Uncategorized


5
Jan 10

Düşün – Teklif Et


28
Dec 09

Dünyayı Nasıl Dolaştım / Aslı Çavuşoğlu / Galeri Non / 12 Ocak – 13 Şubat

AsliCavusoglu

Locus Solus’un yazarı Raymond Roussel pek çok ülkeye yaptığı yolculukta, otel odasından dışarı çıkmaz, bulunduğu ülke hakkında yazılmış kitapları okurmuş. Örneğin, Mısır’a yaptığı bir yolculukta, yine bu alışkanlığını tekrarlayarak Kahire Baharat Çarşısı üzerine yazılmış yüz yıl öncesinden kalma bir kitabı okumuş. Sonra da faytonla Çarşı’dan geçerken artık belirgin bir değişim geçirmiş çarşıyı görmeyip, okuduklarının klişe tekrarlarını geçirmiş notlarına: “Baharat kokularına bulanmış havanın yüzünüze çarptığı çarşıdan geçerken, bembeyaz sarıkları tenlerinin rengiyle kontrast oluşturan adamlar sizi içinde binbir çeşit dükkânlarının içine çekmeye çalışır.” Ancak, Roussel’in yolculuğunu gerçekleştirdiği yıl, birkaç ay önce çıkan bir yangın yüzünden çarşıdaki dükkânların pek çoğu zarar gördüğünden, hemen hepsi tadilattaymış. Ayrıca o dönemde giyilen sarıklar beyaz değil sarımsı bir krem rengindeymiş. Bu durumda Raymond Russell acaba gerçekten de Mısır’a gitmiş midir? Gustave Flaubert ise doğma büyüme Normandiyalı’dır ve Normandiya’ya duyduğu nefret yüzünden Doğu’ya uzun bir yolculuğa çıkar. Ülkesine döndüğünde başladığı Madame Bovary’de Mısır ya da Cezayir’i değil de Normandiya’yı yazar. Çünkü bir yerde bulunmanın belki de en iyi yolu orada olmamaktır. Aslı Çavuşoğlu’nun Dünyayı Nasıl Dolaştım isimli sergisi Roussel örneğinden yola çıkarak bir yerde bulunma, seyahat etme kavramlarını sorguluyor. Son iki yılını Almanya, Arjantin ve Meksika’da geçiren sanatçı, video, ses ve sanatçı kitapları gibi farklı araçlar kullanarak son yıllarda gerçekleştirdiği işlerini sergiliyor. Dünyayı Nasıl Dolaştım, ‘bir yerde bulunmuş olma’nın kıstaslarını gözden geçiriyor. Sergide yer alacak işlerden bazıları: 191/205 1985 yılının Ocak ayında, Türkiye Radyo Televizyon Kurumu Genel Müdürlüğü Türkçenin yapı ve işleyişine ters düştüğü ve standart Türkçe düzeyine ulaşamadıkları gerekçesiyle 205 sözcüğün TV ve Radyo programlarında kullanılmasını yasakladı. İçinde ‘Anı, Anımsamak, Bellek, Deneysel, Devinim, Devrim, Doğa, Düşlemek, Kuram, Olanak, Öykü, Özgürlük, Örneğin, Söyleşi, Tüm, Yaşam’ gibi kelimelerin de yer aldığı bu genelge bir süre yürürlükte kaldıktan sonra kaldırıldı. Dönemin TRT Genel Müdürü Tunca Toskay, 30 Ocak 1985 tarihli Hürriyet Gazetesi’ne verdiği bir röportajında bu yasağın gerekçesini şöyle açıklıyordu: Soru: TRT yayınlarında bazı kelimlerin yayınını yasaklarken amacınız neydi? Cevap: Amacımız dil konusunda bölünmeyi önlemekti. Soru: Niçin kullanılan kelimelerde tercihler yaptınız? Cevap: Dilde bir Türkçeleşme hareketi var. Bir kısım aydınlarımız halkın dili ve aydınların dili diye iki ayrı sınıf yarattılar. Bunun çaresi sadeleştirmektir. Bizim yaptığımız anayasanın kullandığı dili ölçü almaktır. İleri ve geri gitmeden dilin dengede kalmasını sağlıyoruz. 191/205, yasaklanan bu kelimelerin TRT arşivleri ve gazetelerden bulunabilen 191 tanesinin cümle içinde kullanılmasıyla oluştu. Parça Aslı Çavuşoğlu ve Hip Hop sanatçısı Fuat tarafından yazıldı ve Fuat tarafından seslendirildi. 7.28 dak. LP BRUCE CHATWIN’IN ARDINDAN PATAGONYA’DA Gezi yazarlığının popüler kültürle henüz karışmadığı dönemlerde türe, kurmaca ve gerçeği karıştırdığı kendine has bir üslupla pek çok kitap kazandırmış olan Bruce Chatwin’in Patagonya’da kitabının yeniden yaratılarak oluşturulmasına dayanan proje, kitapta yazarın bahsini ettiği eylemleri birebir tekrar etmeye dayanan bir performans. Çavuşoğlu, 2008 yılının sonlarında gittiği Patagonya’da, aynı yolculuğu, kitapta bahsedildiği şekilde, mümkün olduğunca birebir yaşayarak –kitapta bahsi geçen insanlara ulaşılması ve Chatwin’in yayan gittiği 20 km’lik yollar da dahil- yolculuğun yapıldığı tarihten 30 yıl sonra gerçekleştiriyor. Döndüğünde ürettiği, emperyalizmle bağlantısı su götürmez bir yapıda olan gezi yazarlığının motivasyonunu anlamaya çalıştığı metin bir kitaba dönüşüyor. Kitap 2009’da Seul ve Almanya’da basılarak sergilendi. Türkçe-İngilizce 52 Sayfa TESLIM6 Türkiye’de, yasalara ne kadar aykırı da olsa, para karşılığı akademik tez yazma sektörü olduğu herkes tarafından biliniyor. Doktora ya da Master tezininizi yazdırmak için tek yapmanız gereken tabela ya da vergi pusulasına rastlanmayan bu korsan ofislere gidip konunuzun başlığını vermek. Okunması gereken kaynakçalar ve konuyla ilgili istatistikler dahil bu tez yazarları yapılması gereken herşeyi sizin yerinize yapıyorlar. Proje, bu ofislerden birine bağlı çalışan bir tez yazarının işe alınıp, ‘birşey ararken başka bir şey bulmak’ üzerine bir tez siparişi verilmesine dayanıyor. 289 Sayfa Türkçe-İngilizce SEVGILI SEYIRCILER ICIN KUCUK BIR GEZI PROGRAMI 12 yıldır çeşitli turistik turlara katılarak dünyayı gezen sanatçının halasının, yurtdışında çektiği görüntülerden oluşan 30 saati aşan koleksiyonu kullanılarak hazırlanan video, bu kayıtlarda kameraya ve de dolayısıyla gelecekteki izleyicilerine yaptıkları çeşitli beyanların arka arkaya yeniden kurgulanmasından oluşuyor. Tek kanal video 2009 9′40” İngilizce altyazılı http://galerinon.com

14
Dec 09

Tutunmak / Nancy Atakan / Apartman Projesi / 18 Aralık – 28 Aralık

nancy atakan tutunmak davetiye w (Small)Bu sergi için izleyiciyi “tutunmak” kavramıyla ilişkili meseleler
üzerine düşünmeye ve bu düşünceleri duvarlarına yazmak üzere
mekana davet ediyorum. Böylelikle sergi izleyicilerin katkılarıyla
tamamlanmış olacak. Gelemeyenler lütfen bu e-maile cevap versin ki,
böylece sizin de fikirlerinizi sergiye dahil edelim.

Hayat boyunca sürekli bir tutunma halindeydim. İlişkilere, işlere,
kültürlere tutundum, bir sanatçı olarak tutundum. Bu, sadece
parmaklarımla asılıyormuşum ve her an bilinmeyenin alanına saplanabilirmişim gibi bir duygudur çoğu zaman. Bazen çok uzun süre tutunurum. Bazen ilerlemem gerektiğinde tutunurum. Bazen tutunmak isteyip de çok yorulup başka birisinin beni çekmesine ihtiyaç duyarım.
Birisinin beni elimden tutmasını ve beni bırakmamasın isterim.
Günümüz toplumunda insanların birçoğu mutlaka bir an olsun tutunmaya
çalışmanın şüpheciliğini, öfkesini, düş kırıklığını ve kırılganlığını hissetmişlerdir. Tutunmak üzerine siz ne düşünüyorsunuz? Tutunmak istemek nasıl bir histir? Tutunmaya çalışan bir ötekine elinizi uzatmaya istekli misiniz?
N.A.

Apartman Projesi’nin bu sergi için temel duyurusu şudur:

Yapmak istediğim şeyler var, bağırmak istediğim, yaşamak ve yaşatmak
istediğim, söylemek istediğim şeyler var. Ben varım, var olacağım.
Kızıyor ama vazgeçmiyorum ve bunun için çalışmaya başlıyorum.
Sürgün, itilme, uzaklaştırma, taciz, ihlal. Yazıyorum. Çünkü bunlar
oldu, olmaya devam ediyor. Yazıyorum, çünkü bu bir direnme biçimi.
Yazarak tutunabiliyorum, tutunarak yazabiliyorum benim olana.

Gitmeye, susmaya, kabul etmeye karşı bir duruş olan ‘Tutunmak’
izleyicinin de üzerinde düşünmesine ve yazmasına bir davet:
Olanı bağırarak tutunmak adına!

Apartman Projesi / Şeh bender sok. No:4/1 Tünel-Istanbul
www.apartmentproject.com


8
Dec 09

Argun Okumuşoğlu / Yalnız Kalpler / 44a / 18 Aralık – 29 Ocak

Argun Okumuşoglu (Small)İkona Buluşmalar –Okumuşoğlu’nun bu sergisinde, bir kolajdan yola çıkılarak yaratılmış, bir kolajın çerçevelediği tablolarla karşı karşıyayız. The Beatles’ın, stüdyo ses kayıt teknolojilerindeki yenilikleri kullandığı deneysel “kavram albümü” Sgt. Pepper’s Lonely Hearts Club Band’ine, pop art ressamları Peter Blake ile Jann Haworth’un yaptığı, ikonik albüm kapağından yola çıkmış Okumuşoğlu. The Beatles, Okumuşoğlu’nun yapıtlarında ilk kez karşımıza çıkmıyor. Bu sergide, bize tanıdık gelen, yalnız The Beatles değil ayrıca: Okumuşoğlu’nun daha önceki yapıtlarından tanıdığımız kimi ünlü kimi ise Okumuşoğlu’nun özyaşam öyküsüyle ilintili özel yüzler var. Nasıl, The Beatles, Sgt. Pepper’s Lonely Hearts Club Band’in kapağına kendi kahramanlarını yerleştirmişse, Okumuşoğlu da, bazılarını The Beatles’la paylaştığı kendi kahramanları ve arkadaşlarını yerleştirmiş, onları bir aile albümü için bir araya getirmiş, onları buluşturmuş. Önce buluşturmuş, sonra da tek tek ya da kümeler halinde ayırmış. Bütünü oluşturan parçalar, dağılmış sonra.

Buluşturma, çıkış noktası yapıta yapılan anahtar bir müdahale biçimi bu sergide. Olanaksız olanı olanaklı kılma, kurmaca, gerçekliğe karşı koyma, kendi gerçeğini yaratma; sanatın tanımı, sanatçının varoluşsal kaygısı. Dünya bilardo şampiyonu Semih Saygıner’e van Gogh’un, Gece Kahvehanesi’nde bilardo oynatarak; Müzeyyen Senar ile Bob Dylan’ı birlikte sahneye çıkartarak; Rembrandt ile Cruyff’u, Hollanda milli takımında forma giydirtip, sahaya çıkartarak hem olanaksız olanı, kişisel isteği ve nedenleri için olanaklı kılıyor hem de saygı duyduğu klasik ve çağdaş, ikonlaşmış, müzikten futbola, edebiyattan resime, sinemadan heykelciliğe yayılan geniş bir alandaki ustalara bireysel, çok özel selam gönderiyor. Kendi sanatçı arkadaşlarına da uzatıyor selamını. Ressamın, görsel imgelere yaşamını adamış bir sanatçının, yaşamındaki öbür sanatçıları, alanlarındaki ustaları estetik ve varoluşsal kaygılarla ikonlaştırmasını görüyoruz bu sergide. Her sanatçı, kendisini etkileyen, önemsediği, onu kendisi yapan insanlara yapıtlarında şu ya da bu biçimde yer verir. Sanatçıyı okumamızda ancak ipucu olabilir bu tür göndermeler. Sanatçının dünyasına girmemiz için ise kesinkes bir kapıdırlar- hem açık hem de kapalı kapılar. Okumuşoğlu, kendisine ve yapıtlarına açılabilecek ikona kapılar kalabalığıyla başbaşa bırakıyor bizi bu sergide.

İkonların, yeniden ikonlaştırılması olarak da görebiliriz bu sergiyi. Bir kolajdan yola çıkan bu sergi, kolajda toplanan ikonları tek tek ve kümeler halinde başka tablolara ayırınca, kolajdaki ikonlardan tablolardaki ikonlara geçiyoruz. Sanat tarihinde yapılan bir yolculuk da var bu sergide. Beckett, bütün gizemiyle kendi oyunlarından birindeki sahnenin içinde; Sarkis, Vermeer ile buluşarak, Vermeer’in tablosu içinde ve kendi nesneleri arasında; Sevim Burak otomobiliyle; Godard, Serseri Aşıklar’dan bir sahneyle yeniden ikonlaşıyorlar. İkonun temelinde, ahşap üzerine boyanmış yüzler olduğunu anımsayalım. Okumuşoğlu’nun imgeleri, bilgisayardan “kesilip” ahşap üzerine “yapıştırılmış”. Yeni bir ikona yapma tekniği ile de karşı karşıyayız burada. Okumuşoğlu, bir eliyle, Sgt. Pepper’s Lonely Heart Club Band’in kapağından yola çıkarak, ikonlarını tek bir tabloda buluşturmuş; öbür eliyle de estetik amaçlarla ahşap ile sayısal teknolojiyi buluşturmuş. Sayısal teknolojinin ahşapla buluşması, talaş kokuları içinde gerçekleşiyor; bilgisayar teknolojisinin ince sanal hesapları, ahşap oymacılığın ince ve kalın ustalıkları; kireç ve ahşabın organik dokusuyla buluşuyor. İçerik ile biçimin özgünce buluşturulduğunu görüyoruz bu sergide. Sanatçı, kişisel ikonalarını özgün ve çağcıl bir teknikle yapmış. Bu nedenden dolayı, serginin sonunda, çıkış noktası olan içerikten, Sgt. Pepper’s Lonely Hearts Club Band albümü kapağındaki kolajdan çok uzaklara taşıyor bizi Okumuşoğlu: herşeyden öteye, bu sergiden geriye çok çarpıcı bir estetik kalıyor. Sayısal teknoloji ile ahşabın uyumlu buluşması. Bilgisayarın faresini oynatan sanatçının eli ile beyni, ahşabı kesmeye, oymaya, kireçlemeye koyuluyor sonra. En sonunda, bitirilmiş, çerçevelenmiş tablolarda, bilgisayar ekranı ile heykeltraş stüdyosunun estetik uyumu asılı duruyor.

İkona sanatının en uç noktalarına ulaştığı Bizans ve suret yapımını yasaklayan İslam dininin en son imparatorluğu Osmanlı’nın başkenti İstanbul’da, Okumuşoğlu, Sgt. Pepper’s Lonely Hearts Club Band’in kapağından yola çıkarak yeni bir görsel estetik arıyor. Sayısal teknoloji ile ahşabı, yeni ikona yapımı için ustalıkla ve yaratıcılıkla buluşturuyor. Sayısal teknolojiyi oyuna değil, bir sanat tarihi sorunsalına, bir görsel sanat kaygısına dönüştürüyor: kendi ikonlarını, estetiğin tapınağında, organik bir ortam üzerinde zaman dışına taşıyor, onları sonsuzlaştırıyor.

Sergi: Argun Okumuşoğlu “Yalnız Kalpler” Sergisi
Tarihleri: 18 Aralık – 29 Ocak 2009
Mekan: 44A Sanat Galerisi
Ahmet Fetgari Sok. 2/9, Teşvikiye
Açılış: 18 Aralık, Cuma Saat: 19:00 – 21.00
Ayrıntılı Bilgi için:
Tel :+90 212 233 33 80
E-mail : 44a@44a.com.tr
web : www.44a.com.tr


3
Dec 09

Merhamet Melankolisi / Siemens Sanat / 4 Aralık

merhamet melankolisiKüratörlüğünü Mürteza Fidan ve T. Melih Görgün’ün yaptığı Merhamet Melankolisi adlı sergi, 5 Aralık 2009 -5 Şubat 2010 tarihleri arasında sanatseverlerle buluşuyor.

Sergide, Müge Akçakoca, Burak Bedenlier, Audrey Bakx, Şükran Mertcan ve Petrit Halilaj’ın yapıtları yer alıyor. İnsanı insan yapan en temel özelliklerden merhamet duygusunu yorumlayan sanatçıların yapıtları, başkalarını sevmenin ve başkaları için üzülmenin melankolik bir duygu olmasına ve bu duygunun da merhametten beslenmesine gönderme yapıyor.

Merhamet Melankolisi’nin küratörlerinden Mürteza Fidan, serginin kavramsal çerçevesini 14. yüzyılda Paris’te cerrahlık yapan Dr. Henri de Mondeville’in yaptığı cerrahi deneylerden yola çıkarak şöyle anlatıyor: “Dr. Mondeville yaralı organların çektiği acıyı gidermek için bedenin diğer organlarının ısı ve kanlarını onlara göndererek yardıma koşmalarını merhamet tepkisi olarak açıklıyor. Acı çeken bir beden içinde gelişen bu merhamet mekanizmasının bedenler arasında da geliştirilebilmesinin ruhları tarafından terk edilmiş mesafeli bedenleri de huzura kavuşturacağına inanıyor. Bu durumun insanlara ahlaki sorumluluklar yükleyeceğini ifade eden Mondeville, başka bedenlerde tanık olunan acıdan duyulan korkunun insanlarda da merhamet duygusunu geliştireceğine inanıyor. Başkalarını sevmenin başkalarının acısını kendi acısı gibi görmekten geçtiğini ileri süren Mondeville’e göre, başkaları için üzülmek melankolik bir duygudur ve başkalarını severken duyulan içe dönük acı da düşünmeye dayalı haysiyetli bir melankoliyi ifade etmektedir. ‘Merhamet Melankolisi’ adlı sergi ile birlikte Mondeville tarafından bu şekilde değerlendirilen merhamet duygusunun sanatçıların yapıtlarında nasıl yeniden yorumlandığını görebileceğiz.”

Küratörlüğünü Mürteza Fidan ve T. Melih Görgün’ün üstlendiği, Müge Akçakoca, Burak Bedenlier, Audrey Bakx, Şükran Mertcan ve Petrit Halilaj’ın yapıtlarının yer aldığı Merhamet Melankolisi adlı sergi, 5 Aralık 2009 – 5 Şubat 2010 tarihleri arasında, haftanın her günü 10.00 – 19.00 saatleri arasında ziyaret edilebilir.

Siemens Sanat
Meclisi Mebusan Cad. No:45
Fındıklı-İstanbul
Tel: (212) 334 11 04


1
Dec 09

Aslı Özok – Nuri Battal / Contemporary Istanbul’09 / 3 Aralık

asli_ozok_nuri_battalKültür uygarlıktır. Uygarlığın temeli de kültürdür. Bu döngünün varsıl katmanları uygarlık ve kültür kavramlarının çok derin anlamlarıyla örtüşür. Kültürün tanımları arasında zaman kavramına anlam yükleyen tek asal değer ise kültürel bellektir. Bir başka söyleyişle zaman akıp giden bir olgudur ve bu olgunun farklı coğrafyalarda farklı uygarlıkların varlığıyla anlam kazanır, bu anlam da kültürel mirasla kanıtlanır, tanımlanır. Kültür, uygarlıkların yarattığı uygarlık olarak medeniyet kavramıyla özdeşleşirken bu medeniyetlerinin düzeyini belirleyen kültürel kesişmelerle özgünleşir.

Bu bağlamda kültür, dünya üzerinde insanın evriminin belleğidir. ‘An’lar olarak yaşanan hayatın yüzyıllık bellek katmanları, kültürel tabakaların kesişmelerinde saklıdır. Kültürel Belleğin katmanlarında insan evriminin kesişme alanları olan bu bölümlerin niceliği ve nitelikleriyle anlam bulur. Her katman bir dönem, her dönem bir evrim, her evrim kültürdür. Bellek katmanları, kültürün gelişim sürecinde var olur ve aynı zamanda kültürel belleğin yapı taşını oluşturur. Kültürel bellek, uygarlığı kendi içinde ayrımlar gösteren öznel bölümlere ayırır. Toplum düzeni, sosyal yapı, politik erk, ekonomik sistem, inanç ve özellikle de bütün bu oluşumların yaratısı ve aynı zamanda da kanıtı olarak sanat bu bölümlerin temellerini oluşturur.

21. yüzyılın ilk çeyreğinde sanat, yüzyılların sarsılmaz sistemi içindeki bellek olma, yaratılan bellek katmanlarını yansıtma işlevini korumakta, sürdürmektedir. Uygarlık olarak tanımlanan ülkenin, toplum düzeninin, sosyal yapısının, politik erkinin, ekonomik gücünün ya da güçsüzlüğünün, inancının gösterge değerleri sanatın özüne yansıyarak bellek katmanlarını oluşturur. Doğal olarak bu sistem, toplumların gelişmişlik düzeyini net olarak belirler ve katmanlarının verileriyle de açıkça saptar. Tarih içinde sanat toplumların gelişme düzeylerinin en temel göstergesi olma niteliğini korur. Açıkçası, gelişmiş toplumların sanatsal değerlerinin güçlü olması söz konusuyken gelişmemiş toplumlarda ise sanatsal bellek çöküntüleri kaçınılmazdır.

asli_ozok (Small)Önemlisi sanat insanın, uygarlığın göstergesi olarak, kültürü oluşturan bütün temel değerleri sorgulamakta ve hatta yargılamaya alt yapı oluşturacak tartışmalara açmaktadır.

Bu bağlamda insanı tanımlayan bellek sanatı tanımlayan kültürel mirasla kesişerek pekişir. İnsan evriminin yapı taşları, kültürel bellek üzerinden okunarak evrilir. Dünya olarak adlandırılan güneş sisteminin küresi kendi çevresinde ve güneşin çevresinde dönerken insanın çevresinde gerçekleşen oluşumların tarihini sanatla yazar ve kültürel bellekle biçimlendirir. Bu biçimlenme Dünya üzerinde yer alan kara parçalarının ancak birkaç dönemle ve birkaç merkezle belirlenen kültürel belleğine yazılır.

Sanat tarihsel süreçleri aydınlatan verileriyle yüzyılımızın sanatçısının bellek katmanları arasındaki yerini bu nedenle alır. Aslı Özok 21. yüzyılın ilk yarısının sanatçısı olarak bu duyarlığı yapıtlarına İstanbul’dan yansıtmakta ve kültürün tanımı içinde var olan öğelere dokunarak yeni düşünce alanları yaratmaktadır. İstanbul tarihsel kimliğiyle dünya üzerinde birkaç merkezin en önemlilerinden birisidir. Çünkü İstanbul’un tarihi İmparatorluklar Başkenti olarak kültürel belleğe yazılır. Tarihte ilk, orta ve yeniçağ dönemlerinde İmparatorluk merkezi olan kaç kent vardır? Bu sorunun yanıtı İstanbul’u kültürel belleğin en değerli örneği olarak belirlemekle kalmaz aynı zamanda insan evriminin laboratuarı olarak da göstergeler arasına kazandırır. Türk sanatçılarının yüzyıllar süren üretimlerinin önemli değerlere ulaşmasının alt yapısı da bu nitelik olmalıdır.

Bu bağlamda Aslı Özok sanatının yapı taşlarını bu kültürel bellek içinde yapılandırmaya yönelmektedir. 21. yüzyılın ilk çeyreğinin toplum düzeni, sosyal yapı, politik erk, ekonomik sistem, inanç katmanlarından geçerek İstanbul’un kültürel katmanlarının derinliklerinin kültürel mirasına bakmaktadır. Bu bakış farklı tarihsel süreçleri tanımlayan bellek katmanlarına öykünmenin ötesinde, 21. yüzyılın İstanbul’unda ekonomik ve politik erkin güç değerlerini çözümleme yükünün günceli ve özellikle de tüketimi hedeflemesini irdelemektedir. Kültürü, tarihi bir yana bırakıp, her gün önünden geçip gittiğimiz ve kültürel kesişmeleri dünyanın ve özellikle de kıta Avrupa’sı ve Amerika’nın kültür katmanlarında süzdüğümüz estetik çözümlemelere sanatsal kesişme alanları kazandırmak çabası içindedir. Bu eleştirel yapı içinde insan tarihinin evriminin kanıtları olan sanat katmanlarını Ayasofya’nın figüratif anlatımlarıyla harmanlamakta, karşıtlamakta ve sorgulamaktadır. Statik duruşlarıyla, öyküsel anlatımlarıyla kültürel bellek oluşturan figüratif kompozisyonlar, ikonografinin değişmez değerleriyle katılığın, sorgulamamanın sınırlarını çizen ikonlar tüketim dünyasının ikonlarıyla kesişmektedir.

*Prof. Dr. Kıymet Giray Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü Başkanı.

“ARINMA”NIN SOYUT-DUYUMSAL AKIŞINDA

Kaya Özsezgin

nuri_battal

Resimde yüzeye dağılacak biçimleri, seçilecek eğilime göre örgütleme yöntemleri farklıdır. Bu farklılık sanatçıyı, biçim ünitelerini benzerlik ilişkilerine göre gruplandırmaya yönlendirir. Yüzeye egemen olacak geometrik form örgütlemesinde, dörtgen ve üçgenlerle sınırlandırılmış ya da dairesel kapsayıcı bütünlükle göz önüne alınmış geniş parçalar, onların içini dolduran elemanların benzerlik va yakınlık ilişkilerine göre düzenlenir. Algı psikolojisi bağlamında, resme dışardan bakan göz, sanatçının bu düzenleme biçimini soyutçu biçim mantığının gerektirdiği esaslar çerçevesinde algılar. Sanatçının amacı da onların bu çerçeve içinde kavranması yönündedir. O nedenle Gestaltçı psikoloji, biçim elemanlarının geometrik düzenleme esasları uyarınca toparlanması anlamına gelen bu çabayı sanatın temel tasarım kuralları arasında ön sıraya oturtur.
Nuri Battal’ın resimlerindeki soyut biçimsel paradigmanın dayandığı estetik yapılanmayı, öncelikle bu açıdan görmek gerekiyor.
Çünkü onun resimlerinde yer alan biçim elemanlarının, birbirini izleyerek oluşturduğu geometrik gruplandırma yöntemi, böyle bir paradigmanın oluşum süreçleriyle ilgilidir.
Sanatçının izleyicisine sunduğu biçim kavrayışının gerisinde, doğanın özündeki düzen algısını somutlaştırma eğilimi vardır. Ancak bu çaba, söz konusu düzen algısının doğadan soyutlanmış ve genelleştirilmiş bir içerikle dolu olduğu gerçeği üzerinde temellenmektedir. İfadesini düşlerde ve fantezilerde bulan böyle bir içerik, kaynaklandığı doğa gerçekliğini arılaştırma amacına yönelik olduğundan, tinselliği ve şiirselliği ön planda tutar. İnsandaki saf anlayış yeteneği, görünür olanın arkasındaki anlam yoğunluğunu dışa vurmayı amaçlar. Böylece asıl olanla ayrıntı arasında birbirine dönüşme sonucunda açığa çıkan metafizik bir evren kavrayışı kendini gösterecektir. Zamanın akışı içinde silinip kaybolanı değil, kalıcı olanı bularak onu sanatsal dile aktarmak şeklinde özetlenebilecek bu kavrayış metafizikçi düşünürlerin de ilgi alanına giren konuların başında gelir.
Ancak görsel dil, bu türden bir metafiziği soyutlama tekniği uyarınca kategorize etme ayrıcalığına sahiptir. Nuri Battal da bu gerçeğin farkında olduğundan, onu, görünüş dünyası değil, bu dünyanın soyutçu plandaki anlam sorunu ilgilendirmektedir. O nedenle de boyanın bütünüyle kapatmadığı biçimleri ışık yardımıyla istifleyerek bu anlama keskin göndermeler yapmakta, açık-koyu ayrımlarını öne çıkarmak suretiyle bu keskinliğin vurgu dozunu öne çıkarmaktadır. Yunanca “arınma” anlamına gelen “katharsis” kavramı, onun resimlerinde çağdaş kökenli bir tinsel rahatlamanın kapısını açar. Burada söz konusu kavram, soyut biçimlerin bir araya gelerek ve birbirini haklı çıkararak kurdukları geçirgen ve ağsal doku kapsamındadır. Gerçekten de Nuri Battal, üzerine resim yaptığı muşambanın sıkı dokunmuş kumaşını çözmek istercesine spatülle ya da fırçanın sert ucuyla boya üzerinde oluklar açmakta, bu olukları belli yönlere doğru kanalize etmektedir. Bu teknik, malzemenin alışılmış yapısını bozarak “sui generis” bir yolu sanatçıya açacak olan farklı yöntem arayışının sonucudur. Nuri Battal, bu teknik yöntem aracılığıyla mesajını tinsellik bağlamında derinleştirecek olanakların yolunu da açmış olmaktadır böylece. Nitekim üç yıl kadar kaldığı Japonya’da Uzakdoğu felsefesinin inceliklerinden yeterince etkilenmiş olmakla bilinçaltına işlemiş olan Zen-budist kuramlara yakınlık duymuş olmasının payı yok değildir bunda.

Bütün soyutluğuna karşın, kullanılan biçim gruplarının özellikle ışıktan kaynaklanan içsel dinginliği pekiştirici işlevi, Nuri Battal’da görselliğin ana iletkenidir.
Eleksi renk dokusu, kimi resimlerde doğa gerçekliğinin izdüşümsel motiflerine dönüşebiliyor. Ancak bu dönüşüm, resimlerin tümünü kapsayıcı bir özellik göstermemektedir. Denizin derinliklerinde ışığa doğru kitlesel bir akış yönünde, balık sürülerinin uyumsal devinimini yansıtan bir kompozisyon, bunun tipik örneği olarak alınabilir. Orada balık motifinin gruplandırılmış görüntüsü ve ışığın bu görüntüyle çakışımı, aslında sessiz arınma güdüsüne işaret eder. Örneğin balığın kutsallığını simgeleyen Yunus peygamber, çeşitli mitoslarda, psikanalistlerin de sevdiği bir imge olarak yaşar ve arınma güdüsünü bir başka açıdan temsil eder. Nuri Battal’ın balık imgesine gönderme yaptığı kompozisyon, ışığa koşan tinsel büyüyü böylece bir kez daha karşımıza çıkarmaktadır. Başka çalışmaları da bu tinsel büyünün versiyonları olarak algılanabilir.
Nuri Battal’ın soyut kompozisyonlarında anlamın taşıyıcısı, biçimin kendisinden başka bir şey değildir. Biçime yüklenen bu anlam, biçimin kendisi gibi söylemlere kapalıdır ve sessiz bir bildirgenin üstlenebileceği “anlam”ı kendi içinden türetir. Uzam ve zaman çaprazında buluşan bu anlam dizgeleri, resmin dokunmuş izlenimi yaratan yüzeyinde, merkezden çevreye doğru açılarak genişler. Ama tablonun çerçevesinin başladığı yerde biter bu genişleme; açılan perdenin belli noktalarda duvara çiviyle tutturulması gibi, bu biçimsel açılım da belli noktalarda dizginlenir. İnsandaki içsel iradenin, kendi dışındaki güçlerle hesaplaşarak denge kurmasına benzer bir durumdur bu. Nuri Battal’da bu denge önceden saptanmış olmaktan çok, akışın doğal anatomik yapısıyla paralel yürür ve duracağı yeri bulmaya çalışır. Biçimlerin doğal yapılarından kaynaklanan bir devinim olarak da tanımlanabilir bu suskun gerilim.

Yolunu ve bu yol üzerinde varacağı menzilleri önceden saptamak yerine, bunu biçimlerin doğal akışına bırakması, Nuri Battal’ın izleyicisi açısından beklenen bir olgudur. O nedenle, onun resmine bakarak edindiği izlenimi, içinde canlı tutmak ve yaşatmak ister. Resimdeki bu ölçülü soyut arayış, aslında Nuri Battal’ın kurguladığı renk ve biçim tasarımıyla doğrudan örtüşür ve izleyiciyi tinsel arınma duygusuyla spontan bir buluşmaya çağırır.


17
Nov 09

Erdem Helvacıoğlu / Ses Enstalasyonu / Noa – Galeri Non – Ali Hoca Binası / 19 Kasım

nonsesTürkiye’deki ilk kalıcı ses enstalasyonu NON Galerisi sanatçısı Erdem Helvacıoğlu tarafından gerçekleştirildi. Bu interaktif ses enstalasyonu NOA’nın Galata’daki Ali Hoca Binası içine yerleştirildi.

Eser, NOA’nın birinci yıl kutlamasının yapılacağı 19 Kasım günü ilk kez dinleyiciler ile buluşacak.

Enstalasyon bina girişine yerleştirilen bir laptop, kamera, ekran ve 6 hoparlörden oluşmakta. Özel olarak tasarlanan program, binaya giren kişileri sensör vasıtası ile algılamakta ve daha sonra rastlantısal olarak seçilen ses parçası bloklarını çalmaktadır. Yaklaşık 30 saniye süren her bir bloğa aynı zamanda özel olarak tasarlanan görseller eşlik etmektedir.

Enstalasyon için bir günlük zaman aralığı sekiz eşit parçaya bölündü. Bu zaman aralıkları ve duygu değişimlerini betimleyen çok sayıda ses tasarlandı. Böylelikle bina içine giren her kişinin farklı duyacağı bir ses çalışması, farklı ses dünyaları ortaya çıktı.

Helvacıoğlu, elektroakustik ve yeni müzik işleri ile tüm dünyada tanınan, günümüzün en önemli Türk bestecilerinden. Daha önce de 10. Uluslararası İstanbul Bienali’ne Atatürk Kültür Merkezi için tasarladığı ve bina içine yerleştirdiği ses enstalasyonu projesi ile katılmıştı.

NOA 1. yıl kutlamalarında ayrıca 13 ve 15 numaralı dairelerde Galeri NON sanatçılarından Güneş Terkol, Gökçen Cabadan, Nazım Hikmet Richard Dikbaş ve Gökçe Çelikel’e ait işlerden bir seçki sergileniyor.

NOA Ali Hoca, Ali Hoca Sok. No: 6 Galata


5
Nov 09

Açık Atölye Günü / Platform Garanti-Garanti Galeri / 07 Kasım

platform-big-logoPlatform Garanti’nin İstanbul Misafirleri Programı (İMP) kapsamında İstanbul’da yaşayan ve çalışan sanatçılar, atölyelerini ve üzerinde çalıştıkları projelerini sanatseverlere açıyorlar.

Bu yıl ikinci kez yapılan “Açık Atölye Günü”, 07 Kasım Cumartesi gerçekleştiriliyor. Etkinlikte, Jesper Alvaer, Atılkunst, Kalle Brolin, Soren Thilo Funder, İnci Furni, Witte van Hulzen ve Sander Breure, Sofia van der Linden, Francesco Mattuzzi, Barbara Musil ve Vangelis Vlahos’un atölyeleri ziyaret edilebilecek.

“Açık Atölye Günü”ne katılan sanatçılar, OCA ( Norveç), IASPIS (İsveç), DAC (Danimarka), FONDS BKVB (Hollanda), Flaman Hükümeti (Belçika), GAI-PARC-D.E.M.O (İtalya), Avrupa Birliği, Creative Collaboration Fonu (British Council, İngiltere) ve Platform Garanti tarafından destekleniyor.

Platform Garanti’nin 2003 yılında başlattığı İMP, güncel sanatla ilgilenen uluslararası sanatçı, sanat eleştirmeni ve küratörler ile Türkiye’den sanatçı ve araştırmacılara üç ile altı ay arasında değişen sürelerde İstanbul’da kalarak, işlerini üretme ve araştırma yapma olanağı sağlıyor. Bugüne kadar 104 sanatçıyı ağırlayan program, 2005 yılından bu yana, İstanbul Bienali sanatçılarına atölye desteği veriyor. 2005 yılında başlatılan sanatçı değişim programı çerçevesinde, Türkiye’den sanatçıların farklı ülkelerdeki konuk sanatçı programlarına gönderilmesine yardımcı olan İMP, 6 uluslararası kurumla işbirliği yapıyor ve yeni imkanlar için farklı kurumlarla görüşmeye devam ediyor. Program sayesinde, Platform Garanti’nin hakemliğinde Türkiye’den sanatçılar farklı ülkelere burslu yollanıyor.

Ayrıntılı bilgi için: http://platformgarantilinks.blogspot.com

*imaj: ha za vu zu performansı, Açık Atölye Günü, Haziran 2009


2
Nov 09

Zekai Ormancı Anısına… /// Mine Sanat Galerisi /// 6 Kasım – 6 Aralık

davetiye1 (Small)Mine Sanat Galerisi’nin kurulmasına önemli bir katkısı olan Ressam Prof. Zekai Ormancı’nın 2008 yılının Nisan ayında aramızdan ayrılması bizleri derinden üzdü. Kıymetli sanatçımızın anısına 6 Kasım – 6 Aralık 2009 tarihleri arasında galerimiz Nişantaşı mekanında eserlerini ve atölyesinden sürpriz görselleri sizlere sunacağız.

Sanatçımızın Türk resim sanatındaki önemini sanatseverlerimize tekrar hatırlatmak, unutturmamak ve böylece genç sanatçılarımıza örnek olacak bir sanat yaşamını izleyicimize sunmak adına, galerimizde kıymetli sanatçımızın eserlerini sergileyeceğiz.Sergide yer alacak olan eserlerinin yanı sıra, çeşitli fotoğraflar ve sanatçının atölyesinden getirilen bazı malzemelerle; sanatçının atölyesi galeri mekanında oluşturularak Zekai Orma’cının atölye malzemeleri birebir görülebilecek. Yani bir nevi, kıymetli sanatçımızın atölyesi galeri mekanına taşınmış olacak.

Bunların yanı sıra sanatseverler Ormancı’nın yağlıboya ve pastelboya çalışmalarından örnekleri görme imkanı davetiye2 (Small)bulabilecekler.Resimlerinde kompozisyon ve renk olgusunun ön planda olduğu sanatçının tuallerindeki, bu etkinin pastelle yaptığı çalışmalarına nasıl yansıdığını ve eserlerdeki renk armonisine kapılıp, hareketlilik içinde o büyülü dinginliği hissetmek ve görmek mümkün.

“Zekai Ormancı Anısına” adlı sergide, bu atmosferi yaşamak, sanatçının atölyesinin galeri mekanında can buluşunu izlemek üzere, 6 Kasım – 6 Aralık 2009 tarihlerinde sizleri Mine Sanat Galerisi Nişantaşı mekanına bekliyoruz.



MİNE SANAT GALERİSİ – ASYA ŞUBESİ
MİNE ART GALLERY – ASIA BRANCH
Bağdat Caddesi, Ogün Sokak 3/B
Caddebostan, İstanbul – TURKEY
Tel: +90 (0) 216 385 12 03

MİNE SANAT GALERİSİ – AVRUPA ŞUBESİ
MİNE ART GALLERY – EUROPE BRANCH
Teşvikiye, Poyracık Sokak
Yasemin Apt. No: 1 Daire 5
Nişantaşı, İstanbul – TURKEY
Tel: +90 (0) 212 232 38 13

minegulener@gmail.com
www.minesanat.com


2
Nov 09

Zekai Ormancı Anısına… /// Mine Sanat Galerisi /// 6 Kasım – 6 Aralık

davetiye1 (Small)Mine Sanat Galerisi’nin kurulmasına önemli bir katkısı olan Ressam Prof. Zekai Ormancı’nın 2008 yılının Nisan ayında aramızdan ayrılması bizleri derinden üzdü. Kıymetli sanatçımızın anısına 6 Kasım – 6 Aralık 2009 tarihleri arasında galerimiz Nişantaşı mekanında eserlerini ve atölyesinden sürpriz görselleri sizlere sunacağız.

Sanatçımızın Türk resim sanatındaki önemini sanatseverlerimize tekrar hatırlatmak, unutturmamak ve böylece genç sanatçılarımıza örnek olacak bir sanat yaşamını izleyicimize sunmak adına, galerimizde kıymetli sanatçımızın eserlerini sergileyeceğiz.Sergide yer alacak olan eserlerinin yanı sıra, çeşitli fotoğraflar ve sanatçının atölyesinden getirilen bazı malzemelerle; sanatçının atölyesi galeri mekanında oluşturularak Zekai Orma’cının atölye malzemeleri birebir görülebilecek. Yani bir nevi, kıymetli sanatçımızın atölyesi galeri mekanına taşınmış olacak.

Bunların yanı sıra sanatseverler Ormancı’nın yağlıboya ve pastelboya çalışmalarından örnekleri görme imkanı davetiye2 (Small)bulabilecekler.Resimlerinde kompozisyon ve renk olgusunun ön planda olduğu sanatçının tuallerindeki, bu etkinin pastelle yaptığı çalışmalarına nasıl yansıdığını ve eserlerdeki renk armonisine kapılıp, hareketlilik içinde o büyülü dinginliği hissetmek ve görmek mümkün.

“Zekai Ormancı Anısına” adlı sergide, bu atmosferi yaşamak, sanatçının atölyesinin galeri mekanında can buluşunu izlemek üzere, 6 Kasım – 6 Aralık 2009 tarihlerinde sizleri Mine Sanat Galerisi Nişantaşı mekanına bekliyoruz.



MİNE SANAT GALERİSİ – ASYA ŞUBESİ
MİNE ART GALLERY – ASIA BRANCH
Bağdat Caddesi, Ogün Sokak 3/B
Caddebostan, İstanbul – TURKEY
Tel: +90 (0) 216 385 12 03

MİNE SANAT GALERİSİ – AVRUPA ŞUBESİ
MİNE ART GALLERY – EUROPE BRANCH
Teşvikiye, Poyracık Sokak
Yasemin Apt. No: 1 Daire 5
Nişantaşı, İstanbul – TURKEY
Tel: +90 (0) 212 232 38 13

minegulener@gmail.com
www.minesanat.com