Outlet Istanbul


6
Jan 10

KENDİNE AİT BİR ODA+AJANDA 2009

Outlet, 12 Ocak’ta açılışı yapılacak yeni yılın ilk sergisinde Türkiye’den 8 kadın sanatçıyı konuk ediyor. İstanbul, İzmir ve Ankara’da yaşayan genç sanatçılar arasındaki ortak tema ve ayrışmaların görünür olması hedefleniyor. Outlet; farklı malzemeler kullanarak ürettikleri yeni yapıtlarıyla “gündelik hayatın sıradanlığına” odaklanan 8 sanatçının “Kendine Ait Bir Oda” adlı sergisine ev sahipliği yapıyor. Necla Rüzgar (Ankara), Gökçe Erhan (İstanbul), İrem Tok (İstanbul), Gülcan Şenyuvalı (İzmir), Başak Özkutlu(İzmir) ve Outlet Proje Alanı’nda Atıl Kunst (İstanbul)’un çalışmaları izleyiciyle buluşuyor. İlk kuşak feminist hareketin başucu kitabını kendine temel alan sergi, Virginia Woolf’un izinden gidiyor. Woolf’un “Neden Shakespeare gibi bir deha çıkaramadınız?” sorusuna verdiği “Para kazanın, kendinize ait ayrı bir oda ve boş zaman yaratın.” cevabını düstur ediniyor. Toplumsal cinsiyet rollerinin dayattığı yaşam içinde, sanatçıların yarattığı “kendine ait oda”ları izleyiciye açıyor. “Kendine Ait Bir Oda” 12 Ocak 2010’dan 20 Şubat 2010’a dek Salı’dan Cumartesi’ye 10.00-18.30 saatleri arasında Outlet//İhraç Fazlası Sanat ‘ta görülebilir.

4
Jan 10

‘Emploi Saisonnier/Seasonal Work’

‘Emploi Saisonnier/Seasonal Work’ project, proposed by Veronique Collard-Bovy and Celenk Bafra, is based on the research and exchange on and/or in the cities of Istanbul, Izmir, Antakya, Diyarbakir, Paris and Marseilles since 2008. The starting point was to have a closer look on the urban, social and cultural issues in the Mediterranean cities, and more specifically Turkey, together with the characteristics of the artistic practices nourished from them. This research, focused on multi-layered social and cultural problematics of the cities, on modes of collective production as well as the artists that try to stand together by various systems of exchange, resulted as a program composed by three art projects that were developed or invited from Turkey. It was especially crucial for the artist-in-residency programme to invite artists from Turkey that are familiar with collective ways of living and working. This is why four artists from Izmir, third biggest the city of Turkey and an important sea port in the Aegean Sea, leading figures of major artist initiatives in Izmir, namely K2 and (-1) are invited in Marseilles to live and work. Even though their work, questioning on everyday life and its modes, has outcomes as individual artist works, a common approach and a certain spiritual affiliation exist due to the shared back-ground and city. The process of their residency and works contributed to the development of the exhibition ‘Arrangements’ together with the invitation of invaluable artists and artworks from Turkey supporting the theme of arrangement related to the issues of everyday life by their own approach and position. Regarding ‘Die Weisser Stadt’ project following the residency of four members of Xurban collective, as a collective working in different parts of the globe on urban issues since 2000, it was indispensable to invite them to produce a new project on cities with a focus on Marseilles. In a city where urban transformation is harsh and controversial, Xurban comes up with new proposals by revisiting their own research and questions on contemporary politics and ideology. A strong proposal from the city of Diyarbakir by Sener Ozmen, a city with deep political and social conflicts in the south-eastern region of Turkey, was invited as the third project to fulfill the approach of ‘Emploi Saisonnier/Seasonal Work’. Video and photography works from Diyarbakir by three artists, often making collaborations alongside with their individual artistic practice, present a common understanding on the difficulty to find a common front to agree nowadays in Turkey and the strategies of resistance in every possible way and field including the art world.

4
Jan 10

Orijinal Mesaj

Güncel sanat günün en ağırlıklı konularıyla birebir uğraşıyor. İçinde siyasi gündemin farklı söylemleri, toplumsal gelişmelerin en can alıcı olanları var.

Kimlikle, göçle, kentleşmeyle ilgilenen ve bu sorunların karşısında duran sanatçılar yabancılaşma gibi klişe olmuş ezberleri yeni zeminlerde ele alıyorlar. Sanattan politikaya uzayıveren bu çizgide sanatsal kimlikleri ile konuşuyorlar...

Plastik sanatlarda bu eğilim, 1980’li ve 90’lı yıllarda belirginleşip çok kültürlülüğün önemsenmesine ve toplumlardaki eşitsizliklere ve ötekileştirmelere değin sınıf, kültür, etnik köken, cinsiyet gibi birçok farklılığa dikkat çekmiştir. Bu dil yenidir ve 19. yüzyıldan tanıdığımız ‘toplumcu gerçekçilik’ akımının ötesine yerleşir. ‘Kimlik odaklı’ bu yeni sanat anlayışıyla ‘durumlar’ sorgulanmakta ve öncelikle toplumsal ayrımcılığın üzerine gidilmektedir.

Güncel sanatçının kendisini ifade ediş biçimi de epey farklıdır. Çağdaş teknolojinin kullanılması ve türlü türlü anlatım dilleri çalışma olanaklarını arttırmıştır. Seviyoruz ya da yadırgıyoruz ama sunumları ilgiyle izliyoruz. Bienallerde kitlelere ulaştırılan sanatla buluşuyoruz. Sanatçıların videolar, yerleştirmeler ya da karışık tekniklerle üretmiş oldukları işlerindeki ayrıntıları bu sefer de sanatçı özgünlüğü içinde görmenin keyfini paylaşıyoruz.

Şener Özmen ve Cengiz Tekin “Orijinal Mesaj” isimli kolektif sergilerini çağdaş anlatımın olanaklarından yararlanarak hazırlamışlar. “Manzara”, “Bravo”, “Umut”, “Bir gün Bir T ve Bir K” isimli videolarda toplumsal yaşamın içinden çıkarılan olguları okumak mümkün. Görüntüler belleklerde yer edinecek özellikliler. Türkiye’den, Diyarbakır’dan, açılımlardan; can acıtan gerçeklerden ama esnek olabilirlikten hatta şiirsel olanlardan yana bir tavır bu. Kalıcılık tadında, simgesel ve özgün.

“Günümüz Türkiye’sinde her gün uğraştığımız kavram kargaşaları mı?” dediniz; “Toplumsal, siyasal ya da bireysel travmalar mı ya da kimlik politikaları mı?” Videoların ayrıntılarında bu değerler çıkmazında olunduğu kolayca hissediliyor. Bugün “iz bırakan” nedir? sorusunu yanıtlayan serilerdeki fotoğraflar da videolar gibiler. Gerçeğin zaman zaman ironik karşıtlığı, zaman zaman kara mizaha varan yolculuğundaki bu fotoğraflarda da olayların olumlu ya da hoşa gidebilecek zengin kültürel bağları içindeyiz.

“Orijinal Mesaj” sanatın hayal gücüne ve yaratıma gereksinim duyduğu zemininde duruyor. Yaşanan toplumsal karmaşadan beslenip hatta ölümden bile geçip dinden ya da mahremden söz açabilen bir içeriğe karşın sanatsal yaklaşımın estetiğini izletebiliyor.

Outlet/ İhraç Fazlası Sanat Ş. Özmen ve C. Tekin’in sergisiyle yaşadığımız sosyal daralmayı, ayrımcılığı bazı denemeler ve görüntülerle zamana, öncelikle geçmiş ve gelecek bağlamındaki göndermelerle buluşmak için iyi bir ortam sunuyor. Sergi 9 Ocak 2010’a kadar açık olacak, iyi seyirler.

@umranbulut.net


25
Dec 09

OUTLET-ISTANBUL 2009-12-25 12:34:00


17
Dec 09

Orijinal Mesaj@Cumhuriyet


17
Dec 09

OUTLET-ISTANBUL 2009-12-17 14:27:00


8
Dec 09

OUTLET@HURRİYET



8
Dec 09

İstanbul’un Sanat Sahnesinde…


@SABAH

8
Dec 09

Diyarbakır’dan ‘mesaj’ var


Diyarbakır'da yaşayan sanatçılar Şener Özmen ile Cengiz Tekin, 'Orijinal Mesaj' sergisiyle Batı'nın Doğu algısını ve güncel siyaseti sorguluyor
Diyarbakır'da yaşayan ve çalışan sanatçılar Şener Özmen (38) ile Cengiz Tekin'in (32), 2006-2009 yılları arasında birlikte ürettikleri ve ilk sergileri olan 'Orijinal Mesaj' sergisi, günümüz toplumsal-siyasal olayları üzerine düşünüyor ve düşündürtüyor. Birbirine bağlı dört videodan ve fotoğraflardan oluşan sergi, Türkiye'deki politik sıkıntılara geniş bir perspektif de sunuyor.

Şener Özmen öncelikle sergi ismini neden 'orijinal mesaj' koyduklarını açıklıyor: "2000'lerin başından bugüne dek Doğu'da üretilenlere İstanbul'dan klişeler yüklendi. Üretilenlerin bir mesaj vermesi gerekiyormuş gibi algılandı. Mesaj verilen yer ya bir sanat çevresi ya devlet katı olacaktı... 'Orijinal mesaj' aslında görünürde hiçbir şey iletmeyen, böyle bir derdi olmayan bir isim. 'Aslında sizin ilettikleriniz kötü de, biz iyisini iletiyoruz' da demedik." Bu bir anlamda 'Siz boşuna mesaj aramayın, biz kendi mesajımızı kendimiz veririz' anlamına da geliyordu sanki...

Sergideki çalışmaların çoğunda toprak görüyoruz; kısacası toprağa bağlı bir durum var ama iki sanatçı sırf buradan hareketle serginin okumasının yapılamacağını anlatıyor: "Bazı şeyler çok klişeleşti. Bunlardan çıkmalı artık. Sergideki Bir Gün Bir T ve K videosunda da bu var. K'nın ve T'nin Türk mü, Kürt mü oldukları belli değil. Film böyle bir işaret vermiyor. Bir şeyden kaçıyorlar ama neden kaçtıklarını bilmiyoruz. Bir kavga ediyor, bir barışıyorlar. Biri bir şeyle uğraşırken, diğeri korkudan titriyor. En sonunda biri ölüyor gibi gözüküyor. Film, ilk bakışta 'Noluyor burada?' dedirtiyor. Bu, tam da önemli olan soru. Gerçekten o bölgede ne oluyor? Projeksiyonu oraya çevirip 'Ne oluyor?' demek gerekiyor."

DERİN DEVLET HENDEĞİ
Cengiz Tekin'in Normalizasyon isimli çalışmasında, oturma odasındaki bir ailenin yanıbaşında bir hendek açıldığını görüyoruz. "90'lı yıllarda derin devlet söylemleri hayatımızda çok yer aldı. Gerçek bir travma yaşadık burada. Bu durum, evin insanlarının buluştuğu oturma odasında derin bir oyuk açtı" diyor Tekin. Sanatçıların bu son çalışmaları bir tür 'iyileşme dönemi yapıtları' olarak değerlendiriliyor. Bunun açıklamasını şöyle yapıyor Şener Özmen: "Uzun bir dönem, çok hızlandırılmış bir sanat pratiği vardı. Biz kendimizi birer sanat işçisi olarak gördük. Ve nitekim küratörler de bize devamlı 'Çalışın,' diyorlardı. O zaman hep yarım işler üretiyoruz; hep bir yerde kalan, bir şey söyleyecekmiş gibi davranan ama aslında bir şey söylememeye çalışan simgesel bir dil var. Şiir gibi, sürekli gizliyorsun. Çok derinlere gidersen, ana dil, baskı birçok şey çıkıyor içinden. O dönemde sorunlu, psişik işler çıkıyordu. Gelişme döneminde biraz geri çekilip hem sanata hem yaşadığımız topluma bakmamız, bize daha sağlıklı bakış açıları verdi. Poşunun içinden kafamızı çıkaramayabilirdik."

Özmen ve Tekin'in en çok duydukları soru tabii ki Diyarbakır'da sanatçı olmakla İstanbul'da sanatçı olmak arasında ne gibi farklar olduğu... Şener Özmen soruyu şöyle yanıtlıyor: "Bu soruya şöyle cevap verilmeli: Çok kötü durumdayız, her şeyden yoksunuz. Oysa böyle bir şey yok. İstanbul'da kümelenmiş güncel sanat camiasının dikkatini çekmek için üretilen bir söylemdi. Bu söylemler artık midemi bulandırıyor. Gerçek hiç de öyle değil. 'Sizler çok daha iyisiniz, çünkü her şey elimizin altında; bizler kötüyüz, çünkü elimizin altında bir şey yok,' denildi. Bu düşünce biçimi üzerinden sanat üretenler var. Öyle bir şey yok. En kötü dönemde bile iş yaptık. Oradan kamera kiraladık, buradan film aldık."

Sergi, 9 Aralık'a dek Tophane'deki Outlet// İhraç Fazlası Sanat'ta izlenebilir.
Tel: 0212 245 55 05


ECE KOÇAL 08.12.2009

2
Dec 09

Original Message//Opening

@FLICKR