Viewing 1 to 11 of 11 items
Archive | Daralan RSS feed for this section

My Name Is Casper!

Karşı Sanat Çalışmaları ve Tarihi Sümerbank Binası’nda Tarihi Sergi açılıyor!

My Name Is Casper!

İki yüze yakın katılımcısıyla, 2 Ekim 2009 tarihinde Karşı Sanat Çalışmaları’nda ve 3 Ekim 2009 tarihinde Tarihi Sümerbank Binası’nda sizleri bekliyor.

Sergi açılışları
2 Ekim Cuma 18.00 Karşı Sanat Çalışmaları
3 Ekim Cumartesi 17.00 Sümerbank Binası

Karşı Sanat Çalışmaları: 2 Ekim-24 Ekim 11.00-19.00 (pazar hariç)

Tarihi Sümerbank Binası: 3 Ekim-24 Ekim 11.00-19.00 (pazar ve pazartesi hariç)

daralan/sanatçılar
Hatıra Akyüz
Sesil Beatris Kalaycıyan
Evrim Kavcar

Her şey yolunda…
daralan

Hayat denen hengamenin başrol oyuncusu olduğunu düşünen insan, mevcut veya karşıt tüm hareketlerin toplamının oluşturduğu bütün olan sistemin yaratıcısı, uygulayıcısı, satıcısı tüketicisi ve bekçisidir. Bu devamlılığı (bir şekilde) sağlamak adına yarattığı soyut ve somut kavram, kural, gelenek, ahlak, ideoloji, inanç, eğitim, aile vb. birbirinden farklı yöntem ve araçların toplamının oluşturduğu yapı, kestirmeden gidecek olursak hayatın ta kendisidir.

Devamlılığı sağlamak adına uygulanan yöntemin içeriği değişse de sistem, mevcut işleyişi (işleyiş biçimini) varlığı veya varoluluşunun bilinirliliği ile tehdit eden – tehdit etme potansiyelini barındıran veya sistem tarafından böyle olduğu düşünülen karşıt, muhalif, alternatif unsurları yok etmeyi bir savunma biçimi olarak uygulamış fakat hiçbir zaman (şuana kadar) tam olarak başarılı olamamıştır.

Günümüzde gelinen noktada egemen sistem; tehdit olarak gördüğü unsurlarla mücadelede başka yeni yöntemler keşfediyor! Din, ahlak, eğitim, aile gibi organları kullanarak karşı hareketlerin içeriğini-anlamını-temsil ettiklerini elden geçiriyor, olası etkisini engelliyor ve etki alanını daraltıyor olmasına rağmen bir yandan da bu karşıtlıkları; kültür, müzik, reklam, moda… endüstrisinin çekici ürünleri olarak daha geniş bir alana yayıyor ve genişleyen dar alanlar yaratıyor.

Cinsel özgürlük mü istiyorsun? Haberleşme kurumuna abone olarak ayda 29.90’a bilgisayar başında “sınırsız” cinsel devrimini yaşayabilirsin. Fakat sokağa çıkarken cinsel kimliğini evde bırak!

Çevre kirliliğini mi engellemek istiyorsun? Büyük fabrikaları, nükleer santralleri boş ver, diğer plastik kredi kartlarına oranla doğada daha hızlı yok olan çevre dostu kredi kartını kullanarak bunu yapabilirsin ya da banyoda biraz daha az kalarak su rezervlerini koruyabilirsin!

Okula, aileye, çalışmaya mı karşısın! Alışveriş merkezlerindeki, tepkini dillendiren tişörtler, “punk” stili kıyafet ve aksesuarlarla dolu mağazalar, şehir dışında kurulan, on binlerle birlikte tepkini bağırabileceğin asilik kasabaları ne güne duruyor? Kredi kartına taksit, erken rezervasyonda indirim bile var…

Comments Off

“My Name Is Casper!” Emre Zeytinoğlu

Komünist Parti Manifestosu şu tümceler ile başlar:

Avrupa’da bir hayalet dolaşıyor, komünizmin hayaleti. Eski Avrupa’nın bütün güçleri bu hayaleti defetmek için kutsal bir ittifak içine girdiler: Papa ile çar, Metternich ile Guizot, Fransız radikalleri ile Alman ajanları*.

Komünist Birlik 2. Kongresi’nin (29 Kasım – 8 Aralık 1847) hemen öncesinde kaleme alınmış bu tümceler, elbette zamanın egemenlerinin duyduğu büyük bir korkuyu işaret ediyordu: Komünizm korkusunu… Uzun yıllar sonra söz konusu korkuyu tanımlayan Jacques Derrida, bunun somut bir varlık ya da belirgin bir durum karşısında duyulan korku olmadığını, tam da manifestoda yazdığı biçimde; hayalete benzer, görünmez ama hissedilebilir bir varlıktan duyulan korku olduğunu vurgulamıştı (“Marx’ın Hayaletleri”).

Neydi 19. yüzyıl Avrupası’nın egemenlerini dehşete düşüren şey; Eski Avrupa’dan kalan güçlerin hissedip de telaşlandıkları şey neydi? Buna verilebilecek ilk ve kesin yanıt şu olmalı: Proleterya’nın kendi sınıfsal niteliklerini, bu niteliklere bağlı pratik gereksinimlerini, geleceğe yönelik taleplerini ve uzun vadeli planlarını ortaya koymaya başlaması. Yani ilkelerin ve öğretilerin; sonuçta da kapsayıcı hareket yöntemlerinin gün ışığına kavuşmaya yüz tutması.

Örgütlü sınıfsal bir muhalefetin hissedilmesi, iktidarlar adına her zaman korkuyu çağırır. Çünkü güvenli alanlar giderek daralmakta ve çevreyi tehditkârlar sarmaktadır. Fakat burada ilginç olan şudur: İktidar alanları ile muhalefet alanları, duvarlarla ya da tel örgülerle birbirlerinden ayrılmış değildir. Alanlar sürekli olarak birbirlerinin içine sızmakta, birbirlerini içten fethetmekte, kimi zaman da (özellikle sınıfsal örgütlerin büyük eylemlerinde) tekrar ayrışmaktadır.

İktidar için, karşılıklı güç çatışmalarını açığa çıkartan büyük eylemler, her zaman daha az tehlikelidir; asıl tehlikeli olan, çatışmalar-dışı sızmalardır. Böyle bir sızma süreci, silahlı kaba gücün (Althusser gibi söylersek: Baskı aygıtlarının; yani ordunun, polisin, mahkemelerin, hapishanelerin vs.) müdahale alanının dışında işlemeye başladıkça, o “tehlikeli varlığın” cismi de, gözlerden kaybolmaya başlar. Egemen sistemi deşifre edici tehlike, artık her yerde olabilir ve her an ortaya çıkabilir; en güvenli alanlarda ve dahası, düşlerde bile…

İşte hayalet korkusunun baş gösterdiği an da, tam o andır: Tehlike sokaklardan ve meydanlardan gökyüzüne doğru yükselmeye başlamış ve bir hayalet gibi iktidarı izler olmuştur. Nasıl ve hangi gözlerle izlemektedir? Yanıt açıktır: Sınıfsal ilkelerin, öğretilerin ve hareket yöntemlerinin gözleri ile…

İktidarın bu hayalete beslediği korku ne kadar büyük olursa olsun ve her gece o hayaleti ne kadar düşlerinde görüp ateşler içinde uyanırsa uyansın, o iktidar yine de tümüyle çaresiz sayılmaz. Onun bu kâbus sonrasında da alacağı önlemler her zaman vardır. Madem ki o “tehlikeli varlık”, sokakların ve meydanların yanısıra görünmez yerlere de çekilmiştir, iktidar da o görünmez yerlere kendi güçlerini yerleştirmenin çarelerini arayacaktır. Kamusal alanlardan hayaletler alanına geçiş yapmanın sırası gelmiştir.

Hayaletler alanına el atan; daha açık bir söyleyişle, muhalefete karşı ilkeler, öğretiler ve hareket yöntemleri bağlamında yeni bir cephe açan iktidar, bu kez de devreye yeni silahlar sürer: Kültürel silahlar, medya silahları, eğitim silahları (ki okullar olduğu ölçüde, aile de bu silahlardan biridir), inanç silahları, vs… İşte tüm bunlar iktidarın kullanımına açık olarak beklemektedir.

Fakat burada bir ayrıntı üzerinde durmak gerekir. Althusser’e bakacak olursak, bunlar aslında doğrudan iktidarın değil, devletin silahlarıdır: Devletin ideolojik aygıtlarıdır. O halde, iktidar ile örgütlü sınıfların mücadeleleri, bu ideolojik alanlarda geçiyorsa, devletin alanı ile iktidarın alanını aynı anlamda kullanmamak gerekir. Ve o halde, bu alanlar, devlete egemen olanlar ile, olmayanlar tarafından paylaşıldığı sürece, devlet, karşılıklı mücadele alanlarının ortak ve toplam alanı olacaktır: Devlete egemen olanlar, denetledikleri kamu alanlarının yanı sıra, daha zor denetleyebildikleri (en azından garantisi olmayan bir denetim bu) özel alanlarda da mücadele etmek zorunda kalacaklardır. Hem bir mücadele alanı, hem de (kaçınılmaz biçimde) karşılıklı olarak (daha önce söz edilen) sızma alanı: İktidarın denetimindeki devlet alanları ile ortaklıklara açık özel alanlar… Demek ki bu anlamda, sendikaları da devletin ideolojik aygıtları içine yerleştirmek gerekecek.

Örneğin hukuk konusu, bu girift ilişkiyi anlatabilmek için son derece uygun bir özellik sunar: İktidardakiler (yani devlet alanlarına hükmedenler), kolayca ve kendi yararlarına uygun olarak bir yasa çıkartamazlar. Bunun nedeni, iktidar muhaliflerinin çok güçlü durumda olma olasılığı değildir. Nedeni; direnen sınıfların (belki o ideolojik aygıtların boşluklarından ya da çelişkilerinden yararlanarak) o yasaların yapılışlarında ve sonuçlandırılmasında seslerini duyurabilecek olmasıdır: Bir devletin yasalar ile işlemesinin yanında, diğer yandan da ideolojiler ile işlemesi, zaten henüz işin başından itibaren bir çelişki doğurur (üstelik bu iki faktörün birbirini tetiklediğini de akıldan çıkartmayalım). Böylece buradaki devlet, iktidarın hukukuna göre tanımlanmak yerine, Gramsci’nin önerdiği gibi, hukuk-üstü olarak tanımlanacaktır. O zaman hukuk da, devletin ideolojik aygıtları arasında yer almaya başlayacaktır.

Yukarda, tanımlanmış bir devlet bulunuyor. Ayrıca, devlete egemen olan bir sınıf ve o egemen sınıfa muhalif başka bir sınıftan söz ediliyor. Ve deniliyor ki, devlet ile, devlete egemen olanlar, aynı şeyler değildir. Çünkü devlete egemen olan sınıf ile muhalif sınıfın çatışması, hukuk-üstü bir devlet içinde gerçekleşir. Burası tamam… Bu yazılanlar bağlamında şunu düşünelim: Bu tanımlardan, sınıf kavramını çekip çıkarttığımız zaman, ortada ne kalacak? Sınıfsız bir devlet…

Sınıfsız devlet önce bize (elbette) Marx’ı anımsatacak. Üstelik aynı zamanda da, bugünün dağılmış, yok olmuş sınıfsal ilkeleri, öğretileri ve kapsayıcı hareket yöntemlerini anımsatacak. Öyle ya, sınıfsal nitelikler yok olmuşsa, Marx anlamında bir sınıf yapısından da söz etmemiz mümkün değil. Peki sınıfsız devlet dediğimizde, niçin ilk önce ve son derece yersiz bir davranışla Marx’ı aklımıza getiriyoruz ve bugünün koşullarını Marx ile ilişkilendirebiliyoruz? Bu acaba, içeriğini yitirmiş tabirlerin, kavramların, basit sözcüklerin ya da karmaşık tümcelerin, bize oynadığı acımasız ve alaycı bir oyun mu? Düpedüz şunu söyleyebilir miyiz: İçerikten ve bağlamından kopmuş tutarsız bir dilin tutsağı mı oluyoruz? Yalnızca benzetmeler, yakıştırmalar ve kabaca ilişkilendirmeler üzerine işleyen bir dilin siyasetini mi deneyimliyoruz?

Öte yandan, bütünlüğünü yitirmiş o ilkeler ve öğretiler, eğer bir sınıfsal yapının hareket yöntemlerini kararsız bir hale sokmuşsa, yani o sınıfın etkisini büyük ölçüde ortadan kaldırmışsa, o halde devletin egemenleri ile devlet arasındaki ayrımı nasıl ortaya koyabiliriz? Bu durumda devlet ile, baskı aygıtlarını ve ideolojik aygıtları elinde tutanlar, devletin kendisi olmuyor mu?

Şunu çok açık biçimde şunu yazalım: Hukuk-üstü olarak tanımlanan devlet, artık yalnızca egemenlerin hukuku ile anılıyorsa (ki aynı zamanda da sınıfsız bir devlet olarak), bu devlet, egemenlerin içeriksiz dili ile de anılacaktır. İşte bu noktada, egemenlerin hukukunu içeriksiz dil, içeriksiz dili de egemenlerin hukuku besler. İktidarın iki korkulu rüyası hukuk ve dil, bundan böyle iktidar yönünde hayli ehlileşmiştir.

Öyleyse bu mantıkla baktığımızda, bugün “sınıfsız Marksist devlet” ile iktidar arasındaki duvar tamamen eriyip gitmiştir. Büyük ulus-aşırı şirketler, holdingler, finans kuruluşlarına bağlı vakıflar vs. küresel süreçte “Marksist devlet modeli”nin sahipleridir; buna itiraz edilecek bir zemin kalmamıştır. Kalmamıştır; çünkü içeriğini yitirmiş dil, eleştirel bir dayanak noktası bulamamaktadır. Özellikle Richard Rorty’nin “pragmatizm”inin ve Jacques Derrida’nın “dilde dekonstrüksiyon”unun çarpıtılması ile (iyi niyetli bir yaklaşımla, “yanlış anlama” diyelim buna), sıkı bir eğitim süreci başlatılmış; çarpıtılmış okumalar, tüm eleştirel metinleri yerle bir etmiştir (estetik metinler de dahildir buna).

Bu çarpıtılmış okumalar çerçevesinde, estetik metinlerin yerle bir edilebileceği ölçüsünde, bu metinlerin sahipleri de yerle bir edilebilir. En net biçimde Umberto Eco’nun tanımladığı gibi, “metnin niyeti” ortadan kaldırılmışsa, metnin sahibi de neo-liberal siyasete “transfer” edilebilir pekâlâ… Ama kabul edilmeli ki, bu çarpıtılmış okumalardan en fazla pay almış olan, “Kapital”dir (bunu tahmin etmek hiç de zor değildir). Küresel ekonomi ile bu eser arasında, artık süreklilik kazanan ve özellikle de “ekonomik kriz günleri”nde gündemde tutulan bir bağ oluşturulmuştur. Aslında “Kapital”in küresel ekonomi ile ilişkilendirilmesi hiç de zor olmamıştır. “Kapital” ile küresel ekonominin buluşmasını sağlamak için, küçük bir işlem yapmak yeter (değil mi ki, “metnin niyeti”ni yok saymayı çok iyi öğrenmiş bulunuyoruz). Bu işlemin kopyasını, Althusser yaklaşık kırk yıl önce bize vermişti:

Gözümüzün önünde bir kitap olması yetmez: Onu okumayı bilmek gerek. Oysa Kapital’i okumanın, “Marx’ın bilimsel teorisini anlama”nın ve “açıklama”nın tümüyle burjuva olabilen bir biçimi var. Burjuva bir biçim; burjuva ideolojisinin, daha kesin söylenirse burjuva sosyolojist ya da ekonomist ideolojinin damgaladığı, sızdığı, etkilediği bir biçim demektir.

Örneğin Kapital aşağıdaki biçimde okunabilir: Kapitalist üretim tarzının ekonomi politiğinin bir teorisi. Altyapıdan işe başlanacak, “iş-süresi” incelenecek, “üretici güçler” ve “üretim ilişkileri” birbirinden ayrılacak, meta, para, artık-değer, ücret, yeniden-üretim, rant, kâr, faiz, kâr oranının düşme eğilimi vb, vb. analiz edilecek. Kısacası Kapital’de iktisadın “(kapitalist) yasaları” bulunacak. Ve “ekonomik” mekanizmaların bu analizi bitirildiğinde küçük bir ek getirilecek: Toplumsal sınıflar, sınıf mücadelesi.

Toplumsal sınıflar üzerine olan tamamlanmamış küçük bölüm, Kapital’in tam sonunda değil mi? Toplumsal sınıflardan ancak kapitalist ekonominin tüm mekanizmasını söktükten sonra söz etmek gerekmiyor mu? Marx bizi, toplumsal sınıfları (ve dolayısıyla sınıf mücadelesini) kapitalist ekonominin yapısının basit bir ürünü, son bir ürünü, sonucu olarak kabul etmeye çağırmıyor mu? Toplumsal sınıflar kapitalist ekonominin basit bir sonucu, sınıf mücadelesi de sınıfların varlığının basit bir sonucu değil mi?

Kapital’in bu şekilde okunması, bu şekilde yorumlanması Marksist teorinin ciddi bir çarpıtılmasıdır: Ekonomist (burjuva) bir çarpıtma. Toplumsal sınıflar Kapital’in sonunda değildirler: Başından sonuna kadar Kapital’dedirler. Sınıf mücadelesi toplumsal sınıfların varlığının bir türevi değildir: Sınıfların varlığı ve sınıf mücadelesi tek ve aynı şeydir. Sınıf mücadelesi, Kapital’i anlamak için “son-sözü-söyleyen halka”dır**.

Sınıf mücadelesinin hem tarihten, hem de günümüzden silindiği anlamda, tüm insani projeler egemen sistemin “güvencesi” altına alınmış bulunuyor. Artık bizim kurtarıcılarımız, küresel ekonominin siyasi figürleridir. Muhalefetimiz de aynı “güvence”ye sahip. Korkulacak bir şey yok ortada. 19. yüzyıl Avrupası’nın egemenleri, komünizm hayaletinden çok korkmuşlardı. Ama bugün, o hayaleti ustaca yaratan Marx’tan hiç korkmuyorlar. Çünkü içeriğini yitirmiş dil, ehlileşmiş hukuk ve iktidar aygıtlarının kendisi olmuş devlet, çarpıtılmış metinler sayesinde her şeyi “sevimli hayalet”lere dönüştürüyor. 1970’lerin çizgi film kahramanı “Casper” gibi… Her akşam jenerikte şöyle bağırırdı: “My name is Casper !”

Ve internetteki “Uludağ Sözlük”ün genç yazarlarının ironik biçimde tanımladığı gibi: Hepimiz birer “Das Kapitalizm” okuyucusuyuz. Eleştiri yetimizi iktidarın “güvencesi” altına aldığımızdan beri, kurtuluşumuzla ilgili eylemlerimizi de iktidar adına düzenliyoruz: Bizi kurtaracak olanı, iktidar olarak görme alışkanlığımızı büyütüyoruz ve en azından “açık denizler”de boğulma korkusundan kurtuluyoruz.

Burada bir “son söz” gerekiyorsa, bence bu kesinlikle Bertolt Brecht’ten olmalı (neden ille de Brecht? Bunu bilmiyorum):

Bu adadan her ayrıldığımda geminin bir fırtınada batacağından korkarım. Ama hakikatte korktuğum şey, deniz değil, gerektiğinde beni sudan çekip çıkartacak olan kişilerdir***.

* K. Marx – F. Engels, Komünist Manifesto ve Komünizmin İlkeleri, Çev: Muzaffer Erdost, Sol Yay. 6. Baskı 2005, s. 115.
** Louis Altusser, İdeoloji ve Devletin İdeolojik Aygıtları, Çev: Yusuf Alp / Mahmut Özışık, İletişim Yay. 4. Baskı 1994, s. 78 – 79.
*** Bertolt Brecht, Hurda Alımı / Sosyalist Açıdan Bir Sanat Kuramı, Çev: Yaşar İlksavaş, Günebakan Yay. 1977, s. 45.

Comments Off

1. Uluslarararası Sanatçı İnisiyatifleri İstanbul Buluşması

İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı, Art Pie işbirliği ile 11. Uluslararası İstanbul Bienali’nin paralel bir etkinliği olarak, 02-06 Ekim 2009 tarihleri arasında Kadırga İstanbul 2010 Sanat Üretim Merkezi’nde 1. Uluslarararası Sanatçı İnisiyatifleri İstanbul Buluşması’nı düzenliyor.

Istanbul 2010 European Capital of Culture Agency is organizing the 1st International Artist Initiatives Istanbul Meeting in cooperation with Art Pie as a parallel event of the 11th International Istanbul Biennial, between 02nd-06th October 2009 in Istanbul 2010 Art Production Center Kadırga.

Katılımcılar/Participants

Pist, Bas, K2, Hangar, daralan, Fototrek Fotoğraf Grubu, Atıl Kunst, Hafriyat, Salı Fotoğraf Grubu, Reccollective, Remdans Proje Topluluğu / İstanbul Gösteri Sanatları Geliştirme Derneği, Amber, Videoist, Caravansarai, Apartman Projesi, Mtaar, Artık Mekan, Avrupa Kültür Derneği & Artcitizens’ Shop, Sanatorium, Oberliht Association, Water Tower Art Fest, Collabor.at, Art East, Formverk, Berliner Pool, Kuten, Coolturistes, Slobodne Veze, MOTA, Explore Satellietgroep, GeoAIR / Archidrome

http://www.artistinitiatives.org/tr/index.php

Comments Off

İstanbul-Off-Spaces

İstanbul-Off-Spaces
Bağımsız Sanat Mekan ve Grupları Diyaloğu
Sergi ve etkinlikler

Açılış: 3 Temmuz 2009, Cuma, 19:00
Sergi süresi: 4. Temmuz – 16. Ağustos 2009

Kunstraum Kreuzberg/Bethanien’de gerçekleştirilecek sergi ve etkinlikler projesi İstanbul-Off-Spaces ile, birkaç yıldır gelişen bir olguya, İstanbul’da sayıları giderek artan ve önem kazanmaya başlayan, ticari olmayan bağımsız proje ve sanat mekanlarına, dikkat çekmek istiyoruz.
Etkinliğin amacı, İstanbul’daki projeler ve çalışanları ile diyaloga girmek ve Berlin’de, kendilerini ifade edebilecekleri bir platform sunmaktır.
İstanbul’daki sanat mekanları, sivil toplum diskurlarının önemli alanlarını oluşturuyorlar. Gerek giderek yoğunlaşan uluslararasılaşma, gerekse artan bağımsızlık ve özgüven sayesinde, mekanlar, yayınevleri, dergiler ve çağdaş güzel sanatların aktörleri, İstanbul’daki toplumsal ve politik tartışmaların öne çıkan öğeleri haline geldiler.
Sergideki sanatsal çalışmalar ve dokümantasyonların yanı sıra, özellikle söyleşiler ve konferanslarla da İstanbul’daki kültür politikalarının aktörlerinin mercek altına alması amaçlanıyor. Gazete formatında çıkarılan yüksek tirajlı bir yayın sergiyi duyuracak, aynı zamanda sürekli dönüşen ve giderek gelişen sözkonusu bu kültürel olguya görsellik kazandıracaktır.

Stéphane Bauer ve Sencer Vardarman

Katılan Gruplar
5533, Apartman Projesi, Artık Mekan, atılkunst, daralan, Hafriyat-Karaköy, Kurye, Masa Projesi, Nomad & Upgrade!İstanbul, Oda Projesi, xurban_collective

Hauptstadtkulturfonds destegi ile gerçeklestirilen bir Kunstraum Kreuzberg/Bethanien projesi.
Konsept: Stephané Bauer ve Sencer Vardarman.

Istanbul-Off-Spaces
Independent Art Spaces in Dialogue
Exhibitions and Events

July 4 through August 16 2009

Opening: Friday, July 3, from 7 p.m.
Welcome Address: Dr. Franz Schulz, District Mayor Friedrichshain-Kreuzberg

Istanbul-Off-Spaces exhibition and event in Kunstraum Kreuzberg/Bethanien is meant to draw attention to a phenomenon that has arisen in recent years: the increasing number and growing influence of project groups and independent non-commercial art spaces in Istanbul.
In Istanbul, art project spaces act as important locations for social discourse and discussions about civil society. As a result of increasing internationalization, but also as a consequence of growing independence and burgeoning self-awareness, locations, publishers, magazines and players in the field of contemporary visual arts have established themselves as outstanding elements of social and political discourse in Istanbul.
The activities in Berlin are aimed at initiating a dialogue between these projects and their protagonists offering a presentation platform in Berlin.

Stéphane Bauer and Sencer Vardarman

Sanatçılar/Artists
Alperen Kahraman-Ozan Tüzün
Sesil Beatris Kalaycıyan
Evrim Kavcar

Untitled from evrim kavcar on Vimeo.

Comments Off

Belirli Günler ve Haftalar

Geçtiğimiz yıl Şubat ayında İMÇ Çarşısı 5.Blok 5533 numaralı dükkanda faaliyetlerine başlayan 5533, kuruluşunun birinci yılında Belirli Günler ve Haftalar adı altında toplanan bir dizi projenin ilkini 14 Şubat Cumartesi günü başlatıyor.

İstanbul’un çeşitli semtlerinde bulunan bağımsız sanat mekanları, kolektifler, sanatçı insiyatiflerini ve oluşumlara açık çağrıda bulunarak hazırlanan bu proje Belirli Günler ve Haftalar başlıklı dizinin ilk ayağını oluşturuyor. İletişimin, paylaşımın ve pratiklerin geliştirilmesini amaçlayan bu proje aynı zamanda izleyiciye İstanbul’da faaliyetlerini sürdüren bu oluşumları yakından tanıma fırsatı veriyor.
Mekan kurgusunu bir İstanbul panoraması şeklinde gerçekleştiren 5533, insiyatif ve bağımsız mekanlara ait dokümanlara da yer veriyor.
Bütün bu görsel sunum ve dokümanter çalışmalar ile birlikte sergi süresince diğer mekanların komşuları ile yapılmış söyleşinin video sunumu da 14 Şubat – 28 Mart 2009 tarihleri arasında izlenebilir.

Katılanlar;
ALTI AYLIK
APARTMAN PROJESİ
ARTIK
ATIL KUNST
BAS
CARAVANSARAI
daralan
HAFRİYAT
GALATAPERFORM
KOP-ART
MASA
NOMAD
PİST
ODA PROJESİ
VİDEOİST

BELİRLİ GÜNLER ve HAFTALAR No:1
14.02.2009 – 28.03.2009
Açılış: 14 Şubat Cumartesi 14:00
Adres: İMÇ Çarşısı 5.Blok no:5533 Unkapanı/İstanbul
www.imc5533.blogspot.com
imc5533@gmail.com
Proje Koordinasyon : Nancy Atakan & Volkan Aslan
Mekan Tasarımı ve Uygulama: Yusuf Algül&Volkan aslan
Video Proje: Hanife Ölmez&Nancy Atakan&Ayşegül Akyüz
Proje iletişim ve Arşiv: Hazal Rüzgar&Hanife Ölmez

In February of 2008, inside the store numbered 5533 at 5th Block of IMC in Unkapanı, Istanbul, 5533 opened its first project to the public. To commenorate the completion of this establishment’s fırst year, the first in a series of projects under the title of “Special Days and Weeks” begins on Saturday, February 14, 2009.

This first in a series of projects under the title of “Special Days and Weeks” was organized around an open invitation to independent art spaces, collectives, artist initiatives, and initiatives of all types located in various real and virtual neighborhoods of Istanbul. Aiming to create opportunities for communication, networking, sharing, and artistic practice, this event gives spectators a chance to become closely acquainted with the İstanbul initiatives. The exhibition in the space at 5533 was organized as an Istanbul panorama that also includes documentation of these initiatives and independent spaces.

Together with the visual presentation and documentation, during the exhibition from February 14 through March 28, 2009, a video film showing interviews with neighbors of 5533 and the other initiatives can be seen.

Participants:
ALTI AYLIK
APARTMENT PROJECT
ARTIK
ATIL KUNST
BAS
CARAVANSARAI
daralan
HAFRİYAT
GALATAPERFORM
KOP-ART
MASA
NOMAD
PİST
ODA PROJESİ
VİDEOİST

SPECIAL DAYS AND WEEKS No.1
14.02.2009 – 28.03.2009
Opening: Saturday February 14, 14:00
Address: İMÇ 5.Block no: 5533 Unkapanı/Istanbul
www.imc5533.blogspot.com
imc5533@gmail.com
Project Coordination: Nancy Atakan & Volkan Aslan
Design and Installation: Yusuf Algül&Volkan aslan
Video Project: Hanife Ölmez & Nancy Atakan & Ayşegül Akyüz
Project Archive and Communication: Hazal Rüzgar & Hanife Ölmez

Comments Off

68’DEN BİR DURUM! SİTÜASYONİZM

68 Hareketinin “esrarengiz enternasyonal”i Sitüasyonizm TÜYAP Artist 2008 Fuarı’nda!

Varlığını 1957’de hissettirmeye başlayan Sitüasyonist Enternasyonal (SE), ilk yıllar da megolamanyak estetlerle fanatik çapulcular tarafından kurulan, Avrupa’yı bir yönetim altında birleştirmeyi amaçlayan ve solcular tarafından küçümsenip, hiç kimsenin önem vermediği bir grup olarak görülüyordu. Fakat 1966’da o koca Strasbourg Üniversitesi’nin bir grup sitüasyonist sempazitanın önderliğinde öğrenci birliği tarafından işgal edilmesinin (ki bu grup öğrenci birliğine ait fonu sitüasyonist propagandalarını bütün dünyaya yaymak için kullanmışlardı) ve 1968’de Mayıs hareketleri döneminde Cumhurbaşkanı de Gaulle’ün “olumsuz olmaktan zevk alan” birkaç insanı suçladığı, ancak bu birkaç insanın nasıl olup da başkanı olduğu hükümeti dağılmanın eşiğine getirdiğini açıklayamadığı o konuşmasına vesile olan patlamanın ardındaki SE, “Esrarlı Enternasyonal” olarak ün yaptı. Sitüasyonizm, kültürden sanata, oradan mimariye ve kente dönük radikal tezleriyle dikkat çekti.

Karşı Sanat Çalışmaları, 6,45 Yayınları, daralan ve Koridoor işbirliğiyle gerçekleştirilen dökümantasyon sergi, ülkemizde çok tanınmayan bir hareketin temel metinlerini, manifestolarını, kolajlarını ve işlerini sergiliyor. Sergiye aynı zamanda Guy Debord’un “Gösteri Toplumu” filminin Türkçe alt yazılı versiyonu da eşlik edecek.

Comments Off

Bu 1 Situasyonist Sergi Değildir!


Situasyonist Enternasyonel’in oluşumunun üzerinden 50 yılı aşkın zamanın geçmesine rağmen, ne yazık ki ülkemizde bu eylem-sanat hareketine dair ciddi bir tartışma ve bilgi birikimi bulunmamaktadır. Bu da hareket ile ilgili birçok yanlış kanının oluşmasına sebep olmuştur. Ülkemiz sanat-eylem tarihçesinde Situasyonist bir eylem grubu olmamış ve hali hazırda bulunmamaktadır. Bu yüzden Karşı Sanat ve projeyi oluşturan dayanışma grubu çok ciddi bir sorumluluğun altına ya da taşın altına el atmıştır.

Özel olarak bu proje Situasyonist Enternasyonel’e selam durma, ona bugünden bakma ve sağladığı pratik imkanları ele alma çalışmasıdır. Genel olarak yürütülen bütüncül proje Tüyap Kitap Fuarı’ndaki dokümanter sergi ve etkinliklere paralel güncel bir sergi yapma fikrinden ortaya çıkmıştır. Bu yüzden Karşı Sanat Çalışmaları, 6:45 Yayın, daralan ve Haziran ayından beri toplantılara katılan, emek veren tüm proje katılımcılarına teşekkür ederiz.

Sokağın sanatının, güncel sanat piyasasının standart günde “Bu 1 Situasyonist Sergi Degildir” sergi aktivasyonu, sergi aşaması öncesinden başlamak üzere kolektif üretim ve yeni bir tarzda sunum mantığı ile hareket eder.

Şehri sıradan bir yüzey değil bir beden olarak ele alan ve mimari üstünden var olanın sıkı bir eleştirisini yapabilen Murat Akagündüz’ün yapıtları harici tüm yapıtlar kolektif enerji ile hazırlanmıştır. Akagündüz’ün kent peyzajları, muhalif dil için araştırılması gereken psiko-coğrafya notları olması sebebiyle kolektif süreç ile iletişe geçmeye oldukça elverişlidir.

Sürrealist Eylem Türkiye aktivistleri tek tek etkinlik kollektivitesinin parçası oldular ve sokaktaki üretimleri ile ve blogları ile sergi fikrini beslediler. Arjantin ve Uruguay Sürrealist hareketini temsil eden Grupo Surrealista del Rio de la Plata, grubun sözcüsü Juan Carlos Otano’nın hazırladığı bir afiş ile Lautreamont’un doğduğu topraklardan sergiye selam verdiler.

avaMgardist’in sergi bünyesindeki sokak performansları 6 – 7 – 8 Kasım günleri, sabah işe gidiş vaktinde Tünel’den Karaköy’e inen Yüksek Kaldırım caddesi-yokuşu ve çevresinde yapılacaktır. “Dikkat Tiyatro Var” adıyla etkinlikte yer alacak performansın görüntü kayıtlarından oluşturulacak video da daralan’daki sergide gösterilecektir. avaMgardist, Abdullah Uysal’ın hazırladığı kurgu üzerinden, İzmir ve İstanbul’daki katılımcılarının oluşturduğu kolektif süreç ile etkinlik performansını hazırlamıştır.

Projeye davet edilen diğer inisiyatifler ve sanatçılar kişisel yaratıcılıklarını, kolektif tartışma-çalışma pratikleri ile uygulama yeteneğinde olan sanatçılardır. Bu maksatla belirlenen sergi katılımcılarıyla, bir çeşit atölye mantığında 4 aylık bir çalışma yürütülmüştür. Dilimize kazandırılmış az sayıda Situasyonist metni tartışarak başlayan süreç, yeni çeviriler, sergi koordinatörünün ve proje paylaşım grubundan dostların özgün metinlerinin ortaya konup tartışılması ile devam etmişti. Ardından sergi alanında yapılacak bireysel ve kolektif yaratılar, koordinatörün çizdiği özgür alan içinde topluca tartışılmıştır.

Sergi koordinatörü, katılımcıların sergi öncesi sokaklarda kentsel oyunlar oynamaya ve kendi müdahalelerini göstermeye dair şenlikli bir baştan çıkarma stratejisi izlemektedir. Açılış öncesi sergi katılımcılarının yaptıkları sokak işleri sergi blogunda yer verilerek etkinlik olayın ruhuna uygun olarak sokakta başlatılmıştır.

Sonuçta bu sergi mekânının tümü bir kolaj olarak tasarlanmıştır. Sergi, devrimci avant-garde gelenekle ilişkiye giren, hayat ile sanat arasındaki sınırları kaldırma çabasına destek olan bir sergidir.

7 Kasım /16 Kasım 2008

Sergi Açılış: 7 kasım, saat 19:00
Açılış Performansı: Ventochild (19:30 – 20:30 )
Açılış Beden Performançıları: Fikret Güneş, Gökhan Turhan, Selin Elif Karabenli
Mekân: daralan (Lüleci Hendek Caddesi, Hoca Ali Sokak, No:12, Galata – İstanbul)
Sokak Performansı: avaMgardist (7 – 13 Kasım: Tünel – Yüksek Kaldırım – Karaköy)
İstikameti Koordinatör: Rafet Arslan
Proje Paylaşımcıları: Karşı Sanat Çalışmaları, 6:45 Yayın, daralan

Sanatçılar: Murat Akagündüz, Sürrealist Eylem Türkiye, avaMgardist, Bora Başkan, Juan Carlos Otano /Grupo Surrealista del Rio de la Plata, Cins, Taner Tunga, Yavuz Tanyeli, Özgür Korkmazgil, Onston / Can Yeşiloğlu, Rad, Fantom, Meral Sarıoğlu, Hüseyin Uğur, Fikret Güneş, SesVer, Işıl A, Dilana Petrowa, Bob Actor – a.k.a: E.C.A, Gökçen Öcalan, Kerem Kamil Koç, Bay Perşembe

Comments Off

00000000,-10

10 – 27 EKiM 2008

Alt ve üst kültür arasında kalan geniş arazide top koşturmayı alışkanlık edinen Kurye Video Organizasyonu ve Tiptak.com uzun süredir internet üzerinde Webxibition adında sergiler düzenliyorlardı. Birlikte ilk dış alan sergilerini daralan’da 10-27 Ekim 2008 tarihleri arasında, görsel işitsel yaratım platformu Maker Arts’in desteği ile gerçekleştiriyorlar.
Sergide Anıl Duran, Candaş Şişman, Deniz Kader, Denizcan Yüzgül, Emre Can Öziş, Erkan Esenoğlu, Lokman Doğmuş, Mert Kızılay, Onur Şentürk, Zeynep Özkazanç ‘ın resim, fotoğraf, enstalasyon, vidyo, animasyon ve müzik gibi görsel ve işitsel yöntemlerle uygulanmış çalışmalarıyla karşılaşacaksınız.
10 Ekim 2008 günü saat 19.00’da yapılacak açılışta Emre Can Öziş, Erdem Göymen ve Cansun Küçüktürk’ten oluşan electroswazladagel ve Mert Kızılay ın elektro-akustik performansına görsellerde Candaş Şişman ve Deniz Kader eşlik edecekler.

Sergi Pazartesi hariç hergün 12:00-18:00 arası görülebilir.

Kurye Video Organization and Tiptak.com have long been organizing internet exhibitions entitled Webxibition in an effort to challenge the distinction between high and low culture. Their first outside exhibition will take place between October 10-27, 2008 at daralan, an artistic production space open to different disciplines as well as the lack of them, with the support of audiovisual production platform Maker Arts.

The exhibition will present paintings, photographs, installations, videos, animations and music by Anıl Duran, Candaş Şişman, Deniz Kader, Denizcan Yüzgül, Emre Can Öziş, Erkan Esenoğlu, Lokman Doğmuş, Mert Kızılay, Onur Şentürk and Zeynep Özkazanç.

The opening, which will take place at 19:00 on October 10, 2008 will host the electro-acoustic performances of electroswazladagel, composed of Emre Can Öziş, Erdem Göymen and Cansun Küçüktürk, and Mert Kızılay. The visuals of Candaş Şişman and Deniz Kader will accompany the performances.

You can visit the exhibition in weekdays except on Mondays between 12.00 p.m. 6.oo pm

Comments Off

Karalama II. sergisi ‘Uçuş Korkusu’ daralan’da


Kapalı alanda klostrofobi yaşamaktan bunalan lamalar uçmaya karar verdiler. Uçmaya karar veren lamalar kendilerini dehşetengiz bir yolculuğun içinde buldular, nitekim vertigoları tuttu, oksijensiz kaldılar, kimisi ise uzay boşluğuna savruldu, dil çıkaranejderhalar, uçan seccadeler, uçurum bekçileri, karanlık kapılar, tehditkar böcekler…

Bu tekinsiz yolculuğun ardından Karalama, 13 Haziran Cuma akşamı saat 19:19′da Galata Kulesi’nin ardından kendilsine göz kırpan sanat platformu daralan’a acil iniş yapmayı ve tam 21 gün süresince Daralan’da ikamet etmeyi planlıyor.

Karalama 13-06 sefer sayılı uçağının yolcuları; Onur Akıncı, Ece Altunç, Hakan Bakır, Beste Birer, Cem G. Ceylan, Burcu Dayanıklı,Ahmet Arif Eken , Duygu Esentürk, Erkin Gören, Ayşegül İzer, Alperen Kahraman, İbrahim Karaer, Mustafa Karakurt, Merve Morkoç , Deniz Örnek, Neslihan Pala,Ezgi Sandıkçı, Emre Senan, Emine Soydanyavaş, Hüseyin Suna, Umut Südüak, Sevil Tunaboylu, Ömer Emre Yavuz, Ferit Yazıcı ve Küreytır Ceren Aksungur’dur.

Heykel, grafik, resim, enstalasyon, video, fotoğraf, 3d ve uçuş korkusundan yakınanlar bu serginin açılışında kendilerini kaybedebilirler.

Açılış: 13 Haziran Cuma 2008, 19:19

Sergi Pazartesi hariç hergün 12:30-18:30 saatleri arasında görülebilir.

Comments Off

Genişleyen Dar Alan

Küratör
Dilan Gümüş

Sanatçılar:
Ceren Aksungur, Hatıra Akyüz, Harun Antakyalı, Aylin Başaran, Sesil Beatris, Güneş Çınar, Tezcan Kıldıran, Tayyar Özkan, Said, Yaşam Şaşmazer, Ali Trak, Emre Zeytinoğlu

GENİŞLEYEN DAR ALAN

  Hayatta kalmak, mevcudiyetinin devamlılığını sağlamak; her canlının en temel içgüdüsüdür. Canlılardaki bu temel içgüdünün en sistemli uygulayıcısı olan insan, öncelikle kendisi dışındaki, türlerin alanını daraltıyor veya yok ediyor. Kendi soyut ve somut alanını haddinden fazla genişleten insan, toplam alanın sınırları belli ve sabit olduğundan toplum denen yapı içerisinde bu genişlemeyi diğer insanların soyut ve somut alanını daraltıyor olmasına borçludur. Bu, birbirleri ile ilişkili ve birbirlerine bağlı elemanlar kendi içlerinde yer değiştirseler dahi sabit olan gerçeklerden biridir. Daralan-daraltılan, daralmaya devam eden alanların toplamının oluşturduğu yapı, bütününde genişlese de zaten dar olan alanlar ya darlıklarını muhafaza etmeye devam ediyor ya da daha da daralıyor. Bu elemanların oluşturdukları yapının geldiği nokta ise, aldatıcı-yanıltıcı büyüklüğüne rağmen genişleyen bir dar alan oluşudur.

  Fiziki yaşam alanı olan dar bir oda ya da yatay olarak genişlemesinin yanında dikey olarak da genişleyen onlarca milyonluk devasa, dar şehirler, geniş ama adeta yığılmış bir biçimde ve yavaş ilerleyen araçlar ile dolup taşan otoyollar, uzaklıkları ortadan kaldıran kısıtlı bir gerçekliğe sahip ve etki alanı gitgide genişleyen yeni iletişim biçimleri, bedenin tüketen ve tüketilen bir nesne halini alması ve bireylerin kendi doğalarına uygun şekilde yaşamaları gereken arzu veya tutkuyu sunulmuş şablonların sınırları dahilinde yaşıyor olmaları, varoluş amacı insanı doğanın koşullarından korumak olan kıyafetlerin kimlik, statü ve erk göstergesi hatta tahakküm aracı halini alması soyut ve somut alanın daralışının geçit töreninde ön saflarda yer alan göstergeleridir.

  Fiziksel olarak tam görünen, parçalanmış yarım ruhlara sahip bireylerin durumunun forma bürünmüş parçalanmışlığını anıtlaştıran ve yağmur bırakmayan siyah bulutlar şeklinde sakinlerinin üzerine çöken kentteki yapıların duvarlarında beliren grafitti ve stensiller; simülatif hale gelmiş insan yaşantısının devamlılığının teminatı olarak görülen çocukların büyüyüp durumu algılamaları sonucu verdikleri cevaplardan bazıları olarak şahlanmaktalar.

  Mağaralarda barınıp avlanarak yaşamını sürdüren atalarımızdan bu yana biçim dışında değişmeyen anlayışımız çizgi roman karelerinde ayyuka çıkıyor .

  Kimlikleri önceden belirlenmiş, lolipop misali cafcaflı paketler ile sarmalanmış porno ikonları, durumlarına isyan edip tüketilmeyi reddediyorlar. Aşkın ve cinselliğin varoluşu ile başlayan bedenin tarihinin, mülkiyetin tarihi ile değiştirdiği biçim, utançsız cinselliğiyle ayakta duran, mekanı yine kendi yatağı olan fakat dingin bir bekleyiş yerine arsızca bir sertlik ile cinsel kimliklerini sunan tanrıça idolleri sırtlarını dönerek saklanmıyorlar, aksine meydan okuyorlar cinselliğimizin ve bedenlerimizin tarihine.

Savaşların, mermi izleri ile duvarlar üzerine düşülen tarihi, ortasında kalmış çaresiz kızın yüzünde de, aynı yıkıcılıkla kendini belgeliyor devam eden hayatın oynak melodileri eşliğinde.

  Büyüyüp olgunlaşacakları döneme dek, mevcut hayata adapte edilmeye hazırlanan, şartlandırılan, yönlendirilen çocukların karanlık dünyaları, ifadelerinde vücut buluyor.

  Statü, kimlik ve erk göstergesi halini almış olan kıyafetler birbirine karışarak, bugüne kadar verdikleri tüm ipuçlarını yerle bir ediyor.

  Başlangıçta hayatta kalabilmek için doğanın karşısına çıkardığı güçlüklere karşı vermek zorunda olduğu mücadelesinde, şehirler kurarak galip geldiğini düşünen insan, artık hem doğayı hem kendini korumak zorunda, kendi yarattığı bu yapay düşmanı ayakta tutan çarklardan.

  Büyük kent insanlarının isteyerek veya istemeyerek birbirlerine en çok yaklaştıkları, mevcut havayı en çok paylaştıkları alanlar, mobil sıkışmışlık tasarımları halini almış taşıtlar, bu komediye tanıklık ediyor.

  İnsanın, sürekli gözlem altında tutarak kuşatma çabasında ikinci, üçüncü, onuncu gözü kulağı olan kameralar-monitörler yarattıkları baskı ve sundukları kontrol imkanları ile insanlığın hizmetindeler.

  Modern hayatın, insanın soyut ve somut alanını parçalamasına karşın; asimetrik, kuşatan, daraltan, mekana uyum sağlamak yerine rahatsız eden, kısıtlayan konstrüktif yapı kendi karşı devamlılığını mekanın bütününü kuşatarak sürdürüyor.

  Darağacında, giyotinde veya elektrikli sandalyede yaşamı ile vedalaşan idam mahkumları kuşatılmışlıklarına cevaplarını ve son sözlerini denetiminin son anındaki bedenleri ile iletiyor…  

                                                                                                     

Erdinç Gümüş



Comments Off

Widening Narrow Space

Surviving, prolonging presence is the basic instict of all creatures. Human who is the most systematic applier of this instinct belonging to creatures, narrows or destroys those creatures’ space. Since the total space boundaries are definite and constant, human who widens its abstract and concrete area excessively is owes this widening to narrowing other people’s abstract and concrete space within a structure called society. . Although these elements which are related and concerned within each other, they are constant facts. While structure which consists of total narrowing being narrowed, continuing to narrow space, widens entirely, the apaces which are already narrow, whether keeps their narrowness or becomes narrower. Although the point where the sturcuture composed of those elements is illusory or misleading, it is a widening narrow space.

  A narrow room whose phsical living area is narrow or enormous, narrow cities which are composed of tens of millions people that are widening vertically besides horizontal widening, highwys composed of wide but almost stacked and slowly moving vehicles, new communication methods which eliminates distance by means of limited reality, bocoming body of consuming and consumed object, living of individuals according to their nature, living necessary desires and passions according to presented template boundaries becoming clothes as symbol of statute and power whose original existence reason is to protect people against nature are outstanding indicators of narrowing concrete and abstract areas muster parade.

  Grafittis and stencils which are presenting in buildings within city where black clouds are seen which fall over city, do not provide rain and monumentalizes seperateness residents who are in a form of individuals who are seemed to be physically complete but having semi souls, are rearing as answers which are results of children who are considered as simulative human life and quarantee of persistence of life after they grew up.

  Since from our ancestors who are living in caves and earn their living by hunting, our understanding which does not change except form can be seen in funnies frames. Porn icons whose identities are identified before, wrapped by garish packages like lolipops, are revolting their situation and rejecting to be consumed. In the case for the form that property history change position with the history of body which begins with existence of love and sexuality, standing with shameless sexuality, but goddess idols do not hide by turning their back; who present their sexuality with shameless austerity instead of quite waiting in a location in a bed which is their beds, on the contrary they are challenging our sexuality and body history.

  The history of wars which are seen over wall by bullet traces can also be proofed with a girl which stays inthe middle featuring licely melodies of life.

  Dark worlds which were created by children who are tried to be prepared to be adapted to present life, who are conditioned, directed until they grow up and become adults; embodies in their expressions.

  Clothes which become symbols of statute, identity and power blur eiacxh other and raze all given clues down.

  Human who think that they have beaten nature by establishing cities where they have to struggle against difficulties which are provided by nature, now has to protect themseves and nature from machinery crerated by human which helps standing of artificial enemy created by human.

  The areas where big city residents become closer to each other willingly or unwillingly, where they share the present air most, vehicles which had become mobile stucked designess are witnessing this comedy.

  Control opportunities and pressure created by cameras and monitors which are first, second, third tenth ear and eye in the challenge of human’s surrounding by permanent observation are in service for human.

  Although modern life smashes human’s abstarct and concrete area; constructive structure which constrains, disturbs, instead od accomating to location and which is asymmetrical, surrounding and narrowing keeps its its ant persistence by surounding.

  People who are condemned to death in gallows, guillotine and in death chairs and who are saying goodbye to life are giving their answers and last sentences to their being surrounded situaition by their bodies in last moment of supervision…

Erdinç Gümüş

Comments Off