellt. Weil das Gros der Künstler nicht aus dem mittlerweile unglaublich gehypten Istanbul stammt, sondern entweder im Ausland lebt oder noch im heimischen Diyarbakir arbeitet, weitet die Ausstellung den Blick auf die zeitgenössische türkische Kunstszene. »In Diyarbakir kann ich in Ruhe arbeiten. Man kommt von hier aus vielleicht nicht nach Istanbul, aber doch in die Welt«, meint lächelnd Cengiz Tekin. Und Galerist Block hält seine Ausstellung für eine »vitale Ergänzung« der Istanbul-Ausstellungen, die gegenwärtig im Martin Gropius Bau stattfinden. Die Ausstellung in der Galerie Tanas ist nicht nur vital; sie sprüht über vor Witz und Lebendigkeit.

Tanas, Heidestr. 50, bis 13.3. 2010, Di.-Sa. 11-18 Uhr, Informationen unter


18
Dec 09

art-in-berlin

Nicht einfach, die Welt in 90 Tagen zu retten, TANAS Berlin


(Einspieldatum: 18.12.2009)

TANAS Berlin

Der Weg zur Tate Modern ist steinig. Der schmale Pfad führt durch karge Gebirgslandschaften, fernab von jeglicher Zivilisation, zwischen Bauern, Bächen und Felsen.

Sener Özmen und Erkan Özgen, zwei türkische Gegenwartskünstler, wandern in ihrem Film „Road to Tate Modern“ (2003) als Don Quijote und Sancho Pansa mit Stock und Esel durch den „wilden Balkan“. Ihr Ziel: Das bekannteste Museum für Moderne Kunst Europas.
Nicht die Tate Modern, aber der Projektraum „Tanas Berlin“ stellt derzeit Werke zeitgenössischer türkischer Künstler aus und beweist mit der Ausstellung „Nicht einfach, die Welt in 90 Tagen zu retten“, dass die Türkei keineswegs als künstlerisches Hinterland gelten kann. Mit dieser Einschätzung sind die Ausstellungsmacher nicht allein. Auch in der Akademie der Künste und im Gropius-Bau scheint die türkische Kunstszene Einzug gefunden zu haben. Mit dem großangelegten Projekt „Istanbul Next Wave“ wird gleich in drei Ausstellungen Istanbul als neue Kunstmetropole gefeiert. René Block, der die Ausstellung für „Tanas“ kuratiert hat, versucht hingegen den Blick über die Grenzen der Metropole auszuweiten und junge, international noch unbekannte Kunstszenen aus Izmir, Ankara, Eskisehir und Diyarbakir mit einzubeziehen.
Die Türkei auf Tate-Modern-Kurs?

TANAS Berlin

Die Spannung zwischen Tradition und Moderne erscheint dabei in vielen der Fotografien und Videoarbeiten als das grundlegende Thema. „Free Kick“ (2005) von Cengiz Tekin zeigt einen Fußballer vor dem Freistoß. Vor ihm bilden kopftuchtragende Frauen, schnurrbärtige Männer und Kinder eine „Mauer“. Die Familie als Wächter von Tradition wird zur Einschränkung, zum Hindernis.
Auch der Film „Mirage“ (2009) von Halil Altindere spielt mit Brüchen und kontrastierenden Lebenswelten, wenn ein hagerer, einfach gekleideter Mann mit einem Bodybuilder konfrontiert wird. Oder wenn sechs betende und wild gestikulierende Bauern auf einer Traktorschaufel wie Kinder in einem Leiterwagen durch die Ackerlandschaft gekarrt werden. Die Gebete-murmelnden Köpfe wippen im Takt der Erschütterungen und wirken lächerlich altmodisch, während die Ausrichtung nach Mekka durch die Bewegung des Traktors ad absurdum geführt wird. Klischees von türkischer Tradition, Familie und Religion werden in diesen Arbeiten angekratzt. Es entsteht ein bröckelndes, zerrissenes Bild einer Türkei – kurz vor dem Freistoß.
Gelangweilt, fast mechanisch scheinen auch die uniformierten Männer in Servet Kocyigits Videoarbeit „shake it ´til it drops“ (2007) an eingefahrenen Traditionen festzuhalten. Zu orientalischer Musik schütteln sie mit lustlosen Mienen eine Bauchtänzerin hin und her – wobei der im Titel angekündigte „Fall“ ausbleibt.

Bodybuilder und Bauer, Fußballstar und Kopftuch – findet man die Realität der Türkei zwischen diesen Polen? Manche Bilder lassen die Gegensätzlichkeiten auf den ersten Blick plakativ erscheinen. Und dennoch, gerade das provokative Spiel mit den Klischees und deren Verwandlung in Karikaturen ist es, was diese Positionen so erfrischend macht: „Everything you heard about turkish men is true“, so bekennt Servet Kocyigits ironischer Schriftzug aus zusammengesetzten Garnrollen. „Everything you heard about turkish art is true“ - so könnte man den Satz umwandeln und gleichzeitig entlarven, dass wir kaum etwas über türkische Kunst wissen. Die Türkei als Hinterland der Gegenwartskunst, das den Weg zur Tate Modern mit Packeseln beschreitet, gibt es nicht. Und so führt uns die viel versprechende „Road to Tate Modern“ nicht nach London, sondern vielmehr direkt nach Diyarbakir.

Abbildung:
- Servet Kocyigit, Motherland, 2007
Courtesy: The artist, Copyright: Tanas Berlin
- Cengiz Tekin, Normalizasyon
C-Print auf Dibond, 150 x 200 cm
Courtesy: The artist, Copyright: Tanas Berlin

Künstlerliste:
Halil Altindere, Fikret Atay, Köken Ergun, Ali Kazma, Servet Kocyigit, Ahmet Ögüt, Erkan Özgen, Sener Özmen, Cengiz Tekin, Nasan Tur

Öffnungszeiten:
Di-Sa 11-18 Uhr

TANAS Berlin
Heidestraße 50
10557 Berlin

tanasberlin.de

17
Dec 09

Banu Birecikligil, Gece Karşılaşması, 19 Kasım-19 Aralık, 2009

BANU BİRECİKLİGİL
GECE KARŞILAŞMASI
19 Kasım-19 Aralık, 2009

Banu Birecikligil, dış dünyadan tamamen uzaklaştığı, yer ve gök arasındaki gece yolculuğuna ait yapıtlarının yer alacağı “Gece Karşılaşması” adlı 4. sergisiyle 19 Kasım – 19 Aralık, 2009 tarihleri arasında x-ist’te izleyicilerle buluşuyor.
Önceki sergilerinde çocukluk imgeleri, aile fotoğrafları ve gazetelerin görselliğini aynı, ironik düzlemde buluşturan Birecikligil, son sergisi “Gece Karşılaşması”nda, dış dünyadan tamamen uzaklaşarak yer ve gök arasında gece yolculuğuna çıkıyor.
Olgunlaşma; potansiyel gücünü açığa çıkartma yolculuğunda sanatçı, iç dünyasının ilkel imgelerinin peşinden gittiği fantastik bir dünyada başka varlıklarla karşılaşıyor. Bazılarıyla işbirliği içinde ve temkini elden bırakmıyor. Terbiye edip kendi gücünü açığa çıkarttığı diğerleriyle de bir denge halinde gözüküyor. Varlıklarla teması ve etkileşimi, onlarla özdeki ortaklığını ve farklılığını anlamak üzere sorduğu soruları beraberinde getirirken verdiği cevaplar kendini başka bir düzeyde keşfetme sürecine dönüşüyor.
Birecikligil’in yapıtlarında doğallıklarından ötürü hayvanlara duyduğu hayranlığın ve doğasından kopan insanlığa ait kaygıların yansımalarını görüyoruz. Aynı zamanda, tüm varlıklarla paylaştığımız o ortak doğaya; “yıldızlara” ulaşma umudu var. Ve hep yaptığı gibi son sözü zamana bırakıyor.

Banu Birecikligil, 1970
1995 yılında Mimar Sinan Üniversitesi, Resim Bölümü’nden, 2000 yılında da Berlin Art University, Güzel Sanatlar Fakültesi’nden mezun oldu. Europaisches Patentamt (Avrupa Patent Bürosu)’da (Berlin, 1999) gerçekleşen ilk kişisel sergisinin ardından 2005 – 2008 yılları arasında, Cephe Ardında Flört, Ye Beni…Koru Beni… ve Kayıp Manzara adındaki sergileriyle x-ist’te sanatseverlerle buluştu. 9. ve 10. İstanbul Bienalleri, artfair06 Cologne (Köln, 2006), Contemporary İstanbul 07 ve 08, Made in Turkey (Frankfurt, 2008) ve “İstanbul Üzerine Olasılıklar, Sezgiler, Kurgular” (İstanbul, 2008) gibi etkinliklerde, Apartman Projesi, Hafriyat, Sobe gibi karma sergilerde yer aldı.