15 Haziran, 2007 - 15 Temmuz, 2007
Katılanlar: Antonio Cosentino//Hakan Gürsoytrak//İrfan Önürmen//Tan Cemal Genç//Banu Birecikligil//Nalan Yırtmaç//Fulya Çetin//İnci Furni//Nerimen Polat//Extramücadele//Juan Botella Lucas//Atılkunst//Mustafa Pancar//Nazım Dikbaş
HAFRİYAT KARAKÖY'DE
ALLAH KORKUSU AFİŞLERİ SERGİSİ
Allah Korkusu Afiş Sergisi, 10 Kasım tarihinde Hafriyat Karaköy'de açılıyor. Sergi, insanlık tarihi boyunca her türlü iktidar odağını, bu odakların çeşitli iletişim yöntemleriyle ürettiği, beslediği, itaatin en önemli araçlarından biri olarak hizaya girmemizi sağlayan korku duygusunu ele alan afişleri bir araya getiriyor.
Sergiye katılan çok sayıda grafiker, tasarımcı, ressam, çizer ve yazar Allah Korkusuna: Bireysel olarak vicdanın sesi, Kul'un yaradandan korkusu anlamında Allah korkusu, toplumsal olarak hızla muhafazakarlaşan ve daha milliyetçi bir köşeye sıkışan uluslarda Allah korkusu, küçülen dünya ve global ekonomi içinde Allah korkusu ve Allah korkusuna direnme mekanizmaları gibi farklı boyutlardan yaklaşıyor.
Biz karşılaşmalar, bulaşmalar düzenliyoruz. Çalışmalarımız düzenli ve sınırsız bir adlandırma, sıfatlama, çözümleme, karşılaştırma, sayma, değerlendirme çabasından temelleniyor ve « totoloji »ye varıyor.
Her türlü denetimden kaçan, yeni efsaneler, yeni ideolojiler yaratma olanakları sunan, yeni imgelem dünyaları fışkırtan bir mekân üzerine çalışıyoruz.
Geçmişin günümüzü aydınlatmadığı bir Geleceği yeniden yaratmayı olanaklı kılan bir mekân arıyoruz. « Gösteri toplumunun » bir biçimde sonunu imgelemeye çalışıyoruz.
Gerçeği yakalamanın yollarından birinin de onu kurgulamak oldugunu biliyoruz. Belirli bir durumun kurgu katsayısını yoğunlaştırıyoruz. Böylece oyunun kuralı, gerçeği görünür kılmak oluyor. Bütünüyle kurmaca/hayal ürünü bir yerdeyiz.
Günümüzde « hız » kavramı yeniden sorgulanmalıdır. Bu sergiyle, anlatı zaman ve mekanıyla ilgili geleneksel algımızı sarsan bir manzara yaratarak sorguluyoruz. Burada geniş spektrumlu, izleyicinin anlatı boyutunu özel bir çizgiyi izleyerek algıladığı bir sergi kurguladık.
Bu sergi, seyirci ile gördüğü şey arasında ilişkinin sorgulanması yoluyla izleyicilik halinin, her bir öğenin düşünsel sıçramalara yol açabileceği anlatımsal bir mekan ya da anlatımsal bir mimari kurgusu yoluyla ise çizgisel anlatının aşılması niyetidir.
Bu sergide çok sayıda zamansal ve mekansal değişken mevcuttur; amacımız duyusal, ritmik ve görsel düzeylerdeki farklı zamanlamaların bir arada kurgulanmasıyla, yeni anlamların ve yeni kesişmelerin oluşumunu deneyimlemektir. Dilin ötesindeki, diyalog ya da kelimelerle desteklenmeye ihtiyaç duymayan yaratıların peşindeyiz (hiçbir zararı olmasa da, dil yaratının evrenselliğini ister istemez kısıtlar). Dilsel olmaktan çok görsel bir anlatıdan doğan, keşfedilecek bir alan açılır mı merakıyla.
Münferit Bir Etkinlik
İnsan unutkan ama aynı zamanda hatırlama yetisi olan bir varlık. Neyi unutup neyi anımsadığı onun içinde yaşadığı zaman ve bağlamla doğrudan alâkalı. Yani bir anlamıyla bellek tamamıyla ideolojik/siyasal bir yatırım alanı. Geçmişinizden bugüne neleri taşımak isteyeceğinize bağlı bir olgu. Bellek acı'nın belleğidir daima. Acı'nın kuyusudur. İnsan'ın unutamadığı şeyler, olaylar, acı eşiğine nelerin yer ettiğine bağlı. Başkasının acısına bakma ve ona ortak olma çabası ise günlük yaşamımızda vereceğimiz kararlar ve tercihlerle şekilleniyor. Neleri hafızamızda tutmamız gerektiği sorusuyla en acı biçimiyle Hrant Dink'in katledilmesinin ertesinde karşı karşıya kaldık. Yüz binleri ayağa kaldıran bu cinayet -belleğimizden deneyimle- münferit bir cinayet değildi. Onyıllarla ifade edilebilecek bir soykütüğe sahipti. Münferit nitelemesi üzerine şekillenen devasa bir tarih vardı ardımızda bıraktığımız.
Geçmiş ama hangi geçmiş? Bellek ama hangi bellek? Kolektif bellek, kolektifliği tarif etmekle meydana gelen bir şey. Her toplumsal grup veya sınıf kendini bir geçmişe ve kökene dayandırdığına göre her kesim kendi acı'sının saklı olduğu geçmişi akılda tutar ve sürekli güncelleştirir. Yani kolektif bellek dediğimiz şey kendinizi dahil ettiğiniz bağlama ilişkin bir şeydir; çarpıtılmaya müsait bir alana dönüştürülebilir. İktidara endeksli medyalar tarafından üretilen görsel-işitsel imgelem bombardımanı altında kolektif bellek askıya alınabilir ne de olsa. Dolayısıyla yarına sorunsuzca uyanmak adına unutma'nın ustası ve de mahkumu olarak günümüz insanı bellek konusunda sorunludur. Anımsar ama emin olamaz: veya öyle anımsamıştır.
Hrant'ı yitirdiğimiz tarihe atfen 19 Ocak Kolektifi adı altında şekillenen oluşum geçmişin, sesi kısılmış geçmişin, taleplerini kendi duyarlılığı içinde hissedip, günü karartan ve geleceği umutsuzlaştıran sıkıntı evrenine karşı karartılmış bir tarihin içinden sanatın, siyasal alan, bellek ve tarih ile kesişme olasılıklarını genişletip, oluşturulmuş yapay ayrımları da geçersizleştirme gayretiyle çalıştı aylar boyunca. Gruba dahil olan insanlar, sanatçılar, yazarlar ortak belleklerini sorgulanabilir, hesap sorulabilir bir sürece sokmaya karar verdiler. Çalışma aşağı yukarı 25-30 yıllık bir geçmiş üzerinde şekillendi. Ve acıların ortak kaynağı belliydi neredeyse. İnsanlar bu ülkenin dört bir yanında değişik kaynaklardan gelen ama aynı mantık üzerine şekillenen şiddetin hedefi olmaktalar.Ölümler, öldürmeler ya da kaybettirmeler zinciri "münferit" olaylar adı altında toplumu şiddet ile denetim altında tutmanın yolu olarak kullanılıyor. 19 Ocak olarak biriken enerji şimdi'nin, bugün'ün günün yeteri kadar karartıldığına (delil karartma gayretleri unutulmasın), sürekli münferit sıfatına havale edilen gerçekliğin tartışmaya açılması gerektiğine inanmakta.
Cinayet"ten yol alarak Türkiye'de son 27 yıllık geçmişinden yani 12 Eylül askeri darbesinden bu yana, devletin yetkili ağızlarının manipülasyon amaçlı olarak sıkça başvurdukları klişe bir ifade münferit. Tek tük rastlanan olay/durum gibi bir sözlük anlamına sahip olan sözcük yaşanan yaralıyıcı olayları bireysel sapkınlıklar şeklinde açıklar, siyasal cinayet tarihinin üzerini örter, tepkileri hafifletmeye çalışır ve yapısal açıklamaların kapısını kapatır. Münferit olarak paketlenen olayların soykütüğünü bütün saçaklarıyla ortaya çıkarmak elbette ciddiyet ve emek isteyen bir başka çalışmada ele alınabilir. Gerçekleştirdiğimiz alçakgönüllü ölçeğe sahip etkinliğin amacı ise katilleri halen aramızda yaşayan ve neredeyse tamamını fail-i meçhul olarak değerlendirebileceğimiz cinayetleri hatırda tutmak ve Hrant Dink'in yaşamını sonlandırmaya yönelik bu saldırının öncellerini bugüne taşımak, bu cinayetin hiç de tesadüfi veya münferit olmadığını bütün çıplaklığıyla ortaya koymak.. Katilleri bulunamayan bulunsa bile gerisindeki uzantılara ulaşılmayan ve hep meçhule terkedilen cinayetleri hazırlayan siyasal akıl ve korkuya dur diyebilmek. Bunları bugünden geriye doğru kapkara bir bellek üzerine beyaz puntolarla aydınlatmak ve birbiriyle akraba konumdaki şiddet makinalarından çıkıp bir ağ oluşturduğunu gösterebilmek. Yayılarak büyüyen nefret söylemi ve linç kültürü, faşizan saldırıların meşrulaştırılmış dayanakları olarak gündelik hayatı işgal etmekte. 'Doğal ve demokratik' tepkiler olarak görülüp kimilerince takdir gören yapılaşma, Hrant Dink ve sonrasında gerçekleşen nefret cinayetleriyle sokak faşizminin de yolunu açıyor. Bu söylem bugünlerde sınır-ötelerine taşmakta ve savaş tamtamları hergün daha patırtılı biçimde etrafı kaplamakta. Öyleyse bu söylemin gelişmesi süreci zamanla çözülür deyip beklemek yerine, vicdan sahibi her kişinin üstlenebileceği bir sorumluluk olacağı düşüncesiyle bugün'e yönelmek gerekiyor ve bu şekilde akan zamanı durdurmak gerekiyor bir yerde. Çünkü yeterince nefret kin ve düşmanlık ortalığı sarmış bulunuyor.
İktidarın ana ve kutsal gövdesine giremeyen ve sürekli dışlaştırılan kesimler, Kürtler, Ermeniler, Rumlar, Yahudiler, travestiler, geyler, lezbiyenler, işsizler, göçmenler, mülteciler, Afrikalılar veya herhangi sıradan bir insanın maruz kaldığı şiddet; aynı şekilde mikro iktidar mekanizmaları olarak değişik siyasal örgütlenmelerin şiddetine maruz kalıp meçhule bırakılan bütün cinayetler bu etkinlik çerçevesinde eşit bir mesafeyle ele alındı. Nereden gelirse gelsin sivil yaşama yöneltilmiş şiddete tepki göstermeyi önemli buluyoruz. Önemli olan bu nereden geldiği önemli olmayan şiddete her koşulda dur! diyebilmek ve tepki gösterebilmektir.
Bir yıldan bu yana düzenli olarak bir araya gelen 19 Ocak Kolektifi'ni oluşturan güncel sanatçılar ve yazarlar bu etkinlik ile geçmişte üzeri örtülen bu cinayetlere dair kayıtları titizlikle araştırarak kendi kişisel bellekleriyle yüzleştiler. Etkinliğin taşlaşmış bir anı sergisi olmasından kaçınıldı. Anma edimi bir tavır, bir eylem olarak tasavvur edildi. Bugün Türkiye'nin dışa dönük vitrinini süslemesi amacıyla ıslah edilmekte olan bir kültürel alan olarak güncel sanatın güncel olana, toplumsal olana radikal müdahalesinin mümkün olabileceğini bir kez daha dile getirmek istiyoruz.
19 Ocak Kolektifi
16 sanatçının katılımıyla Koray Kantarcıoğlu tarafından düzenlenen sergi, çizgiyi bağımsız görsel bir birim olarak anlama ve özgün bir ifade biçimi olarak kullanma fikrinden hareket eden işleri bir araya getiriyor. Bu işlerin üretimi ve sunuşunda da çeşitlilik ve rahatlık göze çarpıyor: Kumaş, kağıt, ekran, duvar ve duvar kağıdı kullanımından boya, mürekkep, piksel ve tükenmez kaleme.
Serginin kavramsal çerçevesi de aynı yaklaşımı devam ettiriyor: Ucu açık, tamamlanmışlık kaygısı gözetmeyen bu işler tek bir yere gitmiyor.
Sergi açılışında Nazım Dikbaş Ama Bu Bana Benzemiyor adlı bir performans gerçekleştirecek. Hevesli çizerler tarafından yapılan resimlerini görüp memnun kalmayan kişilerin telaffuz ettiği bu cümleyi başlık seçen Dikbaş, çizim eyleminin ve üretiminin farklı boyutlarına dikkat çekmeyi deneyecek.
Katılımcılar: Aksel Zeydan Göz, Alina Viola Grumiller, Bora Başkan, Burak Arıkan, Cem Dinlenmiş, Erlea Maneros, Ekin Saçlıoğlu, Erkin Gören, Erdem Ergaz, Gözen Atila, Güneş Terkol, İnci Furni, Klaustro, Koray Kantarcıoğlu, Mihda Koray, Nazım Dikbaş.
Serginin adı: "Umudunu Göster" Global Gezici Sergi
Düzenleyen: 80Soru Vakfı, Hollanda
2003 yılından bu yana tırıyla dünyayı gezen 80Soru Vakfı'nın Global Gezici Sergisi "Umudunu Göster", 10-15 mart tarihleri arasında İstanbul'daydı ve 12-14 Mart tarihlerinde Hafriyat Karaköy mekanında koleksiyonundan 80 eserlik bir seçkiyle İstanbullu sanatçılar ve sanatseverlerle buluştu. 80Soru Vakfı'nın Global Gezici Sergisi, uğradığı şehirlerdeki sanatçılarla iletişime geçip "umudunu göster"mek isteyen sanatçıların çalışmalarını sergi koleksiyonuna dahil ediyor. Sergiye her yıl 75 ila 100 yeni eser katılıyor.
Martin, 4 yıldır "Umudunu Göster" projesiyle yasadığı deneyimi, sergiye dahil olan çalışmaların özgün hikayelerini canlı performansla izleyicilerle paylaştı. 12 mart açılış gecesi 19.00'da, Martin performansını gerçekleştirdi ve sergi süresince hergün 17.00-19.00 saatleri arasında tekrarlandı.
İstanbullu Sanatçılara Açık Çağrı
Global Gezici Sergi "Umudunu Göster" Hafriyat Karaköy'de konakladığı tarihler arasında, İstanbullu sanatçılarla tanışmayı ve onları da bu global etkinliğe dahil etmeyi amaçladı. İlgilenen sanatçılar 12-14 mart tarihleri arasında Hafriyat Karaköy'e uğrayarak hem sergi koleksiyonunu gezdi, hem de Global Gezici Sergiye katıldı.
Gezici Glabol Sergi 2008 seyahati, Türkiye'nin bir ucundan diğerine, Gürcistan, Azerbaycan, İran ve Pakistan'dan Hindistan'a, dünyanın paylaştığı resim yapma geleneğini modern bir yolculuğa çıkardı.
Katılımcılar:
Murat Morova//Canan Şenol//Yeşim Ağaoğlu//ÇAğla Cömert//Şinasi Göktürkler//Gökçen Cabadan//Aykan Safoğlu//Boysan Yakar&Draguerilla//Serap Akçura//Burak Karacan//İlhan Sayın//Serpil Odabaşı//Sezer Arıcı//Gülkan//ErdemErgaz//Şafak Kemancı//Erinç Seymen//İç Mihrak//Güneş Bulut//Tuna Erdem//Aylin Kuryel//Helin Anahit//Ufuk Ahıska//Efekan Çelik//Emmett Ramstad//Evrensel Belgin//Güneş Bulut//Şafak Şule Kemancı//Çıplak Ayaklar
Vahit Tuna "Egzersiz" isimli kişisel sergisiyle 1 - 25 Mayıs 2008 tarihlerinde izleyicisiyle buluştu
Çalışmalarını grafik, fotoğraf, video gibi farklı malzemeler üzerinden gerçekleştiren sanatçı bunlara son dönemde ses düzenlemelerini de ekliyor. 2003 yılında Stuttgart şehrinde açtığı kişisel sergisinden bu yana Tuna ilk defa İstanbul'da bir kişisel sergiye hazırlanıyor. Hafriyat Karaköy'ün sergi mekânını bir bütün olarak kavrayan ve yeniden düzenleyen "Egzersiz" adlı proje farklı ölçek ve şekillerde yaşana gelen toplumsal deformasyonu, son dönemde iyice yükselen milliyetçiliğin etkisiyle yoğunluk kazanan paranoya ve şiddet nöbetlerini müstehzi bir bakışla ele alıyor. Kitlesel ölçekte yaşanan bellek yitimine karşı oyunsu niteliğe sahip hatırlama, direnme ve dönüştürme egzersizlerini harekete geçiriyor.
Masa Güncel Sanat Mekanı isimli proje de "Egzersiz" sergisini oluşturan ana unsurlardan biri olarak Hafriyat Karaköy'de yer alacak.
Sergi hakkında cıkan yazılar:
http://egzersiz2008.blogspot.com/2008/12/erden-kosova.html
http://egzersiz2008.blogspot.com/2008/12/kamil-enol.html
http://egzersiz2008.blogspot.com/2008/12/ayegl-snmez-sylei-giri-yazs.html
Esra Aliçavuşoğlu
http://egzersiz2008.blogspot.com/2008/12/esra-aliavuolu.html
http://egzersiz2008.blogspot.com/2008/12/borga-kantrk.html