MASA


11
Apr 09

İnci Furni “Kişisel İzolasyona İnanmam, Binaya İnanırım!” @ Plan Tasarım



10. 04 – 30.04 2009


Bu başlık, sanatçının 2008 yılında kendi yalıtılmış yaşam alanından yola çıkarak ürettiği “My Recidency” adlı fanzinden bir alıntıdır.
Furni, son zamanlarda bu bağlamda izolasyon kavramını, kontrol, izleme, inşa etme, çirkinlik, tahayyül ve bilimkurgu kavramları ile ilişkilendirerek düşünüyor.

“Ezilmiş kurbağa Basel’de recidency sırasında karşılaştığım düzenli ve iyi işleyen yapı ile tezat oluşturan bir düşünce biçiminin imgesi gibiydi. Müzik stüdyolarında karşılaştığım ses izolasyon malzemesi ve geçen gün bahsi geçen, benim duymadığım o gök gürültüsü sesi ile bir araya geldi.
Sanırım artık onun için yapabileceğimiz bir şey yok…”

İnci Furni, 2007 yılından beri Hafriyat sanatçı kolektifi ile birlikte çalışmasının yanında kişisel üretimini de sürdürüyor. Sanatçının çalışmaları daha önce Apartman Projesin’de gerçekleştirdiği “Ruh” (2007) isimli kişisel sergisinin yanında Bilsardaki “Sobe”(2007), 10. İstanbul Bianeli Özel Projeler kapsamında gerçekleşen “Dünyayı Yesen Doymazsın” (2007) ve “Haksız Tahrik” (2009) gibi sergilerde gösterildi. Furni, 2008 yılında Independent Drawing Gig işbirliği içinde Hafriyat Karaköy’de gerçekleşen “Zig-Zag” sergisinin organizatörlerinden biriydi.

9
Mar 09

Ha Za Vu Zu “TIRGIT’ZE! / Herkes Girebilir”




06, 03 – 31,03 2009

Hazavuzu
, yapıtında 1990 yılında gerçekleşmiş bir olaydan yola çıkıyor.

“Piyade Teğmen Murat Şeref Baba 17 Şubat 1990 günü dönemin cumhurbaşkanı Turgut Özal'a karşı "sizin cumhurbaşkanı olmanıza alışamadım" şeklinde gerçekleştirdiği telgraf eyleminin ardından,"psikolojik rahatsızlık" gerekçesiyle Haydarpaşa Askeri Hastanesi’nde gözetim altına alınmış ve ordudan atılmıştır.

Olaylar soyle gelismisti:
1989 yerel seçimlerinde oyların ancak yüzde 21'ini alan ANAP Hükümetinin meşruiyeti tartışmalı hale gelmiş, muhalefet partileri ANAP’lıların çoğunlukta olduğu bu meclisin yeni cumhurbaşkanı seçemeyeceğini söylemişlerdi. Bu nedenle erken seçim istediler. Hal böyleyken ANAP genel başkanı ve başbakan Turgut Özal muhalafet partilerinin katılmadığı bir oturumda kendi partisinin milletvekili oylarıyla cumhurbaşkanı seçilmişti. Bu durum yurt çapında büyük tepkilere neden oldu çünkü halkın çoğunluğu Turgut Özal’ı bu makama layık görmüyordu. Özal'ın tepkilere verdiği yanıt ilginçti: “zamanla alışırlar" bunun üzerine ülke çapında: "alışamadım" olan kitlesel protesto gösterileri düzenlendi.”

Hazavuzu, 2005 yılında kurulmuş bir sanatçı kolektifidir. Müzik, grubun çalışmalarının merkezinde dursada performanslarını önceden hesaplanmayan durumlar yaratmaya odaklı eylemler, özgün malzemeler kullanarak yaptıkları nesneler, enstalasyonlar ve videolarla destekliyorlar.

3
Feb 09

Karolin Fişekçi “Fullü Defans” @ Platform Garanti




06, 02 - 28, 02 2009

Silahların işlevinden nefret etmesine rağmen onları görsel olarak etkileyici bulan tutku dolu bir kadının kendine özel top döktürme serüvenidir bu toplar. Bu ateşli silahların insan öldürme konusundaki iktidarını ellerinden alıp bir kadını mutlu etmek bakımından mükemmelleştirdi. Fişekçi, projenin ilk ayağı olarak bu topları, yumuşak ve pembe halleri ile küçük ölçekte seri olarak üretti.
Karolin Fişekçi, Mimar Sinan, Güzel Sanatlar Fakültesi, Resim Bölümünü 2003 yılında bitirdi. Çalışmaları daha önce Plajın Altında: Kaldırım Taşları (Proje 4L, 2002) ve Sobe (Bilsar, 2007) gibi sergilerinde gösterildi. Fişekçi, halen Platform Güncel Sanat Merkezi, İstanbul Misafirleri Programı’nda çalışmalarını sürdüyor. Sanatçının işlerine http://karolinfisekci.blogspot.com/ adresinden ulaşılabilir.

7
Jan 09

Fatma Çiftçi “Bir Dalgınlık Anında” @ PLAN Tasarım



09 01 – 31 01 2009

MASA
, 2009’un ilk sergisinde Fatma Çiftçi’yi konuk ediyor. Çiftçi, bir süre için bulunduğu kentlerde karşılaştığı sıradışı durumları ve görüntüleri çizimler ve sesler aracılığı ile yeniden üretiyor; Istanbul, Tahran, Seul ve Londra’dan sanatçının dolayımı ile hafızada yer edinen bu sahneler kültürel farklara ve tasavurlarına işaret ediyor.
Fatma Çiftçi, 1981’de Amasya’da doğdu. Lisans eğitimini Bilkent Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde 2005 yılında tamamladı. Çalışmaları daha önce “Freekick” sergisinde ve Yama Screening gibi projelerde gösterildi. Sanatçı Asian Artists Fellowship Program, Seul ve Bristol’deki Spike Island Residency programlarına katıldı. 31 Ocak’da Platform Garanti/Spike Island'da Misafir Sanatçı Sergisi açılacak sanatçı İstanbul ve Ankara’da yaşıyor ve çalışıyor.

Çizimler: Suat Öğüt

23
Sep 08

Merve Şendil “DDR Diskografi” @ Apartman Projesi




Masa, 2. yılının ilk sergisini Merve Şendil’in “Underscene Project” başlığı altında ürettiği çalışmalarının bir ayağı olan “DDR Diskografisi” adlı sergisi ile Apartman Projesi’nde gerçekleştiriyor.

Şendil, 2007 yılından beri Underscene Project başlığı altında profesyonel anlamda dolaşıma girmemiş müzik gruplarına ait arşiv çalışması yapıyor. Masa için bir araya getirilen ve bu arşivin bir bölümünü oluşturan “DDR Diskografi” başlıklı sergi de, İstanbul’da faaliyet gösteren yerel bir post-rock grubuna ait dokümantasyonları ve sanatçının grup için ürettiği nesneleri kapsıyor.
Merve Şendil, müzik ve onun etrafında oluşan müzik dışı bireysel/ kolektif yeniden üretimleri, farklı yer ve zamanlarda düzenlediği atölye çalışmaları ve oluşturduğu demokratik üretim süreçleri aracılığı ile sorunsallaştırmaya çalışıyor.

8
Jun 08

Masa @ Kunstvlaai 7





Kunstvlaai, 1997 yılından itibaren Amsterdam’da, Sandberg Institute tarafından eski bir gaz fabrikası olan Westergasfabriek’de düzenlenen alternatif bir sanat fuarı. Ticari galeriler için düzenlenen KunstRai’ye alternatif olarak, sanat fuarlarında kendine yer bulamayan sanatçı inisiyatiflerinin, her yıl toplanıp sunumlarını ve deneyimlerini paylaştığı bir platform olayı hedefliyor. Hollanda merkezli bir oluşum olmasının yanında, her sene farklı ülkelerdeki alternatif oluşumları da sunum yapmaları için davet ediyorlar. Bu yıl konuklar Çin ve Türkiye’ydi. Kunstvlaai 7 ye İstanbul’dan diğer sanatçı inisiyatifleriyle birlikte MASA’da davet edildi ve bir sunum gerçekleştirdi.

26
Mar 08

Isabel Schmiga “Kamuflaj” @ BAS



“Gündelik hayattaki daimi varlıkları yüzünden ihmal edilebilir addedilen şeyler neredeyse görünmez hale gelirler. Isabel Schmiga’nın sanatsal müdahalesinin temeli tanıdık durumlardaki önemsiz öğelerin bağlamlarında yapılan makas değişikliklerine dayanıyor. Sanatçı, bugüne kadar gerçekleştirdiği işlerde; geçişlere, her günkü çevresinin hassalarına, uzlaşmaz zıtlıklar gibi gözüken şeylerin çarpışmalarına, özlere ve sembolik niteliklerine, biçime ve kelimeye yoğunlaştı.
Malzemenin belagati, tanıdık şeylerin ve simgelerin çokdilliliği ile bedenin ve mekanın ilişkisi sanatçının bakışını iki anlamda belirliyor: bunlar hem düz anlamlarıyla motivasyondırlar hem de sanatçının tanıdık göstergelerin belirsizliğiyle ilişkiye geçme girişiminin motifleridirler, dolayısıyla anlamın sebatla hakedilmiş gizli potansiyellerini yüzeye getirirler:
Örnegin oyun tahtasında oynanan Ludo İsviçre bayrağında görünürleşir (MENSCH ÄRGERE DICH NICHT, 2003)”

Isabel Schmiga (1971) Paris’te yaşıyor ve çalışmalarını sürdürüyor. Braunschweig Güzel Sanatlar Akademisi’nde (MFA) ve Basel Üniversitesi’nde Sanat tarihi bölümünde görevlerine devam eden sanatçının kazandığı cok sayıda burs ve katıldığı misafir sanatçı programı arasında Isviçre’nin Basel sehrindeki DAAD, Platform Garanti Güncel Sanat Merkezi’ndeki iaab ve 2008 yılında Paris Cité Internationale des Arts’daki iaab sayilabilir. İşleri hakkında daha fazla bilgi icin lütfen bknz.: www.schmiga.de

http://artforum.com/archive/id=19892

28
Feb 08

Önder Özengi, “I wanna hurt, I wanna love” @ İMÇ 5533




O yüzden cemaat anları olabilir- zaman zaman anlatılan bayram anları değil de, diyalojik anlar; Nazianzos’lu Gregorius’un koyduğu kurallara karşı gelindiği, diyalektik yapma sıfatı olmayanların, kendi sıfatlarını yeni bir başlangıcın şiddetiyle bir daha-önce-söylenmiş’in, bir daha-önce-kaydedilmiş’in olumlanması arasındaki ilişkiden alanların yerli-yersiz diyalektik yaptıkları anlar…

Jacques Ranciére


“I Wanna Hurt I Wanna Love” aynı adlı varolmayan bir müzik grubunun yaptığı eylemlerden arta kalan nesnelerin teşhir edilmesinden oluşuyor. Bu nesnelerin tarihleri ve yerleri, muhalif kültürün sık sık referans verdiği müzik ve siyasal tarihin önemli kırılma noktalarıyla çakışıyor. Bu önemli tarihsel durakların yanı başında kendisine sessizce bir varoluş üretiyor. Bu çalışma bu tarihlerde meydana gelen olayların sonrasında ortaya çıkan ortaklık ve cemaat düşüncesi ile de ilgileniyor. Yaşananlardan dehşete düşen, yeniden sorgulayan ve karşı duruş üretenlerin ortaklığı olarak tahayyül edilen bu cemaati, bir müzik grubunun tarihsel bedeni üzerinde bir araya getirmeyi deniyor.

17
Jan 08

Elke Marhöfer “Gerçeklik kaçabilir – gerisi anın şokunda yükselen içgüdüdür” @ Platform Garanti




Les exclus, Robert Bresson’un 1976 tarihli Le diable probablement isimli filmindeki aktörler, dekorlar ve replikleri kendine mal ediyor. Çalışma Fransa’daki banliyölerde Kasım 2005’te yaşanan olayları tartışmaya devam ediyor. Arkadaşlarla birlikte tek gün içinde gerçekleştirilen film siyasetin dilini konu alıyor. Bir vaka üzerinde belirleyici olan şey ya da kişi nedir ya da kimdir? Genç insanları eyleme geçmeye nasıl bir yeti yöneltir? Sürekli görünürlük dışında kalan gerçeklik nasıl oluyor da kısa bir zaman aralığında görünür hale gelebiliyor?

nowt/sooner’daki anlatı Marguerite Duras’nın Ah! Ernesto başlıklı kısa romanına göndermelerde bulunuyor. Filmde henüz bilmediği şeyleri öğrenmek istemediği için okula gitmeye direnen bir çocuğun hikayesi anlatılıyor. Adaptasyon öznel ile nesnel dil kullanımı, ses ile dil arasındaki ilişkiyi farklı sözce türlerine (rap/klasik) başvurarak irdeliyor; kişinin çok-dilliliğini değerlendirmeye, dilin baskıcı niteliğine direnmeye çalışıyor; ve dilin ortadan kaybolduğu, şeylerin içine bir hayvanın dahil olduğu kültür-dışılık, azgelişmişlik anlarının, dilbilimsel ‘Üçüncü Dünya bölgeleri’nin izini sürüyor.

Her iki çalışma da genç insanların yaşadığı kurumsallaşmaya tabi olma / kurumsallık-dışında kalma sorunsalına değiniyor. nowt/sooner zorunlu eğitimi, ve bilgi vermeyen ama koordinatlar yaratan, sınıfsal hiyerarşileri yeniden üreten okul sistemini sorguluyor. Les exclus’da ise genç insanların okullarda ve çalışma atölyelerinde kurumsallığa dahil edilmeleri durumunun toplumun geri kalanı tarafından istenir bir şey olmadığının ve kurumların dışlama olgusunu körüklediğinin giderek görünür hale gelmesi sonucunda Fransa’da ortaya çıkan olayları ele alıyor.

Elke Marhöfer film, desen ve performans üzerine çalışıyor. Tarih ile siyaset arasındaki ilişki üzerine yoğunlaşarak, bugüne ya da geçmişe ait özgürleştirici anların izini sürüyor. Bir tür militanlık eğilimi taşıyor. Mesafeli eleştirel konumu arkasında bırakarak, çelişkiyle örülü heyecanların (yeni iletişim stratejileri doğuracak sağlık rejimleri, ölü veya ölmeyen siyasal eylemler) peşinden gidiyor. Başka insanlarla girdiği işbirlikleri aracılığıyla, yapımcı yerine daha çok aracı konumunu üstlenmeye çalışıyor. Nasıl ‘eyle’yeceğini öğrenmek üzere nasıl ‘yapıl’dığını unutmaya çalışıyor. Beraber yaşar halde kalmak için eylemek. Gelişmiş kapitalizmin öldürücü vuruşlarına karşı ‘eylemek’ bir ‘direnç’e dönüşüyor. Sanat dünyasının bu konuyla ilgisini ne? Sözkonusu çalışmalar festivallerde, bienallerde ve müzelerde gösteriliyor.

http://www.whateverbeing.de/

4
Dec 07

Çağrı Saray “Handke’ye Saygı”



7 -31 Aralık 2007

“Postmodern sinemanın başlangıcı olarak kabul edebileceğimiz 1987 tarihli ‘Der Himmel Über Berlin’ adlı film, yönetmen Wim Wenders’in birçok filminde birlikte çalışmış olduğu Peter Handke’nin “Lied Vom Kindsein” (Çocuk Olmanın Şarkısı) adlı şiiriyle başlar.

Handke’yle okuyucu olarak paylaştığımız boşluk duygusu o kadar mahrem ve aynı zamanda o kadar paylaşıma açık bir kavramdır ki, aslında tam da bugünün metropol insanının yalnızlığını tarif eder.
Himmel Über Berlin’de Handke’nin şiiri tekrar yazılmaktadır, üstelik görüntüdeki anlatısallık da yazma edimi üzerinden çalışan bir yapıya işaret eder. Metnin, bu yeniden üretim sürecinde hareketli görüntü ve ses gibi sinemasal öğelerle etkisi katlanarak artmaktadır.

Şimdi Lied Vom Kindsein’ı yeniden yazma zamanı, tıpkı kendi sözlerimizmiş gibi…”