


Amerikan sanatci Michael Ray Charles’in resimleri insanlar hakkinda degil, kendisinin de soyledigi gibi imajlarla ilgilidir. Afrika kokenli Amerikalilarin ustune yapismis negatif kliseleri sorgular. Charles, Amerikan tuketim toplumunun(televizyon sitkomlari,cizgifilimler, veya reklamlar) her aninda rastlayabilecegimiz bu afro amerikan steryotipleri bir siyah olarak resimlerinde yeniden kurguladiginda, toplumu bu basmakalip gorselleri sorgulamaya davet eder. Bu imajlarin aslinda ne kadar yanli oldugunu ve irkci bir tavir takindiklarini gozumuze sokar. Ray Charles, bir cerrah havasiyla eski sorunlu bir imaji alir ondaki kanseri sokup atar ve tipki bir doktor gibi iyilestirmeye, yaralari sarmaya calisir.
“Rachel Is”
Gun icinde zaman ne kadar cabuk geciyor ve biz bu zaman suresince ne kadarini acaba saatlerce bilgisayar karsisinda geciriyoruz? Hicbir kisisel cikar gudmeden internet sayfalarinda, yok twitter yok facebook hadi biraz da blog sayfalari ordan oraya geziniyoruz. Ekonomik geri donusumu olmasa da el emegi goz nuru emek harciyoruz resmen ekran karsisinda. Kendim de bu sanal alemin olgularini islerimde malzeme olarak kullanmaya calisiyorum, bir anlamda bu yasadigimiz kosullari sanatima tasimaya calisiyorum. Ama tabi ki ve ne yazik ki tek degilim!
Fotograflarla Turkiye
1953 Silifke doğumlu Ali Oz, Nokta, Güneş, Milliyet, Cumhuriyet, Aktüel, Tempo, NTV MAG ve Birgünde çalıştı. Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi Basın Yayın Yüksekokulu Radyo Televizyon Bölümü mezunu olup halen serbest fotomuhabirlik yapmaktadır.



Ali Öz’ün her fotografı patlamalı bir duygu yaratır.
Uğultulu fotograflardır bunlar.
Hayatımızın kilit olmuş bir yerini Molotof kokteyli gibi önümüze fırlatır.
Fotograflarından biriyle karşılaştığımız an fiziksel bir değişim yaşamamız bundandır.
Dolaşımımız hızlanır.
Bir ünlem. Bir işaret. bir ipucu. Bir kanıt. Bir çığlık.
Her fotografının ardında görünmez bir ünlem işareti vardır.
Sesli fotograflardır bunlar.
Avaza bağırmayanı bile birilerine seslenir.
Ali Öz’ün fotografları, bütün kaslarıyla gerçek haber fotograflarıdır.
Altına ne yazsanız zayıf kalacağını bilirsiniz. Ancak bir fotograf okuması deneyebilirsiniz.
Her şey, o fotografta vardır.
Bir toplumsal olayı can alıcı ayrıntılarıyla birlikte okuyabilirsiniz onun gözünden.
Kalabalıktırlar bir de. Sesi sever ya, sesini başkalarının sesleriyle birleştirmişlerin yanı başındadır. Kalabalık gördü mü heyecanlanır.
Hızı artar. Kıldan ince kılıçtan keskince olur.
Bir mitingin coşkusu başınızı döndürür. Oradaymış gibi karıncalanırsınız.
Ali Öz’ün kamerası taraflıdır. Tarafını da hiç gizlemez.
Hep görmek istemediklerimizin, unutmak istediklerimizin; görünmezlerin, işitilmezlerin yanından bakar. Şu dünyadan en çok yara almış biz’in kolunun altına gizlenir.
Onların maruz kaldığı dünya eziyetini gösterir
Kimileyin onu bir küfür gibi kurgulayıp yollar dünyanın merkezine.
Ertesi gün ‘büyük acıların küçük hisseli ortakları’ sabaha o küfürle başlar.
Bize kaçamayacağımız, çivi gibi belleğimize mıhlanacak bir an armağan eder.
Dolaysız olarak vicdanımıza görünür.
Onun fotografının sözü, örtmeye, saklamaya, çarpıtmaya çalışan her sözü yalancı kılar.
Hakikatin olabilecek en çıplak resmidir.
Hırçın, gerilimli, nefes nefese bir anın peşindedir.
Onun fotografını kuran gerilim, tarihin kamaşmasıdır.
Kanımca kendisi tarihçinin önde gidenidir.
Düştüğü kayıt, şişman yorumların yanından jilet gibi gelir geçer.
Tarihin o anının gerilimi, uzun bir çağ romanı gibi yakamıza yapışır.
Sanatçının hasıdır elbet.
Hakikatin kendi kurgusunu yansıtmak için sokaklara, meydanlara, hayatla dalaşanların bağrına yatar.
Kanımca kendisi bir çağdaş ozandır.
Karamsardır. Ama şakacıdır da. Mizaha göz kırpar.
Lafı asla dolandırmadan.
Lafın kendi şiirini hiç dondurmadan.
Her fotografının bir afişe, bir kitap kapağına yakışırlığı bundandır.
Güzelliğin ürperttiği adamlardan besbelli.
En acıtan resmin bile çerçevesi güzellikle çatılmış.
Gözlerini tanık olmaya vermiş. Görmeye, görmeye görmeye bakıyor.
Göstermek; en alt katını, en derinde saklısını göstermek için bakıyor.
Her fotografında müziğin yükseldiği anı yakalamış.
Anahtarın döndüğü, hayatın kendisinin bir metafora dönüştüğü, her şeyin ama her şeyin görünür ve anlaşılır olduğu o biricik anlar dizisi, fotografları.
Ali Öz, hayatımızı fotograflamaya devam ediyor!
Gercek ve Hayal Arasinda Cao Fei


Hic tanimadigim, daha onceden ismini bile duymadigim bir sanatciyi internet sayesinde kesfedince cok mutlu oluyorum dogrusu. Yine oyle gunlerden birinde sans eseri yolum art21 diye bir siteye dustu ve bir suru sanatcinin videosuyla karsilastim. Fantasy bolumunde yanilmiyorsam uc sanatci kendi sanati hakkinda konusuyordu ancak en sonunda konusmaya baslayan sanatci Cao Fei’yi daha once hic duymamistim. Daha en bastan kendini ve sanatini anlatim bicimiyle cok ilgimi cekti. Dillere pelesenk olan kuresellesme ve dunyanin akiskanliginda birbirine karisan kulturler, ortaya cikan sanal alemler hatta en basinda Second Life fenomeni gibi konular islerinin temelini olusturuyor. Video yerlestirmeleri ve yeni medya calismalari algi ve gercek arasindaki ilskiyi kesfetmeyi amacliyor.
Marc Chagall, Yasam ve Ask



Sanatla hasir nesir olmayan pek cok kisi icin Chagall ismi muhtemelen Notting Hill filminde bahsi gecen, maviyi cok hos kullanan ve aski animsatan bir ressamdan ote degildir.Oysa kendisi masallarin ressamidir. Mutlu bir kadinla mutlu bir adamin ele ele goge yukseldigi resimlerin yaraticisidir. Sikca keci,yahudi bir kemanci, inek ve bir demet cicek gibi imajlarla karsi karsiya kaldigimiz resimlerinde mavi, mor, kirmizi, yesil tonlari insana oyle bir huzur verir ki saatlerce meditasyon yaparcasina bu resimleri izlemek mumkundur.
Sergiye paralel olarak 5 Aralık 2009, Cumartesi günü de bir sözel etkinlik yapılacak.
Pera Müzesi ve Fransız Kültür Merkezi işbirliği ile gerçekleştirilecek etkinlikte Marc Chagall’ın torunu ve Marc Chagall Komitesi Yardımcı Başkanı Meret Meyer sanatçının sanatı ve yaşamı üzerine bir konferans verecek.”
Sicramalar ve Otesi





G-Mall’daki galeri G.art, 15 ekim-10 kasim tarihleri arasinda genc sanatci Seydi Murat Koc’un Sicramalar ve Otesi adli sergisine ev sahipligi yapiyor. Ici icine sigamayan bu renkli, heyecan dolu figurlerin enerjisini gelin siz de hissedin!
Gazeteyi Elle Cizen Catlak: Serkan Ozkaya


Postmodern sanat, sanat yapitinin ‘biricikliginin’ sorgulanmasina iyi bir zemin hazirlar: Sanatci bir yapiti kendine mal eder, gostergeyi parcalara ayirir, elestirel bir montajla yeniden yazar. Bu ‘mal etme’ durumuna temelluk sanati da denebilir. Ozellikle 1970 sonlari ve 1980 baslarinda bir cok sanatci bu stratejiyi kullanmistir. Ornegin Sherry Levine modern ustalarin eserlerini kendine mal ettigi bir dizi calisma olusturmustur ya da Barbara Kruger, yine bu yontemle cinsel kaliplarla mucadelesinde sanat dunyasi ve populer kulturde ayni sekilde isleyen erkeklik ve kadinlik soylenini sorgulamistir.
Performans Tutkunu Abramovic
Kadin, 19. yuzyila kadar aslinda sanat tarihinde bir temsil nesnesi olarak hep var oldu. Ancak 19. yuzyilla beraber bu biraz degisime ugramaya basliyor. Toplumsal yapi degismese de kadinlar sanat hayatinda aktiflesmeye basliyor, akademilere kabul oluyor. 1960′li yillarla beraber ise, kadin artik sanatin hem nesnesi hem oznesi durumunda. Yapiti kendi bedenleri uzerinden anlatiyorlar. Marina Abramovic de sanatinda kendi bedenini kullanan sanatcilardan. Abramovic feminist sanata yakin dursa da sanatci asil performans sanatcisidir. Islerinde insan bedeninin dayanikliligini sorgular. Performanslarinda, kendini kesmiş, kırbaçlamış, buz kütleleri üzerinde vücudunu dondurmuş, kendini izleyenlerin vücudu üzerinde istediklerini yapabilmesine müsade etmiştir. “Tehlikenin tanımını zorlayan ve kurcalayan sanat benim ilgimi çekiyor ve dahası, izleyenin gözlemi burada ve şimdi olmalı.” diyor. Onun icin sanat, zihinsel ve fiziksel sinirlari zorlayarak aciyi kontrol altina almaktan geciyor.
Okuma Kosesi







Galeri Apel’deki Okuma Kosesi konulu sergiye son gununde yetisebildim.Goremeyenlere ufak bir bilgilendirme: En buyuk esinlenmesini kendi kulturlerinden alan sanatcilar sabun, portakal, hamursuz gibi bircok farkli malzeme kullanarak cagdas kitap yorumlamalari sergiliyorlar. “İnsan neyle yaşar?” temalı 11. İstanbul Bienaline, “kitap insanın en iyi dostu” klişesinden haraketle galeriyi bir “okuma köşesi” ne donusturuyorlar.
Ghada Amer



Nisantasi Dirimart’ ta 25 ekime kadar sergisi devam eden Misirli sanatci Ghada Amer, islerinde feminist bir tavir sergiliyor ve sanatin sadece erkeklerin ozerkliginde olan bir alan olmasi durumuna karsi cikiyor. Islerini, kadinlarin gunluk hayatta karsilastiklari bahcivanlik ve nakis gibi domestik pratikleri tualinde veya dis mekanlarda olusturdugu alanlarda kurgulayarak meydana getiriyor. Amer, islerinde elestirel bir bakis ortaya koysa da bu aktivitenin estetik yonunu hicbir zaman yok saymiyor cunku ona gore saf kritik olan bir sanat, propagandadan oteye gecmemektedir.


